Fedakarlığın adı Anne.

Ebu Nejmüddin

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Siz hiç yüreği yetim kalmış, gözlerinden yavrularının bakışları çalınmış,kucağı bomboş duran, ölmeden daha yavrularının sesini yüreğinde mezar sessizligine bürümüş, koklamaya dahi kıyamadığı ve her ne pahasına olursa olsun yüreğinden söküp atamadığı muhabbet ve sevgilerinin yüzündeki buruk izlerini taşıyan bir anne gördünüzmü. ?

Eşinin o izzetli ve vakarlı duruşunun yanısıra acı ve kederle yüklü yüreğinden çıkan sessiz feryadı görebiliyor du Hamza. Geceleri elleri semada Rabbine duâ ederken göz pınarlarından akan yaşların ve yüreğinde kaynayan, fokurdayan özleminin ince iniltilerini hissedebiliyor ve eşi çok zamanlar onu uyuyor sanmasına rağmen onun gece Rabbine karşı kıyamını duyabiliyordu.

Ey Sevgili!
Eşini diriler kabri zindanda, evlatlarınıda ölüler yurdu olan dünyada bıraktın. Vallahi sen ve senin gibi cilekeş annelerin vakarlı duruşu bizleri zindanda hizaya getirdi.
Allah'a olan teslimiyetiniz nefislerimizi terbiye etmemizde azimet oldu.
Rabbinize tevekkül kokan sözlerinizle birlikte kurduğunuz her cümle
Arş' ı Alá ile birlikte yüreğimizi titretti.
Sabr'u Cemil ile Allah'a olan sebatınız ruhumuzun libası bedenlerimizi sardı.
Aynalarda sizleri değil zayıf ve güçsüz kendimizi izledik.
Sabrın ve tevekkül ün en zirvesini sizin gözleinizde hissettik.

Şüphesiz ki tüm bu güzel hasletleri Hamza eşi Ümmü Amr'ın üzerinde görebiliyodu ve biliyorduki o ve onun gibi benzer sıkıntılara düçar olan birçok müslüman annelerdede aynı hasletler vardı . Hepsinin simasında İslamın güzelliginden yansıyan nurların ortak parıltısı vardı.Dünyanın bir bölgesinde savaş var iken diğer bölgesinde müslümanların müreffeh bir yaşam sürdürmesi elbette beklenemezdi.
Bir tarafta acil kapılarında çocuklarını kucaklarında hastaneye yetiştirmeye çalışıp en ufak bir rahatsızlığında aglamalarına kıyamadığımız çocuklar, diğer tarafta bombaların harab ettiği evlerin taş yığınları arasından yavrusunun cansız bedenini kucaklayarak feryat eden anne ve babalar...

Dünyanın neresinde olursa olsun her annenin çocuklarına hassasiyeti aynıdır, eğer fıtratını bozup aşağılık bir hale dönüşmemişse.Ölümle ve birçok nedenler ile dünyada uzun süren bu ayrılıklar kimi zaman Yakub'un Yusuf'una kavuşması gibi son bulmuş kimi zamanda Nuh'un çocuğunun imansız ölmesi gibi bir ayrılıkla sonlanmışdı. Müslümana iki kaderden biri vardır. Ya dünyada ve ahirette iyilerle buluşma ve izzet, yada hem bu dünyada hem ahirette ebedi ayrılık ve zillet.
Bir üçüncüsü olursa bu Allah subhanehu ve teâlâ'ya isyan olurduki bu imtihanda yani ayrılık imtihanda sabedemeyenlerin sınıfta kaldığı ahiret hayatının sonunun nisyani olurdu. Her insan muhakkak en sevdiklerinden bu dünyada ölümle birlikte ayrılacak degilmiydi zaten?
Önemli olan başımıza gelen her bir sıkıntıda bir diğerlerininde sıkıntılarını düşünmek başka başka yerlerde başkalarının acılarınıda hissedip sabır noktasında acıları hafifletmektir.

"Ve bilinki mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir fitne (imtihan) dır. Büyük mükafat ise ancak Allah katındadır. " Enfal/28

"Ey iman edenler! Şüphesiz ki eşlerinizden ve cocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. O hâlde onlardan sakının! Eğer af eder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, artık Şüphesiz ki Allah , gafur (çok bağışlayan) Rahim (çok merhamet eden) dır. " Teğabun/14

Allah subhanehu ve teâlâ yeryüzünde insanı fıtri ihtiyaca binaen sevme, sevilme, bağlanma,
sevinç, korku, hüzün, keder ve buna benzer bir sürü duygularla var etmiştir. Ve bu duygular içerisinde şartlar ne olursa olsun kalp, ruh, akıl ve düşünce yönünden ise insanlar arasındaki sevgide birbirlerine göstermiş oldukları teveccühlerin en büyüğünün ise kendisine bir çok âyeti kerimesinde defaatle vurgulamış ve sevgide aşırı gidilmemesi hususunda tehdit etmiştir.

"İnsanlardan öyleside vardır ki, Allah'ı bırakıp bir takım putları ilah edinir, onları Allah'ı sever gibi severler. Fakat iman edenler Allah'a olan sevgileri cihetiyle daha kuvvetlidir. Eğer nefislerine zulmedenler azabı görecekleri zaman şüphesiz kuvvetin tamamen Allah'a ait olduğunu ve gerçekten Allah'ın pek şiddetli azab sahibi olduğunu (dünyada) görüp bilselerdi. (Putları ilah edinmezlerdi)" Bakara/165

Hamza eşi nin Allah subhanehu ve teâlâ'ya karşı olan teveccühüne, sabrına, tevekkülüne hayrandı. Nasıl hayran olmasın ki?
'O Ekrem ve Kerim olan Allah subhanehu ve teâlâ tarafından Hamza'nın kendisine ikram edilmiş bir hediyeydi. Onunla gurur duyuyor ve her yerde onun mahremiyetine dikkat ederek onu övgü ile yâd ediyordu. Hamza kendisi gibi eşi nin de Allah yolunda türlü meşakkatler çektigine onun ağzıyla şahit oluyor ve bir çok kişinin kaldırmayacağı işleri göğüslediğini din'inde gösterdiği sebat ve kararlılıktan anlıyordu ve biliyorduki.

"Allahın veli kullarına hiçbir korku yoktur ve onlar mahzunda olmayacaklardır. " Yunus/62

Ebu Nejmuddin 9 Eylül 2018 Çarşamba
Silivri 4.nolu k.c.i.k
 

Ekli dosyalar

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt