FELSEFE TAHTINDAN İNİYOR (Eş`ari - Gazzali - İbni Teymiyye)

KavlulFasl

Yeni Üye
Üye
FELSEFE TAHTINDAN İNİYOR (Eş`ari - Gazzali - İbni Teymiyye)

Felsefenin müslüman toplumdaki yıkım ve bozgununa ilk sistemli tepki Eş`ari`den gelir.
Onun, felsefe karşısında felsefenin metodlarını kullanarak İslamı savunması bir ölçüde başarılı olur.[1]

Ancak ondan sonra da felsefenin müslümanlar arasındaki olumsuzlukları devam eder. Filozoflar bu sefer karşılarında en az kendileri kadar felsefeden haberdar bir İslam taraftarı bulurlar. Bu Gazzali`dir. Filozofları Dehriyun (Materyalist), Tebiyun (Naturalist), ve İlahiyun (Metafizikçiler) olmak üzere üçe ayıran Gazzali, onlar içerisinde en mükemmel filozof olarak Farabi ve İbn-i Sina`yı gösterir.

Çünkü onlar, öncekilerin felsefesini aslına sadık kalarak nakletmişlerdir. Gazzali`ye göre hakka kısmen yakın olanlar bulunsa bile, filozoflara “Küfür ve ilhad damgasını vurmak gerekir.”[2] Bu, özellikle Farabi ve Ibn Sina için gereklidir. Çünkü onlar yirmi konuda İslam`a muhalif olmuşlar, bunlardan üç konuyla küfre girmişler onyedisiyle de bid`ata sapmışlardır.[3]

Gazzali`ye göre Farabi ve İbn Sina`nın küfre girmesine neden olan fikirleri şunlardır:

1- Kainatın ezeli olduğunu iddia etmeleri,
2- Ölümden sonra cismani dirilişi inkar etmeleri,
3- Allah`ın cüz`iyatı bilmediğini söylemeleri.[4]

Zamanında sözlü eleştirileri kadar, yazdığı kitaplarıyla da felsefeye büyük darbe indiren Gazzali, özellikle Tehafüt el-Felasife isimli kitabıyla felsefeyi tahtından indirir. Onun değerli çalışmalarıyla yaklaşık dört asır süren felsefe saltanatı sona erer.
Onun başarısındaki en büyük avantajı, İslam`ı bilmesinin yanısıra felsefeyi de çok iyi tanımasından kaynaklanır. Felsefeyi çok iyi öğrenmiş, sonra onu eleştirmiştir.

Halbuki ondan önceki İslam alimleri sadece İslamı bilmekle beraber felsefe hakkında geniş bilgiye sahip değillerdi. Bu ise felsefe karşısındaki başarılarını engelliyor ve felsefeye daha çok güç kazandırıyordu. Gazzali ise her iki bilgiyi de kendisinde toplama başarısını göstermiş bu nedenle felsefe eleştirileri tutarlı olmuştur.[5]

Ancak onun başarısında harici başka unsurların bulunduğuda gözardı edilemez. Bunların içinde en önemlisi, müslüman toplumdaki düşünce canlılığının kaybolması, felsefenin başta Eş`ari olmak üzere birçok kelamcı tarafından yapılan eleştirilerle büyük yaralar almış olmasıdır. Zaten Gazzali`den sonra felsefenin tamamıyla yok olduğuda düşünülemez.
Şüphesiz onun eleştirileriyle yere serilen felsefe, bir daha kendini toparlayamamıştır.
Fakat istisna olarak İbni Rüşd`de tekrar canlı şekilde ortaya çıkmışsada, varlığını genel olarak bazı değişiklerle özellikle kelam ve tasavvufun bünyesinde devam ettirmiştir.[6]

Başta İbni Arabi olmak üzere halefleri olan Sadreddin Konevi ve Celaleddin Rumi`de felsefe unsurlarının etkin olduğu tasavvuf düşüncesi açığa çıkar.[7]

Felsefenin, kelamın bünyesinde varlığını devam ettirmesini büyük oranda, kelamcı olduğu kadar felsefeci de olan Fahreddin Razi`ye borçludur. Felsefenin düşmanı görünümüne sahip olmasına rağmen, gerçekte felsefeyi, kelam sisteminde olduğu gibi kullanan Razi, görünüşte felsefe düşmanlığı altındaki felsefe sevgisini, Suhreverdi`nin “ Telvihat”ı kendisine sunulduğunda onu öperek, hayranlık gözyaşları dökmesiyle belli eder.[8]

Kelam ile felsefeyi mükemmel şekilde kaynaştırarak iki öz kardeşin beraberliğini sağlayan Razi, bu eklektik yapının, kelam ismi altında kendinden sonra devamını da sağlamıştı.[9]
Özellikle tefsirinde bu elektik yapıyı görmek daha kolaydır. “el- Muhassal”ı ise bunun en canlı örneği ve tanığıdır.

Felsefeye getirdiği eleştiri ve onun karşısında Vahiy islamı`nı ikame çalışmalarında İbni Teymiye`yi anmamak haksızlık olur. O Gazzali`nin başardığı işi bir ileri safhaya götürür ve Gazzali`nin daha çok felsefeyi felsefeyle vurma taktiğine karşılık, İslam`ın ağılıkta olduğu bir eleştiri getirir ve felsefe eleştirileri karşısında İslam`ın esaslarını gösterip, onları tamamıyla açığa çıkarır.[10]

Sonuç olarak bilgi ve ihtisas düzeyinde olmak üzere felsefe bütün güç ve özelliklerini kaybetme tehlikesi yaşayınca kelam ve tasavvuf örtüsüne bürünür ve kendini bu örtüler altında halka kabul ettirme imkanı bulmuş olur. Yeri geldikçe, fırsat buldukcainsanların inanç ve fikirlerini İslam dışı noktalara çekmeye devam eder. Bunun açık ifadesi, sayfalardır birçok filozofların bütün bu islam karşıtı özelliklerine rağmen, geleneksel islam`da takdirle karşılanmaları ve birer İslam Filozofu olarak tanınmalarıdır. Onlar yaptıkları bazı bilimsel çalışmalardaki başarılarıyla bu ünvanlarını devam ettirmektedirler.

Halbuki Seyyid Kutub`un haklı olarak ifade ettiği gibi her türlü vahiy dışı unsuru bünyesinde barındıran ve bu haliyle kurtuluşu(!) simgeleyen Kültür İslam`ında kurtulup, Vahiy İslam`ına ulaşabilmek için yapılacak şeylerden birisi, hatta en önemlisi “İslam felsefesi”ni dışlamaktır. Seyyid Kutup, konuyla ilgili olarak şunları söyler ve bunlara katılmamak mümkün değildir: “Kesinlikle şuna inanıyorum ki, “İslam düşüncesi”ni bu bozulma ve sapıklıklardan , bu yanlışlık ve hurafelerden kurtarmak ancak “İslam Felsefesi”ni söküp atmakla mümkündür”.[11]

KAYNAKLAR

[1] İslamı Tetkikler-108 (W.Montgomery Watt-İslam felsefesi ve kelamı-)Çevir. Süleyman Ateş AUİF Yy.Ank.1968 Bammat,212-Haydar Bammat (Islamin manevi ve kültürel degerleri) Çığır Çığır Yy.İst.1977


[2] Delalet 48, 50 (El- Gazzali,Delaletten Hidayete, Çev: Doç. Dr.Ahmet Suphi Furat, Şamil Yy. İst.Tarihsiz
Ayrıca bkz.Tehafut (Gazzali-Tehafüt el-Felasife (Filozofların tutarsızlığı) Çev: Bekir Karlığa, Çagrı Yy.1981


[3] Delalet, 55 ; Tehafüt 17-22

[4] Tehafüt`ün ilgili bölümlerine bakılabilir

[5] -Kozmoloji 35, Seyyid Hüseyin Nasr, İslam Kozmoloji öğretilerine giriş, Çev: Nazife Şişman, Insan Yy.1985
-Serdar 51, Ziyaeddin Serdar, Islam Medeniyetinin Geleceği, Çev: Deniz Aydın, Insan Yy.1986
-İslamı Tetkikler 108
-Ihya Hareketleri 80,83 Mevdudi, Islamda ihya Hareketleri, Çev: A.Ali Genç, Pinar Yy.1986

[6] -İslam 152, Prof.Dr.Fazlur Rahman , İslam, Çev: Doç. Dr. Mehmet Dağ-Doç.Dr. Mehmet Aydın, Selcuk Yy. 1981
- İslamı Tetkikler-84
-Üç Müslüman, 93, Seyyid Hüseyin Nasr, Üç Müslüman Bilge,Çev: Ali Ünal, İnsan Yy. 1985

[7] -Güngör 89, Prof. Dr. Erol Güngör, İslam Tasavvufunun Meseleleri, Ötüken Yy. 1982
- Futuhat 2/A -2(N.Keklik notu), Ibnul Arabi, el-Futuhat el-Mekkiye, Yay. Hz; Prof. Dr.Nihat Keklik, İÜEF Yy. İst. 1974, 1980

[8] -Üç Müslüman, 69 , -İslam 152


[9]- Düsünce 105, S. Hüseyin Nasr, İslamda düşünce ve hayat, Çev: Fatih Tatlıoğlu, İnsan Yy. 1988
- İslamı Tetkikler 143,
- Fahri 254, Prof. Dr. Macit Fahri,İslam Felsefesi tarihi, Çev: Kasım Turhan, İklim Yy. 1987


[10] - İslamı Tetkikler 143, - Ihya Hareketleri 93,94 – Çubukçu 143, Prof. Dr. Ibrahim Ağah Çubukçu, İslam Düşüncesi Hakkında Araştırmalar, AÜIF Yy. Ankara 1972

[11] Islam Düşüncesi 1/17 Seyyid Kutup, Islam Düşncesi, Çev: Hamid Şükrü, M.Çelen,R.Tosun, Dünya Yy. 1986
 

cnkr

Yeni Üye
Üye
Ben üniversitede felsefe ağırlıklı eğitim gördüm. Gazali gibi alim biri olmasam da sonrasında olanlarla ilgili de ondan fazla kaynağa erişme imkanım oldu. Geçmişe dönüp bakınca felsefenin soru sorma aktivitesi gibi görünse de felsefe bu soru sorma işinde bizi aldatıyor gibi de geldi, sadece soruları değil cevapları da öğrettikleri için pek çok ayeti insan bilmeden inkar etmek zorunda kalıyor. Anglo Sakson ve Kıta Avrupası felsefesi böyle de islam felsefesi farklı mı derseniz o konu da çok muallak. Türkiye'de felsefe, Yahudilerin sunduğu tahrif edilmiş Hristiyanlık ve Antik Yunanı yorumlamak desek yalan olmaz. Öncelikle bilinçsizce söylediğim ve savunduğum sözlerden ve fikirlerden Allah'a sığınırım...

Bir kaç örnek vereyim; Okula başlarsınız ve bir süre sonra şöyle bir soru gelir, felsefe nedir, bilgi nedir vs vs... Bir süre sonra Felsefe tarihi devreye girdi ve bir soru ortaya çıktı:

-Evrenin ana maddesi nedir? Evrenin ana maddesi ne demek önce onu anlayalım ama yok sen düşündüğünü söyle, Okul ve sınav döneminde buna ateş, su, toprak, madde, ruh, bilgi vs vs sürü cevap veririz... Evrenin ana maddesi sorusu saçma oluyor, anlaşılmıyor kelime oyunu çok fazla sonrasında ilk sebep neydi diyorlar. Şimdi sınav kağıdına Allah bilinmek istedi yazınca olmuyor buna ister istemez Hristiyanlık,Yahudilik,Hinduizm, Antik Yunan kısaca küfür penceresinden yaklaşmak gerekiyor başka türlü o okul bitmez! Madde yoktur, maddeyi ben algılarsam vardır, maddeyi sürekli algılayan bir varlık yoksa varolamaz diyeni de var.. Maddeyi bulduk diyelim idealar dünyası diye bir şey var bu idealar nedşr derseniz yüzlerce şey söylenir ama islamiyet ile alakalı tek yaklaşım bu konuya dahil edilmez, ahiret midir dersen o konu bilinemez derler. İdealar dünyası dersen ballandıra ballandıra ciltler dolusu kitap çıkar.

-Maddeden sonra bilgi nedir, doğru nedir, doğru bilgi var mıdır, hakikat nedir, hakikat var mıdır gibi sorulara giriyoruz ister istemez hakikat gibi bir şey olamayacağına inanıp evrensel ahlak kuralı var mıdır diye bir soru soruyoruz. Soruyu soran cevabını da öğrettiği için yok diyoruz. Ahlak kuralından kasıt sokağa tükürmemek değil yine bir kelime oyunu var. Bunun altında yatanları ortaya çıkartırsanız sosyal hayatta Hristiyan kilisesi ve uygulamaları(dini) evrensel olabilir mi haliyle adamlar kiliseyi yıktı o zaman yoktur diyeceğiz. Düşünmeden söylenen sözler burada da devreye giriyor bir müslüman olarak islam ahlakının da evrensel olamayacağını peşinen savunmuş oluyoruz.

Bir düzen vardı yıktık bunu yeniden kurabiliriz. Kim kuracak? Ölçüp biçemediğimiz din kuralları ve iddia edilen o tanrı mı? Bu noktada devreye aklı alıyoruz, insan kendi kendine yeter diyoruz başlıyoruz uydurmaya. İnsanlık kendini yönetecek evrensel kuralları bulabilir e hani evrensel kural yoktu? Metafizik reddedilmeliydi ama metafiziği reddeden başka bir metafizik ortaya çıktı.

Dünyayı sömüren, soykırım yapan, hevesi uğruna atom bombası atabilen insanın gözüyle demiyoruz bilim ve teknikte ileri olan insanın sosyal adaleti de ileridir diyoruz. Batı Dünyası batan bir gemiden belki daha hızlı belki daha yavaş batan başka bir gemiye atlarken ne yazık ki biz de bu akıma kapıldık. Bizim sorunumuz teknik bilim anlamındaydı sosyal bilim konusunda devraldığımız, reddettiğimiz veya unuttuğumuz İslam geleneğinde ne sıkıntı vardı ben de merak ediyorum. Tarih ve yer veremesem de bizim atalarımız da teknik anlamda ilerlemek için Batı'nın sahip olduğu değerleri benimsemeye talip oldu. Bilerek ya da bilmeyerek bu yanlışa düştüler. İlimsiz bilgi bizi buraya getirdi.
 

Alketa

Kim var imiş biz burada yoğ iken.
Üye
Ben üniversitede felsefe ağırlıklı eğitim gördüm. Gazali gibi alim biri olmasam da sonrasında olanlarla ilgili de ondan fazla kaynağa erişme imkanım oldu. Geçmişe dönüp bakınca felsefenin soru sorma aktivitesi gibi görünse de felsefe bu soru sorma işinde bizi aldatıyor gibi de geldi, sadece soruları değil cevapları da öğrettikleri için pek çok ayeti insan bilmeden inkar etmek zorunda kalıyor. Anglo Sakson ve Kıta Avrupası felsefesi böyle de islam felsefesi farklı mı derseniz o konu da çok muallak. Türkiye'de felsefe, Yahudilerin sunduğu tahrif edilmiş Hristiyanlık ve Antik Yunanı yorumlamak desek yalan olmaz. Öncelikle bilinçsizce söylediğim ve savunduğum sözlerden ve fikirlerden Allah'a sığınırım...

Bir kaç örnek vereyim; Okula başlarsınız ve bir süre sonra şöyle bir soru gelir, felsefe nedir, bilgi nedir vs vs... Bir süre sonra Felsefe tarihi devreye girdi ve bir soru ortaya çıktı:

-Evrenin ana maddesi nedir? Evrenin ana maddesi ne demek önce onu anlayalım ama yok sen düşündüğünü söyle, Okul ve sınav döneminde buna ateş, su, toprak, madde, ruh, bilgi vs vs sürü cevap veririz... Evrenin ana maddesi sorusu saçma oluyor, anlaşılmıyor kelime oyunu çok fazla sonrasında ilk sebep neydi diyorlar. Şimdi sınav kağıdına Allah bilinmek istedi yazınca olmuyor buna ister istemez Hristiyanlık,Yahudilik,Hinduizm, Antik Yunan kısaca küfür penceresinden yaklaşmak gerekiyor başka türlü o okul bitmez! Madde yoktur, maddeyi ben algılarsam vardır, maddeyi sürekli algılayan bir varlık yoksa varolamaz diyeni de var.. Maddeyi bulduk diyelim idealar dünyası diye bir şey var bu idealar nedşr derseniz yüzlerce şey söylenir ama islamiyet ile alakalı tek yaklaşım bu konuya dahil edilmez, ahiret midir dersen o konu bilinemez derler. İdealar dünyası dersen ballandıra ballandıra ciltler dolusu kitap çıkar.

-Maddeden sonra bilgi nedir, doğru nedir, doğru bilgi var mıdır, hakikat nedir, hakikat var mıdır gibi sorulara giriyoruz ister istemez hakikat gibi bir şey olamayacağına inanıp evrensel ahlak kuralı var mıdır diye bir soru soruyoruz. Soruyu soran cevabını da öğrettiği için yok diyoruz. Ahlak kuralından kasıt sokağa tükürmemek değil yine bir kelime oyunu var. Bunun altında yatanları ortaya çıkartırsanız sosyal hayatta Hristiyan kilisesi ve uygulamaları(dini) evrensel olabilir mi haliyle adamlar kiliseyi yıktı o zaman yoktur diyeceğiz. Düşünmeden söylenen sözler burada da devreye giriyor bir müslüman olarak islam ahlakının da evrensel olamayacağını peşinen savunmuş oluyoruz.

Bir düzen vardı yıktık bunu yeniden kurabiliriz. Kim kuracak? Ölçüp biçemediğimiz din kuralları ve iddia edilen o tanrı mı? Bu noktada devreye aklı alıyoruz, insan kendi kendine yeter diyoruz başlıyoruz uydurmaya. İnsanlık kendini yönetecek evrensel kuralları bulabilir e hani evrensel kural yoktu? Metafizik reddedilmeliydi ama metafiziği reddeden başka bir metafizik ortaya çıktı.

Dünyayı sömüren, soykırım yapan, hevesi uğruna atom bombası atabilen insanın gözüyle demiyoruz bilim ve teknikte ileri olan insanın sosyal adaleti de ileridir diyoruz. Batı Dünyası batan bir gemiden belki daha hızlı belki daha yavaş batan başka bir gemiye atlarken ne yazık ki biz de bu akıma kapıldık. Bizim sorunumuz teknik bilim anlamındaydı sosyal bilim konusunda devraldığımız, reddettiğimiz veya unuttuğumuz İslam geleneğinde ne sıkıntı vardı ben de merak ediyorum. Tarih ve yer veremesem de bizim atalarımız da teknik anlamda ilerlemek için Batı'nın sahip olduğu değerleri benimsemeye talip oldu. Bilerek ya da bilmeyerek bu yanlışa düştüler. İlimsiz bilgi bizi buraya getirdi.
Felsefe dediğimiz şey
Çatal bıçakla nasil yemek yeneceğini gösterir.
Bu.
 

Coolumsu

Aktif Üye
Üye
Felsefe iyi yönde kullanılırsa çok faydalıdır.
 

Benzer konular

Üst Alt