Belki de şimdi şöyle sorabilirsin: Müşrik veya inkârcının sürüklene sürüklene islâm'a taşınmasında hangi hikmet vardır? 20. yüzyıl insanının kafasının böyle bir uygulamayı anlaması nasıl mümkün labilir?
Cevap: Biz de şunu sormak istiyoruz: Yönetici ve yönetilen olarak, sahip olduğu gerçek özgürlük ve çoğu bireylerin başkalarıyla ilişkilerinde istifade ettigi eşitlik gerçeğine rağmen, tek bir bireyin, devletin nizamına ve felsefesine boyun eğmesi için bu kadar yüklenilmesindeki hikmet nedir?
İnsan, yer yüzeyinde Allah'ın devletini ve hükmünü icra etmek için yaratıldı. Yaratılışının hikmeti budur ve Allah'ın: "Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dediği zaman..." [Bakara, 30] sözündeki halifelikten kastedilen anlam da budur. Bu devletin felsefesi, tek olan Allah'a kulluk gerçeği üzerine ve düzeni de egemenliğin yalnızca Allah'a özgü olduğuna boyun eğmesi üzerine kuruludur. Çünkü hem insanın hem de her şeyin tek sahibi Allah'tır ve yer ile göğü ayakta tutan da yalnızca O'dur.
Peki, Allah'ın kullarının yönettiği bir devletin, emri altındakileri, kendilerinin uygun gördükleri yönetim biçimine, ilkelere ve kararlara uymaya zorlama hakkının tanınması nasıl düşünülebiliyor da, bütün bunların yaratıcısı olan Allah'ın, onları Kendi gücüne boyun eğdirme ve her türlü inanç ve dini bıraktırıp O'nun dinine yönelmelerini isteme hakkı nasıl olmuyor?
Allah'ın yeryüzünde emir ve hükümlerini uygulamadan sorumlu halifesi, insan olduğuna göre, Allah'ın egemenliğine ve kararına boyun eğdirmek, insan türünden başkasının aracılığıyla gerçekleşir mi? Çünkü Allah'ın dinine giren, İslâmi yönetim ve toplumu kurma uğrunda, canı ve malı harcamak için Allah'a söz veren, yine bunları kurması amacıyla yaratılan insan türüdür. Bunu kavradıktan sonra,
20. yüzyılda bunu anlamayı ve hazmetmeyi istemeyen kimselerin var olması, önemli değildir. Mademki ideolojik savaşı sürdürenler, İslâmî bilinci uyutucu ve uyuşturucu iğnelerle dumura uğratmak için ortalığı karıştırıyorlar, öyleyse, bir yerlerde bu tür insanların var olması gayet doğaldır. Aynı şekilde bu insanlar, insanlığa kumpas hazırladıkları gibi insanlığın özgürlüğüne de düşkün değildirler.
Keşke, benliklerini ve halklarını aldatıp duran şu insanlara göre, özgürlüğün herhangi bir değeri bulunsaydı! Zira onlar hem kendilerine hem de halklarına, Islâm'ı hep düzmece ve ürkütücü şekilde tanıtıyor; müslümanları da hâlâ kırsal kesimlerde deve sürüleriyle yaşamayı sürdüren budala insanlar olarak tasvir ediyorlar. Bununla amaçlanan şudur:
Muhataplarını düşünsel ufuklarının Islam'a ulaşmasını engellemek ve onlardaki araştırma hırsını horlanan örümcek ağları içine tutsaklaştırmak; İslâm'ın hakikatini tanımalarını ve ona inanmalarını engellemek; azgın devletlerini ve kirli düzenlerinin en aşağılık olanını insanlığa dayatmaktır.
Bundan önce, her alanda ve mekânda barışçıl davetin, hikmet, tartışma ve iyi öğütle uzun süre uygulanması gereken bir iş olduğunu kaçırmaman gerekir. Müslümanlar bu davetin işlevini gerçeğiyle uyguladıklarında, Islâm'ın fıtrat dini olduğuna dair, senin de kesin bilgin artar ve hangi halktan olursa olsunlar insanlar da, bu dinde aradıklarını bulacaklardır. Bu aramadan geri kalmayı, sadece ona kin güdenler sürdüreceklerdir. Bu da onların Islâm ve davetçilerine karşı benliklerindeki gizli düşmanlığa dair en büyük kanıttır.
Yine bahsettiğimiz zorlamanın, sadece inkârcı, müşrik, putperest ve onlarla birlikte olanlara özel bir işlem olduğunu da kaçırmaman gerekir. Kitap Ehli ise, bildiğin gibi İslâm toplumu düzenine boyun eğmekten başka bir şeyle sorumlu kılınamaz. Allah'a olan imanları hesaba katılarak, Kitap Ehli'ni doğru yolun farkına vardıracak ve onları inancın rotasına taşıyacak etkenler şunlardır: Müslümanlarla olan bire bir temasları, Islâmî toplum düzenine dair tanıklıkları.
Resulullah' ın kral ve devlet başkanlarına mektup göndermesinde birçok delil ve hüküm vardır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz:
1- Resulullah'ın çağrısı, belirli bir halka değil, bütün insanlığadır. Onun risaleti, bütün insanlığı kuşatmaktadır. Belli bir ırka yada topluluga mahsus degildir. Bu yüzden Resulullah (s), çağrısını, yeryüzünün tüm yönetici ve krallarına duyurmaya yönelmiştir.
Enes'in rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber , Kisra, Kayser, Necaşi ve benzeri her krala mektup yazarak, onları Allah a çagırmıştır.
Fıhkussiyre, 330-33 syf.
Ramazan el-buti
Cevap: Biz de şunu sormak istiyoruz: Yönetici ve yönetilen olarak, sahip olduğu gerçek özgürlük ve çoğu bireylerin başkalarıyla ilişkilerinde istifade ettigi eşitlik gerçeğine rağmen, tek bir bireyin, devletin nizamına ve felsefesine boyun eğmesi için bu kadar yüklenilmesindeki hikmet nedir?
İnsan, yer yüzeyinde Allah'ın devletini ve hükmünü icra etmek için yaratıldı. Yaratılışının hikmeti budur ve Allah'ın: "Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dediği zaman..." [Bakara, 30] sözündeki halifelikten kastedilen anlam da budur. Bu devletin felsefesi, tek olan Allah'a kulluk gerçeği üzerine ve düzeni de egemenliğin yalnızca Allah'a özgü olduğuna boyun eğmesi üzerine kuruludur. Çünkü hem insanın hem de her şeyin tek sahibi Allah'tır ve yer ile göğü ayakta tutan da yalnızca O'dur.
Peki, Allah'ın kullarının yönettiği bir devletin, emri altındakileri, kendilerinin uygun gördükleri yönetim biçimine, ilkelere ve kararlara uymaya zorlama hakkının tanınması nasıl düşünülebiliyor da, bütün bunların yaratıcısı olan Allah'ın, onları Kendi gücüne boyun eğdirme ve her türlü inanç ve dini bıraktırıp O'nun dinine yönelmelerini isteme hakkı nasıl olmuyor?
Allah'ın yeryüzünde emir ve hükümlerini uygulamadan sorumlu halifesi, insan olduğuna göre, Allah'ın egemenliğine ve kararına boyun eğdirmek, insan türünden başkasının aracılığıyla gerçekleşir mi? Çünkü Allah'ın dinine giren, İslâmi yönetim ve toplumu kurma uğrunda, canı ve malı harcamak için Allah'a söz veren, yine bunları kurması amacıyla yaratılan insan türüdür. Bunu kavradıktan sonra,
20. yüzyılda bunu anlamayı ve hazmetmeyi istemeyen kimselerin var olması, önemli değildir. Mademki ideolojik savaşı sürdürenler, İslâmî bilinci uyutucu ve uyuşturucu iğnelerle dumura uğratmak için ortalığı karıştırıyorlar, öyleyse, bir yerlerde bu tür insanların var olması gayet doğaldır. Aynı şekilde bu insanlar, insanlığa kumpas hazırladıkları gibi insanlığın özgürlüğüne de düşkün değildirler.
Keşke, benliklerini ve halklarını aldatıp duran şu insanlara göre, özgürlüğün herhangi bir değeri bulunsaydı! Zira onlar hem kendilerine hem de halklarına, Islâm'ı hep düzmece ve ürkütücü şekilde tanıtıyor; müslümanları da hâlâ kırsal kesimlerde deve sürüleriyle yaşamayı sürdüren budala insanlar olarak tasvir ediyorlar. Bununla amaçlanan şudur:
Muhataplarını düşünsel ufuklarının Islam'a ulaşmasını engellemek ve onlardaki araştırma hırsını horlanan örümcek ağları içine tutsaklaştırmak; İslâm'ın hakikatini tanımalarını ve ona inanmalarını engellemek; azgın devletlerini ve kirli düzenlerinin en aşağılık olanını insanlığa dayatmaktır.
Bundan önce, her alanda ve mekânda barışçıl davetin, hikmet, tartışma ve iyi öğütle uzun süre uygulanması gereken bir iş olduğunu kaçırmaman gerekir. Müslümanlar bu davetin işlevini gerçeğiyle uyguladıklarında, Islâm'ın fıtrat dini olduğuna dair, senin de kesin bilgin artar ve hangi halktan olursa olsunlar insanlar da, bu dinde aradıklarını bulacaklardır. Bu aramadan geri kalmayı, sadece ona kin güdenler sürdüreceklerdir. Bu da onların Islâm ve davetçilerine karşı benliklerindeki gizli düşmanlığa dair en büyük kanıttır.
Yine bahsettiğimiz zorlamanın, sadece inkârcı, müşrik, putperest ve onlarla birlikte olanlara özel bir işlem olduğunu da kaçırmaman gerekir. Kitap Ehli ise, bildiğin gibi İslâm toplumu düzenine boyun eğmekten başka bir şeyle sorumlu kılınamaz. Allah'a olan imanları hesaba katılarak, Kitap Ehli'ni doğru yolun farkına vardıracak ve onları inancın rotasına taşıyacak etkenler şunlardır: Müslümanlarla olan bire bir temasları, Islâmî toplum düzenine dair tanıklıkları.
Resulullah' ın kral ve devlet başkanlarına mektup göndermesinde birçok delil ve hüküm vardır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz:
1- Resulullah'ın çağrısı, belirli bir halka değil, bütün insanlığadır. Onun risaleti, bütün insanlığı kuşatmaktadır. Belli bir ırka yada topluluga mahsus degildir. Bu yüzden Resulullah (s), çağrısını, yeryüzünün tüm yönetici ve krallarına duyurmaya yönelmiştir.
Enes'in rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber , Kisra, Kayser, Necaşi ve benzeri her krala mektup yazarak, onları Allah a çagırmıştır.
- Hirakl'ın ve Hz. İsa'nın dini üzere olduklarını iddia eden yakın çevresinin tutumu, Kitap Ehli'nin pek çoğunda görülen hakikat karşısında tekebbürünü ve batıl davadaki ısrarını ortaya koymaktadır. Onlar dini bir gelenek ve anane olarak tasavvur ettiler. Hak veya batıl oluşuna bakmaksızın geleneklerinin bir parçası ve milli kimlikerinin bir tezahürü olması hasebiyle dine sarıldılar. Bu amaç gerçekleştikten sonra, dinin hak veya batıl olması onlar açısından bir ehemmiyet arz etmiyordu. Hirakl'ın, işin başındaki tutumu, düşünen ve işlerin inceliklerini ölçüp biçen bir kimsenin görüntüsünü veriyorsa da, aslında o, emri altındakileri ve yakın çevresindekileri idare ediyor, nabızlarını yokluyor, bu iş karşısında tahtını ve gücünü korumak için neler yapması gerekiyorsa onu yapıyordu.
- Resulullah'ın buradaki davranışı, mühür kullanmanın caiz olduğunu gösteriyor. Resulullah'ın mührü, gümüştendi. Bu davranış aynı zamanda, mühür sahibinin, ismini mühre nakşetmesinin de caiz olduğunu gösteriyor. Buradan hareketle âlimlerin çoğu, Resulullah'ın yüzüğünü taktığı parmağa, gümüşten bir yüzük takmanın müstehap olduğunu ve bü parmağın da küçük parmak olduğunu söylemişlerdir.
- Resulullah' ın buradaki davranışı, müslümanların, yeryüzünün her köşesinde Islâmî davetin araçlarını ve imkânlarını hazırlamaları gerektiğini gösteriyor. Davetin en önemli aracı ise İslâm'a çağırdıkları kavimlerin dillerini bilmek ve bu yolla onlara İslâm'ın ilkelerini ve hükümlerini tanıtmaktır. Krallara yazdığı mektupları götürmeleri için, Resulullah'ın , ashabından altı adamı bir günde yolladığını ve bunlardan her birinin gönderildiği halkın dilini konuştuklarını daha önce de görmüştük.
- Zamanlama bakımından Resulullah' ın bu davranışı șu hususlara işaret ediyor: Müslümanların, öncelikle daveti kendi aralarında gerçekleştirmeleri ve kendilerini düzeltmeleri gerekir. Bu alanda kayda değer bir mesafe kat ettiklerinde, yaşantı ve davranışlarına Islâm' ın hükümlerini uygulamayı tamamladıklarında, işte o zaman ikinci aşamaya geçebilirler. Resulullah , bu tarihten önce de sahabilerinden kimilerini, söz konusu başkan ve krallara elçi olarak göndermeye muktedirdi. Fakat anlattığımız gibi, böyle bir davranış, bu görevin zarar görmesine neden olabilirdi. Bilmemiz gereken şudur: Müslümanın kendisini ıslah etmesi, kendi dışındakileri islâm'a davet etmesinin büyük bir parçasıdır. İnsanlar, yaşantı ve ahlâkta İzini takip edecekleri ve kendisine uyacakları uygun örneği, öteden beri arıyorlar, şayet bugünün müslümanları, müslüman olmalarıyla onur duysalar, Islåm'in ilke ve kurallarımı da uygulasalar; yoç gösterici meşalenin, Afrika'nın bilinmez yerlerine ve Asya' nın uzak köşelerine kadar kendi ışıltısıyla kuşattığını göreceksin.
Fıhkussiyre, 330-33 syf.
Ramazan el-buti
