Makale Güneş Batıdan Daha Doğmadı!

Sevbân Hâdim

İslam'ı tanımak farzdır.
İslam-TR Üyesi
Güneş Batıdan Daha doğmadı!

İnsanoğlu geçmiş günlerine dönse günah işlemediği, hataya düşmediği bir gün göremeyecektir. Aksine dünyanın süslü ziynetleri, nefsin bozuklukları ve şeytanın vesveseleriyle kandırılması sonucu birçok hataya düştüğünü görecektir. Birçok insan günahlara düştüğünden dolayı kendisini affedilmez olarak görüyor ve günahlarındaki ısrarı sürdürüyor.

Bir çoğumuz salih kimselerin günah işlemediğini, hatta günahsız kullar olduğunu düşünüyoruz. Oysa onlar da günah işleyen insanlardı. Ama günahlarını insanlara aşikâr etmez, açıktan işlemezlerdi. Bir günah işlediklerinde hemen onun için pişmanlık duyup alemlerin Rabbine dönüş yapar ve o günaha bir daha dönmezlerdi.

Nitekim bu konuda İmam İbn Kayyim el-Cevziyye rahimehullah şöyle buyurmuştur:

“Salih kimselerin günah işlemediklerini mi sanıyorsun? Onların yaptıkları sadece şudur:

Günahlarını gizlerler, açıktan işlemezler. İstiğfar ederler, günahta ısrar etmezler. Günahlarını (kendilerine) itiraf ederler, bahane bulmazlar. Kötülük yaptıktan sonra iyilik yaparlar.”

Günah çukuruna düştüğünü anlayan insan istiğfara başvurarak Rabbine kesin bir istek ile yönelmeli ve pişmanlığını dile getirmelidir. Aksine günahlarında ısrarcı olursa Allah’ın rahmetinden kopacak ve sürekli günahlarla hemhal olan kalbi, hakkı unutacak ve gittikçe şerrin içerisine doğru gömülecektir.

İşte bu duruma gelmeden önce günahlarının farkına varan kişinin ilk yapması gereken pişmanlık duymasıdır. Çünkü pişman olmak istiğfarın birinci kapısıdır. Kişi pişmanlığından sonra tekrar dönmemek üzere günahlarından dolayı istiğfarda bulunması ve ısrar etmemesi gerekir.

Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Günahına tövbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur. Günahta ısrar etmeye devam eden birinin istiğfarı ise, Rabbi ile alay etmek gibidir.” [1]

Kalplerimizdeki günah kirleri artmadan onu temizlemeli ve kötü noktalardan-kirlerden kalbi arındırmalıyız. Bu konuda yukarıdaki hadis bizler için şiar olmalı ve günah çukuruna düştüğümüz gibi pişmanlık duymalı ve alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’nin rahmetine, merhametine sığınmalı ve istiğfar etmeliyiz.

İstiğfarların en güzeli kalp ve beden ile yapılan istiğfardır. Kalp düştüğü günah çukurunun kötülüğünü ve yaptığı istiğfarın önemini kavramalı ve anlamalıdır. Kalp günahlarından pişman olmalı, dil ile pişmanlığını göstererek alemlerin Rabbini zikretmeli ve O’ndan bağışlanma dilemelidir. Kişi istiğfar yaparken en faziletli anları özellikle seçmeli, en güzel bir biçimde alemlerin Rabbine dönüş yapmalıdır.

Allah azze ve celle’ye az da olsa devamlı istiğfar etmeli, sadece dil ile değil bedenimizle de zikir çekmeliyiz. Rasulullah’ı örnek almalı ve her anımızı Allah’ı zikrederek geçirmeliyiz. Öyle ki sadece günahlarımızdan hemen sonra değil; yeni elbise aldığımızda, bir yakınımız evlendiğinde, yeni bir çocuk doğduğunda, tuvalete girmeden hemen önce, yatarken, uyanırken, aynaya bakarken, yeni kıyafet giyerken vb. yaşantımızda sıradan yaptığımız birçok hareketi yaparken de Allah’ı zikretmeli, O’ndan istiğfar dilemeliyiz. Nitekim Müslümana yakışan da her anında Allah azze ve celle’yi zikretmesidir.

Allah’ı zikreden kalp günahlara karşı büyük bir savunma mekanizması oluşturur. Şeytanın vesveselerine ve nefsin arzularına karşı dayanıklı olur. Zikir ile hemhal olan kalp Rabbine olan itaatinde, ibadetlerinde, davasında ve her türlü hayır işinde istekli, diri ve huşu içinde olur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır:

“Rabbini anan kişi ile Rabbini anmayan kişi, diri ile ölüye benzer.” [2]

İbni Teymiye rahimehullah, bu hususta şunları söylemektedir:

“Balık için su neyse, kalp için de zikir odur. Balık sudan uzak durursa, hali nice olur? Cennetin binaları zikirle inşa edilir. Kişi Allah’ı anmayı durdurduğu zaman, melekler de cennetteki binaların inşasını durdurur. O kişi tekrar Allah’ı anmaya başladığında, melekler de inşaata devam ederler…”

Son olarak, kişi günahlarından dolayı kesinlikle ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle engin merhamet sahibi, çokça bağışlayandır ve Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümidini keser. Nitekim Allah azze ve celle kitabı Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyurmuştur:

“De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."[3]

Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle buyurmaktadır:

“Kim güneş batıdan doğmadan evvel tövbe ederse, Allah (azze ve cellle) onun tövbesini kabul eder.” [4]


[1] Şuabu’l Îman, Beyhâki, 6780. Hadis Hasendir.
[2] Muttefekun Aleyh.
[3] Zümer Suresi, 53. Ayet.
[4] Müslim, Zikr 43, 2703; Nesai, Süneni Kübra, 11176
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt