Günlük İlim (12. Gün): Amellerin Ruhî Omurgası ve Kabul Şartı: İslam Fıkhında "Niyetin Hakikati", Usulî Boyutu ve Amellerin Tartısı

Nysa Çevrimdışı

Nysa

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh değerli kardeşler,

Günlük ilim serimizin 12. gününde; fıkhın, akidenin, tezkiye ve ahlakın tam kesişim noktasında yer alan, Allah Rasulü (s.a.v.)’ün ifadesiyle dinin mihveri, müctehid imamlarımızın beyanıyla ise şeriatın üçte biri olarak kabul edilen muazzam bir usul ve kalp kalkanını ele alıyoruz: İslam fıkhında niyetin hakikati, ameller üzerindeki mutlak hükmü ve ahiretteki vezin (tartı) kalitesi.

Gündelik yaşantımızda dilimizle çok rahat telaffuz ettiğimiz, sıradan bir kelime gibi gördüğümüz ama kalbî derinliğini çoğunlukla ıskaladığımız "niyet"; sadece namazın veya abdestin kuru birer geçerlilik şartı (rüknü/şartı) değildir. Niyet; kulun iç dünyasındaki sırlar odası, ihlasın en somut göstergesi ve kıyamet gününde amellerimizin hesaba çekileceği en hassas ilahi terazidir. Gelin bu hayati konuyu nasslar, fıkıh usulünün küllî kaideleri, selef-i salihînin titizlikleri ve pratik hayatımıza bakan yönleriyle hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde en ince detayına kadar derinlemesine fıkhedelim.

1. Niyet Nedir? Fıkhî, Istılahî ve Psikolojik Tanımı
Fıkıh usulünde ve ahlak ilminde niyet (النِّيَّةُ); kalbin bir şeye kesin olarak karar vermesi, bir fiili ne amaçla yaptığını bilmesi ve o ameli sadece ve sadece tek ilah olan Allah'ın rızasını elde etmek, O’na yaklaşmak (takarrub) amacıyla kastetmesidir. Niyetin yeri dil değil, bilakis kalbin tam merkezidir.

İslam hukukunda niyetin iki temel fıkhî fonksiyonu (gayesi) vardır:

1. Âdeti İbadetten Ayırmak (تمييز العادات عن العبادات): İnsanoğlu fıtri veya dünyevi ihtiyaçları gereği pek çok eylemde bulunur. Örneğin; kavurucu bir yaz gününde bir insanın serinlemek, rahatlamak veya kirlerinden temizlenmek amacıyla baştan aşağı yıkanması tamamen dünyevi bir "âdet" ve fıtri bir ihtiyaçtır. Ancak aynı insanın, cünüplükten temizlenip Allah'ın huzuruna çıkabilmek niyetiyle baştan aşağı yıkanması ise şer'î bir "ibadet (gusül)" olur. Dışarıdan bakıldığında fiziki eylem (suyun altına girmek ve yıkanmak) tamamen aynıdır; fakat bu eylemi sıradan bir adetten çıkarıp semavi bir ibadete dönüştüren tek şey kalpteki niyettir.

2. İbadetlerin Kendi Aralarındaki Derecelerini Ayırmak (تمييز رتب العبادات بعضها عن بعض): Bir müminin öğle vaktinde mescide girip dört rekat namaz kıldığını tahayyül edelim. Dışarıdan bakan bir göz için kıyam, kıraat, rüku ve secdeler tamamen aynıdır. Fakat bu kulun kalbindeki niyet; o dört rekatı ya "Öğle namazının ilk sünneti" yapar, ya "Öğle namazının farzı" yapar ya da tamamen bağımsız "nafile bir namaz" veya "kaza namazı" haline getirir. İbadetin şer'î rütbesini ve katını belirleyen yegane unsur kalpteki kasıttır.

2. Sünnet-i Seniyye'den En Muhkem Delil: Dinin Üçte Biri
İslam fıkhının, muamelatın ve ahkamın üzerine bina edildiği en meşhur, en sahih ve en muhkem hadis-i şerif; Hz. Ömer bin Hattâb (r.a.) vasıtasıyla nebevi minberden ümmete emanet edilen niyet hadisidir:

Alkametü'bnu Vakkas el-Leysî anlatır: Ömerü'bnü'l-Hattâb (r.a.)’ı minberde insanlara hitap ederken dinledim, o Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakretti:

إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ
"Ameller ancak niyetlere göredir ve herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Rasulü'ne ise, onun hicreti (kat kat sevabıyla) Allah'a ve Rasulü'ne olmuştur. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadın içinse, onun hicreti de hicret ettiği o (basit ve fani) şeye olmuştur."
(Kaynak: Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1, Hadis No: 1; Müslim, İmare 45, Hadis No: 1907)

Fıkhî ve Usulî Analiz: İmam Şâfiî, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Ebû Dâvûd ve İmam Beyhakî (rahimehumullah) gibi devasa fıkıh otoriteleri, bu hadis-i şerifin İslam fıkhının ve din ilminin tam üçte birini (1/3) oluşturduğunu açıkça beyan etmişlerdir.

Peki neden üçte birdir? Çünkü bir kulun dünyada işleyebileceği tüm ameller ya kalbiyle, ya diliyle ya da azalarıyla (bedeniyle) gerçekleşir. Niyet ise bu üç kaynaktan en büyüğü, en esaslısı ve amellerin yönetim merkezi olan kalbin yegane amelidir. Kalpte sahih, halis ve berrak bir niyet (yani ihlas) mevcut değilse; bedenin gece gündüz yaptığı hummalı çalışmalar, dillerin döktüğü süslü kelimeler ahirette toz duman olacak, koca bir hiçten ibaret kalacaktır.

Hicret gibi, İslam tarihinin en meşakkatli, en riskli ve en büyük ibadetlerinden biri bile kalpteki dünyevi bir niyet yüzünden (bir kadınla evlenmek veya ticaret yapmak kastıyla yapıldığında) Allah katında sıfırlanabiliyorsa; bizim namazlarımızın, infaklarımızın ve ilmi çalışmalarımızın niyet ekseninde ne kadar büyük bir titizlikle sorgulanması gerektiği aşikardır.

3. Fıkıh Usulündeki Yeri: Küllî Kaidelerin Şahı
İslam hukukunun ve fıkıh ilminin genel haritasını, anayasasını belirleyen beş büyük küllî kaideden (el-Kavâidü'l-Fıkhiyyetü'l-Kübrâ) ikincisi doğrudan doğruya niyetin mutlak otoritesine ayrılmıştır:

«الأُمُورُ بِمَقَاصِدِهَا»

"Bir işten maksat, niyet ne ise hüküm de ona göredir." (Kaynak: Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Madde 2)

Bu sarsılmaz usul kaidesi ge reği, fıkıhta bir fiilin cezai, hukuki veya uhrevi karşılığı, o fiili işleyenin iç dünyasındaki kastına ve niyetine göre şekillenir. Fıkıhtan birkaç çarpıcı örnekle bu konuyu somutlaştıralım:
  • Cinayet Hukuku: Bir insanın elindeki silahın ateş alması neticesinde bir diğer insanın ölümüne sebep olduğunu düşünelim. Eğer bu şahsın kalbindeki kasıt ve niyet "o insanı öldürmek" ise bu fiil amden katil (kasten öldürme) sınıfına girer ve cezası kısastır. Ancak eğer şahsın niyetinde asla öldürmek yoksa, avlanırken veya hedef tahtasına atış yaparken kazaen o insana isabet etmişse bu hataen katil sınıfına girer, cezası kısas değil diyet ve keffarettir. Görüldüğü üzere dışarıdaki fiziki eylem ve sonuç (bir insanın hayatını kaybetmesi) birebir aynı olmasına rağmen, fıkhın verdiği hüküm kalpteki niyet ve kasıt ile taban tabana değişmektedir.

  • Muamelat ve Buluntu Mal (Lükata): Yolda yürürken yerde içi para dolu bir cüzdan bulan bir kimsenin durumu da niyetle şekillenir. Eğer o cüzdanı yerden alırken niyeti "sahibini bulup teslim etmek, emaneti sahibine ulaştırmak" ise o andan itibaren o mal kulun elinde bir emanet hükmündedir ve malın telef olmasında kusuru yoksa tazminat ödemez. Fakat cüzdanı yerden alırken niyeti "bunu cebime atayım, sahipleneyim" ise o andan itibaren o kul fıkhen gâsıp (gasp edici, hırsız hükmünde) olur ve mal kendi kusuru olmadan telef olsa bile kuruşu kuruşuna tazmin etmekle mükelleftir. Eylem aynı (yerden cüzdanı kaldırmak), fıkhî statü ise niyetle belirlenmektedir.
4. Selef-i Salihîn'in Niyet Karşısındaki Muazzam Hassasiyeti
İslam büyükleri, amellerin niceliğinden (sayısından ve dış ihtişamından) ziyade, kalpteki niyetin niteliğine, sıhhatine ve saflığına odaklanırlardı. Onlar bilirlerdi ki niyet, kimya ilmindeki iksir gibidir; alelade küçük bir ameli dağlar kadar büyütebileceği gibi, dağlar kadar büyük bir ameli da gizli bir riya veya sum'a (duyurma) niyetinden ötürü küle çevirebilir.

  • Tâbiunun Büyük Müctehidi Abdullah ibnü'l-Mübârek (rahimehullah) niyet terazisini şöyle formüle eder:
"Nice küçük, basit görünen ameller vardır ki, kalpteki halis ve azametli niyet onları büyütür de dağlar kadar yapar. Nice dağlar kadar büyük, ihtişamlı görünen ameller de vardır ki, kalpteki bozuk, sinsi ve dünyevi niyet onları küçültür de hiç hükmüne indirir." (Kaynak: İbn Ebî’d-Dünyâ, el-İhlâs ve’n-Niyye, s. 42)

  • Hadis ve Zühd İmamı Süfyân-ı Sevrî (rahimehullah) iç dünyasındaki en büyük cihadını şu samimi itirafla ortaya koyar:
"Hayatım boyunca gözetilmesi, kontrol altında tutulması ve tedavi edilmesi bana niyetimden daha ağır, daha zor gelen hiçbir şey olmadı! Çünkü niyet, sürekli benden kaçmaya çalışan, her an şekilden şekle giren, sinsi ve kaygan bir olgudur." (Kaynak: Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 7/5)

  • Tâbiûndan Yahya bin Ebî Kesîr (rahimehullah) talebelerine amelden önce usulü öğretirken şöyle buyururdu:

"Amel etmeyi öğrenmeden önce niyet etmeyi, niyeti halis kılmayı öğrenin! Çünkü niyet, amelin kendisinden çok daha önce hedefe varır ve Allah katında amelin kendisinden daha tesirlidir." (Kaynak: İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, 64/230)
5. Günümüz Dünyasına Bakan Yönü: Âdetleri İbadete Çevirme Sanatı
Niyet fıkhı, modern çağın yoğun koşturmacası, geçim derdi ve dünyevi hengamesi içinde boğulan mümin için muazzam bir manevi çıkış kapısı, tabiri caizse bir "sevap makinesi ve ticaret sanatı"dır. Mümin bir kul, fıkıh bilinciyle niyetini doğru inşa ettiği takdirde, gün içinde yaptığı en sıradan, en fıtri ve en dünyevi eylemlerini bile kesintisiz birer nafile ibadete dönüştürebilir.

Fıkıhta buna
"Âdetlerin niyet ile ibadete dönüşmesi" denir. Gelin bunu pratik hayatımıza uyarlayalım:

  • Rızık Kazanmak ve Meslek Hayatı: Bir Müslüman sabah kalkıp dükkanını açarken veya işine giderken niyetini sadece "para kazanmak, zengin olmak, kariyer yapmak" olarak belirlerse, bu eylemi dünyevi bir adettir; helal dairesinde kaldığı müddetçe günah değildir ama ekstra bir ahiret sevabı da yoktur. Ancak aynı mümin işe giderken kalbini şöyle programlarsa: "Ya Rabbi! Bu işe gidiyorum; ta ki çoluk çocuğumun rızkını helal yoldan temin edeyim, onları ve nefsimi haramlara, insanlara el açmaya muhtaç bırakmayayım. Kazandığım mal ile fukaraya infak edeyim ve Müslümanlara mesleğimle faydalı olayım." İşte bu niyet köprüsü kurulduğu an, o kulun dükkanda veya masada geçirdiği, ter döktüğü her dakika, attığı her adım amel defterine kelimenin tam anlamıyla "cihad" ve "nafile ibadet" olarak yazılır.

  • Yemek, İçmek ve Uyku Mühendisliği: Bir insanın acıktığı için sofraya oturması, uykusu geldiği için yatağa girmesi biyolojik bir zorunluluktur. Fakat mümin kul sofraya otururken, "Bu helal lokmaları yiyorum, bu suyu içiyorum; ta ki Rabbime ibadet edecek, dinimi yaşayacak fiziki kuvveti ve takati bedenimde bulayım" derse; yatağa girerken, "Bu uykuyu uyuyorum; ta ki gece teheccüd namazına zinde kalkayım, sabah namazını kaçırmayayım, beynimi ve bedenimi İslamî çalışmalar için dinlendireyim" niyetiyle başını yastığa koyarsa; o kulun çiğnediği her lokma, uykuda geçirdiği, uyuduğu her saniye nafile namaz ve zikir gibi amel defterini doldurmaya devam eder. İşte niyet fıkhı mümini böyle dâhî bir tüccar yapar.
Hülasa ve Mümin Bilinci
Aziz kardeşler,

Niyet tamamen kalbî bir eylemdir. Hanefî fıkhı başta olmak üzere, fıkıh mezheplerimizin de açıkça beyan ettiği üzere,
kalbin gafil ve habersiz olduğu bir ortamda sadece dil ile yapılan niyetlerin fıkhen hiçbir geçerliliği ve değeri yoktur. Bir kulun diliyle "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü öğle namazını kılmaya" demesi, fakat kalbinin o esnada tamamen çarşıdaki ticarette, sosyal medyadaki beğenilerde veya dünyevi planlarda gezmesi, niyetin asıl ruhunu yok eder. Fıkıhta muteber olan, kalbin o ameli gerçekleştirirken mutlak surette kimin rızasına, hangi amaca kilitlendiğidir.

Ahirette o dehşetli mizan kurulduğunda, mizan terazisine amellerimizin sadece dış kalıpları, hacimleri ve yorgunlukları konulmayacaktır. O terazide amellerimizin içindeki
"niyet ruhu" ve "ihlas kalitesi" tartılacaktır. İçi boş, riya ve dünyalık heveslerle doldurulmuş devasa ameller saman alevi gibi yanıp kül olurken; halis bir niyetle yapılmış küçücük bir tebessüm, gizlice verilmiş bir dirhem sadaka kulu cehennem ateşinden azat etmeye yetecektir.

Rabbim bizleri her amelinde, her adımında ve her nefesinde niyetini sadece ve sadece Kendi zatına has kılan, niyet fıkhını hayatının ve kalbinin merkezine oturtan basiretli, muttaki ve muvahhid kullarından eylesin.

VAllahu Âlem.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt