Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh değerli kardeşler,
Günlük ilim serimizin üçüncü gününde, özellikle ahir zaman fitnelerinin ve aşırılıkların (gulat) en çok tahrif ettiği, Müslümanların arasını açmak için suistimal edilen bir akide kaidesini ilmi çerçevede ele alacağız: "Kâfiri tekfir etmeyen, kâfir olur." Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab’ın Nevâkızu’l-İslâm (İslam'ı Bozan Şeyler) eserinde de geçen bu kaide, fıkıh ve akide usulünde mutlak bir kuralken, günümüzde cehalet sebebiyle "silsile tekfir" tuzağına dönüştürülmüştür. Gelin bu kaidenin Ehl-i Sünnet’e göre asıl sınırlarını inceleyelim.
Kaidenin Aslı ve Delili Nedir?
Ehl-i Sünnet ulemasının icmasıyla sabit olan bu kaidenin özü şudur: Küfrü Kur’an, Sünnet ve icma ile kesin olan bir kimseyi (veya topluluğu) tekfir etmemek, o apaçık nassı yalanlamak anlamına geleceği için küfürdür.
Örnek: İblis’in, Firavun’un, Ebû Leheb’in kâfir olduğunda şüphe etmek veya Yahudi ve Hristiyanların mevcut halleriyle cennete girebileceğini savunmak (onları tekfir etmemek) doğrudan küfürdür. Çünkü Allah Teâlâ onların kâfir olduğunu açık ayetlerle ilan etmiştir. Onlara kâfir demeyen, Allah'ın ayetini yalanlamış olur.
Kaidenin Geçerli Olmadığı Durumlar (Müşkil Noktalar)
Her önüne geleni tekfir eden aşırılar, bu kaideyi hafi (kapalı) meselelere ve üzerinde ihtilaf olan fıkhi konulara da genelleyerek büyük bir hataya düşerler. Oysa ulema bu kaidenin sınırlarını net çizmiştir:
1. Üzerinde İhtilaf Olan Meseleler (İçtihadi Durumlar)
Bir önceki gün tartıştığımız "namazı tembellikten terk eden kimse" örneğini hatırlayalım. Muasır Selefi ulemanın bir kısmı namaz kılmayanı doğrudan tekfir eder. Hanefi, Maliki ve Şafii mezhebi ise tekfir etmez.
Şimdi bir adam, Hanbelî görüşünü körü körüne baz alıp: "Namazı terk eden kâfirdir. Hanefiler ise bu kâfire kâfir demiyor. O halde kâfiri tekfir etmeyen kâfirdir kaidesince Hanefiler de kâfirdir" derse, İslam dairesinden kendisi çıkar. Çünkü üzerinde açık bir nass veya sahabe icması olmayan, alimlerin ihtilaf ettiği içtihadi konularda bu kaide asla çalışmaz.
2. Tekfirin Şart ve Manilerindeki Hatalar (Tevil ve Cehalet)
Bir kimsenin küfür veya büyük şirk işlediği net olsa bile, onun hakkında "hüccet ikame edildi mi, cehaleti mazeret mi, tevili var mı, ikrah (baskı) altında mı kalmış" gibi şer'i manilerin araştırılması gerekir.
Bir mümin, şirk işleyen falan şahıs hakkında: "Evet, bu fiil şirktir ama bu adam cahildir, ona daha din anlatılmamış, bu yüzden ben onu tekfir etmiyorum" diyerek duraksasa (tevekkuf etse), bu mümini "kâfiri tekfir etmedin" diye tekfir etmek batıldır. Çünkü o kişi küfrü/şirki doğrulamıyor; sadece şahsın üzerindeki şer'i mazeretin kalkıp kalkmadığında hata ediyor. Şart ve manilerde hata etmek kişiyi dinden çıkarmaz.
Silsile Tekfir Çıkmazı Nedir?
Aşırı akımların en büyük hastalığı silsile (zincirleme) tekfirdir. "A, B'yi tekfir etmedi; o halde A da kâfirdir. C de A'yı tekfir etmedi, o halde C de kâfirdir..." diyerek ucu bucağı gelmeyen bir tekfir fabrikası kurarlar.
Ehl-i Sünnet’in büyük alimlerinden İbn Teymiyye, İbn Hazm ve Necd ulemasının aklıselim fukahası, bu tarz silsilelerin İslam'ın aslından olmadığını, bir kişinin küfründe şüphe etmenin ancak "aslı dinde apaçık bilinen, tevili mümkün olmayan mutlak küfürlerde" kişiyi bağlayacağını belirtmişlerdir. Kapalı, yoruma açık, hüccet ikamesi gereken muayyen (şahsi) tekfirlerde silsile yürütülmez.
Hayatımıza Pratik Yansıması ve Düsturumuz:
Bizler Müslüman olarak, küfrü net olan rejimleri, ideolojileri (laiklik, demokrasi, komünizm vb.) ve nassla sabit kâfirleri şüphesiz tekfir ederiz. Ancak sokaktaki muayyen şahıslara hüküm verirken ihtiyatla yaklaşırız. Hududu aşan Hariciler gibi silsile kuyularına düşmekten de, ameli ve şirki önemsiz gören Mürcie gibi gevşek davranmaktan da Allah’a sığınırız.
Ehl-i Sünnet’in altın kuralı şudur: "Bir kişinin İslam dairesine girdiği kesin olarak biliniyorsa, o daireden ancak aynı kesinlikte bir delille (yakîn ile) çıkarılır. Şüpheyle, teville veya zincirleme silsilelerle Müslüman tekfir edilemez."
Rabbim bizleri vasat (dengeli) ümmet kılsın; aşırılıktan ve gevşeklikten muhafaza buyursun.
VAllahu Alem.
Günlük ilim serimizin üçüncü gününde, özellikle ahir zaman fitnelerinin ve aşırılıkların (gulat) en çok tahrif ettiği, Müslümanların arasını açmak için suistimal edilen bir akide kaidesini ilmi çerçevede ele alacağız: "Kâfiri tekfir etmeyen, kâfir olur." Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab’ın Nevâkızu’l-İslâm (İslam'ı Bozan Şeyler) eserinde de geçen bu kaide, fıkıh ve akide usulünde mutlak bir kuralken, günümüzde cehalet sebebiyle "silsile tekfir" tuzağına dönüştürülmüştür. Gelin bu kaidenin Ehl-i Sünnet’e göre asıl sınırlarını inceleyelim.
Kaidenin Aslı ve Delili Nedir?
Ehl-i Sünnet ulemasının icmasıyla sabit olan bu kaidenin özü şudur: Küfrü Kur’an, Sünnet ve icma ile kesin olan bir kimseyi (veya topluluğu) tekfir etmemek, o apaçık nassı yalanlamak anlamına geleceği için küfürdür.
Örnek: İblis’in, Firavun’un, Ebû Leheb’in kâfir olduğunda şüphe etmek veya Yahudi ve Hristiyanların mevcut halleriyle cennete girebileceğini savunmak (onları tekfir etmemek) doğrudan küfürdür. Çünkü Allah Teâlâ onların kâfir olduğunu açık ayetlerle ilan etmiştir. Onlara kâfir demeyen, Allah'ın ayetini yalanlamış olur.
Kaidenin Geçerli Olmadığı Durumlar (Müşkil Noktalar)
Her önüne geleni tekfir eden aşırılar, bu kaideyi hafi (kapalı) meselelere ve üzerinde ihtilaf olan fıkhi konulara da genelleyerek büyük bir hataya düşerler. Oysa ulema bu kaidenin sınırlarını net çizmiştir:
1. Üzerinde İhtilaf Olan Meseleler (İçtihadi Durumlar)
Bir önceki gün tartıştığımız "namazı tembellikten terk eden kimse" örneğini hatırlayalım. Muasır Selefi ulemanın bir kısmı namaz kılmayanı doğrudan tekfir eder. Hanefi, Maliki ve Şafii mezhebi ise tekfir etmez.
Şimdi bir adam, Hanbelî görüşünü körü körüne baz alıp: "Namazı terk eden kâfirdir. Hanefiler ise bu kâfire kâfir demiyor. O halde kâfiri tekfir etmeyen kâfirdir kaidesince Hanefiler de kâfirdir" derse, İslam dairesinden kendisi çıkar. Çünkü üzerinde açık bir nass veya sahabe icması olmayan, alimlerin ihtilaf ettiği içtihadi konularda bu kaide asla çalışmaz.
2. Tekfirin Şart ve Manilerindeki Hatalar (Tevil ve Cehalet)
Bir kimsenin küfür veya büyük şirk işlediği net olsa bile, onun hakkında "hüccet ikame edildi mi, cehaleti mazeret mi, tevili var mı, ikrah (baskı) altında mı kalmış" gibi şer'i manilerin araştırılması gerekir.
Bir mümin, şirk işleyen falan şahıs hakkında: "Evet, bu fiil şirktir ama bu adam cahildir, ona daha din anlatılmamış, bu yüzden ben onu tekfir etmiyorum" diyerek duraksasa (tevekkuf etse), bu mümini "kâfiri tekfir etmedin" diye tekfir etmek batıldır. Çünkü o kişi küfrü/şirki doğrulamıyor; sadece şahsın üzerindeki şer'i mazeretin kalkıp kalkmadığında hata ediyor. Şart ve manilerde hata etmek kişiyi dinden çıkarmaz.
Silsile Tekfir Çıkmazı Nedir?
Aşırı akımların en büyük hastalığı silsile (zincirleme) tekfirdir. "A, B'yi tekfir etmedi; o halde A da kâfirdir. C de A'yı tekfir etmedi, o halde C de kâfirdir..." diyerek ucu bucağı gelmeyen bir tekfir fabrikası kurarlar.
Ehl-i Sünnet’in büyük alimlerinden İbn Teymiyye, İbn Hazm ve Necd ulemasının aklıselim fukahası, bu tarz silsilelerin İslam'ın aslından olmadığını, bir kişinin küfründe şüphe etmenin ancak "aslı dinde apaçık bilinen, tevili mümkün olmayan mutlak küfürlerde" kişiyi bağlayacağını belirtmişlerdir. Kapalı, yoruma açık, hüccet ikamesi gereken muayyen (şahsi) tekfirlerde silsile yürütülmez.
Hayatımıza Pratik Yansıması ve Düsturumuz:
Bizler Müslüman olarak, küfrü net olan rejimleri, ideolojileri (laiklik, demokrasi, komünizm vb.) ve nassla sabit kâfirleri şüphesiz tekfir ederiz. Ancak sokaktaki muayyen şahıslara hüküm verirken ihtiyatla yaklaşırız. Hududu aşan Hariciler gibi silsile kuyularına düşmekten de, ameli ve şirki önemsiz gören Mürcie gibi gevşek davranmaktan da Allah’a sığınırız.
Ehl-i Sünnet’in altın kuralı şudur: "Bir kişinin İslam dairesine girdiği kesin olarak biliniyorsa, o daireden ancak aynı kesinlikte bir delille (yakîn ile) çıkarılır. Şüpheyle, teville veya zincirleme silsilelerle Müslüman tekfir edilemez."
Rabbim bizleri vasat (dengeli) ümmet kılsın; aşırılıktan ve gevşeklikten muhafaza buyursun.
VAllahu Alem.
