Makale HADİS ÂLİMLERİNİN HADİS İLMİNDE VE HADİS RİVÂYETİNDE GÖSTERDİKLERİ İHTİMAM.

Necati Koçkesen

İyi Bilinen Üye
İslam-tr Yazar
HADİS ÂLİMLERİNİN HADİS İLMİNDE VE HADİS RİVÂYETİNDE GÖSTERDİKLERİ İHTİMAM.

Hadis âlimleri bugünkü insanların yaptığı gibi eline bir kalem kağıt alıp hadis kitaplarından hadis yazmıyorlardı. Onlar daha dört, beş yaşlarında Kur’an öğreniyorlar, 7-9 yaşlarında Kur’an hâfızı oluyorlardı. Daha sonra da kendi zamanlarındaki eğitimin bir gereği olarak bir hocaya intisab ediyorlar, ondan ilim öğreniyorlardı. Hadis ilmi ile meşgul olanlar hadis âlimlerinden ders alıyorlardı. Kendi memleketlerindeki âlimlerden ders aldıktan sonra ilim yolculuklarına çıkıyorlar, meselâ Horasanlı birisi Bağdat, Basra, küfe, Mekke, Medine, Şam gibi yerlere uğruyorlar, oralarda var olan hadis âlimlerinden de yararlanıyorlardı.

Kendisinden hadis alacakları kişiyi didik didik araştırıyorlar, onu cerh ve tâdil ilminin eleğinden geçiriyorlar, eğer sika olduğuna kanât getirirlerse ondan hadis alıyorlardı. Ufacık bir yalanını, şâhitliğine halel getirecek ufacık bir kusurunu tesbit etseler ondan hadis almıyorlardı. Hadisteki râvî zincirini mümkün olduğu kadar düşürmeye gayret ediyorlardı. Mesela Basra’daki bir hadis râvisinden bir hadis işitseler, “sen bunu kimden aldın” diye soruyorlardı. Eğer o henüz yaşayan bir hocasının adını verirse hadisi direkt ondan almak için yolculuğa çıkıyorlar, hadisi bir de ondan dinliyorlardı.

Hadis âlimleri hadisin senedindeki râvîleri o kadar mükemmel tanıyorlardı ki, bir râvî ne zaman, nerede doğmuş, nerelere seyahatta bulunmuş, nerelerde hadis dersinde bulunmuş veya hadis dersleri vermiş, ne zaman ve nerede ölmüş, bunların hepsini biliyorlardı. Bununla da yetinmiyorlar, kendi zamanındaki hadis otoriteleri o sened zincirindeki râvîler hakkında neler söylemişler, cerh mi etmişler tâdil mi etmişler, yalancı mı, gevşek mi, unutkan mı, belli bir yaştan sonra aklî melekelerini mi yitirmiş hepsini, ama hepsini biliyorlardı.

Yukarda saydıklarımız hadis ilmi açısından çok önemlidir. Çünkü bir râvinin nerede doğduğunu ve ne zaman öldüğünü bilmek, onun kendisinden hadis aldım dediği alimle gerçekten görüşüp görüşmediğinin ortaya çıkmasında en önemli yoldur. Eğer falandan şu hadisi aldım dediği kişi kendisi doğmadan veya henüz hadis alacak kadar olmayan bir yaşta iken ölmüşse onun hadisine îtibar edilmiyordu. Yine nerelerde kimlerden hadis aldığının bilinmesi de çok önemlidir. Mesela bir kimse bana Basra’da falan kişi falan tarihte şu hadisi rivayet etti demişse hemen bakılıyordu, gerçekten o, o tarihte Basra’da bulunmuş mu? Hadis aldım dediği kişi de gerçekten o tarihte Basra’da mıymış, Basra’da olsa bile görüşmüşler mi? Bunların hepsine vâkıf oluyorlar sonra da ondan hadis alıyorlar veya almıyorlardı.

Sizlere hadis âlimlerinin ne kadar zeki ve hadis zabtlarının ne kadar kuvvetli olduğunu anlatabilmek için bir olaydan bahsedeceğim. İmam Buhârî Bağdat’a geldiği zaman Bağdatlılardan bazı ileri gelen alimler, Buharî’nin ilmini ve zekâsını denemek için aralarında anlaşarak yüz hadis seçerler. Sonra da bu hadislerden her birinin metnini bir başkasına ve onun senedini (râvi zincirini) diğerine ekleyerek birbirleriyle karıştırırlar. Senet ve metinleri yer değiştirerek birbirine karıştırdıkları yüz hadisi, onar onar on kişiye dağıtırlar. Hepsine de bunları hadis meclisinde İmam Buharî’ye sormalarını tenbih ederler.

Hadis meclisi toplanıp İmam Buharî derse başlayacağı sırada, bu on kişiden biri kalkarak kendisine verilen karışık hadisleri teker teker sormaya başlar. Buharî, kendisine sunulan bu hadislerin hepsine tek tek “Bunu bilmiyorum” diye cevap verir. Sonra ikincisi kalkar, elindeki karışık on hadisi ayrı ayrı sorar. Buharî her biri için “Bilmiyorum bunu” der. Böylece on kişi, onardan senet ve metni birbirine karıştırılmış yüz hadisi ona sorarlar.

İmam Buhârî kendisine rivâyet edilen senetleri karıştırılmış hadislerin hepsi için de birer birer “bilmiyorum” deyince bazıları onun cevaptan aciz kaldığını zannederler.

Sorular bittikten sonra İmam Buharî ilk adama dönerek: “Senin sorduğun ilk hadisin aslı şöyledir, ikincisi şöyle, üçüncüsü şöyle, dördüncüsü…” diyerek sonuna kadar hadisleri doğru senetleriyle açıklar. Böylece on kişinin sorduğu toplam yüz farklı ve karışık rivayetin hepsinin doğrusunu tek tek aktarıverir. Bunun üzerine orada bulunan hadis âlimleri birer birer kalkarlar ve İmam Buhârî’nin alnından öperler. İşte hadis âlimleri böyleydi.

Günümüzde hadisleri dillerine dolayan, aklına uygun gördüğü hadisleri alan, aklına uygun görmediği hadisleri reddeden, hadis ilmiyle uzaktan yakından bir ilgisi olmayan, herhangi bir hadis âliminden icâzet almamış insanlar aceba kaç tane hadisi râvileri ile berâber okuyabilirler?

Ey Müslüman gençler! Dîninize sahip çıkın. Hadisleri kimlerden aldığınıza bakın. Zîrâ hadis dindir, din. Kendilerine peygamber efendimizin sahih bir hadisi söylenince burun kıvıran, hadis âlimlerini aşağılayan, onlarla alay eden birilerini gördüğünüz zaman onlara lâyık oldukları cevabı verin ve hemen orayı terkedin. Bu, peygamberinizin hadislerine sahip çıkmanın ve Allah rasûlünün hadislerinin zamanımıza kadar ulaşmasına yazdıkları eserler ve yetiştirdikleri öğrencilerle sebep olan hadis âlimlerinin haklarının korunması için elzemdir. Allah bizleri de sizleri de istikâmetten ayırmasın. Selam ve dua ile.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt