Filozoflar, özellikle İbn Sînâ'nın meşhur delilinde şöyle derler: Farz edelim ki iki Vacibü'l-Vücud, yani iki zorunlu varlık bulunsun. Bu iki varlık ya tamamen aynı olacaktır ya da aralarında bir farklılık bulunacaktır. Tamamen aynı olmaları mümkün değildir; çünkü iki ayrı varlık olduklarını söylemiş oluyoruz. O hâlde mutlaka ortak oldukları bir yön ve birbirlerinden ayrıldıkları bir yön vardır. Daha sonra filozoflar bu ortaklık ve farklılık üzerinden uzun bir mantık zinciri kurarak iki Vacibü'l-Vücud'un imkânsız olduğu sonucuna ulaşırlar. İbn Teymiyye ise dikkat çekici bir yöntem izler. Önce sonuca saldırmaz. Önce "Bu sonuca götüren mantık gerçekten sağlam mı?" diye sorar. Çünkü yanlış temelden doğru sonuç çıkmaz.
İlk itirazı şudur: Siz meseleyi niçin sadece dört ihtimale ayırıyorsunuz? Bir delilin geçerli olabilmesi için bütün ihtimalleri tüketmesi gerekir. Eğer aklın tasavvur edebileceği beşinci bir ihtimal varsa, "Sadece bunlar mümkündür." demeniz ispat değil, iddiadır. Filozoflar ise başka ihtimal bulunmadığını ayrıca delillendirmeden dört ihtimali kesin kabul etmişlerdir. İbn Teymiyye'ye göre daha ilk adımda eksiklik vardır.
Sonra ikinci ve daha önemli bir noktaya geçer. Filozoflar ortaklık ve farklılıktan söz ederken, zihindeki kavramlarla dış dünyadaki gerçek varlıkları birbirine karıştırmaktadır. Mesela iki insan düşünelim. İkisine de "insan" denilir. İkisine de "canlı" denilir. İkisine de "var" denilir. Buradan gerçekten dış dünyada ikisinin ortak kullandığı tek bir "insanlık" veya tek bir "canlılık" bulunduğu sonucu çıkar mı? Hayır. Dış dünyada yalnızca iki ayrı insan vardır. Ortak olan şey, zihnin soyutlayıp ikisine birden yüklediği "insanlık" kavramıdır.
İbn Teymiyye bunun üzerinde özellikle durur. Çünkü filozofların delili tam burada hata yapmaktadır. Onlar zihindeki ortak kavramı, dış dünyada tek başına bulunan ortak bir hakikat gibi değerlendirmektedirler. Hâlbuki "insanlık" zihinde küllîdir; dış dünyada ise sadece Ali vardır, Mehmet vardır, Zeyd vardır, Amr vardır. Dışarıda "çıplak insanlık" diye gezen bağımsız bir şey yoktur.
Aynı durum "canlılık" için de geçerlidir. İnsan da canlıdır, at da canlıdır. Bu, ikisinin ortak kullandığı tek bir canlılık cevheri bulunduğu anlamına gelmez. Her birinin canlılığı kendisine mahsustur. Ortak olan sadece aklın kurduğu isimlendirmedir. İşte İbn Teymiyye'ye göre filozofların en büyük yanılgısı budur.
Daha sonra bilgi ile bilinen şey arasındaki ilişkiyi örnek verir. Sen zihninde bir dağ tasavvur edebilirsin. Fakat zihnindeki dağ ile dışarıdaki gerçek dağ aynı şey değildir. Bilgi zihninde bulunur; dağ ise dış dünyadadır. Bilgi gidip dağın içine yerleşmez, dağ da zihnine taşınmaz. Aralarında sadece bilme ilişkisi vardır. Aynı şekilde zihindeki ortak kavramlarla dış dünyadaki fertler de birbirinin içine girmez.
Bunun ardından filozofların kurduğu kıyasa döner. Onlar, ortak olan unsur ile ayırıcı unsur arasında mutlaka belirli mantıksal ilişkiler bulunması gerektiğini iddia ederler. İbn Teymiyye ise "Bunu neden zorunlu kabul ediyorsunuz?" diye sorar. Çünkü ortaklık yalnızca zihindeki isimlendirme seviyesinde olabilir. Böyle olunca kurduğunuz illet-sonuç ilişkilerinin tamamı boşa çıkar. Siz dış dünyada bulunmayan bir ortaklık üzerine bütün delilinizi bina ediyorsunuz.
Ardından daha derin bir noktaya temas eder. Filozoflar, zihindeki tümeller ile dış dünyadaki fertleri aynı mantık kurallarına tabi tutmaktadır. Oysa dış dünyada yalnızca belirli fertler vardır. "Mutlak insan", "mutlak canlı", "mutlak varlık" diye bağımsız mevcutlar yoktur. Bunlar yalnızca aklın soyutlamalarıdır. Eğer başlangıçta bu ayrım yapılmazsa, daha sonra kurulacak bütün kıyaslar yanlış temele oturacaktır.
İbn Teymiyye burada aslında çok önemli bir mantık ilkesi öğretmektedir: Zihinde ortak olan her şey, dış dünyada da ortak olmak zorunda değildir. Bir kelimenin birçok şeye yüklenebilmesi, o kelimenin gösterdiği hakikatin dışarıda tek bir varlık olarak bulunduğunu ispat etmez. Bu hata fark edilmediğinde ise, zihindeki soyutlama gerçek varlık gibi düşünülmeye başlanır ve bütün kıyaslar bunun üzerine kurulmuş olur.

