İbn Teymiyye’ye “bir tür fiziksel Tanrıya inanıyordu” demek, onun sözlerini değil, sonradan üretilmiş kavramları ona yüklemektir onu bu şekilde nitelemek, onun sözlerini doğrudan anlamaktan çok, kişilerin kendi okuma biçimlerini ve ön kabullerini ona yansıtmalarından ibarettir. Şeyhulislam, Allah hakkında ne “fiziksel” ne de “soyut” gibi felsefi terimlerle konuşur. Bu tür lafızların selefte olmadığını, sonradan ortaya çıktığını ve insanı hataya sürüklediğini açıkça belirtir. Aklı olan bir kimsede böyle bir idda'da bulunmaz.
Onun anlattığı şey aslında çok nettir: Allah vardır, gerçektir, işitir, görür, konuşur ve Arş’ın üzerindedir. Bu, Kur’an ve sünnetin haberidir bundan öteye de asla gitmez. Ancak bu varlık, yaratılmışların varlığı gibi değildir. Çünkü Allah hiçbir şeye benzemez. Bu yüzden “fiziksel” demek de, “hiçbir şekilde varlıkla ilgisi olmayan soyut bir şey” demek de yanlıştır.
İbn Teymiyye muhtelif eserlerinde özellikle şunu vurgular: Bazı kelamcılar ve filozoflar Allah’ı öyle tarif eder ki, ortaya sadece zihinde bulunan, dış dünyada karşılığı olmayan bir “genel kavram” çıkar. Yani konuşulan şey gerçek bir varlık değil, sadece düşüncede kalan bir tasavvurdur. Bu, gerçekte var olan Rabb’i inkara kadar götüren bir hatadır. Allah muhafaza yani Kuran ve sünnet üzerinden yürümek var iken selim bir yol karşımız da dururken neden bu tür ifadelerin peşinden koşulur anlamış değiliz.
Diğer taraftan bazıları da Allah’ı yaratılmışlara benzetmeye yaklaşır. Bu da yanlıştır. Çünkü hissedilen, görülen varlıklarla Allah arasında hiçbir benzerlik yoktur. Allah ne duyuların kuşattığı bir varlıktır ne de hayalin ürettiği bir tasvirdir. Ama bu, O’nun görülemeyeceği veya konuşmayacağı anlamına gelmez. Allah’ın görüleceğini inkar etmek de açıkça reddedilmiştir.
İbn Teymiyye, “cisim, araz, parça” gibi tartışmaların tamamının sonradan çıktığını ve sahabe ile ilk alimlerin bu yolla konuşmadığını net olarak belirtir. Onlar Allah’ı, Allah’ın kendisini tanıttığı gibi tanımış; fazlasına girmemiştir böyle anlaşılmayan yorumları onlarda göremezsiniz. Bazı densizlerin İbni Teymiyye'yi tekfir etmesinin sebebi onun bu konuda ne kast ettiğini anlamamasından dolayıdır. İbni Teymiyye her konuda kalem oynatmış nadir isimlerdendir onu hemen hemen her konu da fikir belirtirken görebilmeniz mümkündür eserlerinin okumanın zorluğu da aslında bundandır mecmuul fetava üçüncü ciltte bir konuya değinir onu beşinci ciltte tafsilatlandırmış sonra başka bir cilde noktalamış olarak görebilirsiniz.
Bu yüzden “İbn Teymiyye fiziksel Tanrıya inanıyordu” sözü, onun görüşünü değil, ona dışarıdan giydirilen bir yorumdur kendi zihin dünyalarında okuduklarından anlayabildiklerini böyle dile getirmişler lakin bu yanlış bir ifadedir onun söylediği şudur: Allah gerçektir, vardır, kullarıyla ilişki kurar; fakat hiçbir şekilde yaratılmışların kategorilerine girmez. Ne sadece zihinde kalan bir fikirdir ne de maddî bir varlık gibi tasavvur edilir. Bu denge, neyi reddedip neyi kabul edeceğini bilmeyenlerin kaçırdığı asıl noktadır.
Mürdileri ve kendisi ibni teymiyye'yi çok iyi bildiklerini idda ediyorlar ama eserlerinde böyle ifadeler göremezsiniz bununla ilgili Mehmet Emin Akın Hoca'nın çok güzel ufak bir yazısı mevcut idi onu bulabilirsem mutlaka paylaşacağım tam da bu zevatların konuştuğu konuda çok veciz ifadeleri vardı.
Bu hata mıdır yoksa art niyettle yazılmış popülist söylem midir ? Allahualem ama bu bir hatadır ve bu hatanın kökü, Allah’ı anlamaya çalışırken yanlış bir temel kurmaktır. Zira bazıları önce kendi aklında “var olan şey ya maddi olur ya da sadece zihinde olur” diye bir kural koyar, sonra Allah’ı bu iki seçeneğe sıkıştırır.
İbn Teymiyye bu temeli baştan reddeder ve bunun bir vehim olduğunu açıkça ortaya koyar. Çünkü dış dünyada var olan hakikatler, sadece bu iki sınıfa indirgenemez. Allah’ın varlığı, ne duyularla kuşatılan varlıklar gibidir ne de sadece zihinde kalan tümel kavramlar gibidir. Bu yüzden onu “fiziksel” diye adlandırmak da, “sadece soyut bir ilke” görmek de aynı derecede yanlıştır.
Ayrıca o, insanların Allah hakkında konuşurken kullandığı “cisim, araz, parça, yön” gibi lafızların çoğunun hem hak hem batıl ihtimali taşıdığını, bu yüzden bu lafızlarla hüküm vermenin insanı yanıltacağını belirtir. Nedei ise çok basit bu kelimelerle ya Allah’a eksiklik isnat edilir ya da doğru bir mana kastedilse bile yanlış bir ifade kullanılmış olur. Bu sebeple en güvenli yol, Allah’ı kendi bildirdiği sıfatlarla tanımak ve bu tür tartışmalı kavramlardan uzak durmaktır.
İbn Teymiyye, bazı fırkaların “Allah hissedilmez, görülmez” diyerek aslında O’nu bilinemez bir şeye dönüştürdüğünü ve bunun da yanlış olduğunu söyler. Bu yaklaşım, Allah’ı gerçek bir varlık olmaktan çıkarıp sadece teorik bir kavram haline getirir. Oysa Allah vardır, bilinir, kullarıyla ilişki kurar ve ahirette görülecektir; ancak bu bilinme ve görülme, yaratılmışlarınki gibi değildir. Bu açıklamalar gösteriyor ki İbn Teymiyye’nin yolu, insanın kurduğu dar kalıpları kırmak ve Allah’ı ne eksilterek ne de benzeterek değil, olduğu gibi kabul etmektir; bu yüzden ona “fiziksel Tanrı” isnadı yapmak, onun sözünü ters yüz etmekten başka bir şey değildir.

