Isim Ve Sıfat

asdasd

Yeni Üye
Üye
Allah'ın (cc) sıfatlarını bilmek akidenin rükünlerindendir. Allah'ın isimleri ve sıfatları tevfikidir. Yani Allah (cc) için kullanılan isim ve sıfatlar vahiy yolu ile Kur'an veya sünnetten alınır. İbni Hüzeyme "et-Tevhid" adlı eserinde (Mecmuatürresail, sh. 489, Hasan el-Benna) "Biz ve bütün Hicaz, Tihame, Yemen, Irak, Şam ve Mısır uleması Allah'ın (cc) kendi nefsi için isbat ettiği sıfatları bizde isbat ederiz. Dilimiz ile ikrar, kalbimiz ile tasdik ederiz."
Allah'ın (cc) isimleri Buhari, Müslim ve Tirmizi'de geldiği üzere 99'a münhasır değildir. "Allah'ın 99 ismi vardır. Bunları ezberleyen mutlaka cennete girer, O tektir, teki sever." Bu sayı, Tirmizi'nin sayımıdır. Diğer hadisi şeriflerde bunlardan başka isimler gelmiştir. Tirmizi şerhinde Ebu Bekir b. Arabi bazı ehli ilimden naklen "Kitab ve Sünnetten Allah'ın bin tane ismi toplanmıştır." Hannan, Mennan, Bedi, Kefil bu isimlerdendir.

Allah'ın (cc) sıfatlarına gelince: "Fakat yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir. "(Rahman, 27)

"(Ey Rasulüm, Hudeybiye gününde Rıdvan biati ile) gerçekten sana biat edenler ancak Allah'a (cc) biat etmiş olurlar.Allah'ın kuvvet ve yardımı o biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir... "( Feth, 10)

Ulema bu sıfatlar hususunda dört gruba ayrılmışlardır:

l- Müsebbibe veya mücessime'nin görüşü: Allah (cc) için sıfatlar isbat ederler. Fakat -haşa- O'nun da bizim gibi el, göz, yüz gibi uzuvları olduğunu söylerler. Davud el-Cevaribi, Hişam b. Haakem, er-Rafizi bunlardandır. Bu görüş insanı dini çizgiden çıkaran küfür sebeplerindendir. Çünkü bu putlara ibadet etme mesabesindedir. Kur'an-ı Kerim bu görüşü reddetmektedir. "Onun misli hiçbir şey yoktur."(Şura, 11)

İbni Kayyım bu hususta şöyle der:

Onun sıfatlarını bizim sıfatlarımıza benzetemeyiz. Zira Büşebbihe (benzetenler) puta tapanlardır. Hayır O'nu sıfatlardan soyutlayamayız. Zira Muattıle (sıfatlardan soyanlar) iftira atanlardandır. Yüce Allah'ı (cc) mahlukata benzeten Nasrani müşriklere mensup olanlardandır. Allah'ı sıfatlardan soyutlayan o imanı olmayan ziyade nankördür.

2. Muattılenin görüşü: Bu Cehmiyye fırkasıdır. (Hicri 182'de öldürülen Cehm b. Safvan'a mensub olanlardır Cad b. Dirhemden bu görüşleri almıştır. (Bak. Akideyi vasıtıyye,

sh. 22) Bunlar Allah'ın (cc) semi, basar, kelam sıfatlarını nefyediyorlar (kabul etmiyorlar), "Çünkü konuşmak, işitmek, görmek uzuvlarla olan bir fiildir." diyorlar. Bu taife de dini çizginin dışındadır.

Selef demiştir ki: "Muttalıe ademe (yoka), müşebbihe saneme (puta) tapmaktadır.

İbni Kayyım der ki: Şirkin aslı ta'tildir (Allah'ı sıfatlardan soyutlamaktır). Bu da üç kısımdır:

a) Yaratanı yaratılandan soyutlamak

b) Yaratanı sıfatlarından -isim, sıfat ve fiillerinden- soyutlamak

c) Yaratanı inanılması vacib olan tevhidin hakikatinden soyutlamak(Şerhi kasideti İbni Kayyim, 2/212)

İbni Kayyım der ki:Hayır onu sıfatlarından soyutlayamayız. Zira Muattele iftira atanlardandır.

3. Selefin sıfatlar hakkındaki görüşü: Bu mezheb sıfatları Kur'an ve sünnette geldiği şekilde kabul ederler. Fakat keyfiyetinden sual etmeyiz ve sıfatları yok da saymayız derler. İmam Hattabi özlü ve güçlü ifadelerle bu mezhebi delilleri ile beraber hulasa etmiştir. O şöyle der: "Selefin Allah'a sıfat izafe eden ayet ve hadislerdeki görüşüne gelince keyfiyeti (şekli) nefy ederek bunları zahiri manaları ile alırlar. Çünkü Allah'ın (cc) sıfatları hakkında söylenen söz zatın hakkında söylenen sözün fer'idir. Allah'ın (cc) zatını ispat varlığını ispattır. Yoksa şeklini isbat değildir."

İbni Teymiye şöyle der: Allah'ı (cc), kendini kitap ve sünnette vasıfladığı gibi tahrif (Nassın lafız yahut manasını değiştirmek ), ta'tıl (Allahın vasıflarını soyutlamak), tekyif (Allah'a şekil isnat etmek) temsil(Allah'ı bir şeye benzetmek) olmaksızın vasıflamak Allah'a (cc) imandandır.

Bazıları şöyle demiştir: Allah'ın (cc) sıfatları keyfiyetsiz mücmel olarak bilinmektedir.( Şerhul Akidetu'l vasıtıyye, sh. 21)

Ebul Kasım Ella Likai "Usulussünne"de İmam-ı Azam'ın arkadaşı olan Muhammed b. Hasen'den şöyle dediğini rivayet eder.-"Meşrikden Mağrib'e bütün fukaha açıklama ve benzetme yapmaksızın Kur'an'da ve sağlam ravilerin getirdikleri hadislerde gelen Allah'ın sıfatlarına iman hususunda ittifak etmişlerdir.( Risaletül Akaid, Hasan el-Benna, Mecmuaturresail sh 489)

Ebu Hanife şöyle der: "Allah'ın (cc) Kur'an'da zikrettiği veçhile el, yüz, nefis sıfatları vardır. Fakat bunlar keyfiyetsizdir. Çünkü bunda sıfatın iptali vardır ve bu kaderiyye ile Mu'tezile mezhebinin görüşüdür, yad (el) Allah'ın (cc) sıfatıdır fakat keyfiyeti yoktur. "( Şerhi Fıkhu Ekber, sh. 36)

Ahmed b. Hanbel, "Rabbimiz dünya semasına iner" "Allah ayağını koyar" gibi naslar hakkında şeklini ve kasd edilen manasını sormadan bunları tasdik eder ve iman ederiz. Bunlardan herhangi birini reddetmeyiz. Peygamberin getirdikleri sahih isnadlara dayandığı takdirde hak olduğuna inanırız. Allahu Teala ancak kendini vasıfladığı sıfatlarla, şekil ve sınır olmaksızın muttasıftır. Bundan başka vasıflarla vasıflanmaz. "Onun gibi hiçbir şey yoktur."( Şura, 11)

İmam-ı Malik bir kimse "Allah'ın (cc) eli onların elinin üzerindedir" ayetini okurken elini işaret etse, "O ziyade işiten ve ziyade görendir." ayetini okurken kulak ve gözüne işaret etse o işaret edilen uzvun kesilmesi ile fetva vermiştir. Çünkü Allah (cc)'ı "kendi nefsine benzetmiştir/' "yed" (el) "vech" (yüz) gibi sıfatların varlığı bize göre haktır. Bunların aslı bilinip, vasfı müteşabihattandır. Aslın şeklini (keyfiyetini) bilmekten aciz olduğu için iptali caiz değildir. İşte Mu'tezile bu yönden sapmıştır. Akla uygun olarak sıfatları açıklayamadıkları için sıfatların aslını da inkâr etmişler ve Muattıle olmuşlardır.

Halefin (sonraki ulemanın) görüşü: Bunlar Allah'ı (cc) teşbih ve tecsimden tenzih ederek bazı sıfatların te'vilini caiz görürler. Bu görüşün sahipleri müteşabih ayetlerdeki maksadın insanın zihninin ilk hamlede anladığı mananın dışında olduğu hususunda selefle ittifak halindedir.

Ebul Ferec b. Cevzi "Def u Şübehitteşbih" adlı eserinde şöyle der; Müfesirler "Rabbinin vechi (yüzü) kalıcıdır" ayetinde Rabbin kalıcıdır, "O'nun vechini Murad ediyorlar" ayetinde "O'nu murad ediyorlar" demişlerdir.

Dahhak ve Ebu Ubeyde "Allah'ın (cc) vechinden başka her-şey helak olucudur" ayetinde Allah'tan (cc) başka her şey... manasını vermiştir.

İbni Cevzi ise; "Bu ayetlerin zahiri manasını almak teşbih ve tecsimdir. Lafzın zahiri manası o lafzın konulduğu manayı ifade eder. Meselâ yed'in hakiki manası uzuvdur. Selefin görüşü bu gibi ayetlerin tefsirinde susmaktır. Yoksa zahiri manasını almak değildir." demiştir.

Fahrurrazi "Esasuttakdik" adlı eserinde şöyle demektedir. Kur'an-i nasların birkaç yönden zahiri manası alınamaz.

a) "Gözümün (murakabem) altında yetiştirilmen üzere..."(Taha, 39) ayetin zahiri manasını aldığımız takdirde Musa (as)'ın, o gözün üzerine yerleşmiş yapışık bir şekilde, onun üzerinde duruyor olmasını gerektirir. Halbuki hiçbir akıl sahibi bunu söyleyemez.


b) Allahu Teala'nın "Bizim gözümüz (nezaretimiz) ile gemi yap"( Mü'minun, 27) kavli zahiri manası alındığı takdirde gemi yapma aletinin o göz olduğu manası çıkar.

Öyleyse her iki fırka -Selef ve halef- ehli sünnet vel cemaattır. Bunlar Allah'ı (cc) her türlü teşbih ve tecsimden tenzih ettiler. Allah'ın yarattıklarına ve yarattıklarının sıfatlarına muhalif olduğu üzerinde ittifak ettiler. "O'nun gibi hiçbir şey yoktur. "( Şura, 11)

Şunu da zikr etmemiz gerekir ki Selefin yolu daha ihtiyatlıdır. O da naslardaki sıfatları te'vil etmektir. Halefin yolunun daha sağlam olduğu söylendi. Ancak bazı Şafiiler İmamul Harameyn'den önce te'vil taptığını, omurunun sonunda bu görüşünden vazgeçerek te'vili yasakladığını naklederler. Ancak özellikle İbni Dakik gibi muhaddisler yakın bir mana ile tevili kabul etmişlerdir. Hanefi alimi Kemal İbni Hümam da aynı görüştedir. Halta ehl-i sünnet imamı olan Ahmed b. Hanbel(Fıkhı Ekber Serili, 38) "Hacerul Esved yeryüzünde Allah'ın (cc) yeminidir."( Mecmuaturresail, Hasan el-Benna, s. 499) "Mü'minin kalbi, rahmanın parmaklarından iki parmak arasındadır."(Hakim.Abdullah b. Ömer'den) gibi bazı hadisleri te'vil etmiştir. Selef ise sıfatlan Kur'an ve Sünnette geldiği şekilde te'vilsiz kabul etmiştir.

"Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma; katından bize bir rahmet ihsan et. Şüphesiz ki sen çok bağışlayansın."(Ali İmran, 8)

Halefden birçokları daha sonra selefin mezhebine dönmüştür. Mutezile önderlerinden olan Ebul Hasen el-Eş'ari (h. 330) bunlardandır. Selefin görüşüne döndükten sonra mutezileye red olarak 300'den fazla eser yazmıştır. Son iki kitabı olan "el-İbane an usuluddiyane" ve "Makalatul İslamiyyin ve ihtilaful musallin" adlı eserlerinde akidesini beyan etmiş ve görüşünü şöyle özetlemiştir: "Sözümüzün özü Allah'ı (cc), meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve Allah'tan (cc) getirdiklerini, güvenilir ravilerin peygamberden yaptıkları rivayetleri kabul eder, bunların hiçbirini reddetmeyiz. Allah'ın (cc) "Rabbinin vechi (yüzü) kalıcıdır" buyurduğu şekliyle keyfiyetsiz vechi, "elimle yarattım" "elleri açıktır" buyurduğu veçhile keyfiyetsiz eli, "Bizim gözümüz önünde akar" buyurduğu veçhile keyfiyetsiz gözü vardır. "( İbane an Usulud-Diniyye, sh. 9)

Abdullah AZZAM
 

Abdulhakim35

Yeni Üye
Üye
Bu dönem Müslümanları arasındaki tartışmanın sebebi selef müteşabih nassları zahiri mana ile alıp ondan sonra keyfiyyetini bilmeyiz mi dedi yoksa zahirini de keyfiyyetini de bilmeyiz mi dedi..
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt