Çözüldü İslam Hukukunda Sivillerin Öldürülmesi Caiz mi?

M Çevrimdışı

muhteva002

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Kardeşlerim, bize öğretilen İslam'da savaşta kadınlar, çocuklar ve eli silah tutmayanlar öldürülemez. Ama Hamas İsrailde sırf bir konseri tarayarak 250 kişiyi öldürdü. Bunu savunan müslümanlar var. Üstelik hocalar var. Ben anlamadım. Bize mi yanlış öğretildi yoksa bu hocalar mı yanlış yapıyor? Cahilliğimi mazur görün bilmediğimden soruyorum amacım kavga vs değil. Bilen hocalarım cevap verirse çok iyi olur.
 
Muqarrab Çevrimdışı

Muqarrab

CENNETLER BEDEL İSTER...
İslam-TR Üyesi
Kâfirler kafirliklerini hakkıyla yapıyor ama biz Müslümanlar... Aman çocuğum! Aman çocuğumun rahatı! Aman bizim rahatımız! Su uyur düşman uyumaz dedikleri şey bu olsa gerek!
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullah;


C 1 - 2- Küfür düzeninde Oy kullanan veya mevcud küfür otoriteyi ve silahlı kuvvetlerini fiziken olmadığı halde kalben / gönülden desteklediğini düşündüğü için bir mucâhid, kendi zann ve kanısıyla muslumanların emirinin böyle bir emiri olmamasına rağmen savaştan beri olan kadınları hedef alarak çeşitli silahlarla hedef alarak atışta bulunması, öldürüp yaralaması kendi hatalı içtihadıdır. Bir mucâhid, ilmi bir birikimi yokken, kâfir de olsalar, savaşla alakası olmayan ve öldürülmeleri yasaklanmış olanların öldürülmeleri câiz değildir, vebaldir.


حدّثنا أَبُو بَكْرٍ بْنُ أبِي شَيْبَةَ. ثنا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيَدِ اللهِ ابْنِ عِبْدِ اللهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ؛ قَالَ: ثنا الصَّعْبُ بْنُ جُثَامَةَ؛ قَالَ: سًئِلَ الْنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَهْلِ الدَّارِ مِنَ المُشْرِكِينَ يُبَيَّتُونَ، فَيُصَابُ النِّسَاءُ وَالصِّبْيَانُ؟ قَالَ: ((هُمْ مِنْهُمْ))
Es-Sâ'b bin Cessâme (r.anh)'den; Şöyle demiştir: (Bir kere) Nebi 'e muşrik (muhârib)lerden aile sahibi olanlara (İslâm mucâhidleri tarafından) geceleyin baskın düzenleniyor ve (bu arada ayırd edilemeyerek) onların kadınları ve erginlik çağına varmamış çocukları da isabet alıyor (yaralanıyor, öldürülüyor), diye soru soruldu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar da muşrikler (toplumun)dandır» buyurdu.
(İbn Mâce, Cihâd, 30, Hadis no: 2839)
Kastalani: Peygamber'in maksadı muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını bile bile öldürmenin mubahlığı değildir. Maksad, muşriklerin erkeklerini öldürebilmek için kadınlarını ve çocuklarını öldürmek zarureti olduğu zaman bunların öldürülmesinin câizliğidir. Muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını öldürmeden erkeklerini öldürmek mümkün ise kadınlarını ve çocuklarını öldürmek câiz değildir. Çünkü diğer bazı hadisler, muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını öldürmeyi yasaklamıştır, der.

Hattabi de şöyle der:. Peygamber 'in: "Muşriklerin kadınları ve çocukları Onların camiasındandır" hadisinden maksadı, kadın ve çocukların dini hükümler konusunda aile reisine tâbi olmasıdır. Yoksa Peygamber , muşriklerin çoluk çocuklarını kasden öldürmeyi mubah kılmış değildir. Bunun mubahlığı ancak ayırd etmenin mümkün olmadığı durumlara ve zamanlara aittir. Mesela, muşrikler çoluk çocuklarıyla birlikte bir vapurda veya bir kale'de iken ve muşrikler ile müslümanlar arasında savaş devam ederken bu gibi durumlarda vapuru batırmak ve kale'yi yıkmak mubahtır.


حدّثنا أَبُو بَكْرٍ بْنُ أبِي شَيْبَةَ. ثنا وَكِيعٌ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الْمُرَقَّعِ بْنِ عِبْدِ الله بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ حَنْظَلضةَ الْكَاتِبِ؛ قَالَ: غَزَونَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم. فَمَرَرْنَا عَلَى امْرَأَةٍ مَقْتُولَةٍ قَدِ اجْتَمَعَ عَلَيْهَا النَّاسُ. فَأَخْرَجُوا لَهُ. فَقَالَ: ((مَاكَانَتْ هَذِهِ تُقَاتِلُ فِيمَنْ يُقَاتِلُ)) ثُمَّ قَالَ لِرَجُلٍ: ((انْطَلِقْ إِلَى خَالِدِ بْنِ الوَلِيْدِ، فَقُلْ لَهُ: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرَكَ، يَقُولُ: لاَ تَقْتُلَنَّ ذُرِّيَّةً وَلاَ عَسِيفاً))
Hanzala el-Kâtib (Radıyallâhu anh)'den; Şöyle demiştir:
Biz (bir kere) Rasulullah 'in beraberinde bir savaşa gittik. Sonra başında halkın toplandığı öldürülmüş bir kadın cesedine uğradık. Halk Rasûl-u Ekram için dağıldı. Sonra Rasûlu Ekram : «Bu kadın savaşanlar içinde savaşmış değildi», buyurdu.
Sonra bir adama: «Hâlid bin el-Velîd'e git ve O'na de ki: Rasulullah sana emrederek diyor ki: Sakın hiç bir kadını ve (savaştan başka iş için) kiralanan hiç bir adamı öldürme.»
(İbn Mâce, Cihâd, 30, Hadis no: 2842; Hâkim, II, 122; Beyhakī, IX, 91)

Seleme (r.anh)'ın hadisini Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde: "Seleme (r.anh): O gece muşriklerden yedi aşiret halkını ben kendi elimle öldürdüm", demiştir.
Bu hadis de savaş halinde muşriklerin evlerine gece baskını düzenlemenin ve baskın esnasında kadınları ve çocukları ayırd etmek mümkün olmadığı takdirde ev halkından erkekleri öldürürken bu meyanda kadınları ve çocukları da öldürmenin câizliğine delalet eder.
İbn-i Ömer (r.anhuma)'ın hadisini Buhari, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Bu hadis savaşta kadınları ve çocukları bile bile öldürmenin yasaklığına delalet eder.
Avnu'l-Mabud yazarı bu hadisin şerhinde: Bu hadis, savaşta kadınları ve çocukları öldürmenin câiz olmadığına delildir.
Malik ve Evzai de böyle hükmetmişlerdir. Bu iki âlimin görüşüne göre bunlar hiç bir durumda öldürülemezler.
Şafii ve Kufe alimlerine göre ise kadın, savaşa katıldığı zaman öldürülmesi caizdir, der.
Hattabi bu hadisin izahında: Bu hadis, kadının savaştığı zaman öldürülmesinin caizliğine delalet eder. Çünkü görüldüğü gibi Peygamber bu kadının öldürülmesinin haramlığına gerekçe olarak kadının savaşmamasını göstermiştir. Şu halde kadın savaşa katıldığı zaman öldürülmesi câizdir. Hadisten bu netice çıkarılır.
Asif: Kiralanan ve tabi olan demektir, der.
Sindi: de: Hadiste öldürülmesi yasaklanan kiralık adamdan maksad çobanlık gibi hizmetler için kiralanan kimse olsa gerek. Savaşmak üzere kiralanan kimse kasdedilmiş değildir, der.


Bu olay, yalnız kâfirlerin kötülüklerini ve müslümanlar üzerindeki her türlü olumsuz tesirlerini önlemek için savaşılacağını gösterir. (Ebû Bekr Şemsu’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî, el-Mebsûṭ,, C. X, Sf: 5)
Eğer savaşın sebebi küfür olsaydı kâfir kadınların da öldürülmesi gerekirdi. Kadın fiilen savaşmadığı için öldürülmesinin haram olduğu anlaşılmaktadır. Bunun gibi, dinden dönen kadının öldürülmemesiyle ilgili hüküm de kadının muharip sayılmamasıyla izah edilmiştir (
Ebû Zeyd Abdullāh (Ubeydullāh) b. Muhammed b. Ömer b. Îsâ, vr. 202 a b; Ebû Abdillâh Radıyyuddîn Burhânu’l-İslâm Muhammed b. Muhammed es-Serahsî et-Tûsânî, vr. 408b)

O mucâhid, müslümanlarla savaşmıyorsa(!), zaten kâfir gördüklerini ülkenin vatandaşları zaten kâfirdir, Oy verdi diye kâfir olacak olsa bile , oy vermeden önce de kâfirdir zaten. Yok kendini müslüman zanneden bir vatandaş kabul ediliyorsa, bu kişi de zaten kâfirdir. Yok kâfir olmayıp da oy verdi diye kâfir oldu sayıyorsa bile, Oy veren kâfirin hükmü murted gibi öldürülmesi gerekmektedir.
Ayrıca kalbden geçeni yarmadan biliyorsa vebaldedir. Bu mantıkla herkes istemediği, kızdığı bir kimseyi kalben böyle düşünüyor, inanıyor diye herkes sevmediği kimseleri öldürür, sonrada böyle geçersiz bahane ileri sürer..

Kısacası bir kimse bu kadar geçersiz ve delilsiz bir şekilde nefsi zanlarıyla karar vererek mâsumların ölümüne sebeb olacak şekilde zannda bulunması ve ölümlere sebeb olması büyük günahtır, şahsi içtihad değildir Hakkında hüküm olan bir konuda tersine nefsi kararlarıyla canlara sebeb olunamaz. Bir de buna hatalı içtihat diyerek 1 sevab almaya çalışılamaz.

C 3 -

Harbî Kâfir (Ehlu’l Harb):

İslam âlimleri, Harbî kafiri ittifakla şu şekilde tarif etmişlerdir: "Müslümanlarla eman, anlaşma ve zimmet ahdi olmayan kâfirlerdir."


Harbî/savaş halindeki kâfir; Müslümanların zimmetine girmeyen her kâfirdir. İster anlaşmalı olsun ister emanlı olsun, ister anlaşmalı ve emanlı olmasın fark etmez. İslâm Devleti ile herhangi bir kâfir devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devletin tebaası anlaşmalı olup, onlarla aramızdaki anlaşmanın belirlemiş olduğu hususa göre muamele görülür. Bu anlaşmanın belirlediği her husus uygulanır. Ancak anlaşmanın varlığına rağmen anlaşmalı kâfirler, hükmen harbî kâfir olmaları konumundan dışarı çıkmazlar. Çünkü anlaşmanın bitmesi veya onlar tarafından veya bizim tarafımızdan bozulması ile birlikte onların hükmü diğer harbî kâfirlerin hükmüne döner.

Müslümanlar ile arasında bir anlaşma olmayanlar hükmen değil fiilen harbî kâfirlerdir. Harbî/savaş halindeki kâfir; Müslümanların zimmetine girmeyen her kâfirdir. İster anlaşmalı olsun ister emanlı olsun, ister anlaşmalı ve emanlı olmasın fark etmez. İslâm Devleti ile herhangi bir kâfir devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devletin tebaası anlaşmalı olup, onlarla aramızdaki anlaşmanın belirlemiş olduğu hususa göre muamele görülür.

Bundan dolayı; Müslümanlara karşı onları güçlendirme söz konusu olduğunda onlara silah ve savaş malzemelerinin satışı engellenir. Fakat Müslümanlara karşı onları güçlendirme söz konusu olmadığında onlara silah ve savaş malzemelerinin satışı engellenmez. Özellikle İslâm Devleti -bütün büyük devletlerde olduğu gibi- silah imal edip sattığında engellenmez.

Anlaşmada onlara silah ve savaş malzemeleri satmanın câiz oluşu zikredilse fakat bu satış onları Müslümanlara karşı güçlendiriyorsa bu şarta bağlı kalınmaz. Çünkü bu şart Şer’iata muhaliftir. Şer’iata muhalif olan her şart batıldır, bağlayıcı olmaz.

Kendileriyle aramızda bir anlaşma olmayanlar hükmen değil fiilen harbî kâfirlerdir. İster onlar ile aramızda bilfiil harb başlamış olsun ister ise olmasın fark etmez. Dolayısıyla her sefer için özel eman/vize ile olmadıkça onların Müslümanların ülkelerine girmelerine izin verilmez. Onlara ancak belirli, sınırlı bir süre ile ikamet izni verilir.

Ancak bilfiil savaşan harbî kâfir devlet ile bilfiil savaşmayan harbî kâfir devlet arasında fark vardır. Bu fark ise; bilfiil savaşan ile barış anlaşmasından önce herhangi bir anlaşma yapılmaz. Onun tebaasından olan bir kişiye ancak, Allah’ın kelamını dinlemek için geldiğinde veya Müslümanların ülkesinde yaşayan bir zimmî olmak için geldiğinde eman verilir. Bilfiil savaşmayan harbî devlet böyle değildir. Zira onunla ticaret anlaşmaları, iyi komşuluk ve diğer anlaşmalar yapılır. Onun tebaasına ticaret, ya da gezinti, ya da yolculuk için İslâm beldelerine girmesine eman verilir. (Takiyuddin en Nebhani, İslam Şahsiyeti, C. 2)

Bu tanıma göre ister bizimle savaşsın ister savaşmasın, kâfirliğinden ötürü kâfirlerde asıl olan onların harbî olmasıdır. Buna göre aramızda herhangi bir eman, söz ve zimmet ahdi olmayan bir kâfir, silahını bize doğrultmasa dahi, öldürülebilir ve malı ganimet alınabilir. Yani malı ve kanı Müslümanlara helaldir. Bunun savaşıp savaşmaması, öldürülmesi açısından bir farklılık göstermemektedir.

Zimmet Ehl-i Kâfirler:
Bunlar, İslam diyarında küfürleri üzere ikâmet edip cizye veren ve kendisinde İslam’ın hükümleri tatbik edilen kimselerdir.

Sözleşmeli Kâfirler:

Bunlar, Müslümanların halifesinin, Müslümanların maslahatı gereği kendileriyle belli bir muddet savaşmamak üzere andlaştığı kimselerdir.

Eman
(Güven) Altındaki Kâfirler:
Bunlar, kendisine karışılmamak üzere Müslümanlardan güvence alarak İslam diyarına giren kimselerdir.


İbn-i Kayyım el Cevziyye rahimehullah şöyle demektedir:

Berae (Tevbe) suresinin inişinden sonra artık kâfirler üç kısma ayrıldı:

1-Onunla savaşanlar,
2-Barış yapanlar,
3-Zimmiler.

Sonra, andlaşma ve barış yapılanlar İslam’a döndü ve kâfirler iki kısım kaldı.
1-Savaşanlar
2-Zımmiler

Peygamber
ile savaşanlar O’ndan korkuyorlardı. Böylece Peygamber açısından dünyada yaşayanlar üçe ayrılmış oluyordu:
1-Kendisine inanan Müslümanlar
2-Eman altında olanlar
3-Kendisinden korkup savaşanlar. (İbn-i Kayyım el Cevziyye, Zâdu’l Mead, C.3, Sf: 145)


Yeryüzündeki insanların İslam’la olan durumları açısından üçe ayrılır:

1-Müslümanlar

2-İslam dinine girmediği halde Müslümanlarla; cizye, andlaşma veya eman ile selamette olanlar.

Bu iki kısımdakilerin malları ve canları güven altındadır. Ancak malını veya kanını mubah kılacak şer’i bir suç işlemesi bundan müstesnadır.

3-Bunların dışında kalan yeryüzündeki tüm insanlar yani yeryüzünde yaşayıp İslam’a girmemiş tüm kafirler, Müslümanlarla zimmet, sulh veya eman ile bir güvencesi olmayanlar, İslam’la savaşan ve emanı olmayan bir kâfirdir.
Bu kâfir, hangi çeşit olursa olsun harbî kâfir olması açısından hükmü değişmez. İster tağutların ordularında bir asker olsun, isterse de sıradan bir vatandaş olsun.
İslam âlimleri, kendisinde eman, zimmet veya bir andlaşma olmayan kâfirlerin kanları ve mallarının helal olduğu konusunda icma etmişlerdir. Bunun hilafını söyleyen hiçbir muteber âlim yoktur.
 
Abdullah el Hanbeli Çevrimdışı

Abdullah el Hanbeli

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
Âleykum selam we rahmetullah;
C 1 - 2- Küfür düzeninde Oy kullanan veya mevcud küfür otoriteyi ve silahlı kuvvetlerini fiziken olmadığı halde kalben / gönülden desteklediğini düşündüğü için bir mucâhid, kendi zann ve kanısıyla muslumanların emirinin böyle bir emiri olmamasına rağmen savaştan beri olan kadınları hedef alarak çeşitli silahlarla hedef alarak atışta bulunması, öldürüp yaralaması kendi hatalı içtihadıdır. Bir mucâhid, ilmi bir birikimi yokken, kâfir de olsalar, savaşla alakası olmayan ve öldürülmeleri yasaklanmış olanların öldürülmeleri câiz değildir, vebaldir.

حدّثنا أَبُو بَكْرٍ بْنُ أبِي شَيْبَةَ. ثنا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيَدِ اللهِ ابْنِ عِبْدِ اللهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ؛ قَالَ: ثنا الصَّعْبُ بْنُ جُثَامَةَ؛ قَالَ: سًئِلَ الْنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَهْلِ الدَّارِ مِنَ المُشْرِكِينَ يُبَيَّتُونَ، فَيُصَابُ النِّسَاءُ وَالصِّبْيَانُ؟ قَالَ: ((هُمْ مِنْهُمْ)).
Es-Sâ'b bin Cessâme (r.anh)'den; Şöyle demiştir: (Bir kere) Nebi 'e muşrik (muhârib)lerden aile sahibi olanlara (İslâm mucâhidleri tarafından) geceleyin baskın düzenleniyor ve (bu arada ayırd edilemeyerek) onların kadınları ve erginlik çağına varmamış çocukları da isabet alıyor (yaralanıyor, öldürülüyor), diye soru soruldu.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar da muşrikler (toplumun)dandır» buyurdu.
(İbn Mâce, Cihâd, 30, Hadis no: 2839)
Kastalani: Peygamber'in maksadı muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını bile bile öldürmenin mubahlığı değildir. Maksad, muşriklerin erkeklerini öldürebilmek için kadınlarını ve çocuklarını öldürmek zarureti olduğu zaman bunların öldürülmesinin câizliğidir. Muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını öldürmeden erkeklerini öldürmek mümkün ise kadınlarını ve çocuklarını öldürmek câiz değildir. Çünkü diğer bazı hadisler, muşriklerin kadınlarını ve çocuklarını öldürmeyi yasaklamıştır, der.

Hattabi de şöyle der:. Peygamber 'in: "Muşriklerin kadınları ve çocukları Onların camiasındandır" hadisinden maksadı, kadın ve çocukların dini hükümler konusunda aile reisine tâbi olmasıdır. Yoksa Peygamber , muşriklerin çoluk çocuklarını kasden öldürmeyi mubah kılmış değildir. Bunun mubahlığı ancak ayırd etmenin mümkün olmadığı durumlara ve zamanlara aittir. Mesela, muşrikler çoluk çocuklarıyla birlikte bir vapurda veya bir kale'de iken ve muşrikler ile müslümanlar arasında savaş devam ederken bu gibi durumlarda vapuru batırmak ve kale'yi yıkmak mubahtır.


حدّثنا أَبُو بَكْرٍ بْنُ أبِي شَيْبَةَ. ثنا وَكِيعٌ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الْمُرَقَّعِ بْنِ عِبْدِ الله بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ حَنْظَلضةَ الْكَاتِبِ؛ قَالَ: غَزَونَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم. فَمَرَرْنَا عَلَى امْرَأَةٍ مَقْتُولَةٍ قَدِ اجْتَمَعَ عَلَيْهَا النَّاسُ. فَأَخْرَجُوا لَهُ. فَقَالَ: ((مَاكَانَتْ هَذِهِ تُقَاتِلُ فِيمَنْ يُقَاتِلُ)) ثُمَّ قَالَ لِرَجُلٍ: ((انْطَلِقْ إِلَى خَالِدِ بْنِ الوَلِيْدِ، فَقُلْ لَهُ: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرَكَ، يَقُولُ: لاَ تَقْتُلَنَّ ذُرِّيَّةً وَلاَ عَسِيفاً)).
Hanzala el-Kâtib (Radıyallâhu anh)'den; Şöyle demiştir:
Biz (bir kere) Rasulullah 'in beraberinde bir savaşa gittik. Sonra başında halkın toplandığı öldürülmüş bir kadın cesedine uğradık. Halk Rasûl-u Ekram için dağıldı. Sonra Rasûlu Ekram : «Bu kadın savaşanlar içinde savaşmış değildi», buyurdu.
Sonra bir adama: «Hâlid bin el-Velîd'e git ve O'na de ki: Rasulullah sana emrederek diyor ki: Sakın hiç bir kadını ve (savaştan başka iş için) kiralanan hiç bir adamı öldürme.»
(İbn Mâce, Cihâd, 30, Hadis no: 2842; Hâkim, II, 122; Beyhakī, IX, 91)

Seleme (r.anh)'ın hadisini Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde: "Seleme (r.anh): O gece muşriklerden yedi aşiret halkını ben kendi elimle öldürdüm", demiştir.
Bu hadis de savaş halinde muşriklerin evlerine gece baskını düzenlemenin ve baskın esnasında kadınları ve çocukları ayırd etmek mümkün olmadığı takdirde ev halkından erkekleri öldürürken bu meyanda kadınları ve çocukları da öldürmenin câizliğine delalet eder.
İbn-i Ömer (r.anhuma)'ın hadisini Buhari, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Bu hadis savaşta kadınları ve çocukları bile bile öldürmenin yasaklığına delalet eder.
Avnu'l-Mabud yazarı bu hadisin şerhinde: Bu hadis, savaşta kadınları ve çocukları öldürmenin câiz olmadığına delildir.
Malik ve Evzai de böyle hükmetmişlerdir. Bu iki âlimin görüşüne göre bunlar hiç bir durumda öldürülemezler.
Şafii ve Kufe alimlerine göre ise kadın, savaşa katıldığı zaman öldürülmesi caizdir, der.
Hattabi bu hadisin izahında: Bu hadis, kadının savaştığı zaman öldürülmesinin caizliğine delalet eder. Çünkü görüldüğü gibi Peygamber bu kadının öldürülmesinin haramlığına gerekçe olarak kadının savaşmamasını göstermiştir. Şu halde kadın savaşa katıldığı zaman öldürülmesi câizdir. Hadisten bu netice çıkarılır.
Asif: Kiralanan ve tabi olan demektir, der.
Sindi: de: Hadiste öldürülmesi yasaklanan kiralık adamdan maksad çobanlık gibi hizmetler için kiralanan kimse olsa gerek. Savaşmak üzere kiralanan kimse kasdedilmiş değildir, der.


Bu olay, yalnız kâfirlerin kötülüklerini ve müslümanlar üzerindeki her türlü olumsuz tesirlerini önlemek için savaşılacağını gösterir. (Ebû Bekr Şemsu’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî, el-Mebsûṭ,, C. X, Sf: 5)
Eğer savaşın sebebi küfür olsaydı kâfir kadınların da öldürülmesi gerekirdi. Kadın fiilen savaşmadığı için öldürülmesinin haram olduğu anlaşılmaktadır. Bunun gibi, dinden dönen kadının öldürülmemesiyle ilgili hüküm de kadının muharip sayılmamasıyla izah edilmiştir (
Ebû Zeyd Abdullāh (Ubeydullāh) b. Muhammed b. Ömer b. Îsâ, vr. 202 a b; Ebû Abdillâh Radıyyuddîn Burhânu’l-İslâm Muhammed b. Muhammed es-Serahsî et-Tûsânî, vr. 408b)

O mucâhid, müslümanlarla savaşmıyorsa(!), zaten kâfir gördüklerini ülkenin vatandaşları zaten kâfirdir, Oy verdi diye kâfir olacak olsa bile , oy vermeden önce de kâfirdir zaten. Yok kendini müslüman zanneden bir vatandaş kabul ediliyorsa, bu kişi de zaten kâfirdir. Yok kâfir olmayıp da oy verdi diye kâfir oldu sayıyorsa bile, Oy veren kâfirin hükmü murted gibi öldürülmesi gerekmektedir.
Ayrıca kalbden geçeni yarmadan biliyorsa vebaldedir. Bu mantıkla herkes istemediği, kızdığı bir kimseyi kalben böyle düşünüyor, inanıyor diye herkes sevmediği kimseleri öldürür, sonrada böyle geçersiz bahane ileri sürer..

Kısacası bir kimse bu kadar geçersiz ve delilsiz bir şekilde nefsi zanlarıyla karar vererek mâsumların ölümüne sebeb olacak şekilde zannda bulunması ve ölümlere sebeb olması büyük günahtır, şahsi içtihad değildir Hakkında hüküm olan bir konuda tersine nefsi kararlarıyla canlara sebeb olunamaz. Bir de buna hatalı içtihat diyerek 1 sevab almaya çalışılamaz.

C 3 -

Harbî Kâfir (Ehlu’l Harb):

İslam âlimleri, Harbî kafiri ittifakla şu şekilde tarif etmişlerdir: "Müslümanlarla eman, anlaşma ve zimmet ahdi olmayan kâfirlerdir."


Harbî/savaş halindeki kâfir; Müslümanların zimmetine girmeyen her kâfirdir. İster anlaşmalı olsun ister emanlı olsun, ister anlaşmalı ve emanlı olmasın fark etmez. İslâm Devleti ile herhangi bir kâfir devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devletin tebaası anlaşmalı olup, onlarla aramızdaki anlaşmanın belirlemiş olduğu hususa göre muamele görülür. Bu anlaşmanın belirlediği her husus uygulanır. Ancak anlaşmanın varlığına rağmen anlaşmalı kâfirler, hükmen harbî kâfir olmaları konumundan dışarı çıkmazlar. Çünkü anlaşmanın bitmesi veya onlar tarafından veya bizim tarafımızdan bozulması ile birlikte onların hükmü diğer harbî kâfirlerin hükmüne döner.

Müslümanlar ile arasında bir anlaşma olmayanlar hükmen değil fiilen harbî kâfirlerdir. Harbî/savaş halindeki kâfir; Müslümanların zimmetine girmeyen her kâfirdir. İster anlaşmalı olsun ister emanlı olsun, ister anlaşmalı ve emanlı olmasın fark etmez. İslâm Devleti ile herhangi bir kâfir devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devlet arasında bir anlaşma yapıldığında, bu devletin tebaası anlaşmalı olup, onlarla aramızdaki anlaşmanın belirlemiş olduğu hususa göre muamele görülür.

Bundan dolayı; Müslümanlara karşı onları güçlendirme söz konusu olduğunda onlara silah ve savaş malzemelerinin satışı engellenir. Fakat Müslümanlara karşı onları güçlendirme söz konusu olmadığında onlara silah ve savaş malzemelerinin satışı engellenmez. Özellikle İslâm Devleti -bütün büyük devletlerde olduğu gibi- silah imal edip sattığında engellenmez.

Anlaşmada onlara silah ve savaş malzemeleri satmanın câiz oluşu zikredilse fakat bu satış onları Müslümanlara karşı güçlendiriyorsa bu şarta bağlı kalınmaz. Çünkü bu şart Şer’iata muhaliftir. Şer’iata muhalif olan her şart batıldır, bağlayıcı olmaz.

Kendileriyle aramızda bir anlaşma olmayanlar hükmen değil fiilen harbî kâfirlerdir. İster onlar ile aramızda bilfiil harb başlamış olsun ister ise olmasın fark etmez. Dolayısıyla her sefer için özel eman/vize ile olmadıkça onların Müslümanların ülkelerine girmelerine izin verilmez. Onlara ancak belirli, sınırlı bir süre ile ikamet izni verilir.

Ancak bilfiil savaşan harbî kâfir devlet ile bilfiil savaşmayan harbî kâfir devlet arasında fark vardır. Bu fark ise; bilfiil savaşan ile barış anlaşmasından önce herhangi bir anlaşma yapılmaz. Onun tebaasından olan bir kişiye ancak, Allah’ın kelamını dinlemek için geldiğinde veya Müslümanların ülkesinde yaşayan bir zimmî olmak için geldiğinde eman verilir. Bilfiil savaşmayan harbî devlet böyle değildir. Zira onunla ticaret anlaşmaları, iyi komşuluk ve diğer anlaşmalar yapılır. Onun tebaasına ticaret, ya da gezinti, ya da yolculuk için İslâm beldelerine girmesine eman verilir. (Takiyuddin en Nebhani, İslam Şahsiyeti, C. 2)

Bu tanıma göre ister bizimle savaşsın ister savaşmasın, kâfirliğinden ötürü kâfirlerde asıl olan onların harbî olmasıdır. Buna göre aramızda herhangi bir eman, söz ve zimmet ahdi olmayan bir kâfir, silahını bize doğrultmasa dahi, öldürülebilir ve malı ganimet alınabilir. Yani malı ve kanı Müslümanlara helaldir. Bunun savaşıp savaşmaması, öldürülmesi açısından bir farklılık göstermemektedir.

Zimmet Ehl-i Kâfirler:
Bunlar, İslam diyarında küfürleri üzere ikâmet edip cizye veren ve kendisinde İslam’ın hükümleri tatbik edilen kimselerdir.

Sözleşmeli Kâfirler:

Bunlar, Müslümanların halifesinin, Müslümanların maslahatı gereği kendileriyle belli bir muddet savaşmamak üzere andlaştığı kimselerdir.

Eman
(Güven) Altındaki Kâfirler:
Bunlar, kendisine karışılmamak üzere Müslümanlardan güvence alarak İslam diyarına giren kimselerdir.


İbn-i Kayyım el Cevziyye rahimehullah şöyle demektedir:

Berae (Tevbe) suresinin inişinden sonra artık kâfirler üç kısma ayrıldı:

1-Onunla savaşanlar,
2-Barış yapanlar,
3-Zimmiler.

Sonra, andlaşma ve barış yapılanlar İslam’a döndü ve kâfirler iki kısım kaldı.
1-Savaşanlar
2-Zımmiler

Peygamber
ile savaşanlar O’ndan korkuyorlardı. Böylece Peygamber açısından dünyada yaşayanlar üçe ayrılmış oluyordu:
1-Kendisine inanan Müslümanlar
2-Eman altında olanlar
3-Kendisinden korkup savaşanlar.(İbn-i Kayyım el Cevziyye, Zâdu’l Mead, C.3, Sf: 145)


Yeryüzündeki insanların İslam’la olan durumları açısından üçe ayrılır:

1-Müslümanlar

2-İslam dinine girmediği halde Müslümanlarla; cizye, andlaşma veya eman ile selamette olanlar.

Bu iki kısımdakilerin malları ve canları güven altındadır. Ancak malını veya kanını mubah kılacak şer’i bir suç işlemesi bundan müstesnadır.

3-Bunların dışında kalan yeryüzündeki tüm insanlar yani yeryüzünde yaşayıp İslam’a girmemiş tüm kafirler, Müslümanlarla zimmet, sulh veya eman ile bir güvencesi olmayanlar, İslam’la savaşan ve emanı olmayan bir kâfirdir.
Bu kâfir, hangi çeşit olursa olsun harbî kâfir olması açısından hükmü değişmez. İster tağutların ordularında bir asker olsun, isterse de sıradan bir vatandaş olsun.
İslam âlimleri, kendisinde eman, zimmet veya bir andlaşma olmayan kâfirlerin kanları ve mallarının helal olduğu konusunda icma etmişlerdir. Bunun hilafını söyleyen hiçbir muteber âlim yoktur.

Bu konuda bir sorum daha var hocam,

Harbi kafirin kanı helaldir görüşü icmadır diyoruz ancak bazı alimler erkeklerden olan yaşlıların, felçlilerin, sağ eli kesik olanların, rahiplerin, çiftçi ve işçilerin öldürülmesi haramdır diyorlar, bu sayılanlar sivil olduğu için bazıları daha ileriye giderek tüm savaşmayan sivillerin aynı kategoride olduğunu söylüyorlar, bunu nasıl bağdaştıracağız? Savaşın/cihadın illeti küfürdür, antlaşması olmayan tüm (baliğ olan) erkeklerin kanı mübahtır diyen alimler; peygamberimizin öldürülmesini nehyettiği rahiplerin, yaşlıların, işçi ve çiftçilerin nehyetmesinin sebebini nasıl açıklıyorlar, şer'an haram olduğu için değil, (bazen) maslahat olmadığı için nehyetti mi diyorlar veya bu nehiy keraheti ifade ediyor mu diyorlar? Yani gelen bu delillere nasıl reddiye veriyorlar?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Bu konuda bir sorum daha var hocam,

Harbi kafirin kanı helaldir görüşü icmadır diyoruz ancak bazı alimler erkeklerden olan yaşlıların, felçlilerin, sağ eli kesik olanların, rahiplerin, çiftçi ve işçilerin öldürülmesi haramdır diyorlar, bu sayılanlar sivil olduğu için bazıları daha ileriye giderek tüm savaşmayan sivillerin aynı kategoride olduğunu söylüyorlar, bunu nasıl bağdaştıracağız? Savaşın/cihadın illeti küfürdür, antlaşması olmayan tüm (baliğ olan) erkeklerin kanı mübahtır diyen alimler; peygamberimizin öldürülmesini nehyettiği rahiplerin, yaşlıların, işçi ve çiftçilerin nehyetmesinin sebebini nasıl açıklıyorlar, şer'an haram olduğu için değil, (bazen) maslahat olmadığı için nehyetti mi diyorlar veya bu nehiy keraheti ifade ediyor mu diyorlar? Yani gelen bu delillere nasıl reddiye veriyorlar?

Ana Kaide: Harbi Kâfirin Kanı Helaldir

Bu konuda alimler arasında icma vardır. İmam Nevevî (rahimehullah) şöyle der:
"Bütün harbi kâfirlerin (kadın, erkek fark etmeksizin) öldürülmesi câizdir. Kadınlar ve çocuklar gibi bazıları için Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öldürmeme emri vermiştir; ama bu haram olduğu için değil, maslahat gereği olmuştur."
(el-Minhâc Şerhu Sahih Muslim, C. 12, Sf: 48)

İbn Kudame (rahimehullah) da şöyle der:
"Kadınlar, çocuklar, rahipler, körler ve yaşlılar müşriklerden olduklarında, eğer savaşmazlarsa öldürülmezler. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu yasaklamıştır."
(İbn Kudame el Makdisi, el-Muğnî, C. 9, Sf: 232)
Fakat hemen ardından bu yasakların hükmü tartışılır:
Haram mı?
Tahrimen mekruh mu?
Sadece maslahat gereği mi?


Nehiylerin Yorumu: Haram mı, Maslahat mı?
Bazı rivayetlerde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu grupları öldürmeyi nehyetmiştir:
Kadınlar, Çocuklar, Rahipler, Yaşlılar, Çiftçiler.

Bu konuda Şafii, Hanbeli ve Selefi çizgi :
Nehiy maslahata mebnidir. Yani savaş esnasında kadın ve çocukları öldürmeyi yasaklamıştır ama bu haramlık değil, maslahat içindir. Eğer kadın veya rahip fiilen savaşırsa veya potansiyel tehlike arz ederse öldürülmesi caiz olur.
Buna delil:
Sahih Muslim’de: Kadınlar öldürülmesin denilmiş, ama İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir: "Savaşan kadın öldürülür." (Muslim, 1744).

İbn Kudame el makdisi; “Kadınlar savaşmıyorsa öldürülmez. Ama savaşan kadın öldürülür.” (İbn Kudâme, el-Muğnî, C. 9, Sf: 254)
Ebu Bekir es-Sıddîk’in vasiyeti: "Ağaçları yakmayın, yaşlıları ve çocukları öldürmeyin..." (Muvatta, Cihad 15)
Bu tür ifadeler askerî disiplin ve maslahat için söylenmiştir.

İmam Şevkânî (rahimehullah) şöyle özetler: “Bu yasaklar maslahat içindir. Yoksa asli hükümde harbi kâfirin kanı mubahtır.” (İmam Şevkânî, Neylu’l-Evtar)

Bazı Zahiriler ve muasır bazı fukaha:
Bazı alimler bu nehiylerin haramlığa delalet ettiğini düşünmüştür. Özellikle işçi, çiftçi, rahip gibi savaşmayanların öldürülmesini mutlak haram sayanlar olmuştur. Fakat bu görüş, çoğunluk tarafından kabul edilmemiştir.



“Bir kadın cesedi gördüler.
Rasulullah (s.a.v): ‘Bu ne için öldürülmüş? Kadın savaşmaz!’ buyurdu.”
(Buhârî, Cihad, 146)


Rahipleri bırakın. Onlar savaşmazlar.
(Ebû Dâvûd, Hadis no: 2663, Sahîh li gayrihî, el-Elbânî)
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in rahipleri ve yaşlıları öldürmeyi nehyetmesi şu şekilde izah edilir:
A- Nehiy maslahat içindir:
Birçok Selefi ve Hanbeli alim, bu yasaklamaların duruma göre olduğunu, şer’an haramlık bildirmediğini belirtmiştir. Çünkü: İllet “küfür” olduğu için: Rahip veya çiftçi olması Onu masum yapmaz.
Yani fiilen savaşmayacak birini öldürmek, toplumda İslam’a karşı nefret doğurabilir, insanlar din adamlarını koruma refleksi gösterir vs. Bu maslahat değişirse durum da değişebilir.
Maslahat ve strateji: Rahip öldürmemek, Hristiyanlar arasında isyanı tetiklememek için bir siyasettir. Ama bu mutlak haramlık değildir.
B- Nehiy, haramlığa değil, mekruhluk ya da izne kapalı olmaya delalet eder:
Yani şer’î değil siyasi bir nehiydir.
C- İstisna dışı durumlarda yine de öldürülmeleri caizdir:
Mesela: Kadın istihbarat yaparsa, yaşlı bağış toplayıp silah aldırırsa, işçi cephane üretirse, öldürülür.


Şeyhu'l islam İbn Teymiyye de bu konuda şöyle der: "Kadın, çocuk gibi bazı kafirlerin öldürülmesi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yasaklanmıştır. Ancak bu yasak, asıl olarak haramlık için değil, maslahat içindir. Duruma göre bu hüküm değişebilir." (İbn Teymiyye, el-Fetava’l-Kubra, C. 4, Sf: 520)
“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bazı kadınları, çocukları ve yaşlıları öldürmeyi nehyetmesi şer’î bir haramlık nedeniyle değil, maslahat ve merhamet nedeniyle olmuştur.” (İbn Teymiyye, es-Sarîm el-Meslûl, Sf: 518)


İbn Kayyim da şöyle der: “Savaşmayan yaşlıları öldürmeme nehyi, maslahat gerekçelidir; mutlak bir haramlık değildir.” (İbn Kayyim el Cevziyye, Ahkâmu Ehli’z-Zimme, C. 1, Sf: 207)


Usulî Kaide:
"El-aslu fi’d-dimâ el-hurme (Canlarda asıl olan haramlıktır)" kaidesi Müslümanlar için geçerlidir.
Ama harbi kafirler için asıl olan ibâhadır (mubah oluşudur).
Yani: Müslümanların canı dokunulmaz. Harbi kafirlerin canı mubahtır, maslahat gereği korunabilir.

“Bu nehiyler maslahat temellidir; şer’î haramlık bildirmez.”
Bu görüş İbn Teymiyye, İbn Kayyim, el-Elbânî, Nasır el-Fahd, Ebu Katâde el-Filistînî gibi âlimlerce açıkça savunulmuştur.

Ez cumle ;
İcma olan görüş: Harbi kafirin kanı helaldir.
Rasulullah’ın rahipler, kadınlar, yaşlılar için koyduğu nehiy Maslahat içindir, haramlık bildirmez.
Bazı alimlerin yaşlıları, işçileri öldürmeyin demesi Duruma bağlı maslahat yorumudur.
Bu yüzden, şer’an harbi kafir olup baliğ olan erkeklerin kanı helaldir ve bu esas küfür üzerine kuruludur; savaşma fiili esas değildir. Savaşanlar ise öncelikli hedeftir, ama savaşmayanlar da maslahat dışı bir durum olmadıkça öldürülebilir.
 
Horasan Fedaisi Çevrimdışı

Horasan Fedaisi

Hayye ale'l-cihad
İslam-TR Üyesi
Yani doğru anladım değil mi

Müslümanlarla savaşan kafir devletin gayrimuslim sivilleri harbî sivil olur. Erkekleri öldürülebilir, zayıflarda (kadın, çocuk gibi) ise maslahata binaen hareket edilir.

Bazı zaman sivillerin öldürüldüğüne ve Hz. Peygamberin buna müsade ettiğine dair rivayetler de gördüğüm olmuştu.

Zamanında hamas, el kaide gibi cihadi hareketlerin neden sivil öldürdüğü yerlerin olduğunu anlamıyordum. Kaldı ki bugünkü halkların ciddi bir bölümü devletleri'nin zulmüne karşı koymak yerine hükümetlerini destekliyor. Onlara oy veriyor, alkış tutuyor. Ordusunun yanında yer alıyor. Ordusu Afganistanda Afrikada Irakta zulümler yapsa bile devlet başkanını alkışlayabiliyorlar. Haliyle askerlerinden pek farkı kalmıyor halkın da
 
Bin Yusuf Çevrimdışı

Bin Yusuf

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
"Harbî kâfirin kanı ve malı helâldir" ifadesi, şahsî fiil yetkisi anlamında mıdır?

Yani:

Bu hüküm, bireysel Müslümanların keyfî olarak bir gayrimüslime zarar verebileceği anlamına mı gelir. Yoksa İslâm Devleti’nin fiilen savaş halinde bulunduğu düşman devlete karşı uygulanan savaş hukukunun bir hükmü müdür?

Kısaca devletlerarası savaş hukuku düzeyinde mi; ferdî öldürme veya ganimet alma anlamında mıdır?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Harbî kâfir, İslâm Devleti ile resmen savaş halinde olmayan ama İslâm devletine düşman veya savaş ilan eden devletin vatandaşlarını ifade eder. Bu, kişisel düşmanlık değil, devletlerarası ilişki üzerinden tanımlanır. Yani harbî olmak, fiilen veya hukuken savaşta olan bir devletin vatandaşı olmakla ilgilidir, şahsi husumetle değil.

Kanı ve malı helâldir” hükmü; bu ifade fetvâ literatüründe geçer, ancak çoğu klasik âlim bunu şöyle açıklar:
Ferdî Müslümanlar açısından: Bireysel olarak (İslam devletiyle andlaşmalı olan) bir gayr-i muslime gidip keyfî şekilde zarar vermek, canını öldürmek veya malına el koymak haramdır.
Yani kişi kendi başına düşman devlete ait birini öldüremez veya malına el koyamaz. Bu, İbn Teymiyye ve diğer Ehli Sünnet âlimlerinin fetvâsıyla sabittir. Dolayısıyla kişi kendi kafasından Sivilin öldürerek, keyfî ganimet alması, tamamen haramdır.

Zimmî (İslâm devletine sığınmış gayr-ı muslim); Andlaşma veya sığınma söz konusuysa, savaş durumu yoktur. Kanları ve malları helâl değildir, öldürmek veya malına el koymak yasaktır.

Devletlerarası savaş hukuku açısından: İslâm Devleti’nin fiilen savaş halinde olduğu düşman devletin askerlerine karşı savaş hukuku çerçevesinde öldürme, esir alma, savaş ganimeti alma caizdir ve meşrudur. Bu hüküm, ferdî Müslümanların keyfî hareketini değil, devletin savaş hakkı ve düzenini tanımlar.

Kısaca;

Andlaşmalı olmayan harbî kâfir:
Devletler arasında resmî bir sulh veya barış anlaşması yoksa, yani savaş hali söz konusuysa bu durumda devletin düşmanı sayılır, ve savaş hukukuna göre Askerleri öldürmek, esir almak ve ganimet elde etmek meşrudur. Sivilin öldürülmesi yine yasaktır; sadece savaşan veya savaşta yardımcı olanlar hedeftir.

Andlaşmalı olan harbî kâfir:
Devletler arasında sulh, anlaşma veya barış sözleşmesi varsa bu durumda kanları ve malları helâl değildir, çünkü barış hukuku geçerlidir.
Bireysel veya devlet eliyle saldırı haram ve haksızdır.

“Harbî kâfirin kanı helâldir” ifadesi her harbî kâfiri öldürebilme hakkı vermez, yalnızca devletlerarası savaşta meşru hedefler için geçerlidir. Andlaşmalı veya sığınmış kişiler, savaşçı olsa bile devletin izni olmadan öldürülemez.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Yani doğru anladım değil mi

Müslümanlarla savaşan kafir devletin gayrimuslim sivilleri harbî sivil olur. Erkekleri öldürülebilir, zayıflarda (kadın, çocuk gibi) ise maslahata binaen hareket edilir.

Bazı zaman sivillerin öldürüldüğüne ve Hz. Peygamberin buna müsade ettiğine dair rivayetler de gördüğüm olmuştu.

Zamanında hamas, el kaide gibi cihadi hareketlerin neden sivil öldürdüğü yerlerin olduğunu anlamıyordum. Kaldı ki bugünkü halkların ciddi bir bölümü devletleri'nin zulmüne karşı koymak yerine hükümetlerini destekliyor. Onlara oy veriyor, alkış tutuyor. Ordusunun yanında yer alıyor. Ordusu Afganistanda Afrikada Irakta zulümler yapsa bile devlet başkanını alkışlayabiliyorlar. Haliyle askerlerinden pek farkı kalmıyor halkın da
İbn Teymiyye’ye göre İslâm’da savaş, keyfî veya intikam amaçlı değil; zulmu defetmek ve Allah’ın dinini korumak içindir. Dolayısıyla, savaşta masumların öldürülmesi, bu maksada aykırıdır.
“Cihadın maksadı, Allah’ın dininin yücelmesi ve fitnenin kaldırılmasıdır; masumları öldürmek değildir.”
(İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 28, Sf: 272)


وَأَمَّا النِّسَاءُ وَالصِّبْيَانُ فَإِنَّهُ ﷺ نَهَى عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ، وَاتَّفَقَ الْعُلَمَاءُ عَلَى ذَلِكَ إِلَّا إِذَا قَاتَلُوا أَوْ أَعَانُوا عَلَى الْقِتَالِ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ قُتِلُوا بِاتِّفَاقِ ğالْفُقَهَاءِ
Kadınlar ve çocuklar hakkında Rasulullah , Onların öldürülmesini yasaklamıştır. Âlimler bu konuda ittifak etmişlerdir. Ancak kadın veya çocuk savaşırsa veya savaşa fiilen yardım ederse, o zaman öldürülmesi câiz olur. Bu da fakihlerin ittifakıyla sabittir. (İbn Teymiyye, el-Fetâvâ el-Kubrâ, C. 4, Sf: 520)
chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://ia802901.us.archive.org/29/items/FP70716/04_70717-2.pdf?

تَدْخُلُ مَعَ التَّتَارِ فَيَصِيرُونَ حِزْبًا عَلَى أَهْلِ الْمَغْرِبِ. فَهَذَا وَغَيْرُهُ مِمَّا يُبَيِّنُ أَنَّ هَذِهِ الْعِصَابَةَ الَّتِي بِالشَّامِ وَمِصْرَ فِي هَذَا الْوَقْتِ هُمْ كَتِيبَةُ الْإِسْلَامِ وَعِزُّهُمْ عِزُّ الْإِسْلَامِ وَذُلُّهُمْ ذُلُّ الْإِسْلَامِ. فَلَوْ اسْتَوْلَى عَلَيْهِمْ التَّتَارُ لَمْ يَبْقَ لِلْإِسْلَامِ عِزٌّ وَلَا كَلِمَةٌ عَالِيَةٌ وَلَا طَائِفَةٌ ظَاهِرَةٌ عَالِيَةٌ يَخَافُهَا أَهْلُ الْأَرْضِ تُقَاتِلُ مِنْهُ. فَمَنْ قَفَزَ عَنْهُمْ إلَى التَّتَارِ كَانَ أَحَقَّ بِالْقِتَالِ مِنْ كَثِيرٍ مِنْ التَّتَارِ؛ فَإِنَّ التَّتَارَ فِيهِمْ الْمُكْرَهُ وَغَيْرُ الْمُكْرَهِ وَقَدْ اسْتَقَرَّتْ السُّنَّةُ بِأَنَّ عُقُوبَةَ الْمُرْتَدِّ أَعْظَمُ مِنْ عُقُوبَةِ الْكَافِرِ الْأَصْلِيِّ مِنْ وُجُوهٍ مُتَعَدِّدَةٍ. مِنْهَا أَنَّ الْمُرْتَدَّ يُقْتَلُ بِكُلِّ حَالٍ وَلَا يُضْرَبُ عَلَيْهِ جِزْيَةٌ وَلَا تُعْقَدُ لَهُ ذِمَّةٌ؛ بِخِلَافِ الْكَافِرِ الْأَصْلِيِّ. وَمِنْهَا أَنَّ الْمُرْتَدَّ يُقْتَلُ وَإِنْ كَانَ عَاجِزًا عَنْ الْقِتَالِ؛ بِخِلَافِ الْكَافِرِ الْأَصْلِيِّ الَّذِي لَيْسَ هُوَ مِنْ أَهْلِ الْقِتَالِ فَإِنَّهُ لَا يُقْتَلُ عِنْدَ أَكْثَرِ الْعُلَمَاءِ كَأَبِي حَنِيفَةَ وَمَالِكٍ وَأَحْمَد؛ وَلِهَذَا كَانَ مَذْهَبُ الْجُمْهُورِ أَنَّ الْمُرْتَدَّ يُقْتَلُ كَمَا هُوَ مَذْهَبُ مَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَد. وَمِنْهَا أَنَّ الْمُرْتَدَّ لَا يَرِثُ وَلَا يُنَاكِحُ وَلَا تُؤْكَلُ ذَبِيحَتُهُ بِخِلَافِ الْكَافِرِ الْأَصْلِيِّ. إلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنْ الْأَحْكَامِ. وَإِذَا كَانَتْ الرِّدَّةُ عَنْ أَصْلِ الدِّينِ أَعْظَمَ مِنْ الْكُفْرِ بِأَصْلِ الدِّينِ فَالرِّدَّةُ عَنْ شَرَائِعِهِ أَعْظَمُ مِنْ خُرُوجِ الْخَارِجِ الْأَصْلِيِّ عَنْ شَرَائِعِهِ؛ وَلِهَذَا كَانَ كُلُّ مُؤْمِنٍ يَعْرِفُ أَحْوَالَ التَّتَارِ وَيَعْلَمُ أَنَّ الْمُرْتَدِّينَ الَّذِينَ فِيهِمْ
“Tatarlar bir yere girdiklerinde, Magrib halkına karşı bir grup hâline gelirler. Şam ve Mısır’daki bu cemiyetin o dönemde İslam’ın ordusu olduğu, Onların izzetinin İslam’ın izzeti, zilletlerinin ise İslam’ın zilleti olduğu böylece anlaşılır. Eğer Tatarlar Onlara hâkim olsaydı, İslam için ne bir izzet kalırdı ne yüksek bir söz ne de yeryüzündeki diğer halkların korktuğu güçlü bir topluluk.
Bir kişi Onlardan ayrılıp Tatarların tarafına geçerse, birçok Tatardan daha çok savaşma hakkına sahib olur; çünkü Tatarlar arasında zorla katılanlar ve gönüllü olanlar vardır. Sünnet ise kesin olarak belirtmiştir ki, murtedin (dinden dönenin) cezası, asli kâfirin cezasından birçok açıdan daha büyüktür. Misalen , murted her hâlde öldürülür, cizye verilemez ve Onun için bir himaye anlaşması yapılmaz; oysa asli kâfirler için bu kurallar geçerli değildir.
Murted savaşamayacak durumda olsa bile öldürülür; oysa asli kâfir savaşçı değilse, çoğu âlime göre (Ebu Hanife, Malik, Ahmed) öldürülmez. Bu nedenle cemhurun görüşü de şöyledir: Murted öldürülür; bu Malik, Şafii ve Ahmed’in mezhebine uygundur. Ayrıca murted miras alamaz, evlenemez ve kurbanı yenmez; oysa asli kâfir için bunlar geçerli değildir.

Ridde, yani dinin aslından dönmek, aslî kâfirliğe göre daha büyük bir suçtur; bu nedenle şerîat hükümlerinden çıkmak, asli kâfirin şerîat hükümlerinden çıkmasından daha ağırdır. Bu yüzden her iman sahibi, Tatarların durumunu ve içlerindeki mürtedlerin hâlini iyi bilmelidir.”
(İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 28, Sf: 534)



وَقَدْ نَهَى النَّبِيُّ ﷺ عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ، وَقَالَ: "لَا تَقْتُلُوا شَيْخًا فَانِيًا وَلَا صَبِيًّا وَلَا امْرَأَةً
فَهَذَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّ الْمُقْصُودَ الْقِتَالُ، فَمَنْ لَمْ يُقَاتِلْ لَا يُقْتَلُ
Rasulullah kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı ve şöyle buyurdu: “Yaşlı, çocuk ve kadını öldürmeyin.”
Bu, öldürmenin maksadının savaşan kimseler olduğunu, savaşmayanların ise öldürülmemesi gerektiğini gösterir. (İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl ‘alâ Şâtimi’r-Rasûl, C. 3, Sf: 974)

وَلَا يُقْتَلُ مَنْ لَا يُقَاتِلُ مِنْ نِسَاءٍ وَصِبْيَانٍ وَرُهْبَانٍ وَشُيُوخٍ كِبَارٍ وَالزُّرَّاعِ وَنَحْوِهِمْ، إِلَّا أَنْ يُقَاتِلُوا أَوْ يُعِينُوا عَلَى الْقِتَالِ
Kadınlar, çocuklar, rahipler, çok yaşlılar, çiftçiler ve benzeri savaşmayanlar öldürülmez. Ancak savaşırlar veya savaşa yardım ederlerse, o zaman öldürülmeleri caiz olur. (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-Fetâvâ, C. 28, Sf: 540)
 

Benzer konular

Geri
Üst Ana Sayfa Alt