Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Çözüldü İslam'a Göre Rüyanın Mahiyeti ve Yeri Nedir ?

Abdulkaviyy Çevrimdışı

Abdulkaviyy

Üye
İslam-TR Üyesi
Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu

bugün teyzemin kızıyla ölüye kuran okunmaz diye tartışıyorduk başka meselelerde tartıştık. bana dediki seni rüyalarında korkutuyorlarsa günahkarsın iyi rüya görüyorsan doğrusun diyor. namaz kılıyorsun filan iyi rüya görmen gerekir diyor yani
islamda rüyaların yeri nedir ?
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykumu's selam we rahmetullahi we berakatuh;

İslam'a Göre Rûyanın Hükmü ve Mahiyeti

uncut_page__719011736.jpg

Sözlükte “görmek” anlamındaki rûyet kökünden türeyen " الرؤيا " rûyâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. Sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. Peygamber (s.a.v.), “Rûya Allah’tan, hulm ise şeytandandır” demiştir (Buhârî, Rûya, Bab 3, Hadis no: 3, 4, 10, 14; Muslim, Rûya, 2; Tirmizî, Rûyâ, 5)
Bir hadiste yirmi üç yıllık vahiy muddeti içerisindeki bu altı aylık zaman dilimi kastedilerek, “Mûminin sâdık rûyası nubuvvetin kırk altıda biridir” buyurulmuş (Buhârî, Rûya, bab 4, Hadis no: 5, 8; İbn Mâce, Tâbîr, 1; Tirmizî, Rûyâ, 2-3), vahyin kesilmesine karşılık mubeşşirâtın devam ettiği bildirilmiştir (Buhârî, “Tabîr”, 6)


Takva sahibi olmayan ve İslam'ın ölçülerine göre (ameli) fasık sayılan müslümanın gördüğü rûya, nubuvvetin yani peygamberliğin yetmiş parçasından biridir. Takva sahibi olan müslümanın rûyası ise nubuvvetin kırk altı parçasından biridir. Şu halde rûyanın doğruluk derecesi müslümanın salah ve takvasına göre değişik olur.

Müslümanın gördüğü rûyanın peygamberliğin özelliğinin parçalara bölünmesi veya takva sahibi olan bir müslümanın peygamberlik hasletinden bir parçayı kazanabilmesi demek değildir. Maksad şudur:
Peygamberlikte zaman zaman gaybdan (kısmi) haberdar olma özelliği vardır. Yüce Allah dilediği zaman bir peygamberi gaybdan haberdar eder. Bu itibarla, gaybdan haberdar olmak, peygamberliğin alametlerindendir. Peygamberlik görevi kalıcı değildir. Fakat alametleri kalıcıdır. Müslüman bir kimse bazen Allah'ın takdir ve dilemesi ile rûya aleminde bir gaybdan haberdar edilebilir. Bu itibarla müslümanın rûyada gördüğü bir şey aynen gerçekleşebilir.

İmam Mâlik'e "Herkes rûya tabir eder mi?" diye sorulmuş "Nubuvvetle oynanır mı?" demiştir.
Yine İmam Mâlik, Rûyayı iyi tabir edenler yorumlasınlar. Eğer iyi görürse söylesin; iyi görmezse iyi söylesin veya sussun" demiştir.
"İyi görmese de onu iyi olarak mı tâbir etsin?" sorusuna, "Hayır" demiş; sonra "Rûya nubuvvetin bir parçasıdır. Nubuvvetle oynanmaz" diye cevab vermiştir. (Kurtubî, Tefsir, IX, 122-127; Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, IV, 2863-2869; Kuşeyri Sarih Tercümesi, XII, 271)

Ebû Rezîn el Ukaylî (r.anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Mûminin rûyası peygamberliğin kırkta bir parçasıdır. Kimseye anlatmadığı sürece kuşun ayağına bağlı gibi olup anlatıldığı vakit düşer."
Ebû Rezîn diyor ki: Zannederim Rasûlullah: “Rûyayı ya akıllı veya sevgili bir dosta anlatbuyurdu.
(Tirmizi, Rûya, Bab 6, Hadis no: 2278; Dârimî, Rûya: 11, Ebu Davud)

Avnu'l-Mabûd yazan bu hadîsin izahı bölümünde özetle şöyle der:
Hallâbi: «Rûya yorumlanmadıkça bir kuşun ayağı üzerindedir» ifâdesinden maksad yorumlanmadıkça rûyanın istikrarsız ve askıda oluşudur, demiştir. Maksad bu olunca mânâ şöyle olur: Rûya yorumlanmadıkça kuşun ayağına takılı bir şey gibidir, istikrarsızdır. Rûya yorumlanınca da yorumlandığı şekilde vukû bulur.
Yâni bir rûya birden fazla şekilde yorumlanabildiği takdirde bu işten anlayan bir kimse onu nasıl yorumlarsa o şekilde gerçekleşir ve artık diğer ihtimallere göre vuku bulması beklenemez. Bu itibarla bir kimse gördüğü rûyayı rastgele kişilere veya kendisini, sevmeyenlere anlatmamalıdır. Sevenlerinden birisine veya ilim ve dirayetine güvendiği ehil ve liyakatli bir zâta yorumlatmalıdır ki, iyi biçimde yorum alabilsin. En-Nihâye yazarı böyle açıklama yapmıştır.


İslam, rûyayı genel olarak iki ana bölüme ayırır. Bir, "rûyay-ı sadıka", diğeri de "edğâs-u ehlam - Karışık düşler"dır.
1- Allah tarafından kişiye uyku esnasında ilham edilen ve o kişinin geleceğiyle alakalı olan telkinlerdir. Asıl rûya işte budur.
2- Kişiye uyku esnasında gelen Şeytani bir telkindir. Buna, karışık rûyalar, denir. Bazılarının rûyanın üçüncü tür diye açıkladıkları kişinin kendi nefsinden kaynaklanan vesveselerde bu türdendir. (Buhari, K. et-Tâ'bir, bab: 26)
Peygamber efendimiz (s.a.v.) rûya hakkında bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurmaktadır:
Ebû Hurayra (r.anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Rûya üç kısımdır; Biri hak ve gerçek rûyalardır, bir diğeri ise kişinin günlük yaşantısında kendisini meşgul eden şeylerden kaynaklanan rûyalar, üçüncüsü ise şeytanın üzüntü vermek için gösterdiği kabûslardır. Kim hoşuna gitmeyen bir rûya görürse kalkıp namaz kılsın.
(Tirmizi, Rûya, Bab 7, Hadis no: 2280; İbn Mâce, Rûya, Bab 3, Hadis no: 3907)

"Güzel rûya Allah tarafındandır. Sizden kim, hoşuna giden bir rûya görecek olursa onu sadece sevdiği bir kimseye anlatsın. Kim de hoşuna gitmeyen bir rûya görecek olsa onun ve Şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın. Üç kere (sol tarafına) tükürsün. Onu kimseye anlatmasın. Böyle yaptığı takdirde o rûya ona asla zarar veremez"
(Buhari, K. et-Tâ'bir, bab: 46)


Rûyay-ı sadıka (Rûyâ-yı sâliha, Rahmani rûya); kendi adından da anlaşıldığı gibi doğru rûyalara, görüldüğü gibi çıkan rûyalara denir. Yani şuurun etkisinden kurtularak, şuurun hiç bir müdahalesi olmadan kainat ötesi alemle insan ruhunun ilişki kurması sonucunda görülen rûyalardır. Bu durumda çok kere insan bir gerçeği veya olacak bir olayı tamamen asıl şekli ile görmektedir. Bazan de insana bir konuda çok net ve kesin bilgi verilmekte ve insan sanki onu gün ışığında, uyanık halinde duymuş, görmüş gibi hissetmektedir. Ve bazen de bunlar insana, ne demek olduğu anlaşılamayan sembolik şekiller halinde görünmektedir. Basiret sahibi olanlar bu sembollerin ne demek olduğunu doğru bir şekilde tâbir etmekteler. Eğer ruyalara o anda bir mana verilemez de tâbir edilmesi imkansız olursa bile daha sonra her hangi bir zamanda onun tâbiri fiilen ortaya çıkınca, "gördüğümüz filan rûyanın manasını biz o zaman anlayamamışız, işte o bu demekmiş" deriz. Yusuf'un gördüğü, tabirini de bizzat Kur'an-ı Kerim'in yaptığı ruya böyledir. Bunun usulü, Peygamberin, Sahabe-i Kiram ve Tâbinin bazı rûyalara yaptıkları tabirlerden öğrenilebilir. Fakat rûya tabirindeki kabiliyet ve ehliyet daha çok bir Allah vergisidir. Bunun bir kaidesi yok ki rûya tabiri bir ilim dalı gibi kesin kaidelere bağlansın da her sembolik şekil veya söz için özel bir anlam belirlenebilsin.

Sadık rûyaya peygamberlerin ve onlara uyan salih mûminlerin gördükleri rûyalar misal verilebilir. Yusuf (a.s)'ın gördüğü rûya gibi (Yusuf 4). Mûmin olmayanlar da bu tür sadık rûyaları görebilirler. Yusuf sûresi 43. Ayetinde bildirilen, Firavunun yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği, yedi cılız başağın da yedi olgun başağı yuttuğunu gördüğü rûyasıyla, Yusuf'un hapishanede iken iki mahbusun gördüğü rûyalar da bu tür ruyalardır.

Mûminin göreceği sâdık ruyaların başında, Rasûlullah (s.a.v.)'i rûyasında görmesi gelir. Çünkü, onun ruyada görülmesi kesinlikle sâdıktır. Bir hadis-i şerifte Rasûlu Ekram (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Rûyasında beni gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü, Şeytan hiç bir şekilde bana benzer bir surete giremez"
(es-Suyuti, Kıtful-Ezharil-Mutenasira, sf: 171; Buhârî, Rûya, bab 10, Hadis no: 12; Muslim; Tirmizi; İbn Mâce; İbn Hanbel ve Taberanî)



Edğâs-u Ehlam (Şeytani, nefsani ruya) Rûya; Bu tür ruyalar çeşitli sebeb ve etkenlerden dolayı değişik türden olmaktadırlar. Mesela, bu tür rûyaların bir bölümünde, şeytan yolunu şaşırmış, dalâlette kalmış veya inancı zayıf bir insana gelerek bir batılın hak olduğunu yahud bir hakkın batıl olduğunu telkin etmektedir. Ve ona öyle bir takım şeyler göstermekte, bir takım sözler söylemektedir ki bunlar onu saptırmakta, yoldan çıkarmaktadır. Bu rûyaların bir bölümünde de, insanın vehimleri, düşünceleri, korkusu, nefreti, hırsı veya istekleri rûyasında gözünün önünde canlanmaktadır.

قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ
"Dediler ki: "(Bunlar, Edğâs-u Ehlam) karmakarışık rûyalardır. Biz böyle karışık rûyaların yorumunu bilenler değiliz." (Yusuf 44)
Yorumcular "dediler ki: Bunlar karmakarışık yalancı düşlerdir."
İbn Curayc dedi ki: Atâ bana dedi ki: Karmakarışık ruyalar (edğâsu ehlam) yanlış ve yalan çıkan ruyalardır. Cuveybir ise ed-Dahhâk'tan, o İbn Abbas'dan şöyle dediğini nakletmektedir: Rûyanın kimisi haktır, kimisi de karmakarışıktır. Bu sonuncularıyla yalan rûyaları kastetmektedir.
el-Herevî der ki: Yüce Allah'ın "edğâsu ehlâm" buyruğu karmakarışık rûyalar anlamındadır. Çünkü sözlükte "dığs" bakla, ot ve bunlara benzer şeylerden bir demet demektir. Yani onlar şöyle demişlerdi: Senin bu rûyan açık ve seçik anlaşılır bir rûya değildir. Ahlâm ise karışık rûyalar demektir.
Mucâhid der ki: "Karmakarışık rûyalar" dehşet verici (asılsız) ruyalar demektir.
Ebu Ubeyde derki: "Edğâs: Karmakarışık" tabiri te'vili söz konusu olmayan ruyalardır.
ez-Zeccâc der kî: Yani biz böyle karmakarışık rûyaların yorumunu bilemeyiz, diyerek te'vili söz konusu olmayan yorumlanamayacak şeyleri bilmediklerini söylediler. Yoksa onlar esasen yorum bilgisini bilmediklerini söylemiş değillerdi.


"Biz böyle yalancı düşlerin yorumunu bilmeyiz" dediler.
"Ahlâm" kelimesiyle özellikle batıl rûyaları kastediyorlardı. Yani bu çeşit rûyaların bizce yorumu yoktur. Zira yorum sadece doğru rûyalar için yapılmaktadır. Bu ifadeler, rûya tabirini bilmemenin mazeretlerini beyan etmek için ikinci bir mukaddimedir.
Yusuf suresinin ilk 44 ayeti boyunca üç rûya (Yusuf'un rûyası, onun iki hapishane arkadaşının rûyası ve kralın ruyası) her birinde de rûyanın yorumu arandı. Bu rûyalara bu denli önem verilmesi, gerek Mısır'da gerek Mısır dışında o dönemin karakteristiğinden bizlere bir kesit sunmaktadır. Dolayısıyla Yusuf'a bahşedilen bu ilahi yetenek, -peygamberlerin mucizelerinde de gördüğümüz gibi, kendi çağının atmosferi ve karakteristiğiyle bütünüyle uyuşmaktadır.

İslâm'ın rûyaya bakışı ancak Kur'an-ı Kerim ve sahih hadislerden öğrenilebilir. Müslüman bilim adamları ve düşünürlerin anlatıp ortaya koydukları görüşleri kendilerine ait şahsi görüşler olarak anlamalıyız.
Dış görünüş açısından (zahire göre) rûyanın zamanı ile doğruluğu hakkında her hangi bir özel ilginin olduğunu söylemenin mantıklı hiç bir açıklaması yoktur.

Doğru rûyaları (ruyay-ı sadıkayı) Peygamberliğin bölümlerinden bir bölüm saymanın iki manası vardır:
Biri, Peygamberlerin rûyasının vahiy çeşitlerinden olma özelliği taşımasıdır, bunlar edğâs-u ehlam (karmaşık saçma ruyalar) türünden değildir. Diğeri de, doğru rûya; insan ruhu ile kainat ötesi yüce alemin arasında bir bağ kurulması sonucu görüldüğü için, bu tür rûya ile en güzel ve net bir biçimde peygamberin kalbi ile kainat ötesi yüce alem arasında ilham ve vahiy şeklinde kurulan bağ arasında hafif bir benzerlik vardır.


Rûya Yorumlamak:

İslâm kültüründe rûyaların yorumlanması (tâbir) yaygın bir uygulamadır. “Uykuda yaşanan olayların enfusî ve âfâkî yönlerini ayırt edip bir karîne ile onların ötesindeki hakikate geçme” demek olan tabir sembolik bir dilin çözümlenmesidir. Rûya tabiri yapanlara “muabbir”, bu maksadla yazılan kitablara “tâbirnâme” denilmektedir. Rûya tabir edenin rûyada görülen hayalî şekillerin iç ve dış yönlerini ayırt edip bir karîne ile ötelerindeki hakikate ulaşması, rahmânî olanını şeytânî olanından ayırt edecek maharette olması gerekir. Çünkü bazı insanlara rûyada olaylar “filtrelendirilmiş” olarak, bazılarına da “filtresiz” gösterilir. Bu sebeble Taşköprizâde, eski Yunanlılar’da ayak takımının rûyalarına değil filozof ve devlet adamlarının ruyalarına önem verildiğini belirtir (Miftâĥu’s-sa'âde, I, 335). Ruya tabircisinin Kur’an’da geçen teşbihleri ve sembolik ifadeleri bilmesi, ruyaları yorumlarken bunlardan yararlanması gerekir. Ayrıca kelimelerin etimolojisini, darb-ı meselleri, deyimleri iyi bilmelidir. Her ne kadar rûya tabirinin Allah vergisi olduğunu, dolayısıyla sonradan kazanılamayacağını ileri sürenler varsa da çoğunluk, onun sembollerle ifade edilen şifreleri çözmeye dayanan bir maharet sayıldığı ve bu hususta başarılı olmak isteyenlerin rûyanın cinsi, sınıfı ve tabiatı gibi hususları bilmesi, bunlardan birini diğeriyle telif etmeyi başarması ve yorumlamak istediği rûyanın nerede, nasıl, ne zaman ve kim tarafından görüldüğünü tesbit etmesi gerektiğini söylemektedir.


Zevâid nevinden olan bu hadîsin izahı bölümünde Sindi şöyle der:
Yâni rûyada görülen şeylerin isimlerini yoruma esas alıp buna göre kıyaslama yapınız. Meselâ rûyada Salim isimli bir adamı gördüğünüz zaman onu selâmet manâsıyla yorumlayınız. Çünkü Salim isminin lugat mânâsı, selâmette olan demektir. Rûyada Ganim isimli bir şahsı gördüğünüz zaman onu ganimet mânâsına yorumlayınız. Keza rûyada karga görüldüğü zaman onu fâsık ve günahkâr adam mânâsına yorumlamak uygundur. Çünkü bir hadîste kargaya fâsık adı verilmiştir. Kaburga kemiği görüldüğü zaman onu kadın mânâsına yorumlamak uygundur. Çünkü bir hadîste kadın kaburga kemiği ile adlandırılmıştır: «Kadın eğri bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır» buyurulmuştur. Rûyada görülen diğer şeylerin isimleri de böylece yoruma esas alınmalıdır.


Kötü Rûya Görenin Yapması Gereken:

Ebû Seleme, Ebû Katâde'den tahdîs etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğru ve güzel rûyâ Allah tarafındandır (yânî o, Allah tarafından gelen bir telkin ve öğretmedir). Hulm de şeytândandır. Kişi düşünde şeytânı bir hayâl gördüğünde, uyanınca şeytânın şerrinden Allah'a sığınsın (yânî Eûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm desin) ve sol tarafına (şeytânı kovmak ve horlamak için) tükürsün. Bu surette o düş, sahibine zarar vermez!"
(Buhari, Rûya, bab 4, Hadis no: 5; Tirmizi, Rûya, bab 5, Hadis no 2277; Dârimî: Rûya: 5)
Bunun hâsılı şudur: Sâliha rûyânın âdabı üçtür: Bu güzel rûyâya karşılık Allah'a hamdetmek, onunla sevinib müjdelenmek ve onu yalnız sevdiği kimselere söylemek. Hulm'un, yânî kötü ve karışık ru'yânın âdabı da dörttür: Onun şerrinden ve şeytânın şerrinden Allah'a sığınmak, uykusundan uyandığı zaman sol tarafına tükürmek, bu kötü rûyayı asla kimseye söylememek ve üzerinde bulunduğu yandan öbür tarafa dönmek. Bu son kayıdı, yânî bulunduğu yandan öbür tarafa değişme fıkrasını Müslim rivayet etmiştir. (Kastallânî)


Hoşlanılmayan Bir Rûya Gören Müslümanın Yapacağı Şeyler

1. Uyandığında derhal üç defa hafif nefesle sol tarafına tükürür.
2. Gördüğü rûyanın şerrinden ve şeytanın şerrinden üç defa Allah'a sığınır. Yâni meâlen şöyle der: "Allah'ım, bu rûyanın şerrinden ve recim (yâni rahmetinden kovulan) şeytanın şerrinden sana sığınırım."
3. Uyandığında diğer tarafa döner.
4. Rûyanın hayrı için duâ eder.
5. Bu tür rûyayı hiç kimse ye anlatmaz.
Başka rivayetlerden de istifade edilerek yukarıda yazdığım adâbâ riâyet eden bir kimsenin gördüğü korkulu rûyadan hiç bir zarar gelmiyeceği Buhâri'nin Ebû Katâde (Radıyallâhu anh) 'den olan rivayetinde belirtilmiştir.


Güzel Bir Rûya Gören Müslümanın Yapacağı Şeyler

1. Müslüman kişi böyle bir rûya gördüğü zaman uyandığında Allah'a hamdeder.
2. Bu rûyadan dolayı sevinir ve bunu bir müjde olarak kabul eder.
3. Bu rûyayı sevdiği kimseye anlatır. Sevmediği bir kimseye kesinlikle anlatmaz.
 
Üst Ana Sayfa Alt