Çözüldü Kaza Namazlarımı Nasıl Hesaplarım?

U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Zamanında tembellikten kılmadığım kaza namazlarını hesap etmiştim, ortalama 4 yıllık. Öncelikle özürsüz kaza namazının telafisi yoktur diye gelmeyin lütfen, bunu diyen alimler var ve ben kendimi tehlikeye atmak istemiyorum, sorunum şu. Ben bu namazların bir kısmını kıldım sonra tekrar özürsüz namaz kılmadığım oldu ama onları eklemedim, dolayısıyla ne kadar namaz kılmayıp eklemem gerektiğini bilmiyorum, baştan hesap yaparsam ise zaten kıldığım namazlar da içinde olduğu için çok çıkacak. Yazdığım kaza namazlarını bitirip, bol bol nafile kılsam olur mu? Yani 4 yılı bitirince artık kaza namazlarım bitmiş sayacağım, sünnet namazlarıyla arada bir nafileyle borcumu bitirdim sayacağım. Allah ömür verirse inşallah zaten sünnetlerle tamamlanır, garanti olsun diye de nafile kılacağım inşallah.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Kardeşim Senin kılıp kılmadığın namazların miktarını kiimse bilemez Senden başka. Tam bilmiyorsan da yaklaşık olarak hesablaman , takdir etmen gerekir. Fazla hesablarsan günah olmaz, yine hataların , kusurların vs yerine geçer, yeter ki eksik kalmasın. Ayrıca zamanında kılamadıkların için de tevbe istiğfar etmen uygun olur.
 
U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Kardeşim Senin kılıp kılmadığın namazların miktarını kiimse bilemez Senden başka. Tam bilmiyorsan da yaklaşık olarak hesablaman , takdir etmen gerekir. Fazla hesablarsan günah olmaz, yine hataların , kusurların vs yerine geçer, yeter ki eksik kalmasın. Ayrıca zamanında kılamadıkların için de tevbe istiğfar etmen uygun olur.
Takriben 2 yıllık yazmadığım kaza namazı olsun, bunu kılmak yerine sünnetlere ve nafilelere devam etsem yine 2 yıllık namaza tekabul edeceği için bir fark var mı Allah katında, yani kaza namazı kılmak ile o borcu sünnet veya nafile ile kapatmak. Farzdan sonra nafile ve sünnetlere bakılıyor ya, o bakımdan. Ben biraz takıntılıyım böyle şeylere kusura bakmayın, o yüzden böyle soruyorum. Kaza namazımın olması rahatsız ediyor, hızlıca bitirmek istiyorum, o yüzden de o yazmadığım şeyleri eklemek istemiyorum ne kadar olduğunu bilmediğim için, taş çatlasa 2 yıldır. Onu da sünnet ve nafile ile kapatsam mesela?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Farz olan namazları bile bile kılmayıp nafilelerle tamamlayım demek muslumana yakışmaz. Sen bildiğin farz namazları kalbinde art niyet taşımadan hesabla ve kazasını kıl. Bunun haricind vakit namazlarında, sünnetlerini de kılmaya gayret et. Gerisini karıştırma.
 
U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Farz olan namazları bile bile kılmayıp nafilelerle tamamlayım demek muslumana yakışmaz. Sen bildiğin farz namazları kalbinde art niyet taşımadan hesabla ve kazasını kıl. Bunun haricind vakit namazlarında, sünnetlerini de kılmaya gayret et. Gerisini karıştırma.
Selamun aleykum ve rahmetullah. İki sorum olacaktı size.
1- Kasten terk edilen namazın kazası olmaz diyen ulemanın içtihadı doğru çıkarsa ahirette, kaza namazı kılanların kazasına ne olacak? Nafile hükmüne geçebilir mi? Yoksa Allahualem boşa mı gider? Fakihlerimiz bununla ilgili bir görüş söylemiş mi?
2- Bu benim aklıma takılan bir mesele, Rasulullahtan dinin kolaylık olduğuna, ibadetleri kendilerine zorlaştıranlara kızdığına dair sahih rivayetler var, Abdullah bin Amr bin As'tan gelen ben her gün oruç tutacağım gece namazına kalkacağım hadisi gibi, ya da Hz zeynebin ip hadisi. 20 yıl namaz kılmamış bir müslüman tevbe edip namaz kılmaya başladığında üzerinde 20 yıl kılması gereken namaz borcu var, bu da onun üzerine bir yük, yani zorluk değil mi? Belki yanlış bir hayatı vardı tevbe etti müslüman gibi yaşamaya karar verdi ama bu 20 yılı bitirmesi için çok emek vermesi lazım, çünkü bitirmeden ölebilir. Bu da bir zorluk değil midir? Yanlış mı düşünüyorum?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh;

C 1- Kazaya niyet ederek kılınan namazlar boşa gitmez. Çünkü kişi kaza namazıyla Allah'a yaklaşmak istemiş, İbadet kastıyla namaz kılmıştır, haram işlememiştir.
Bu durumda birçok usûlcüye göre bunların nafile sevabı kazanması umulur.

الأعمال بالنيات = "Ameller niyetlere göredir." (Buhârî, Muslim)

İbn Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehumullah) şöyle der: Kasten terk edilen namazın kazası olmaz. Ancak kişi samimi tevbe eder, çokça nafile kılar, salih amel işler.
Allah Onun günahını afveder.

Onlar "kaza kılarsa günaha girer" demezler. Sadece bunun borcu düşürmeyeceğini söylerler. Dolayısıyla Onların usûlüne göre de kaza diye kılınan namazlar ibadet olarak sevab vesilesi olabilir.

C 2- "
20 yıllık kaza namazı yükü, dinin kolaylığına aykırı değil mi?"

يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ​
"Allah, Sizin için kolaylık ister, zorluk istemez." (Bakara 185)

وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ​
"Allah, din konusunda üzerinize bir güçlük yüklememiştir." (Hac 78)

Rasûlullah ﷺ de buyurmuştur:
إن الدين يسر "Şubhesiz bu din kolaylıktır." (Buhârî)

: عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما قَالَ
.بَلَغَ النَّبِيَّ ﷺ أَنِّي أَقُولُ: وَاللَّهِ لَأَصُومَنَّ النَّهَارَ، وَلَأَقُومَنَّ اللَّيْلَ مَا عِشْتُ
فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : أَنْتَ الَّذِي تَقُولُ ذَلِكَ؟
قُلْتُ: قَدْ قُلْتُهُ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ
فَقَالَ : فَإِنَّكَ لَا تَسْتَطِيعُ ذَلِكَ، فَصُمْ وَأَفْطِرْ، وَقُمْ وَنَمْ، فَإِنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِعَيْنِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا
​
Abdullah b. Amr (r. anh) şöyle dedi:
Rasûlullah'a ﷺ benim: "Allah'a yemin olsun ki yaşadığım sürece her gün oruç tutacağım ve her gece namaz kılacağım." dediğim ulaşmıştı.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ bana şöyle buyurdu: "Bunu söyleyen sen misin?"
Ben: "Evet, anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü." dedim.
Rasûlullah ﷺ buyurdu: "Sen buna güç yetiremezsin. Oruç tut, bazen de tutma. Gece namazı kıl, ama uyu da. Çünkü bedeninin Senin üzerinde hakkı vardır. Gözünün Senin üzerinde hakkı vardır. Eşinin Senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin Senin üzerinde hakkı vardır..."
(
Sahîh-i Buhârî, Kitâbu's-Savm, no: 1975; Sahîh-i Muslim, Kitâbu's-Sıyâm, no: 1159)

: عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه
. أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ دَخَلَ الْمَسْجِدَ، فَإِذَا حَبْلٌ مَمْدُودٌ بَيْنَ سَارِيَتَيْنِ
فَقَالَ: مَا هَذَا الْحَبْلُ؟
. قَالُوا : هَذَا حَبْلٌ لِزَيْنَبَ، فَإِذَا فَتَرَتْ تَعَلَّقَتْ بِهِ
. فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ : لَا، حُلُّوهُ، لِيُصَلِّ أَحَدُكُمْ نَشَاطَهُ، فَإِذَا فَتَرَ فَلْيَقْعُدْ
​
Enes b. Malik (r. anh) şöyle dedi:
Nebî ﷺ mescide girdi. İki direk arasında gerilmiş bir ip gördü.
Buyurdu ki: "Bu ip nedir?"
Sahâbîler dediler ki: "Bu Zeyneb'e aittir. Yorulunca buna tutunarak namaz kılıyor."
Bunun üzerine Nebî ﷺ : "Hayır! Çözün onu. Sizden biri dinç olduğu sürece namaz kılsın. Yorulunca ise otursun (veya namazı bıraksın)." buyurdu.

(Sahîh-i Buhârî, Kitâbu't-Teheccud, no: 1150; Sahîh-i Muslim, Kitâbü Salâti'l-Musâfirîn, no: 784)

Fakat genel olarak ehl-i sunnetin cumhuru kaza namazını tasdikler. Bu Konuda Hanefi mezhebi alimleri ise şöyle der;
Onlara göre bir borç zor olduğu için düşmez. Mesela;
20 yıl zekât vermeyen, 20 yıl sonra zekâtını öder. 20 yıl oruç borcu varsa öder. Kul hakkı varsa öder. Namaz da böyledir.
Dolayısıyla zorluk, borcu ortadan kaldırmaz. Çünkü kişi bu borcu kendi kusuruyla oluşturmuştur.
Yani Allah başlangıçta Ona zor bir din yüklememiştir. Zorluğu meydana getiren kişinin kendi tercihidir.

Yine Hanefî âlimleri şunu da söyler; Kaza namazlarının hepsini kısa sürede bitirmek şart değildir.
Kişi beş vakti düzenli kılar, yanında fırsat buldukça kaza kılar. Yıllara yayabilir. Ölünceye kadar buna devam eder.
Yani "6 ay içinde 20 yılı bitirmek zorundasın." diye bir yükümlülük yoktur.


Aslında ihtilafın temelinde; "Namaz vakti çıkınca o farz zimmette borç olarak kalmaya devam eder mi, yoksa vakit çıkınca sadece günah mı kalır?" suali vardır.
Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin cumhuru: Borç zimmette kalır.
İbn Hazm, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim ise (kasten terk konusunda) ; Vakit çıkınca farz eda edilemez; zimmette kalan şey günah ve tevbe yükümlülüğüdür, kaza değil.

Görüldüğü gibi tartışma "kolaylık-zorluk" ekseninden ziyade, ibadetin vakitle kayıtlı oluşunun hukukî sonucu üzerinedir. Her iki taraf da Kur'an ve sünnetten deliller getirmiştir; ihtilaf, bu delillerin nasıl anlaşıldığı noktasındadır.
 
U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh;

C 1- Kazaya niyet ederek kılınan namazlar boşa gitmez. Çünkü kişi kaza namazıyla Allah'a yaklaşmak istemiş, İbadet kastıyla namaz kılmıştır, haram işlememiştir.
Bu durumda birçok usûlcüye göre bunların nafile sevabı kazanması umulur.

الأعمال بالنيات = "Ameller niyetlere göredir." (Buhârî, Muslim)

İbn Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehumullah) şöyle der: Kasten terk edilen namazın kazası olmaz. Ancak kişi samimi tevbe eder, çokça nafile kılar, salih amel işler.
Allah Onun günahını afveder.

Onlar "kaza kılarsa günaha girer" demezler. Sadece bunun borcu düşürmeyeceğini söylerler. Dolayısıyla Onların usûlüne göre de kaza diye kılınan namazlar ibadet olarak sevab vesilesi olabilir.

C 2- "
20 yıllık kaza namazı yükü, dinin kolaylığına aykırı değil mi?"

يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ​
"Allah, Sizin için kolaylık ister, zorluk istemez." (Bakara 185)

وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ​
"Allah, din konusunda üzerinize bir güçlük yüklememiştir." (Hac 78)

Rasûlullah ﷺ de buyurmuştur:
إن الدين يسر "Şubhesiz bu din kolaylıktır." (Buhârî)

: عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما قَالَ
.بَلَغَ النَّبِيَّ ﷺ أَنِّي أَقُولُ: وَاللَّهِ لَأَصُومَنَّ النَّهَارَ، وَلَأَقُومَنَّ اللَّيْلَ مَا عِشْتُ
فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ : أَنْتَ الَّذِي تَقُولُ ذَلِكَ؟
قُلْتُ: قَدْ قُلْتُهُ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ
فَقَالَ : فَإِنَّكَ لَا تَسْتَطِيعُ ذَلِكَ، فَصُمْ وَأَفْطِرْ، وَقُمْ وَنَمْ، فَإِنَّ لِجَسَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِعَيْنِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْجِكَ عَلَيْكَ حَقًّا، وَإِنَّ لِزَوْرِكَ عَلَيْكَ حَقًّا
​
Abdullah b. Amr (r. anh) şöyle dedi:
Rasûlullah'a ﷺ benim: "Allah'a yemin olsun ki yaşadığım sürece her gün oruç tutacağım ve her gece namaz kılacağım." dediğim ulaşmıştı.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ bana şöyle buyurdu: "Bunu söyleyen sen misin?"
Ben: "Evet, anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü." dedim.
Rasûlullah ﷺ buyurdu: "Sen buna güç yetiremezsin. Oruç tut, bazen de tutma. Gece namazı kıl, ama uyu da. Çünkü bedeninin Senin üzerinde hakkı vardır. Gözünün Senin üzerinde hakkı vardır. Eşinin Senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin Senin üzerinde hakkı vardır..."
(
Sahîh-i Buhârî, Kitâbu's-Savm, no: 1975; Sahîh-i Muslim, Kitâbu's-Sıyâm, no: 1159)

: عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه
. أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ دَخَلَ الْمَسْجِدَ، فَإِذَا حَبْلٌ مَمْدُودٌ بَيْنَ سَارِيَتَيْنِ
فَقَالَ: مَا هَذَا الْحَبْلُ؟
. قَالُوا : هَذَا حَبْلٌ لِزَيْنَبَ، فَإِذَا فَتَرَتْ تَعَلَّقَتْ بِهِ
. فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ : لَا، حُلُّوهُ، لِيُصَلِّ أَحَدُكُمْ نَشَاطَهُ، فَإِذَا فَتَرَ فَلْيَقْعُدْ
​
Enes b. Malik (r. anh) şöyle dedi:
Nebî ﷺ mescide girdi. İki direk arasında gerilmiş bir ip gördü.
Buyurdu ki: "Bu ip nedir?"
Sahâbîler dediler ki: "Bu Zeyneb'e aittir. Yorulunca buna tutunarak namaz kılıyor."
Bunun üzerine Nebî ﷺ : "Hayır! Çözün onu. Sizden biri dinç olduğu sürece namaz kılsın. Yorulunca ise otursun (veya namazı bıraksın)." buyurdu.

(Sahîh-i Buhârî, Kitâbu't-Teheccud, no: 1150; Sahîh-i Muslim, Kitâbü Salâti'l-Musâfirîn, no: 784)

Fakat genel olarak ehl-i sunnetin cumhuru kaza namazını tasdikler. Bu Konuda Hanefi mezhebi alimleri ise şöyle der;
Onlara göre bir borç zor olduğu için düşmez. Mesela;
20 yıl zekât vermeyen, 20 yıl sonra zekâtını öder. 20 yıl oruç borcu varsa öder. Kul hakkı varsa öder. Namaz da böyledir.
Dolayısıyla zorluk, borcu ortadan kaldırmaz. Çünkü kişi bu borcu kendi kusuruyla oluşturmuştur.
Yani Allah başlangıçta Ona zor bir din yüklememiştir. Zorluğu meydana getiren kişinin kendi tercihidir.

Yine Hanefî âlimleri şunu da söyler; Kaza namazlarının hepsini kısa sürede bitirmek şart değildir.
Kişi beş vakti düzenli kılar, yanında fırsat buldukça kaza kılar. Yıllara yayabilir. Ölünceye kadar buna devam eder.
Yani "6 ay içinde 20 yılı bitirmek zorundasın." diye bir yükümlülük yoktur.


Aslında ihtilafın temelinde; "Namaz vakti çıkınca o farz zimmette borç olarak kalmaya devam eder mi, yoksa vakit çıkınca sadece günah mı kalır?" suali vardır.
Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin cumhuru: Borç zimmette kalır.
İbn Hazm, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim ise (kasten terk konusunda) ; Vakit çıkınca farz eda edilemez; zimmette kalan şey günah ve tevbe yükümlülüğüdür, kaza değil.

Görüldüğü gibi tartışma "kolaylık-zorluk" ekseninden ziyade, ibadetin vakitle kayıtlı oluşunun hukukî sonucu üzerinedir. Her iki taraf da Kur'an ve sünnetten deliller getirmiştir; ihtilaf, bu delillerin nasıl anlaşıldığı noktasındadır.
Allah razı olsun, ikinci sorum özellikle kafama çok takılıyordu bu yüzden kalben kasten terk edilen namazın kazasının olmayacağı görüşüne yakındım. İnşallah kaza namazlarıma başladım, Allah bitirmeyi nasip etsin. Zekatın da kazası varsa, yani ödemediğini ödemesi gerekiyorsa aslında namazın da kazasının olması mantıklı, cumhur ulema da bu fikirdeyse bize söz düşmez. Çoğunluğa uyalım inşallah. Bir sorum daha olacak, bu soruları kazadan kaçmak değil de merak ettiğim için soruyorum. Allaha hamd olsun bu görüşün isabetli olduğunu anladım. Peki kaza namazı her halukarda kılınacaksa, neden Rasulullah uyku ve unutkanlığı belirterek bunları yapan kaza namazını kılsın diyor? Zaten her şekilde kılacaksak bu iki özel durumun belirtilmesi neden? Allah katında mazeret olduğu için mi? Kalkıp kılarsa günah yazılmaz gibi yani.
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
.... Peki kaza namazı her halukarda kılınacaksa, neden Rasulullah uyku ve unutkanlığı belirterek bunları yapan kaza namazını kılsın diyor? Zaten her şekilde kılacaksak bu iki özel durumun belirtilmesi neden? Allah katında mazeret olduğu için mi? Kalkıp kılarsa günah yazılmaz gibi yani.
Bu, aslında "kasten terk edilen namazın kazası var mıdır?" tartışmasının en güçlü usûlî delillerinden biridir. Senin sorduğun itirazı başta İbn Hazm, sonra İbn Teymiyye ve İbn Kayyim ayrıntılı biçimde ele almışlardır.
, عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه
, عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ : مَنْ نَسِيَ صَلَاةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا، لَا كَفَّارَةَ لَهَا إِلَّا ذَلِكَ
​
"Kim bir namazı unutur (kaçırırsa), hatırladığı zaman onu kılsın. Bunun kefâreti ancak budur."​
Sonra Rasûlullah ﷺ şu ayeti okudu: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي "Beni anmak için namazı dosdoğru kıl." (Tâhâ 14)
(Sahîh-i Buhârî, 597); Sahîh-i Muslim, 684)
Başka bir rivayette:
مَنْ نَامَ عَنْ صَلَاةٍ أَوْ نَسِيَهَا فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا
"Kim bir namazı uyuyarak kaçırır veya unutursa, hatırladığı zaman onu kılsın." (Buhârî 596; Muslim 684)


Senin sorduğun usûlî soru Şöyle diyorsun:
"Eğer zaten her türlü kaçırılan namazın kazası farz olsaydı, Rasûlullah ﷺ neden özellikle uyuyanı, unutanı
zikretti?
Bu gerçekten güçlü bir istidlaldir.

Birinci görüş (Cumhur)
Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî cumhuru şöyle cevab verir:
Bu hadiste amaç uyuyanın ve unutanın da namazı tamamen düşmez demektir. Çünkü Onlar mâzurdur. Yani hadisin maksadı:
"Mazeret sebebiyle vakti kaçıran bile daha sonra kılacaksa, mazeretsiz terk eden haydi haydi kılar."
Buna usûlde
تنبيه بالأدنى على الأعلى : Alt hükmü söyleyerek üst hükmün evleviyetle anlaşılması denilir. Yani mâzur olan bile kaza ediyorsa, mazur olmayan daha öncelikle eder.


İkinci görüş (İbn Hazm, İbn Teymiyye'nin istidlali)
Onlar ise tam tersini söyler; Derler ki: Hadis; özellikle uyuyanı ve unutanı zikretmiştir.
Çünkü hüküm sadece Onlar içindir. Eğer herkes için olsaydı, bunların ayrıca belirtilmesine gerek olmazdı.
Usûlde buna
تخصيص الحكم بالوصف : Hükmün belirli bir vasfa bağlanması denir. Yani "Uyursa..." "Unutursa..." şeklinde kayıt konulmuştur. Bu kayıt boşuna değildir.

Onların mantığına göre ; şöyle derler: Kasten terk eden; ne unutmuştur, ne uyumuştur.
Dolayısıyla hadis onu kapsamamaktadır.

Cumhur bu iddiaya şöyle cevab verir; ​

Hadisin amacı; kasten terk edenin hükmünü anlatmak değildir. Çünkü sahâbe, kasten namaz terk etmeyi zaten düşünmüyordu.
Sorulan mesele, uyuyanın hükmüydü. Bu nedenle Rasulullah ﷺ soruya cevab vermektedir. Senin dikkat çektiğin noktada şu ifade çok önemlidir:; "Allah katında mazeret olduğu için mi? Evet.
Cumhurun önemli bir kısmı şöyle açıklar:

Hadisin asıl amacı, şunu bildirmektir, Uyuyan ve unutan günahkâr değildir. Ama buna rağmen, namaz borcu düşmez. Çünkü
«
رُفِعَ عن أمتي الخطأ والنسيان...» "Ummetimden hata, unutma ve zorlanma kaldırılmıştır."
Yani günah kaldırılmıştır, fakat ibadet borcu kaldırılmamıştır. Dolayısıyla hadisin vurgu noktası, günahın kaldırılmasıdır, kazanın değil.

Usûl açısından hangisi daha kuvvetli?​

Bu, mezhebler arasında ihtilaflıdır. Cumhur, hadisi "uyuyan ve unutanın da kaza edeceğini, dolayısıyla kasten terk edenin evleviyetle kaza edeceğini" gösterecek şekilde anlar. İbn Hazm ve Ona katılan bazı âlimler ise "hadis, hükmü özellikle uyuyan ve unutanla sınırlamıştır; bu sınırlamayı aşmak için ayrıca bir delil gerekir" der. Dolayısıyla Senin sorduğun soru, fıkıh usûlü açısından yerinde ve klasik kaynaklarda tartışılmış bir itirazdır. İhtilafın temel sebeblerinden biri de tam olarak bu hadisin nasıl anlaşılması gerektiğidir.

Hulâsatul Kavl;
Cumhur-u ulemanın (ehl-i sunnet mezheblerin meşhur görüşünün) içtihadı, kasten terk edilen namazın kazasının vâcib olduğu yönündedir.
Yani tarih boyunca İslam ummetinin büyük çoğunluğu bu görüşü benimsemiştir. Bununla birlikte Ehl-i sünnet içinde İbn Hazm (Zâhirîdir; Ehl-i sünnet dairesinde değerlendirenler de vardır), İbn Teymiyye, İbn Kayyim kasten terk edilen namaz için kazanın meşru olmadığını söylemişlerdir.
 
U Çevrimdışı

Ubeyde b. Cerrah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Bu, aslında "kasten terk edilen namazın kazası var mıdır?" tartışmasının en güçlü usûlî delillerinden biridir. Senin sorduğun itirazı başta İbn Hazm, sonra İbn Teymiyye ve İbn Kayyim ayrıntılı biçimde ele almışlardır.
, عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه
, عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ : مَنْ نَسِيَ صَلَاةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا، لَا كَفَّارَةَ لَهَا إِلَّا ذَلِكَ
​
"Kim bir namazı unutur (kaçırırsa), hatırladığı zaman onu kılsın. Bunun kefâreti ancak budur."​
Sonra Rasûlullah ﷺ şu ayeti okudu: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي "Beni anmak için namazı dosdoğru kıl." (Tâhâ 14)
(Sahîh-i Buhârî, 597); Sahîh-i Muslim, 684)
Başka bir rivayette:
مَنْ نَامَ عَنْ صَلَاةٍ أَوْ نَسِيَهَا فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا
"Kim bir namazı uyuyarak kaçırır veya unutursa, hatırladığı zaman onu kılsın." (Buhârî 596; Muslim 684)


Senin sorduğun usûlî soru Şöyle diyorsun:
"Eğer zaten her türlü kaçırılan namazın kazası farz olsaydı, Rasûlullah ﷺ neden özellikle uyuyanı, unutanı
zikretti?
Bu gerçekten güçlü bir istidlaldir.

Birinci görüş (Cumhur)
Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî cumhuru şöyle cevab verir:
Bu hadiste amaç uyuyanın ve unutanın da namazı tamamen düşmez demektir. Çünkü Onlar mâzurdur. Yani hadisin maksadı:
"Mazeret sebebiyle vakti kaçıran bile daha sonra kılacaksa, mazeretsiz terk eden haydi haydi kılar."
Buna usûlde
تنبيه بالأدنى على الأعلى : Alt hükmü söyleyerek üst hükmün evleviyetle anlaşılması denilir. Yani mâzur olan bile kaza ediyorsa, mazur olmayan daha öncelikle eder.


İkinci görüş (İbn Hazm, İbn Teymiyye'nin istidlali)
Onlar ise tam tersini söyler; Derler ki: Hadis; özellikle uyuyanı ve unutanı zikretmiştir.
Çünkü hüküm sadece Onlar içindir. Eğer herkes için olsaydı, bunların ayrıca belirtilmesine gerek olmazdı.
Usûlde buna
تخصيص الحكم بالوصف : Hükmün belirli bir vasfa bağlanması denir. Yani "Uyursa..." "Unutursa..." şeklinde kayıt konulmuştur. Bu kayıt boşuna değildir.

Onların mantığına göre ; şöyle derler: Kasten terk eden; ne unutmuştur, ne uyumuştur.
Dolayısıyla hadis onu kapsamamaktadır.

Cumhur bu iddiaya şöyle cevab verir; ​

Hadisin amacı; kasten terk edenin hükmünü anlatmak değildir. Çünkü sahâbe, kasten namaz terk etmeyi zaten düşünmüyordu.
Sorulan mesele, uyuyanın hükmüydü. Bu nedenle Rasulullah ﷺ soruya cevab vermektedir. Senin dikkat çektiğin noktada şu ifade çok önemlidir:; "Allah katında mazeret olduğu için mi? Evet.
Cumhurun önemli bir kısmı şöyle açıklar:

Hadisin asıl amacı, şunu bildirmektir, Uyuyan ve unutan günahkâr değildir. Ama buna rağmen, namaz borcu düşmez. Çünkü
«
رُفِعَ عن أمتي الخطأ والنسيان...» "Ummetimden hata, unutma ve zorlanma kaldırılmıştır."
Yani günah kaldırılmıştır, fakat ibadet borcu kaldırılmamıştır. Dolayısıyla hadisin vurgu noktası, günahın kaldırılmasıdır, kazanın değil.


Usûl açısından hangisi daha kuvvetli?​

Bu, mezhebler arasında ihtilaflıdır. Cumhur, hadisi "uyuyan ve unutanın da kaza edeceğini, dolayısıyla kasten terk edenin evleviyetle kaza edeceğini" gösterecek şekilde anlar. İbn Hazm ve Ona katılan bazı âlimler ise "hadis, hükmü özellikle uyuyan ve unutanla sınırlamıştır; bu sınırlamayı aşmak için ayrıca bir delil gerekir" der. Dolayısıyla Senin sorduğun soru, fıkıh usûlü açısından yerinde ve klasik kaynaklarda tartışılmış bir itirazdır. İhtilafın temel sebeblerinden biri de tam olarak bu hadisin nasıl anlaşılması gerektiğidir.

Hulâsatul Kavl;
Cumhur-u ulemanın (ehl-i sunnet mezheblerin meşhur görüşünün) içtihadı, kasten terk edilen namazın kazasının vâcib olduğu yönündedir.
Yani tarih boyunca İslam ummetinin büyük çoğunluğu bu görüşü benimsemiştir. Bununla birlikte Ehl-i sünnet içinde İbn Hazm (Zâhirîdir; Ehl-i sünnet dairesinde değerlendirenler de vardır), İbn Teymiyye, İbn Kayyim kasten terk edilen namaz için kazanın meşru olmadığını söylemişlerdir.
Allah razı olsun, tam mutmain oldum.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt