Giriş
Biraz ilginç bir yazı olacak; ancak çocukken astronomiyle sıklıkla ilgilendiğim halde sonradan bırakmıştım. Ta ki şimdi yeniden bu ilme dönmeme sebep olan gerekçeler oluşana kadar:
Araştırmalarımda, seleften gelen nakilleri, sahabelerin mevkuf hadislerini ve bazı merfu hadisleri incelediğimde, bugün bize anlatılan astronominin İslâm'ın kozmosa bakışından çok uzak olduğunu gördüm.
Allah Rasulü'nün (sav) bu hadislerinde bana öğrettiği uzay, nasanın anlattığı ve okul kitaplarında beynime sokulmaya çalışılan uzayla alakasızdı.
Belki baktığım rivayetler zayıftır, belki hasendir, belki sahihtir ama müteşabihtir vs.
Ancak bu rivayetlerin tefsirlerini çeşitli yerlerde okuduğumda, acayip tevillerin yapıldığını gördüm ve şunu farkettim. Hep hadisler tevil edilmeye ve farklı şeylere yorulmaya çalışılıyordu.
Ve görünen manasından uzaklaşıyordu.
Bunu bir Maturidi, Eşari yapsa -ki yapıyorlar- zaten ehl-i teviller deriz ama biz de yapıyorduk.
Sonra dedim ki, neden kendimiz bu haberlere teslim olup "bugünkü verilerin yanlış olabileceği" hususunda konuşmuyoruz? Bir tarafta Rasûlullah (sav), öbür tarafta ne olduğu belirsiz bir nasanın söylemleri var. Neden birinciyi ikinciye göre yorumluyoruz?
Misal, bugün bizim atalarımızın hayvan olduğunu, bizim hayvan olduğumuzu iddia ediyorlar ve biz buna karşı Adem Tatlı, Kasım Takım, Fevzi Özgökçe, Ahmet Kavlak vs. vs. bir sürü hoca ile beraber kenetlenip, bu teoriye karşı karşıt deliller ve fosiller getirerek mücadele etmiyor muyuz? Evet, ediyoruz. Çünkü biz hayvan değiliz. Bunu ruhumuzla fıtratımızla doğuştan biliyoruz. Ve karşımıza çıkan adamlarla bilimsel sahada mücadele veriyoruz.
Peki astronomide neden nasaya karşı yenilgiyi bu kadar hızlı kabullendik?
Nakilleri zahire göre aldığımızda selef'in anlattığı uzayla bugün nasanın anlattığı uzayın alakası yok. Yani ya Kur'an-ı Kerim'deki bazı Ayetler de dahil, sayısız hadisi, sahabelerin sözlerini, seleften ve ulemadan gelen nakillerin hepsini tevil edip görünür halinden uzaklaştıracağız, ki bu çok fazla raviyi zayıflıkla, yalancılıkla itham etmeyi yahut Allah Rasulü'nün (sav) astronomiyi aşırı kapalı anlattığını kabul ettirmeye götürecek, yahut bugün bize anlatılanlar yanlış.
Hadisleri ve sahabelerin mevkuf sözlerini geçtiğimizde bile Kur'an-ı Kerim'de "yedi gök" anlayışı var. Dünyadan itibaren birinci gök, dünyadan itibaren ikinci gök, dünyadan itibaren üçüncü gök... Dünya merkeze oturtuluyor. Ve Allah Teala, yakın göğü yani birinci göğü yıldızlarla donattığını söylüyor. Yani bu gökler bugünkü bilimi baz alırsak dünyanın içinde de değil. Dünyadan itibaren başlıyor. Güneş sistemi yok, Dünya merkezli sistem var.
Nakiller üzerine uzun uzun düşündükten sonra yeni bir karar aldım. Çocukken sürekli kendisiyle ilgilendiğim lakin sonra bıraktığım astronomiye, uzay ilmine yeniden bir dönüş yapmaya karar verdim. Belki "siz hayvansınız" hakaretini "darwinizm" ile bilimsel bir kabul haline getiren, "küresel ısınma" bahanesiyle hayvanları telef edip insanlara ne olduğu belirsiz yapay etler yedirmeye ve kendilerine muhtaç etmeye çalışıp haliyle batıda çiftçi isyanlarıyla karşılaşan, her şeyin tabiatta şifaları yaratılmışken ve İbn Sina gibi tıb alimleri bunları uzun uzun anlatmışken bize "yapay ilaçları" dayatıp bunun üzerinden ticaret yapan ve bu düzene karşı çıkanları tasfiye eden sözde bilim, uzay işine de uydurmalar katmıştı. Bugün bilimin "yönetildiğini" bilim insanları söylüyor .
Merfu ve mevkuf hadisler, selefin ve İslâm ulemasının görüşlerine yönelik nakiller üzerinde yaptığım incelemenin sonucunda İslâm'ın şu kozmos modelini savunduğunu çıkarttım: "Yeryüzü düz, üzerinde ise "gökkubbe" var. İbn Abbas'ın anlattığı ve Vehb'in şerh ettiği üzere, göklerle yerleri, yani dünyayı mahiyeti belirsiz bir deniz kuşatıyor (uzay denizi/karanlık sıvı mı bilmiyorum) ve hepsini birden heykel denen keyfiyetini bilmediğimiz bir madde çadır ipi gibi kuşatıyor. Dünya merkezde, Güneş onun etrafında dolanıyor. Güneş arşın nurundandır, Ay ise Arş'ın (yahut Kürsi'nin) nurundan, ancak Cebrail onu kanatlarıyla sildiği için ışığı azalmıştır."
Bir gerçek neden saklanır?
Burada özetlediklerime işaret eden nakiller var. Ben meseleleri özet geçtim. Sonra şu neticeye vardım:
1-Ya bu rivayetlerin hepsi uydurmadır, ancak aralarında Buhari'de geçen (Güneş'in hareket edip doğudan batıya gitmesi orada secde etmesi ve tekrar doğuya dönmesi gibi) rivayetini vs. tevil edeceğiz, ya da bunları müteşabih kapsamında alacağız. Ancak hadis tevil götürür gibi gözükmüyor ve müteşabihe benzer bir yanı da yok. Dolayısıyla bu cevaplar fazla tatmin edici olmayacak.
2-Ya da bize anlatılan kozmos modeli yalan. Evrim yalanı gibi, küresel ısınmanın terörize edilmesi gibi, yapay ilaçları yayarak tabii ilaçları unutturmak gibi, küre dünya modeli de bir uydurma olabilir. Çocukluktan itibaren kafamıza kasten sokulmuş olabilir. 1900'lü yıllarda bile Avrupa'da düz dünyanın okullarda anlatıldığına dair bir sürü şahit var. Ancak bugün küre dayatılıyor. Şu senaryoyu bize anlatmak istiyorlar: "Bir ışık meydana geldi, sonra patladı, sonra duman oluştu ondan aşama aşama ilkel galaksiler ve en nihayetinde evren meydana geldi, milyarlarca gezegen meydana geldi, sonra onlar arasında da dünya diye rastgele bir gezegen oluştu, onun içinde de primatlar falan derken biz geldik. Bir "oldu bitti" ile oluştuk, bizi kimse yaratmadı."
Bir düşünelim, dünya düz ve üzerinde gökkubbe var. Ve bu "ortaya çıkıyor"
Şu ortaya çıkmış olacak: "İnsan özel olarak yaratıldı, insanın üzerinde yaşadığı gezegen de özel olarak yaratıldı. Yani Allah var ve bunların hepsi apaçık bir mucize"
Alternatif senaryoda böylece dinsizlik yok oluyor, demokratların, para babalarının düzeni yıkılıyor ve din yükselişe geçiyor.
Gökkubbeli Düz Dünya
Uzun düşüncelere daldım. Daha sonra küresel dünyadan dışarı çıkıp, uzun uzun araştırmalar yapmaya başladım. "Gökkubbeli düz dünya" merkezli sistem modelini savunan topluluklarla karşılaştım. (İnternette bu adamların fikrinin tutmaması için, dünyayı uzayda uçan bir gözleme gibi gösterip "düz dünyacılar bunu savunuyor" diyorlar, hiçbirisi öyle bir şey savunmuyor) Bu topluluk düşündüğümüz gibi tamamı dindar olan bir topluluk değildi. Kimisi dinden uzak, kimisi bütün dinleri yalan olarak gören, kimisi dindar hıristiyan olan kimisi de selefi Müslüman olan inanç anlamında bayağı hetero bir gruptu. Ancak söyledikleri şeyler umumiyetle benzerdi. Bu kimselerin eskiden komplo teorisi ürettiklerini düşünüyordum. Ancak nakiller bu adamlara bakış açımı değiştirdi ve ilk defa "ciddiyetle" dinlemeye karar verdim. Dalga geçmeden.
Bunlar komplo teorisyeni değildi, bilakis bu topluluğun içinde bir sürü bilim insanı da vardı. Önce yazılan makaleleri okudum. Bu makaleler kısmen fikirleri hakkında beni tatmin etse de "hmm" ile düşünce safhasında kaldım. Ancak esas bomba benim için burada patlamadı. Bunların yaptığı bazı belgeselleri izledim. (Burada belgesel linki atmak yasak galiba, belki eğer izin veriliyorsa isteyene dmden atabilirim) Bilhassa belgeselleri izlediğimde adeta şoka girdim. Bu adamlar komplo teorisi ortaya atmıyorlardı, çok güçlü deliller ve deneyler ortaya koyuyorlardı. Bu deneyleri tek tek listeliyor ve pratikte gösteriyorlardı. Yani karşılaştığım topluluk, "Dünya küreyse neden düşmüyoruz ki" tarzında sallama çaylar değil, bayağı ciddi deliller sunuyordu. Ben küre dünya savunusunda dahi bu kadar sağlam delillerle karşılaşmadığıma yemin edebilirim. Ve tabi karşı delillere de cevap vererek uzay gemisi içinde çekilen videoların, Antarktika üzerinde yapılan bir günlük son araştırma videosunun nasıl hilelerle dolu olduğunu tek tek isbat ediyorlardı. Bu ideolojik bir çıkış değildi, gerçekten bilgisayar hileleriyle dolu olduğu çok barizdi.
Daha sonra araştırmalarıma devam ettim. Çok fazla veri elde ettim. Delilercesine videolar izleyip makaleler okumaya başladım. En şaşırdığım şeylerden birisi, Nasa'nın yaklaşık 40-50 sene önceki raporlarında dünyanın düz olduğunun açık açık yazdığı ortaya çıktı.
Netice itibariyle şimdi bir yazı yazarak, bu verileri size aktaracağım İnşaAllah. Bu mesele ile ilgili çok fazla soru kafanızda oluşabilir, aslında belgeseller çok daha açık anlatıyor ben sadece aklımda kalan şeyleri yazıyorum buraya. O yüzden burada anlatamadıklarım veya unuttuklarım için bana yazan olursa dmden yt kanalı falan önerebilirim forum izin veriyorsa eğer
1- Önce geminin bacası mı görülüyor
Geleneksel baca delili ile başlayalım.
Okullarda öğretilen küresel dünyanın kanıtı mahiyetinde iki temel iddia vardır: Gemi bacası ve uzaydan alınan fotoğraflar.
Bir de neredeyse her ekseri görüş için ortaya atılan o klasik şey: "Bu kadar insan yanlış mı biliyor?"
Baca olayı ile başlayalım:
Gemi geldiği vakit ufukta önce bacası görünür. Sonra aşama aşama geminin tamamı ortaya çıkar. Giderken de bir anda değil, geminin yavaş yavaş görüntüsü kayboluyor.
Varılan netice ise şu: Demek ki dünya eğri. Yani bir yuvarlağın içindeyiz.
Bu bir çocuk için tatmin edici delil olabilir belki ama bu meselelerde uzmanlaşan birisinin bunu savunması gülünçtür.
Çünkü geminin aşama aşama gözden kaybolma ya da gözükme sebebi bizim "görüş menzilimiz"den kaynaklıdır. Nitekim bir deney yapıldı. Ufukta bir gemi gözden kaybolmuştu. Daha sonra kaliteli bir kamera ile zoom yapıldı. Görüntü bayağı yakınlaştırıldı ve geminin bütün cüzleri ve parçalarıyla kameraya yansıdığı görüldü. Evet, her yeri görünüyordu. Sadece bizim gözümüz görmüyor, kamera zoom yapıldığında tüm gemiyi görüyor çünkü bizim gözümüzün ufuğu bir görme kapasitesi var. Dolayısı ile biz gemiyi ufukta yavaş yavaş kaybolur görürken geminin kaybolduğu falan yok.
Bu sözde delili 2010'lu yıllarda bile okulda bana anlattıklarını hatırlıyor gibiyim. Gerçekten kabul görmüş olmasına halen şaşırıyorum.
2- "Uzaydan gelen fotoğraflar"
Ta milattan önce 300 lü yıllarda Güneş'in merkeze konulduğu bir sistem geliştirildi. Bu sistem 1900'lerde bile Avrupa'da reddediliyordu. Okullarda düz dünya öğretilmeye devam edildiğine dair şahitler var. Lakin sonra bazı resimler geldi:
"Uzaydan gelen fotoğraflar dünyayı küre gösteriyor."
Bu fotoğraflara dikkat edilirse hiçbirisi uzaydan çekilmemiştir. Bilgisayar ortamında üretilmişlerdir. En basit delili şu ki: Uzaydan dünyaya baktığımızda denizleri mavi renkte göremeyiz. Denizlerin mavi gözükmesi dünyanın içindeki kimseler için geçerlidir. Ancak bu resimlerde ne hikmetse dünya masmavi görünmektedir. Keza samanyolu galaksisine dair ortaya konan resimlerin de bilgisayar ürünü olduğu itiraf edilmiştir. Kısacası, o gördüğünüz resimlerin hepsi montajdır. Bir olay anlatılıyor, iddiaya göre Nasa'ya uzaydan bir fotoğraf geldi. Bu fotoğrafta dünyanın ufuğu var. Eğer gördüğüm şey o ise, mezkûr fotoğrafın ilk halini görmüştüm, sınırlar tek kelime ile "dümdüz"dü. Ancak bunu balık gözü efekti ile eğri hale getirdiler.
3- Güneş ve Ay tutulması
Üçüncü olarak bize şu öğretildi: Ay, Güneş'in önüne geçince Güneş tutulması oluyor. Güneş Dünya'nın arkasına geçince de Ay'a Dünya'nın gölgesi düşüyor ve Ay tutulması yaşanıyor.
Bu saklambaç anlatısı aslında bir uydurmadan ibarettir. 2018 senesinde Abd'de yaşanan Güneş tutulmasını gözlemleyenler Ay'ı hiçbir şekilde görmediklerini ifade ettiler. Geçmişte ise Greenwich gözlem evi kayıtlarında 17 Temmuz 1590, 3 Kasım 1648, 16 Haziran 1666, 26 Mayıs 1668 tarihleri "Ay tutulması" esnasında Güneş'in halen ufuktan kaybolmadığını söylemişlerdir.
Bütün bu gözlemler, bize bugüne kadar öğretilen modeli "yok ediyor"
Evet "Güneş ortadan kaybolmadan Ay tutulması yaşandığı ve Ay gökte gözükmezken Güneş tutulması yaşandığı defaatle gözlemlendi."
Gözlemcilerin söylemleri, bu tutulma modellerini çürüttü esasen. Bunu bilen kimseler, saklambaç iddiasını bırakıp "tutulmaların gerçek nedeni"ni araştırmaya başladılar. Gökkubbeli düz dünya savunucuları ise, neredeyse teorilerine dair her şeye cevap veriyorlar, ancak bu meçhule cevap veremiyorlar. Karanlık başka bir cismin onların önüne geçebileceğini düşünüyorlar. Aslında bir hadis-i şerifte bunun sebebi anlatılıyor ve Güneş'in gökteki karanlık denize battığı bildiriliyor:
Allah Rasulü (sav) buyurdu ki:
"Güneş her gün taşıtı üstünde bir pınardan doğar. O taşıt da 360 melek enginliğin içinden çekerler ve her bir melek o taşıtın bir köşesine yapışmıştır. Allah Teala kullarına hangi gün inayet yardım edecekse onlara kendi ayetini burhanını gösterip, Güneş'e: "Seni taşıyan taşıtından dışarı çık" der. Güneş engine düşer. O taşıtı çeker 360 melek şaşkınlaşırlar. O vakit insanlar "Güneş tutuldu" derler. Dünyaya karanlık dolar. Bir saat veya iki saat, Hakk Teala'nın dilediği kadar gündüz, sanki gece gibi olur. Sonra Hakk Teala buyurur. Güneşi engin sudan çıkarırlar. Yine taşıtına koyarlar. O vakit halk: "Güneş tutulmaktan kurtuldu" derler."..." (Taberi Tarihi)
Yani Güneş tutulması, Güneş'in gökteki engin karanlık denize batmasından kaynaklanıyor.
Peki bu tutulmalar nasıl hesaplanıyor? Çünkü belli zamanlarda bir yaşanıyor, bir ahenk içerisinde. Dolayısıyla tarihte Güneş merkezli sistemi savunmayan medeniyetlerin dahi bunu başarılı bir şekilde hesapladıklarına dair bir sürü örnekler mevcuttur.
4- Pilotlar ve uçak
Pilotların eğim görmediklerine dair birçok itirafları olsa da, aslında bu hiçbir taraf için bir şey ifade etmez. Çünkü gerek "gökkubbeli düz dünya", gerekse "yuvarlak dünya" savunucuları, uçağın uçtuğu mesafeden, bir eğim olsa bile görülemeyeceğini, çok daha yükseklere çıkılması gerektiğini söylüyor. Ancak balık gözü ya da uçaktaki oval pencerelerin, eğimli gibi göstermesi belki mümkün olabilir.
5- Nasa'nın geçmiş bazı raporlarında dünya düz
Nasa'nın geçmiş raporlarında dünyanın düz olduğu şaşırtıcı bir şekilde açık açık yazmaktadır. Bunu isteyenlere dmden atabilirim.
6- Güneş iddia edildiği kadar uzak ve büyük mü?
Güneş'in çok uzakta olduğu ve dünyadan çok büyük olduğu iddiası..
Güneş'in tepelere çıktığı vakit bulutlar arasından ışıkların huzmeler halinde geldiğini ve çok güzel bir görüntü oluştuğunu bilirsiniz.
Aslında bu durum, yukarıdaki iddiayı çürütmektedir.
Yapılan bir deneyde, bulutlar arası boşlukları simgeleyen, delikleri olan bir levha alınıp el feneri tutuluyor. Fener uzaklaştıkça huzmeler kaybolmaya başlıyor ve ışık yüzeye fazlaca yayılıyor, yaklaştıkça bir sürü huzmeler ortaya çıkıyordu. Bu deney şunu gösterdi: Güneş düşündüğümüzden daha küçük ve dünyaya çok daha yakın. Aksi takdirde bulutlar arasından ışık huzmeleri meydana gelemezdi ve ışık yeryüzüne huzmesiz yayılırdı. Evet, Güneş iddia edilenden daha küçük, dünyaya daha yakın ve gökkubbeli yeryüzünün etrafında dönüyor.
Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu.
Bana: "- Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu.
"- Allah ve Rasûlu, daha iyi bilir" dedim.
"- Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: "Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ" denir. İşte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de mustekarrına kadar cereyan etmektedir..." (Yâ-Sîn, 38).
Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "- Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imânının fayda vermeyeceği, artık inançsız hâle geldiği zamandır."
(Buhârî, Tefsir, Yâsin, 1, Bab 251, Hadis no : 324, Bed'u'l halk 4, Tevhid 22, 23; Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802; Muslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin, (3225)
Güneş'in batışı hassas bir kamerayla uygun bir yerden gözlemlendi. Ve alınan batış görüntüleri hızlandırılarak izlendiğinde hızlıca batmaya gittiği lakin bir yerde sanki takılıp bir süreliğine durduğu ve kavis çizerek gittiği görüldü. Bu ilginç olayı, belki hadis-i şerifteki arşın altındaki karargahına gidip Allah'a secde etme meselesi ile ilişkilendirebiliriz. Yahut bu tamamen görülemez ve anlaşılamaz bir tür durum da olabilir. Allah Teala en doğrusunu bilendir.
7- Ay'a çıkılmamış mıydı?
Ay'a çıktığı iddia edilen Neil Armstrong'a bir kimse gelip İncil uzatıyor ve "Ay'a çıktığınıza yemin edip el basın" diyor. Armstrong, yemin etmek yerine bazı sözler söyleyip lafı geveleyerek oradan hemen uzaklaşıyor. Yani kaçıyor daha net bir tabirle.
O "benim için küçük insanlık için büyük bir adım" raconunu Ay'a haykıran adam neden kaçıyordu?
"Ay'a o zamanlar çıkılabiliyorsa neden şimdi çıkılamıyor" sorusuna bir astronomun verdiği cevap şöyle: "Çünkü o teknolojiyi yok ettik."
Evet, güzel espriydi. Ama adam bunu çok ciddi bir şekilde söylüyordu.
Başka bir videoda ise hatırladığım kadarını aktarayım, birkaç çocuk, bir bilim insanının etrafında toplanmışlar. Kızın birisi adama soruyor: "O zamanlar Ay'a çıkılıyordu şimdi neden çıkılamıyor?" diye.
Adam önce duraksıyor. Önce bir laf gevelemesi..
Arkasından ise "Gerçekte Ay'a aslında hiç çıkılmadı" diyor.
Bu sözde Ay'a gidiş sonrası bir konuşma yapılmıştı, izlediğim bu arşiv video çok ilginçti. Konuşmacıların ve etraftakilerin hiçbirisi mutlu değildi. Hepsi canı sıkkın yüzü asık bir şekilde duruyordu. Konuşmalarını bitirip oradan gittiler. Bir yalana alet edildiklerini ancak bu kadar belli edebilirlerdi. Peki neden böyle bir yalan uyduruldu? Bunu, İnşaAllah hemen aşağıdaki maddede anlatacağım.
8- Antarktika kıtası
"Gökkubbeli düz dünya" savunucuları ile, "küresel dünya" savunucuları arasında tartışmanın esas cephelerinden birisi "Antarktika kıtası"dır. Düz dünyacılar, bu kıtanın bizi çevirdiğini ve belki ötesinde başka topraklar da olabileceğini söylüyor. Zira Amerikalı bir komutan, Antarktika kıtasının ötesine gitmişti. Meçhul bir şekilde aniden ölen bu adamdan, ona ait olduğu düşünülen geriye kalan günlükte, Antarktika ötesinde başka bir kıtanın olduğu ve orada farklı medeniyetlerin yaşadığı yazıyordu.
Evet, Antarktika ötesinde başka bir kıtanın olduğu..
Başka toprakların bulunduğu..
Başka toplulukların yaşadığı..
Yanılmıyorsam bundan geçmişte yaşamış başka bir kaşif daha bahsediyordu ancak o dinlediklerimi şuan hatırlamıyorum.
İyi de bugünkü haritada o kıta görülmüyor/gösterilmiyor.
Lakin sonra ne oldu?
Hemen arkasından bir Antarktika anlaşması yapıldı, uluslararası kıta ilan edildi ve derhal oraya gidiş yasaklandı. Sonra Ay'a gidiş senaryosu uydurularak insanların dikkati uzaya çekildi. Böylece Antarktika'nın arkası meçhul olarak kaldı. Araştırma ve gezi için gidenlere sadece Antarktika kıtasının Güney Amerika'ya yakın olan küçük bir bölümüne gitme izni veriliyor. Halbuki kıta 13.6 milyon kilometre kare. Antarktika'ya deniz yoluyla kendi başlarına gitme cesareti gösteren birkaç gencin videosunu izledim. Muhtemelen bu gençler Latin Amerika'dan yola çıktılar, başka bir yerden yola çıkmaları pek mümkün gözükmüyor. En son yaşadıkları şey ise, karşılarına bir savaş gemisi çıktı ve tehdit içerikli anons yaptı. Gençlerin derhal oradan gitmesini istedi. Arkasından onların üzerine drone gönderdi. Gençler ise mecburen gitmek zorunda kaldılar. Antarktika'nın geçilmesi neden istenmiyor?
Bin yıllık Japon Kobayashi haritasında da dünyanın her tarafında çevreleyici buzul bölgeler gösterilmektedir.
9- Grönland
Eski medeniyetlerin çizdiği haritalarda Grönland'da (küresel dünyaya göre kuzey kutbu, gökkubbeli düz dünya görüşüne göre ise dünyanın merkezinde olan kutub) dev bir dağ var. Grönland'da bulunan manyetik bir dağ. Hatta bu dağın bahsi birkaç sene evvel bir filmde de sahne olarak geçmiş. Çember çizilmiş bir harita, ortada bu dağı simgeleyen bir sopa duruyor. Bu dev manyetik dağ sebebiyle pusulalarda ibre sürekli kuzeyi gösteriyor. Tabi ki Grönland'a gidip istediğimiz her yerini dolaşmamız yasakmış. Pusulaların kuzeyi göstermesinin sebebinin bu tarih öncesinden beridir orada duran mucizevi manyetik dağ olduğu düşünülüyor.
Acaba merfu ve mevkuf hadislerde bahsedilen, pek çok halk inanışında da yer edinen Kaf dağı bu mu? Yahut çevreleyici Antarktika buzulları mı? Kaf dağı eskiden kabul görüyordu. Sonradan bu dağ bulunamayınca hemen tevile başvuruldu: "bu husustaki hadisler zayıftır, yahut belki dünyayı çevreleyen okyanuslardan bahsediliyordur" vs. denildi.
Hususen benim dikkatimi çeken bir diğer şey, eski haritalarda Grönland'a karadan giden dört adet dümdüz yolun gösterilmesidir ki bu mucizevidir. Son birkaç yüzyıldaki haritalarda zamanla bu yolların kaybolduğunu görüyoruz. Ya bazı tabiat olayları neticesinde suyun içinde kaldı yahut yok edildi.
10- İki nokta arası konum
Düşünen insan level (dublajlı) belgesellerinde ilginç görüntüler görmüştüm. Bazı kameralarla uygun yerlerden çekilen fotoğraflarda, bilimsel olarak dünyanın eğimi sebebiyle görülemeyecek mesafedeki yerlerin dahi zoom ile tamamen görülebildiği isbat edilmiştir. Halbuki çekilen bölgeler dünyanın eğimi sebebiyle görülememeliydi. Bu dünyanın yuvarlak olduğunu açıkça çürütmüştür. Bilgisayarda harita üzerinde yapılan incelemelerde de bu sonuç çıkarılmıştır ve sular üzerinde yapılan incelemelerde bu tekrar isbat edilmiştir. Frekans gönderme delili de mevcuttur.
11- Nasa hileleri
Uzay aracı içinde çekilen videolarda, takılmalar yaşandığı vakit takılmanın olduğu kısımda yeşil perdenin rengi gözükmektedir. Yine bir videoda uzay aracının içinde arka kısımdan geçip giden bir adam gördüm, gidiş esnasında doğru önce silikleşiyor, sonra adam kayboluyor. Yani bir bilgisayar hilesi olduğu bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Daha ilginci başka bir videoda astronotlar uzayda geziyor, ancak kabarcıklar görülüyor. Daha sonra bu görüntülerin denizde çekildiği ortaya çıktı. Bu tür ilginç hileli videoların hepsini kendim bizzat izledim.
Yine yabancıların son yaptığı Antarktika 24 saat araştırma yayınında, bu videonun Antarktika'da değil yapay bir zemin üzerinde yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bazı deliller:
a) Videoyu yapan kimselerin burnundan buhar çıkmıyordu. Yayında chatte kendilerine bu sorulduğunda "burada hava kuru, ondan ötürü" dediler. Lakin itiraz edildiği için, en son birisi kameranın önünden gitti. Sonra geldi ve ağzıyla buhar püskürttü. "Bakın geliyor" dedi. Lakin bu uzun yayında yaptıkları acemice hilede arkada başka bir kameranın görüntülerini açık unuttukları için adamın elektronik sigara çekmeye gittiği ortaya çıktı.
b) Bir yerde kara bastıkları halde ayak izi çıkmıyordu.
c) Yayında kendilerinden kar getirilmesi istenince adam kar almak için ayağının altına eğilmedi ve uzağa gidip oradan kar alarak getirdi.
d) Yürüdüklerinde gölge hızlıca yer değiştiriyor ve boyu değişiyordu. Normal şartlar altında mümkün gözükmeyen bir şey.
e) Organizasyonu düzenleyen adam bir rahipti, eski bir vaazı ortaya çıktı. Dinen komşuya yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu ancak bunun dışında yalan söylemenin kötü olmadığına dair vaaz veriyordu. "Yalan söylemenin normal bir şey olduğunu" savunuyordu bu adam. Organizasyonun da bir yalan olması gayet normal duruyor.
12- Eski İncil'lerde, Gelecekte Gökyüzü Üzerinden Hile Yapılıp İnsanları Kandıracakları Bildiriliyor
Aslında İncil okunmasına karşıyım çünkü tahrif edilmiştir. Neresinin kime ait olduğu şuan belli değildir. Ancak internette karşılaştığım bir bölüm dikkatimi çekti.
Enok Bölüm 80'de şöyle yazdığı kaydediliyor:
6. Ve yıldızların pek çok efendisi düzeni çiğneyecek. Bunlar da yörüngelerini ve görevlerini değiştirecekler ve kendilerine tayin edilen mevsimlerde ortaya çıkmayacaklar.
7. Yıldızların tüm düzeni günahkarlardan gizlenecek ve yeryüzündekilerin onlar hakkındaki düşünceleri sapacaktır. Evet yanılacaklar ve onları tanrı sanacaklar.
8. Ve üzerlerindeki kötülük katlanarak artacak,
(7'nin ilk kısmında yıldızların düzeninin insanlardan gizleneceği ve onlar hakkında yanlış görüşlerin kabul göreceği söyleniyor. Güneş gibi cisimlerin de yıldız olduğunu unutmayalım. Son kısmı hakkında da şu doğrudur: modern dönemde gezegenlere mitolojik uydurma tanrıların isimlerinin verilmesi genel kabul görmüştür: Satürn, Uranüs, Venüs vs..)
...
İnciller tahrif edilmiş ve hangi kısmı hak hangi kısmı batıl birbirine karışmış olsa da, bu kısımlar dikkat çekicidir.
13- Gökkubbe/Firmament Görüntülendi
Geçmiş kaşifler ve uzaya çıkan astronomlar arasında, gökkubbenin sınırını gördüğünü söyleyenler vardır. Biraz evvel bahsettiğim belgesel serisinin 1 yahut 2.sinde bundan bahsedildiğini hatırlıyorum. Ancak az evvel araştırmalarıma devam ederken "gökkubbenin görüntülendiğine dair" ilginç bir videoyla daha karşılaştım. Ve bilim insanlarının aldığı bu görüntüler de videonun içerisinde paylaşılmış. İsteyene onu atabilirim, burada youtube linki paylaşmam yasak diye biliyorum.
Biraz ilginç bir yazı olacak; ancak çocukken astronomiyle sıklıkla ilgilendiğim halde sonradan bırakmıştım. Ta ki şimdi yeniden bu ilme dönmeme sebep olan gerekçeler oluşana kadar:
Araştırmalarımda, seleften gelen nakilleri, sahabelerin mevkuf hadislerini ve bazı merfu hadisleri incelediğimde, bugün bize anlatılan astronominin İslâm'ın kozmosa bakışından çok uzak olduğunu gördüm.
Allah Rasulü'nün (sav) bu hadislerinde bana öğrettiği uzay, nasanın anlattığı ve okul kitaplarında beynime sokulmaya çalışılan uzayla alakasızdı.
Belki baktığım rivayetler zayıftır, belki hasendir, belki sahihtir ama müteşabihtir vs.
Ancak bu rivayetlerin tefsirlerini çeşitli yerlerde okuduğumda, acayip tevillerin yapıldığını gördüm ve şunu farkettim. Hep hadisler tevil edilmeye ve farklı şeylere yorulmaya çalışılıyordu.
Ve görünen manasından uzaklaşıyordu.
Bunu bir Maturidi, Eşari yapsa -ki yapıyorlar- zaten ehl-i teviller deriz ama biz de yapıyorduk.
Sonra dedim ki, neden kendimiz bu haberlere teslim olup "bugünkü verilerin yanlış olabileceği" hususunda konuşmuyoruz? Bir tarafta Rasûlullah (sav), öbür tarafta ne olduğu belirsiz bir nasanın söylemleri var. Neden birinciyi ikinciye göre yorumluyoruz?
Misal, bugün bizim atalarımızın hayvan olduğunu, bizim hayvan olduğumuzu iddia ediyorlar ve biz buna karşı Adem Tatlı, Kasım Takım, Fevzi Özgökçe, Ahmet Kavlak vs. vs. bir sürü hoca ile beraber kenetlenip, bu teoriye karşı karşıt deliller ve fosiller getirerek mücadele etmiyor muyuz? Evet, ediyoruz. Çünkü biz hayvan değiliz. Bunu ruhumuzla fıtratımızla doğuştan biliyoruz. Ve karşımıza çıkan adamlarla bilimsel sahada mücadele veriyoruz.
Peki astronomide neden nasaya karşı yenilgiyi bu kadar hızlı kabullendik?
Nakilleri zahire göre aldığımızda selef'in anlattığı uzayla bugün nasanın anlattığı uzayın alakası yok. Yani ya Kur'an-ı Kerim'deki bazı Ayetler de dahil, sayısız hadisi, sahabelerin sözlerini, seleften ve ulemadan gelen nakillerin hepsini tevil edip görünür halinden uzaklaştıracağız, ki bu çok fazla raviyi zayıflıkla, yalancılıkla itham etmeyi yahut Allah Rasulü'nün (sav) astronomiyi aşırı kapalı anlattığını kabul ettirmeye götürecek, yahut bugün bize anlatılanlar yanlış.
Hadisleri ve sahabelerin mevkuf sözlerini geçtiğimizde bile Kur'an-ı Kerim'de "yedi gök" anlayışı var. Dünyadan itibaren birinci gök, dünyadan itibaren ikinci gök, dünyadan itibaren üçüncü gök... Dünya merkeze oturtuluyor. Ve Allah Teala, yakın göğü yani birinci göğü yıldızlarla donattığını söylüyor. Yani bu gökler bugünkü bilimi baz alırsak dünyanın içinde de değil. Dünyadan itibaren başlıyor. Güneş sistemi yok, Dünya merkezli sistem var.
Nakiller üzerine uzun uzun düşündükten sonra yeni bir karar aldım. Çocukken sürekli kendisiyle ilgilendiğim lakin sonra bıraktığım astronomiye, uzay ilmine yeniden bir dönüş yapmaya karar verdim. Belki "siz hayvansınız" hakaretini "darwinizm" ile bilimsel bir kabul haline getiren, "küresel ısınma" bahanesiyle hayvanları telef edip insanlara ne olduğu belirsiz yapay etler yedirmeye ve kendilerine muhtaç etmeye çalışıp haliyle batıda çiftçi isyanlarıyla karşılaşan, her şeyin tabiatta şifaları yaratılmışken ve İbn Sina gibi tıb alimleri bunları uzun uzun anlatmışken bize "yapay ilaçları" dayatıp bunun üzerinden ticaret yapan ve bu düzene karşı çıkanları tasfiye eden sözde bilim, uzay işine de uydurmalar katmıştı. Bugün bilimin "yönetildiğini" bilim insanları söylüyor .
Merfu ve mevkuf hadisler, selefin ve İslâm ulemasının görüşlerine yönelik nakiller üzerinde yaptığım incelemenin sonucunda İslâm'ın şu kozmos modelini savunduğunu çıkarttım: "Yeryüzü düz, üzerinde ise "gökkubbe" var. İbn Abbas'ın anlattığı ve Vehb'in şerh ettiği üzere, göklerle yerleri, yani dünyayı mahiyeti belirsiz bir deniz kuşatıyor (uzay denizi/karanlık sıvı mı bilmiyorum) ve hepsini birden heykel denen keyfiyetini bilmediğimiz bir madde çadır ipi gibi kuşatıyor. Dünya merkezde, Güneş onun etrafında dolanıyor. Güneş arşın nurundandır, Ay ise Arş'ın (yahut Kürsi'nin) nurundan, ancak Cebrail onu kanatlarıyla sildiği için ışığı azalmıştır."
Bir gerçek neden saklanır?
Burada özetlediklerime işaret eden nakiller var. Ben meseleleri özet geçtim. Sonra şu neticeye vardım:
1-Ya bu rivayetlerin hepsi uydurmadır, ancak aralarında Buhari'de geçen (Güneş'in hareket edip doğudan batıya gitmesi orada secde etmesi ve tekrar doğuya dönmesi gibi) rivayetini vs. tevil edeceğiz, ya da bunları müteşabih kapsamında alacağız. Ancak hadis tevil götürür gibi gözükmüyor ve müteşabihe benzer bir yanı da yok. Dolayısıyla bu cevaplar fazla tatmin edici olmayacak.
2-Ya da bize anlatılan kozmos modeli yalan. Evrim yalanı gibi, küresel ısınmanın terörize edilmesi gibi, yapay ilaçları yayarak tabii ilaçları unutturmak gibi, küre dünya modeli de bir uydurma olabilir. Çocukluktan itibaren kafamıza kasten sokulmuş olabilir. 1900'lü yıllarda bile Avrupa'da düz dünyanın okullarda anlatıldığına dair bir sürü şahit var. Ancak bugün küre dayatılıyor. Şu senaryoyu bize anlatmak istiyorlar: "Bir ışık meydana geldi, sonra patladı, sonra duman oluştu ondan aşama aşama ilkel galaksiler ve en nihayetinde evren meydana geldi, milyarlarca gezegen meydana geldi, sonra onlar arasında da dünya diye rastgele bir gezegen oluştu, onun içinde de primatlar falan derken biz geldik. Bir "oldu bitti" ile oluştuk, bizi kimse yaratmadı."
Bir düşünelim, dünya düz ve üzerinde gökkubbe var. Ve bu "ortaya çıkıyor"
Şu ortaya çıkmış olacak: "İnsan özel olarak yaratıldı, insanın üzerinde yaşadığı gezegen de özel olarak yaratıldı. Yani Allah var ve bunların hepsi apaçık bir mucize"
Alternatif senaryoda böylece dinsizlik yok oluyor, demokratların, para babalarının düzeni yıkılıyor ve din yükselişe geçiyor.
Gökkubbeli Düz Dünya
Uzun düşüncelere daldım. Daha sonra küresel dünyadan dışarı çıkıp, uzun uzun araştırmalar yapmaya başladım. "Gökkubbeli düz dünya" merkezli sistem modelini savunan topluluklarla karşılaştım. (İnternette bu adamların fikrinin tutmaması için, dünyayı uzayda uçan bir gözleme gibi gösterip "düz dünyacılar bunu savunuyor" diyorlar, hiçbirisi öyle bir şey savunmuyor) Bu topluluk düşündüğümüz gibi tamamı dindar olan bir topluluk değildi. Kimisi dinden uzak, kimisi bütün dinleri yalan olarak gören, kimisi dindar hıristiyan olan kimisi de selefi Müslüman olan inanç anlamında bayağı hetero bir gruptu. Ancak söyledikleri şeyler umumiyetle benzerdi. Bu kimselerin eskiden komplo teorisi ürettiklerini düşünüyordum. Ancak nakiller bu adamlara bakış açımı değiştirdi ve ilk defa "ciddiyetle" dinlemeye karar verdim. Dalga geçmeden.
Bunlar komplo teorisyeni değildi, bilakis bu topluluğun içinde bir sürü bilim insanı da vardı. Önce yazılan makaleleri okudum. Bu makaleler kısmen fikirleri hakkında beni tatmin etse de "hmm" ile düşünce safhasında kaldım. Ancak esas bomba benim için burada patlamadı. Bunların yaptığı bazı belgeselleri izledim. (Burada belgesel linki atmak yasak galiba, belki eğer izin veriliyorsa isteyene dmden atabilirim) Bilhassa belgeselleri izlediğimde adeta şoka girdim. Bu adamlar komplo teorisi ortaya atmıyorlardı, çok güçlü deliller ve deneyler ortaya koyuyorlardı. Bu deneyleri tek tek listeliyor ve pratikte gösteriyorlardı. Yani karşılaştığım topluluk, "Dünya küreyse neden düşmüyoruz ki" tarzında sallama çaylar değil, bayağı ciddi deliller sunuyordu. Ben küre dünya savunusunda dahi bu kadar sağlam delillerle karşılaşmadığıma yemin edebilirim. Ve tabi karşı delillere de cevap vererek uzay gemisi içinde çekilen videoların, Antarktika üzerinde yapılan bir günlük son araştırma videosunun nasıl hilelerle dolu olduğunu tek tek isbat ediyorlardı. Bu ideolojik bir çıkış değildi, gerçekten bilgisayar hileleriyle dolu olduğu çok barizdi.
Daha sonra araştırmalarıma devam ettim. Çok fazla veri elde ettim. Delilercesine videolar izleyip makaleler okumaya başladım. En şaşırdığım şeylerden birisi, Nasa'nın yaklaşık 40-50 sene önceki raporlarında dünyanın düz olduğunun açık açık yazdığı ortaya çıktı.
Netice itibariyle şimdi bir yazı yazarak, bu verileri size aktaracağım İnşaAllah. Bu mesele ile ilgili çok fazla soru kafanızda oluşabilir, aslında belgeseller çok daha açık anlatıyor ben sadece aklımda kalan şeyleri yazıyorum buraya. O yüzden burada anlatamadıklarım veya unuttuklarım için bana yazan olursa dmden yt kanalı falan önerebilirim forum izin veriyorsa eğer
1- Önce geminin bacası mı görülüyor
Geleneksel baca delili ile başlayalım.
Okullarda öğretilen küresel dünyanın kanıtı mahiyetinde iki temel iddia vardır: Gemi bacası ve uzaydan alınan fotoğraflar.
Bir de neredeyse her ekseri görüş için ortaya atılan o klasik şey: "Bu kadar insan yanlış mı biliyor?"
Baca olayı ile başlayalım:
Gemi geldiği vakit ufukta önce bacası görünür. Sonra aşama aşama geminin tamamı ortaya çıkar. Giderken de bir anda değil, geminin yavaş yavaş görüntüsü kayboluyor.
Varılan netice ise şu: Demek ki dünya eğri. Yani bir yuvarlağın içindeyiz.
Bu bir çocuk için tatmin edici delil olabilir belki ama bu meselelerde uzmanlaşan birisinin bunu savunması gülünçtür.
Çünkü geminin aşama aşama gözden kaybolma ya da gözükme sebebi bizim "görüş menzilimiz"den kaynaklıdır. Nitekim bir deney yapıldı. Ufukta bir gemi gözden kaybolmuştu. Daha sonra kaliteli bir kamera ile zoom yapıldı. Görüntü bayağı yakınlaştırıldı ve geminin bütün cüzleri ve parçalarıyla kameraya yansıdığı görüldü. Evet, her yeri görünüyordu. Sadece bizim gözümüz görmüyor, kamera zoom yapıldığında tüm gemiyi görüyor çünkü bizim gözümüzün ufuğu bir görme kapasitesi var. Dolayısı ile biz gemiyi ufukta yavaş yavaş kaybolur görürken geminin kaybolduğu falan yok.
Bu sözde delili 2010'lu yıllarda bile okulda bana anlattıklarını hatırlıyor gibiyim. Gerçekten kabul görmüş olmasına halen şaşırıyorum.
2- "Uzaydan gelen fotoğraflar"
Ta milattan önce 300 lü yıllarda Güneş'in merkeze konulduğu bir sistem geliştirildi. Bu sistem 1900'lerde bile Avrupa'da reddediliyordu. Okullarda düz dünya öğretilmeye devam edildiğine dair şahitler var. Lakin sonra bazı resimler geldi:
"Uzaydan gelen fotoğraflar dünyayı küre gösteriyor."
Bu fotoğraflara dikkat edilirse hiçbirisi uzaydan çekilmemiştir. Bilgisayar ortamında üretilmişlerdir. En basit delili şu ki: Uzaydan dünyaya baktığımızda denizleri mavi renkte göremeyiz. Denizlerin mavi gözükmesi dünyanın içindeki kimseler için geçerlidir. Ancak bu resimlerde ne hikmetse dünya masmavi görünmektedir. Keza samanyolu galaksisine dair ortaya konan resimlerin de bilgisayar ürünü olduğu itiraf edilmiştir. Kısacası, o gördüğünüz resimlerin hepsi montajdır. Bir olay anlatılıyor, iddiaya göre Nasa'ya uzaydan bir fotoğraf geldi. Bu fotoğrafta dünyanın ufuğu var. Eğer gördüğüm şey o ise, mezkûr fotoğrafın ilk halini görmüştüm, sınırlar tek kelime ile "dümdüz"dü. Ancak bunu balık gözü efekti ile eğri hale getirdiler.
3- Güneş ve Ay tutulması
Üçüncü olarak bize şu öğretildi: Ay, Güneş'in önüne geçince Güneş tutulması oluyor. Güneş Dünya'nın arkasına geçince de Ay'a Dünya'nın gölgesi düşüyor ve Ay tutulması yaşanıyor.
Bu saklambaç anlatısı aslında bir uydurmadan ibarettir. 2018 senesinde Abd'de yaşanan Güneş tutulmasını gözlemleyenler Ay'ı hiçbir şekilde görmediklerini ifade ettiler. Geçmişte ise Greenwich gözlem evi kayıtlarında 17 Temmuz 1590, 3 Kasım 1648, 16 Haziran 1666, 26 Mayıs 1668 tarihleri "Ay tutulması" esnasında Güneş'in halen ufuktan kaybolmadığını söylemişlerdir.
Bütün bu gözlemler, bize bugüne kadar öğretilen modeli "yok ediyor"
Evet "Güneş ortadan kaybolmadan Ay tutulması yaşandığı ve Ay gökte gözükmezken Güneş tutulması yaşandığı defaatle gözlemlendi."
Gözlemcilerin söylemleri, bu tutulma modellerini çürüttü esasen. Bunu bilen kimseler, saklambaç iddiasını bırakıp "tutulmaların gerçek nedeni"ni araştırmaya başladılar. Gökkubbeli düz dünya savunucuları ise, neredeyse teorilerine dair her şeye cevap veriyorlar, ancak bu meçhule cevap veremiyorlar. Karanlık başka bir cismin onların önüne geçebileceğini düşünüyorlar. Aslında bir hadis-i şerifte bunun sebebi anlatılıyor ve Güneş'in gökteki karanlık denize battığı bildiriliyor:
Allah Rasulü (sav) buyurdu ki:
"Güneş her gün taşıtı üstünde bir pınardan doğar. O taşıt da 360 melek enginliğin içinden çekerler ve her bir melek o taşıtın bir köşesine yapışmıştır. Allah Teala kullarına hangi gün inayet yardım edecekse onlara kendi ayetini burhanını gösterip, Güneş'e: "Seni taşıyan taşıtından dışarı çık" der. Güneş engine düşer. O taşıtı çeker 360 melek şaşkınlaşırlar. O vakit insanlar "Güneş tutuldu" derler. Dünyaya karanlık dolar. Bir saat veya iki saat, Hakk Teala'nın dilediği kadar gündüz, sanki gece gibi olur. Sonra Hakk Teala buyurur. Güneşi engin sudan çıkarırlar. Yine taşıtına koyarlar. O vakit halk: "Güneş tutulmaktan kurtuldu" derler."..." (Taberi Tarihi)
Yani Güneş tutulması, Güneş'in gökteki engin karanlık denize batmasından kaynaklanıyor.
Peki bu tutulmalar nasıl hesaplanıyor? Çünkü belli zamanlarda bir yaşanıyor, bir ahenk içerisinde. Dolayısıyla tarihte Güneş merkezli sistemi savunmayan medeniyetlerin dahi bunu başarılı bir şekilde hesapladıklarına dair bir sürü örnekler mevcuttur.
4- Pilotlar ve uçak
Pilotların eğim görmediklerine dair birçok itirafları olsa da, aslında bu hiçbir taraf için bir şey ifade etmez. Çünkü gerek "gökkubbeli düz dünya", gerekse "yuvarlak dünya" savunucuları, uçağın uçtuğu mesafeden, bir eğim olsa bile görülemeyeceğini, çok daha yükseklere çıkılması gerektiğini söylüyor. Ancak balık gözü ya da uçaktaki oval pencerelerin, eğimli gibi göstermesi belki mümkün olabilir.
5- Nasa'nın geçmiş bazı raporlarında dünya düz
Nasa'nın geçmiş raporlarında dünyanın düz olduğu şaşırtıcı bir şekilde açık açık yazmaktadır. Bunu isteyenlere dmden atabilirim.
6- Güneş iddia edildiği kadar uzak ve büyük mü?
Güneş'in çok uzakta olduğu ve dünyadan çok büyük olduğu iddiası..
Güneş'in tepelere çıktığı vakit bulutlar arasından ışıkların huzmeler halinde geldiğini ve çok güzel bir görüntü oluştuğunu bilirsiniz.
Aslında bu durum, yukarıdaki iddiayı çürütmektedir.
Yapılan bir deneyde, bulutlar arası boşlukları simgeleyen, delikleri olan bir levha alınıp el feneri tutuluyor. Fener uzaklaştıkça huzmeler kaybolmaya başlıyor ve ışık yüzeye fazlaca yayılıyor, yaklaştıkça bir sürü huzmeler ortaya çıkıyordu. Bu deney şunu gösterdi: Güneş düşündüğümüzden daha küçük ve dünyaya çok daha yakın. Aksi takdirde bulutlar arasından ışık huzmeleri meydana gelemezdi ve ışık yeryüzüne huzmesiz yayılırdı. Evet, Güneş iddia edilenden daha küçük, dünyaya daha yakın ve gökkubbeli yeryüzünün etrafında dönüyor.
Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu.
Bana: "- Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu.
"- Allah ve Rasûlu, daha iyi bilir" dedim.
"- Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: "Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ" denir. İşte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de mustekarrına kadar cereyan etmektedir..." (Yâ-Sîn, 38).
Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "- Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imânının fayda vermeyeceği, artık inançsız hâle geldiği zamandır."
(Buhârî, Tefsir, Yâsin, 1, Bab 251, Hadis no : 324, Bed'u'l halk 4, Tevhid 22, 23; Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802; Muslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin, (3225)
Güneş'in batışı hassas bir kamerayla uygun bir yerden gözlemlendi. Ve alınan batış görüntüleri hızlandırılarak izlendiğinde hızlıca batmaya gittiği lakin bir yerde sanki takılıp bir süreliğine durduğu ve kavis çizerek gittiği görüldü. Bu ilginç olayı, belki hadis-i şerifteki arşın altındaki karargahına gidip Allah'a secde etme meselesi ile ilişkilendirebiliriz. Yahut bu tamamen görülemez ve anlaşılamaz bir tür durum da olabilir. Allah Teala en doğrusunu bilendir.
7- Ay'a çıkılmamış mıydı?
Ay'a çıktığı iddia edilen Neil Armstrong'a bir kimse gelip İncil uzatıyor ve "Ay'a çıktığınıza yemin edip el basın" diyor. Armstrong, yemin etmek yerine bazı sözler söyleyip lafı geveleyerek oradan hemen uzaklaşıyor. Yani kaçıyor daha net bir tabirle.
O "benim için küçük insanlık için büyük bir adım" raconunu Ay'a haykıran adam neden kaçıyordu?
"Ay'a o zamanlar çıkılabiliyorsa neden şimdi çıkılamıyor" sorusuna bir astronomun verdiği cevap şöyle: "Çünkü o teknolojiyi yok ettik."
Evet, güzel espriydi. Ama adam bunu çok ciddi bir şekilde söylüyordu.
Başka bir videoda ise hatırladığım kadarını aktarayım, birkaç çocuk, bir bilim insanının etrafında toplanmışlar. Kızın birisi adama soruyor: "O zamanlar Ay'a çıkılıyordu şimdi neden çıkılamıyor?" diye.
Adam önce duraksıyor. Önce bir laf gevelemesi..
Arkasından ise "Gerçekte Ay'a aslında hiç çıkılmadı" diyor.
Bu sözde Ay'a gidiş sonrası bir konuşma yapılmıştı, izlediğim bu arşiv video çok ilginçti. Konuşmacıların ve etraftakilerin hiçbirisi mutlu değildi. Hepsi canı sıkkın yüzü asık bir şekilde duruyordu. Konuşmalarını bitirip oradan gittiler. Bir yalana alet edildiklerini ancak bu kadar belli edebilirlerdi. Peki neden böyle bir yalan uyduruldu? Bunu, İnşaAllah hemen aşağıdaki maddede anlatacağım.
8- Antarktika kıtası
"Gökkubbeli düz dünya" savunucuları ile, "küresel dünya" savunucuları arasında tartışmanın esas cephelerinden birisi "Antarktika kıtası"dır. Düz dünyacılar, bu kıtanın bizi çevirdiğini ve belki ötesinde başka topraklar da olabileceğini söylüyor. Zira Amerikalı bir komutan, Antarktika kıtasının ötesine gitmişti. Meçhul bir şekilde aniden ölen bu adamdan, ona ait olduğu düşünülen geriye kalan günlükte, Antarktika ötesinde başka bir kıtanın olduğu ve orada farklı medeniyetlerin yaşadığı yazıyordu.
Evet, Antarktika ötesinde başka bir kıtanın olduğu..
Başka toprakların bulunduğu..
Başka toplulukların yaşadığı..
Yanılmıyorsam bundan geçmişte yaşamış başka bir kaşif daha bahsediyordu ancak o dinlediklerimi şuan hatırlamıyorum.
İyi de bugünkü haritada o kıta görülmüyor/gösterilmiyor.
Lakin sonra ne oldu?
Hemen arkasından bir Antarktika anlaşması yapıldı, uluslararası kıta ilan edildi ve derhal oraya gidiş yasaklandı. Sonra Ay'a gidiş senaryosu uydurularak insanların dikkati uzaya çekildi. Böylece Antarktika'nın arkası meçhul olarak kaldı. Araştırma ve gezi için gidenlere sadece Antarktika kıtasının Güney Amerika'ya yakın olan küçük bir bölümüne gitme izni veriliyor. Halbuki kıta 13.6 milyon kilometre kare. Antarktika'ya deniz yoluyla kendi başlarına gitme cesareti gösteren birkaç gencin videosunu izledim. Muhtemelen bu gençler Latin Amerika'dan yola çıktılar, başka bir yerden yola çıkmaları pek mümkün gözükmüyor. En son yaşadıkları şey ise, karşılarına bir savaş gemisi çıktı ve tehdit içerikli anons yaptı. Gençlerin derhal oradan gitmesini istedi. Arkasından onların üzerine drone gönderdi. Gençler ise mecburen gitmek zorunda kaldılar. Antarktika'nın geçilmesi neden istenmiyor?
Bin yıllık Japon Kobayashi haritasında da dünyanın her tarafında çevreleyici buzul bölgeler gösterilmektedir.
9- Grönland
Eski medeniyetlerin çizdiği haritalarda Grönland'da (küresel dünyaya göre kuzey kutbu, gökkubbeli düz dünya görüşüne göre ise dünyanın merkezinde olan kutub) dev bir dağ var. Grönland'da bulunan manyetik bir dağ. Hatta bu dağın bahsi birkaç sene evvel bir filmde de sahne olarak geçmiş. Çember çizilmiş bir harita, ortada bu dağı simgeleyen bir sopa duruyor. Bu dev manyetik dağ sebebiyle pusulalarda ibre sürekli kuzeyi gösteriyor. Tabi ki Grönland'a gidip istediğimiz her yerini dolaşmamız yasakmış. Pusulaların kuzeyi göstermesinin sebebinin bu tarih öncesinden beridir orada duran mucizevi manyetik dağ olduğu düşünülüyor.
Acaba merfu ve mevkuf hadislerde bahsedilen, pek çok halk inanışında da yer edinen Kaf dağı bu mu? Yahut çevreleyici Antarktika buzulları mı? Kaf dağı eskiden kabul görüyordu. Sonradan bu dağ bulunamayınca hemen tevile başvuruldu: "bu husustaki hadisler zayıftır, yahut belki dünyayı çevreleyen okyanuslardan bahsediliyordur" vs. denildi.
Hususen benim dikkatimi çeken bir diğer şey, eski haritalarda Grönland'a karadan giden dört adet dümdüz yolun gösterilmesidir ki bu mucizevidir. Son birkaç yüzyıldaki haritalarda zamanla bu yolların kaybolduğunu görüyoruz. Ya bazı tabiat olayları neticesinde suyun içinde kaldı yahut yok edildi.
10- İki nokta arası konum
Düşünen insan level (dublajlı) belgesellerinde ilginç görüntüler görmüştüm. Bazı kameralarla uygun yerlerden çekilen fotoğraflarda, bilimsel olarak dünyanın eğimi sebebiyle görülemeyecek mesafedeki yerlerin dahi zoom ile tamamen görülebildiği isbat edilmiştir. Halbuki çekilen bölgeler dünyanın eğimi sebebiyle görülememeliydi. Bu dünyanın yuvarlak olduğunu açıkça çürütmüştür. Bilgisayarda harita üzerinde yapılan incelemelerde de bu sonuç çıkarılmıştır ve sular üzerinde yapılan incelemelerde bu tekrar isbat edilmiştir. Frekans gönderme delili de mevcuttur.
11- Nasa hileleri
Uzay aracı içinde çekilen videolarda, takılmalar yaşandığı vakit takılmanın olduğu kısımda yeşil perdenin rengi gözükmektedir. Yine bir videoda uzay aracının içinde arka kısımdan geçip giden bir adam gördüm, gidiş esnasında doğru önce silikleşiyor, sonra adam kayboluyor. Yani bir bilgisayar hilesi olduğu bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Daha ilginci başka bir videoda astronotlar uzayda geziyor, ancak kabarcıklar görülüyor. Daha sonra bu görüntülerin denizde çekildiği ortaya çıktı. Bu tür ilginç hileli videoların hepsini kendim bizzat izledim.
Yine yabancıların son yaptığı Antarktika 24 saat araştırma yayınında, bu videonun Antarktika'da değil yapay bir zemin üzerinde yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bazı deliller:
a) Videoyu yapan kimselerin burnundan buhar çıkmıyordu. Yayında chatte kendilerine bu sorulduğunda "burada hava kuru, ondan ötürü" dediler. Lakin itiraz edildiği için, en son birisi kameranın önünden gitti. Sonra geldi ve ağzıyla buhar püskürttü. "Bakın geliyor" dedi. Lakin bu uzun yayında yaptıkları acemice hilede arkada başka bir kameranın görüntülerini açık unuttukları için adamın elektronik sigara çekmeye gittiği ortaya çıktı.
b) Bir yerde kara bastıkları halde ayak izi çıkmıyordu.
c) Yayında kendilerinden kar getirilmesi istenince adam kar almak için ayağının altına eğilmedi ve uzağa gidip oradan kar alarak getirdi.
d) Yürüdüklerinde gölge hızlıca yer değiştiriyor ve boyu değişiyordu. Normal şartlar altında mümkün gözükmeyen bir şey.
e) Organizasyonu düzenleyen adam bir rahipti, eski bir vaazı ortaya çıktı. Dinen komşuya yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu ancak bunun dışında yalan söylemenin kötü olmadığına dair vaaz veriyordu. "Yalan söylemenin normal bir şey olduğunu" savunuyordu bu adam. Organizasyonun da bir yalan olması gayet normal duruyor.
12- Eski İncil'lerde, Gelecekte Gökyüzü Üzerinden Hile Yapılıp İnsanları Kandıracakları Bildiriliyor
Aslında İncil okunmasına karşıyım çünkü tahrif edilmiştir. Neresinin kime ait olduğu şuan belli değildir. Ancak internette karşılaştığım bir bölüm dikkatimi çekti.
Enok Bölüm 80'de şöyle yazdığı kaydediliyor:
6. Ve yıldızların pek çok efendisi düzeni çiğneyecek. Bunlar da yörüngelerini ve görevlerini değiştirecekler ve kendilerine tayin edilen mevsimlerde ortaya çıkmayacaklar.
7. Yıldızların tüm düzeni günahkarlardan gizlenecek ve yeryüzündekilerin onlar hakkındaki düşünceleri sapacaktır. Evet yanılacaklar ve onları tanrı sanacaklar.
8. Ve üzerlerindeki kötülük katlanarak artacak,
(7'nin ilk kısmında yıldızların düzeninin insanlardan gizleneceği ve onlar hakkında yanlış görüşlerin kabul göreceği söyleniyor. Güneş gibi cisimlerin de yıldız olduğunu unutmayalım. Son kısmı hakkında da şu doğrudur: modern dönemde gezegenlere mitolojik uydurma tanrıların isimlerinin verilmesi genel kabul görmüştür: Satürn, Uranüs, Venüs vs..)
...
İnciller tahrif edilmiş ve hangi kısmı hak hangi kısmı batıl birbirine karışmış olsa da, bu kısımlar dikkat çekicidir.
13- Gökkubbe/Firmament Görüntülendi
Geçmiş kaşifler ve uzaya çıkan astronomlar arasında, gökkubbenin sınırını gördüğünü söyleyenler vardır. Biraz evvel bahsettiğim belgesel serisinin 1 yahut 2.sinde bundan bahsedildiğini hatırlıyorum. Ancak az evvel araştırmalarıma devam ederken "gökkubbenin görüntülendiğine dair" ilginç bir videoyla daha karşılaştım. Ve bilim insanlarının aldığı bu görüntüler de videonun içerisinde paylaşılmış. İsteyene onu atabilirim, burada youtube linki paylaşmam yasak diye biliyorum.
Son düzenleme: