Mezhep Taassupçuluğu Hakkında

Hilafet Sancağı

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Günümüzde farklı bir anlayış ortalarda gezmektedir, mezhepleri tıpkı bir din gibi kıyaslayıp, mezhep değişenleri yermekte, farklı mezhepten olana kız vermemekte ve bu mezhep taklidini sanki imanın şartların dan mış gibi bir kılıfa sokmaktalar. Bizde bu insanlara bunun yanlış olduğunu anlatmaya çalışacağız inşaAllah. Gayret bizden başarı ancak Allah (svt)'dandır.

Herkesin bunu iyice bilmesi gerekirki, bugün Rasulullah (sas)'a tabi olmak, ilmi ondan almak, onun sünnetini öğrenmek geçmiş zamana nazaran daha kolay ve ulaşılması gayet tabidir. İnsanlar bu yolu bırakıp atalarından gördüğü üzere yaşamaları onların acziyetinin bir göstergesidir. Bu insanlar cehaleti din edinmiş Allah ve Rasulunun dininden yüz çevirmiş, dini babalarının, annelerinin kendilerine öğrettikleriyle yetinen kimselerdir, şimdi biz buna mezhep taasubu demiyoruz, bunlar kendi atalarına taasub içindeler, bunlardan birisine sorsanız fer'i bir meselede bile, Hanifiye göre, Şafiiye göre böyle! diye bir cümle duyarsınız, oysaki nerde okuduğunu sorarsanız bunun cevabını veremezler, babası öyle demiştir, onun babasıda ona öyle demiştir. İşte bu durum içler acısıdır, şimdi biz bu kimselere mezheplerden faydalanıyoruz, ictihatlarında hatalı onların o görüşünü almıyor en güzelini (Sünnete uygun olanını) alıyoruz dediğimizde bizi şiddetle yererler ve sapiklikla suçlarlar.

Allah (svt) şöyle buyuruyor;

"Onlara, "Allah’ın indirdiğine ve Resul'e gelin denildiği zaman, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler.(Maide 104)

Yine Rabbimiz (svt) şöyle buyuruyor;

"Yüzleri ateşte çecrildiği gün, Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik peygambere de itaat etseydik derler. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar’ derler."(Ahzab: 66-67)


Diğer bir kısımda, araştırır mezhebini öğrenir ve mezhep imamının görüşünün dışına çıkmazlar, bazen sünnet kendilerine ulaştığında dahi onlar kendi imamlarının görüşünü bırakmazlar Ebu Hanife böyle diyor, İmam Şafii böyle diyor! gibi garip cümleler kurarlar.

Allah (svt) şöyle buyuruyor:

"… Her fırka, kendisinde bulunan ile sevinip övünmektedir." (Müminun: 53)

İşte biz buna mezhep taasubu diyoruz, bu mezhep taasubu içerinde bulunan kimseler, hiçbir şekilde imamların görüşünün dışına çıkmazlar, içtihadlarında isabet etselerde, etmeselerde onlar mezhep imamlarını körü körüne taklid etmekten vaz geçmezler. Bu konuda kalıplaşmış put konumuna getirilmiş bu mezhep anlayışı islam'a büyük zararlar vermiştir. Hiç kimsenin kavli tartışılmaz değildir. Sünneti korumak başkalarının sözlerini ve görüşlerini korumaktan daha hayırlıdır. Önce Resulullah (sas)'in sünnetini korumamız gerekir. Onun sünnetini ihya edenler bu asırdaki garipleri olacaklardır. O garipler ki sünnetinden ölen şeyleri ihya edecekler ve insanları bununla amel etmeye davet edeceklerdir.

Allah (svt) şöyle buyuruyor;

"…Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele… (Zümer: 17-18)

Kaldıki Rab teala, Rasulullah (sas)'a uymamızı brçok ayetinde bize emrediyor, şimdi sorulur, Allah'ın rasulune tabii olmak onun gibi yaşamak yerine neden araya aracı koyup mezhep imamlarının taasubu içinde bocalıyorsunuz.? Yanıldığı konularda mezhep imamlarına uyan kimseye ümmetin selefinden hatırlatma aşağıda gelecektir. Yanlız şu hadisi hatırlatmakta fayda vardır; "Alim içtihad eder isabet ederse iki ecir vardır, hata ederse bir ecir vardır" (Buhari ve Müslim)

  • Ebu hanife (Rahimahullah) bunu kendisi dillendirmiş ve demiştirki; " Biz beşeriz, bugün söyleriz, yarın bundan döneriz." ve yine talebesi
  • Ebu yusuf'a demiştirki; "Benden her duyduğunu yazma. Bugün birşey söylerim yarın ondan dönerim. Yarın bir görüşü benimser ertesi gün ondan da dönerim." Bu yüzden sağlam olan sahih sünnette ulaşma imkanı varken şaşarım Ebu hanifeyi taklid edene!

  • Bakınız, İbni Ömer (rh) den Rasulullah (sas) in şöyle buyurduğunu rivayet eder;"Ümmetim üzerine korktuğum üç şeydir. Alimin yanılması, münafığın Kur'anla mücadele etmesi ve boynunuzu vuran dünya." (Beyhaki)

  • İmam İbn Kayyım (Rahimahullah) şöyle der; Alimin, yanılmasında korkulan husus onun yanıldığı şeylerde de taklit edilmesi olduğu malumdur.

Şayet korkulan alimin yanıldığı şeylerde taklit edilmesi olmamış olsaydı alimin yanılmasından başkalarına asla korkulmazdı. Kişi, onun yanılgı olduğunu bildiği anda müslümanların ittifakı ile o kişinin alime o yanılgıda tabi olması caiz değildir, aksi takdirde kasten hatayı taklit etmiş olur.

Onun yanılma olduğunu bilmeyen kimse, bilen kişiye göre daha mazurdur. Ancak her ikisi de emir olunduğu hususta ifrat etmektedir. İmam Şafii, Ömer (r.a) in 'Zamanı üç şey ifsat eder; dalalete düşürücü imamlar, Kur'an hak olduğu halde, münafığın Kur'anla cedelleşmesi ve alimin yanılmasıdır' dediğini naklediyor.

  • Muaz b. Cebel bir ilim meclisine oturduğu zaman: 'Allah adil bir hakemdir. Kalbinde şüphe olanlar helak oldular... der sonra sizi alimin yanılmasından sakındırırım. Çünkü şeytan alimin lisanı üzere dalaletten bir şey konuşabilir ve münafık da hak bir söz söyleyebilir Biri Muaz'a: Allah
  • sana rahmet etsin alimin dalalet üzere, münafığın da hak bir söz söylediğini nereden bilebilirim? Dediğinde. 'Alimin sözünden bu nedir? denilen karışık ve şüpheli şeylerden sakın. Bununla beraber onun bu sözü, seni ondan tamamen uzaklaştırmasın. Çünkü o alim o sözden dönebilir. Hakkı işittiğin zaman kabul et. Zira hakkın üzerinde nur vardır' dedi. (Taklid risalesi s;19)

  • Hammad b. Zeyd el-Müsenna b. Said'den o da Ebu'î-Aliye tariki ile İbni Abbas şöyle dediğini zikrediyor: Alimin sürçmelerinde ona tabi olanların vay haline. İbni Abbas'a o nasıl olur? dendiğinde, şöyle cevap vermiştir: 'Alim kendi görüşü ile bir şey söyler, sonra Rasulullah (s.a.v) den bir şey işitir ve kendi görüşünü terk eder.' Diğer bir rivayette ise: 'Rasulullah (s.a.v) i daha iyi bilen birisiyle karşılaşır, karşılaştığı kimse kendisine o görüşün yanlış olduğunu haber verir o da o görüşünden döner. Buna rağmen onu taklit edenler onun eski yanlış görüşüyle hüküm vermeye devam ederler. (Beyhaki)

  • Temimu'd-Dari (rh): 'Alimin yanılmasından sakının' deyince, Ömer ona: 'Alimin yanılması nedir?' dedi. O da: 'Alim insanları görüşüyle yanıltır. Fakat insanlar onunla amel etmeye devam ederler' dedi (Beyhaki)

Kimse bizi, mezhep imamlarına saygı göstermediğimizi zannetmesin, Allah (svt) onlardan razı olsun, Onları cennetinde ağırlasın, lakin kimse bize onları taassub derecesinde bağlılığa çağırmasın. Şüphesiz sizin için örnekler vardır.

Bakınız, Ebu yusuf, ebu hanifenin talebesi olmasına rağmen onun birçok içtihadına muhalefet etmiş ve kabul etmemiş, aynı şekilde İmam muhammed Ebu hanifenin talebesi olmasına rağmen, onun birçok görüşüne karşı çıkmış ve kendi içtihad etmiştir. Yine İmam kurtubi maliki mezhebine tabi olmasına rağmen Onun eserinde (tefsirinde) taassubun (t)'sini bulamazsınız, İmam ahmed, İmam şafiiden fıkıh dersi almıştır, lakin ona birçok konuda muhalif olmuş onun görüşlerini hatalı bulmuştur. İmam ibn teymiyye henbelli mezhebine bağlı olmasına rağmen, İmam ahmedin birçok görüşüne muhalif olmuş kabul etmemiştir. İmam İbn kayyım, hocasına okadar bağlı olmasına rağmen bazı konularda onu düzeltmiş ve böyle demek istemiştir veya böyledir, demiştir.

İşte size Ümmetin ahlakı, kaldıki sizler mezhep imamlarının (Allah onlardan razı olsun) kendilerini delilsiz taklid edilmesini, kendilerine taasub içinde bulunulmasını yasakladığını bilmiyormusunuz.?


  • İmam İbn kayyım (Rahimahullah) bu konuda derki; " Dört imam kendilerinin taklit edilmesini yasaklamıştır. Sözlerini delilsiz olarak alan kişileri de yermişlerdir. (Taklid risalesi s;29
Evet İmamlar ve ümmetin alimleri, kendilerini taassub derecesinde taklid edilmesini yasaklamışlardır. Bunu yapanları yermiş, ve helal olmadığını söylemişlerdir. Bakınız;

  • İmam Ebu hanife (rh); Hadis sahihse işte benim mezhebim odur. nereden aldıgımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim görüşlerimizle amel etmesi helal degildir. Allahın kitabına Efendimiz (sas) in sünnetine ters düşen bir söz söyledigim zaman benim görüşümü terk edin. (ibnu abidin/el-
  • haşiye/1-63 Fullani/ikazul himam/50 )

  • İmam malik (rh) Biz beşeriz hatada ederiz isabette. sizler benim görüşüme bakın allahın kitabına ve Rasulun sav sünnetine uyanı alın uymayanıda bırakın. Peygamberin dışında insanların sözü alınırda reddedilirde. (ibnu abdilber/el-cami/2- ibnu hazm/el-ihkam/6-149)


  • İmam Şafii (rh): bir kimse için peygamber (sas) den nakledilen bir sünnetin açıkca belirlenmesi halinde onu bir başkasının sözünden dolayı terk
  • etmenin helal olmadıgı hussunda müslümanlar ittifak halindedirler. benim kitabımda Rasulullah (sas)' in sünnetine aykırı bir sey bulursanız
  • peygamberin (sas) sözünü alınız benim sözümü terk ediniz . ( ibnu ebi hatim/93-94, fullani İ. himam/147)

  • İmam Ahmed (rh) beni taklit etme maliki şafiiyi ve sevriyi de taklit etme sende onların aldıgı kaynaktan al. evzainin malikin ebu hanefinin sözlerinin hepsi şahsi görüşten ibaret olup bence hepsi eşittir delil ancak hadislerdir. (camii / 2-149 ibnu kayyum / el - ilanm/2-302)

  • Ebu Yusuf (rh) şöyle der: "Hiç kimsenin, nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzle konuşması (yani fetva vermesi) caiz değildir." (İkazul-Himem s;113)

  • İmam Malik (Rahimahullah) de: 'Her kim İbrahim en-Nahai'nin sözünden dolayı Ömer (rh)in sözünü terk ederse, o kimse tevbeye davet
  • edilir' demiştir. İbrahim'in çok gerisinde veya onun emsali bir kimsenin sözü için Allah-u tealanın ve Rasulullah (sas) in sözünü terk eden kimsenin hükmü ne olmalıdır?

  • Cafer el-Firyabi şöyle diyor: Bana, Ahmed b. İbrahim ed-Durki rivayet etti ve dedi ki bana, el-Heysem b. Cemil rivayet etti ve dedi ki İmam Malik'e 'Ya Eba Abdillah, bizim orada bir kısım insanlar var. Kitapları önlerine koyuyorlar, sonra içlerinden biri, falan falandan o da Ömer'den şunları rivayet etti, falan da İbrahim'den şunları rivayet etti diyorlar. Ömer'in sözünü terk edip İbrahim'in sözünü alıyorlar, dedim. Malik bana: 'Ömer'in sözü onlara göre sahih midir?' dedi. Ben: 'İbrahim'in sözü onlara göre nasıl bir rivayet ise Ömer'in sözü de onlara göre bir rivayettir' dedim.
  • Malik: 'Onlar tevbeye davet edilirler' dedi. (İbni Abdil-Ber / El-lntifa)

  • İmam Şafii (Rahimahullah) bu hususta şöyle demiştir: 'Delilsiz ilim talep eden kimsenin misali, gece odun kesen oduncunun misali gibidir.
  • İçerisinde zehirli bir yılan olan odun destesini sırtlar, derken yılan onu sokamaya başlar fakat o kimse bunun farkında değildir.'
/Brusk Bazidî el-Ibrahîmî/

sirk-kosmaz.blogspot.com.tr'den alıntıdır
 

halidvelid

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Asirlar boyu (selef doneminden itibaren) meshep ekollerinin takipcileri (ehli sunnetin neredeyse tamami) muazzam muctehidler yetistirmislerdir ama hicbiri ictihadi meshelelerde kendi ekollerinin goruslerine karsi yeni gorusler ortaya koymamistir. Yani ictihadi meselelerde taasup yoktur her ictihadi mesele haktir ve herkes tabii oldugu ictihadi mesele ile ilgili amel edebilir (onemli olan o ictihadi meselenin dayandigi delillerdir.). Fikihta tum selef ulemasinin kabul ettigi kat'i farz ve ictihadi farz kavrami vardir. Katii farzlarda ihtilaf olmasi ya da ictihad edilmesi haramdir. Namazin farziyeti, cihadin farziyeti, zekatin farziyeti, orucun farziyeti ve haccin farziyeti gibi.. Ama bu fiilleri eda ederken yapmis oldugumuz bazi ameli farz olan meseleler cesitlilik farklilik gosterebilir ki bunlar rahmet olan ictihadi ihtilaflardir, bu ameli farkliliklarin taasupculukla ilgisi yoktur. Mesela kanin abdesti bozup bozmadigi, vacip kavrami(subuti kat'i delaleti zanni olan hukumlerdeki ihtilaflar) ve bu kavramdan ne anlasilacagi, cem-i takdim ve ahir meseleleri, abdestte kafanin hangi oranda mesh edilecegi, bazi namaz vakitlerinin girisi ve cikisi ile ilgili ihtilaflar ( her muctehidin delilleriyle ictihad ettigi meseleler) gibi meselelerde bizlerin muctehidlerin ictihadlarina (yani delillerle ulastiklari hukumlere) uygun amel etmemizde selef doneminden beri hicbir sakinca olmadigi gibi su anda da hicbir sakinca bulunmamaktadir. Zaten ayni muctehid imamlar (ebu hanife, imam malik, imam safii ve ahmed ibni hanbel ve diger muctehidler) zaruret durumunda baska ictihadlarla amel etmekte hicbir beis olmadigini ifade etmislerdir. Mesela gusul abdestinde dolgu yaptiran hanefi ekolunun delillerine kalbi mutmain olmus bir muslumanin safii meshebine gore amel etmesi durumu gibi..​
 

Mavisakal

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Ben kuran ve sünneti çok iyi araştırıp bilen ve uyanın mezhep farketmeksizin islamı yaşaması iyidir ancak çok fazla bilgi sahibi olmayan veyahut imkanı olmayan birinin gene bilgili bir şekilde bir mezhepteki duruma göre yaşaması ve o alimin görüşlerini kabul etmesinde bir sakınca yok diye biliyorum
 

halidvelid

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Ben kuran ve sünneti çok iyi araştırıp bilen ve uyanın mezhep farketmeksizin islamı yaşaması iyidir ancak çok fazla bilgi sahibi olmayan veyahut imkanı olmayan birinin gene bilgili bir şekilde bir mezhepteki duruma göre yaşaması ve o alimin görüşlerini kabul etmesinde bir sakınca yok diye biliyorum
kritik nokta su zaten mezhepler de kur'an've sunnete muhalif hicbir hukum yoktur. Gunumuzde mezhepleri yasamayan insanlar uzerinden mezhepleri degerlendirmek yanlis olur. Mezheplerle bizlere gelen hukumler bir rahmettir dini yasamamizi kolaylastiran birer aractir asla din degildir. Mesela bir feraiz bahsi, bir nikah bahsi gibi cetrefilli yerlerde mezhepler cidden kolayliktir, bu siralar feraiz okuyoruz ondan soyluyorum..
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt