Çözüldü Muhammed Bin Abdulvehhab İcmâya Karşı Çıktı mı?

zeydsünni Çevrimdışı

zeydsünni

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Resulullah sav benim ümmetim delalet üzerine bir araya gelmez buyurur bu da İcmaya karşı çıkmanın küfür olduğunun delilidir. Seleften hiç kimse bir insanın kabrinin başına gidip ey ölü Allah’a dua et ki beni bağışlasın demeye büyük şirk demez iken Muhammed bin abdulvehhab ve torunları bu işe büyük şirk diyor bu İcmaya karşı çıkmak değilmidir ?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Bu mesele iki muhim esasa dayanmaktadır;
Birincisi 'icmâ' mefhumunun fıkhî ve usûlî hakikati;
İkincisi ise ölülerden şefaat ve dua istemenin (istiğâse / tevessül / taleb-i dua) Selef-i Sâlihîn menhecindeki ve Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb ile Ehl-i Sünnet uleması nezdindeki hükmüdür.

Meselenin hakikati tahkik edildiğinde, ortada iddia edildiği gibi Selef’in caiz gördüğü veya şirk saymadığı bir 'icmâ' bulunmadığı; bilakis mevzûnun lafızlar, niyetler ve ameller arasındaki fıkhî ayrımlardan kaynaklandığı görülür.

İcmâın Hakikati ve Hadis-i Şerifin Delâleti
Rasûlullah ﷺ’in ummetin dalâlet üzere toplanmayacağına dair hadis-i şerifi haktır:

حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ عُثْمَانَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا مُعَانُ بْنُ رِفَاعَةَ السَّلَامِيُّ، حَدَّثَنِي أَبُو خَلَفٍ الْأَعْمَى، قَالَ: سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : +
​
Bize Abbâs b. Osmân ed-Dımeşkî rivâyet etti, dedi ki: Bize el-Velîd b. Muslim rivâyet etti, dedi ki: Bize Muân b. Rifâa es-Selâmî rivâyet etti, dedi ki: Bana Ebû Halef el-A‘mâ rivâyet etti, dedi ki: Sahabî Enes b. Mâlik’ten رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ işittim; diyordu ki;
Rasûlullah ﷺ’i şöyle buyururken işittim: "Şubhesiz ki benim ummetim dalâlet (sapıklık) üzerinde bir araya gelmez. Bir ihtilaf gördüğünüz zaman Sevâd-ı A‘zam’a (büyük çoğunluğa / hak üzere olan ana cemaate) sarılın!"
(İbn Mâce, es-Sunen, Kitâbu'l-Fiten, Bâbu's-Sevâdi'l-A‘zam, C. 2, Sf: 1303 – 1304, Hadis no: 3950)
Hadisin lafzı muhtelif tarîklerle rivâyet edilmiştir. Tirmizî (No: 2167) İbn Ömer
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا tarikinden "Lâ yecmeullâhu hâzihi'l-ummete alâ dalâletin ebedâ" lafzıyla tahric etmiştir. Muhaddisler isnadındaki zayıflıklara rağmen tarîklerinin birbirini takviye etmesi sebebiyle hadisin aslı itibarıyla hasen/sahih olduğunu belirtmişlerdir.

Usûl Kâidesi;
Kat’î bir icmâı inkâr etmek küfürdür; ancak bir meselenin icmâî olabilmesi için o asırdaki bütün muctehidlerin ittifakı ve bu ittifakın nassla teyit edilmiş olması şarttır.
"Seleften bir söz nakledilmemesi" icmâ demek değildir. İslâm usûlünde kâidedir: "Sukût bir kavil değildir, sukûta icmâ denilemez" (Lâ yunsabu li-sâkitin kavl). Selef döneminde bir bid‘at veya şirk türü henüz ortaya çıkmamış veya yaygınlaşmamışsa, Selef’in buna isim koymamış olması, o fiili meşru kıldıklarına veya şirk olmadığına icmâ ettiklerine delil olamaz.

Selef-i Sâlihîn Döneminde, Kabirden Dua İstemek Var mıydı?
Selef-i Sâlihîn’in (Sahabe, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn) tatbikatına bakıldığında; Sahabe-i kirâmdan tek bir ferdin dahi, Rasûlullah ﷺ’in vefatından sonra O’nun kabrinin başına gelip "Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a dua et de günahlarım bağışlansın" yahud 'Ey falan sahabi, bana dua et' dediği sahih tek bir senetle sabit değildir. Bilakis Medine’de kuraklık ve kıtlık olduğunda Ömer b. el-Hattâb
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ, yanı başındaki Rasûlullah ﷺ’in kabrine gidip O’ndan dua istememiş; hayatta olan amcası Abbâs b. Abdilmuttalib’i رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ öne geçirerek şöyle demiştir:
اللَّهُمَّ إِنَّا كُنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا فَتَسْقِينَا، وَإِنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَمِّ نَبِيِّنَا فَاسْقِنَا​
"Allah'ım! Bizler (hayatta iken) Peygamberimiz ile Sana tevessul ederdik (O'nun duasıyla Sen'den isterdik), Sen de bize yağmur verirdin. Şimdi ise Peygamberimizin amcası(nın duası) ile Sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver!"
(Buhârî, Kitâbu'l-İstiskâ, Hadis no: 1010)
Şayet kabirdeki mevtadan dua istemek meşru veya Selef’in bildiği bir amel olsaydı, sahâbe-i kirâm kâinatın efendisinin kabrini bırakıp hayattaki bir kimsenin duasına muracaat etmezdi.

Kabir Başında 'Ey Ölü, Allah’a Dua Et!' Demek; Şirk mi Yoksa Bid‘at midir?
Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb’a ve Necid ulemasına yöneltilen en büyük iltibas, ölüden doğrudan yardım istemek (istiğâse) ile ölüden dua tâleb etmek arasındaki fıkhî farkın karıştırılmasıdır.
Şeyhulislam İbn Teymiyye ve Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb meseleyi şu kısımlara ayırmıştır;

a) Doğrudan Ölüden İstemek (Büyük Şirk Olan Kısım):
Kişinin kabre gidip 'Ey falan zat! Benim günahımı bağışla, bana şifa ver, beni kurtar, çocuğumu yaşat' demesi; ölüye dua ve iltica etmesidir. Dua ibadettir; ibadetin Allah’tan başkasına sarf edilmesi ise Kur’ân nasslarıyla büyük şirk (şirk-i ekber)dir. Bu hususta ummetin hiçbir hakiki âlimi ihtilaf etmemiştir.

b) Ölüden 'Allah’a Dua Etmesini' İstemek (Taleb-i Dua):
Bir kimsenin kabrin başına gelip: "Ey falan salih kişi / ey velî! Allah katında makamın yücedir, Allah’a dua et ki beni bağışlasın" demesi meselesi:

- Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin ve Muhakkik Ulemanın Tahkiki:
İbn Teymiyye (rahimehullâh), Kaidetun Celîletun fi't-Tevessul ve'l-Vesîle ve Mecmûu'l-Fetâvâ eserlerinde bu fiilin hükmünü şöyle açıklar:
1- Kabirdeki mevtadan dua istemek, Sahabe ve Tâbiîn’in yapmadığı, dinde aslı olmayan munker bir bid‘attir ve şirke götüren en büyük vesilelerdendir (zerîa).
2- Eğer kişi, kabirdeki ölünün işittiğine, diri gibi tasarruf ettiğine ve Onun aracılığı olmadan Allah’ın duayı kabul etmeyeceğine inanarak bunu yaparsa, muşriklerin "Biz bunlara ancak Bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" (Zumer, 3) akidesine girer ve şirk olur.
3- Ancak kişi ölüyü sadece hayattaki bir kimseden dua ister gibi görür, fakat ölünün berzahta bunu işitip dua edeceğine dair bâtıl bir te’vile dayanırsa, bu amel bid‘at ve dalâlettir; mutlak tekfir edilmez, cehâleti ve te’vili gözetilir.

- Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb ve Torunlarının Menheci:
Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb (rahimehullâh), hiçbir zaman durup dururken fıkhî bir meseleyi tekfir sebebi kılmamıştır. Onun karşı çıktığı ve şirk dediği amel; insanların türbelere giderek ölüleri mutlak şefaatçi kılması, Onlara kurban kesmesi, adak adaması, medet umması ve Mekke muşriklerinin putlarına yaptıkları gibi "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" (Yûnus, 18) diyerek Onları ilahlaştırmasıdır.
Nitekim Şeyh Muhammed b. Abdilvehhâb bizzat kendi risalelerinde (misal; er-Resâilu’ş-Şahsiyye’de) kendisine atılan iftiraları reddederek şöyle demiştir:

وَأَمَّا الْقَوْلُ: إِنَّا نُكَفِّرُ بِالْعُمُومِ، فَذَلِكَ مِنْ بُهْتَانِ الأَعْدَاءِ الَّذِينَ يَصُدُّونَ بِهِ عَنِ الدِّينِ، وَنَقُولُ: سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ​
"Bizim 'insanları toptan tekfir ettiğimiz' sözüne gelince; bu, insanları dinden çevirmek isteyen düşmanların attığı bir buhtandır (iftiradır). Biz ise deriz ki: 'Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz! Bu, apaçık ve büyük bir buhtandır!' (Muellefâtu'ş-Şeyh -Câmiatu'l-İmâm Neşri-, el-Kısmu's-Sâdis: er-Resâilu'ş-Şahsiyye, Sf: 36, Mektub No: 1; ed-Dureru's-Seniyye, Kitâbu'l-Akîde, C. 1, Sf: 34 – 35 ve C. 1, Sf: 63)

وَإِذَا كَانَ ذَلِكَ مَعْلُومًا، فَمَسْأَلَةُ التَّوَسُّلِ مَسْأَلَةٌ فِقْهِيَّةٌ، فَالصَّوَابُ عِنْدَنَا: قَوْلُ الْجُمْهُورِ أَنَّهُ مَكْرُوهٌ، فَلَا نُنْكِرُ عَلَى مَنْ فَعَلَهُ، وَلَا إِنْكَارَ فِي مَسَائِلِ الِاجْتِهَادِ، وَلَكِنَّ إِنْكَارَنَا عَلَى مَنْ يَدْعُو الْمَخْلُوقَ أَعْظَمَ مِمَّا يَدْعُو اللهَ تَعَالَى، وَيَقْصِدُ الْقَبْرَ يَتَضَرَّعُ عِنْدَ رَوْضَةِ الشَّيْخِ عَبْدِ الْقَادِرِ أَوْ غَيْرِهِ، يَطْلُبُ فِيهِ تَفْرِيجَ الْكُرُبَاتِ وَإِغَاثَةَ اللَّهَفَاتِ، فَأَيْنَ هَذَا مِمَّنْ يَدْعُو اللهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ، لَكِنْ يَقُولُ فِي دُعَائِهِ: أَسْأَلُكَ بِنَبِيِّكَ أَوْ بِالصَّالِحِينَ؟!​
"Bu durum mâlûm olduğuna göre, tevessül meselesi fıkhî bir meseledir. Bize göre doğru olan; cumhûrun görüşü olup onun mekrûh olduğudur. Dolayısıyla bunu yapan kimseyi (tekfir ederek) kınamayız; zira ictihadî meselelerde inkâr/tekfir olmaz. Lâkin bizim asıl inkârımız ve karşı çıkışımız; mahlûka Allah Teâlâ’ya yalvardığından daha fazla yalvaran, Şeyh Abdulkâdir (Ceylânî) veya bir başkasının türbesine yönelip orada tazarru ederek sıkıntıların giderilmesini ve meded umulmasını (istiğâse) isteyen kimseyedir. Nerede dini yalnızca Allah’a has kılarak dua eden, ancak duasında: 'Nebin hürmetine veya sâlihlerin hürmetine Sen'den istiyorum' diyen kimse; nerede O (kabirden bizzat medet uman kimse)?!" (Muellefâtu'ş-Şeyh, el-Kısmu's-Sâdis: er-Resâilu'ş-Şahsiyye, Sf: 264 – 265, Mektub No: 39; ed-Dureru's-Seniyye, Kitâbu'l-Akîde, C. 1, Sf: 64 – 65 ve C. 3, Sf: 68)

İcmâya Karşı Çıkma İddiası Bâtıldır;
Seleften hiç kimse 'Kabirlere gidin, ölülerden dua ve şefaat isteyin, bu sünnettir veya caizdir' dememiştir. Aksine, kabirlerin mescid edinilmesini, üzerlerine bina yapılmasını ve kabir başında ibadet edilmesini bizzat Rasûlullah ﷺ yasaklamış ve lânetlemiştir. Dolayısıyla ortada böyle bir fiilin meşruiyetine dair hiçbir icmâ yoktur; bilakis Selef’in ameli bu tür amellerin terk edilmesi yönündedir.

Hulâsatu'l kavl;
Kabir başındaki ölüye 'Allah'a dua et' demek; Selef ulemasının ittifakıyla bid‘attir, şeriatta aslı yoktur ve şirke açılan kapıdır. Şayet bu tâleb, ölünün gaybı bildiği, her yerden işittiği veya kainatta tasarruf sahibi olduğu inancıyla birleşirse ittifakla büyük şirk olur.
Şeyh Muhammed bin Abdilvehhâb ve torunlarının şirk olarak nitelediği vâka, kabirperestlerin işte bu şirke dönüşmüş olan şirk-i ekber amelleridir.
 
Üst