Namazın Sonunda Selamdan Sonra Tekbir Getirmek
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ : كُنْتُ أَعْلَمُ إِذَا انْصَرَفُوا بِذَلِكَ إِذَا سَمِعْتُهُ يَكَبِّرُونَ
“İbn Abbas (r.anhuma) şöyle dedi: Müslümanların namazdan çıktıklarını (selam verdiklerini), Onların tekbir seslerini işitince anlardım.”(Sahih el-Buhârî, Kitâbu’l-Ezân, Bâb: Zikru’l-İkrâ’ bâde’s-salâh, Hadis no: 841; Sahih Muslim, Kitâbu’l-Mesâcid, Bâb: Zikrullâh bâde’s-salâh, Hadis no: 583)
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِذَا سَلَّمَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ يَقُولُ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ، وَلَا نَعْبُدُ إِلَّا إِيَّاهُ، لَهُ النِّعْمَةُ وَلَهُ الْفَضْلُ وَلَهُ الثَّنَاءُ الْحَسَنُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
“Rasûlullah ﷺ her farz namazın ardından selam verdikten sonra şöyle derdi: ‘Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mulk O’nundur, hamd O’nadır. O her şeye kâdirdir. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir...’ ”(Sahih Muslim, Hadis no: 594; Sunen Ebû Dâvûd, Hadis no: 1506; Tirmizî, Hadis no: 3430)
İbn Hacer el-Askalânî bu hadisi şerh ederken şöyle demiştir: “Bu hadis, Rasûlullah ﷺ’ın namazdan çıktıktan (selam verdikten) sonra sesli olarak tekbir, tehlil ve zikir yaptığına delildir. Sahabe de Onunla beraber tekbir getirirdi; bu yüzden İbn Abbas (r.anhuma) Onların namazı bitirdiğini bu seslerden anlardı.” (İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, C. 2, Sf: 326)
Hanefîlere göre, namazdan sonra tekbirle birlikte zikir yapmak mustehabdır. Fakat bu zikir ve tekbir sessiz (sirrî) yapılmalıdır. Zira Rasulullah ﷺ bazen sesli, bazen sessiz zikretmiştir; İmam Ebû Hanîfe, fitneye veya riya şubhesine sebeb olmamak için sessiz zikri tercih etmiştir. (İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, C. 1, Sf: 493; el-Kâsânî, Bedâiʿu’s-Sanâiʿ, C. 1, Sf: 205)
Şâfiîler’e göre, namazdan sonra bir muddet sesli zikir câizdir, hatta sünnettir; çünkü sahabe Rasulullah ﷺ ile birlikte namazdan sonra tekbir ve tehlili sesli olarak yapardı. Ancak bu, öğretme veya teşvik amacıyla olmalıdır; sürekli sesli yapmak mekruhtur. (İmam en-Nevevî, el-Mecmûʿ, C. 3, Sf: 476; İmam eş-Şâfiî, el-Umm, C. 1, Sf: 127; el-Mevsûatu'l-Fıkhiyye, C. 13, Sf: 213)
Mâlikîlere göre, namazdan sonra sessiz zikir mustehabdır. Ancak Rasulullah ﷺ zamanında insanların yeni Müslüman olduğu dönemlerde, öğretme maksadıyla sesli tekbir yapılmıştır; bu yüzden İbn Abbas’ın rivayetinde “tekbir seslerini duyardım” denmiştir. (İbn Abdilberr, el-Kâfî fî Fıkhi Ehli’l-Medîne, C. 1, Sf: 239; el-Hattâb, Mevâhibu’l-Celîl, C. 2, Sf: 226)
Hanbelîler, namazdan sonra tekbir ve zikirlerin sesli yapılmasını meşru görür. Çünkü sahih hadislerle sabittir ki Rasulullah ﷺ ve sahabe bunu sesli yapardı. Ancak sürekli bağırarak veya cemaat halinde toplu zikir yapılması mekruhtur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, C. 2, Sf: 430; el-Merdâvî, el-İnsâf, C. 2, Sf: 171)
İbn Hazm (Allah Ona rahmet etsin) şöyle demiştir: "Her namazın ardından tekbir getirirken sesi yükseltmek güzeldir." (İbn Hazm, El-Muhalla C. 3, Sf: 180)
Fukaha, namazdan sonra zikirde sesi yükseltme konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun sünnet olduğunu, bazıları ise mekruh olduğunu ileri sürmüş ve Peygamber (s.a.v.)'in bunu her zaman yapmadığını, sadece insanlara öğretmek için yaptığını, sonra da bıraktığını söylemişlerdir.
Görüş ayrılığının sebebi, Buhari (805) ve Muslim'in (583) İbn Abbas'ın azadlısı Ebû Mâbed'den rivayet ettikleri şu hadiste ihtilaf etmeleridir:
İbn Abbas (r.anhuma) kendisine, insanların Peygamber (s.a.v.) zamanında farz namazı bitirince seslerini yükselterek zikrettiklerini söylemiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: Ben Onların namazı bitirdiklerini o sesten, yani duyduğum zaman anlardım.
Buhari (806) ve Muslim'in (583) rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'in namazını bitirdiğini tekbirden anlardık.
Fakat bunun, her zaman yapılan bir şeye mi işaret ettiği, yoksa olmadığı konusunda ve "Rabb'ini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret ve gafillerden olma" (A'raf 205) ayetine aykırı olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Namazdan sonra zikirde sesi yükseltmenin mustehab olduğu görüşünde olanlar arasında Taberî, İbn Hazm, Şeyhulislam İbn Teymiyye ve diğerleri bulunmaktadır.
İbn Abbas (r.anhuma) hadisinde geçen tekbirden maksadın ne olduğu hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Namazı bitirdikten sonra 3 defa tekbir getirilmesi gerektiği söylenmiştir.
İbn Receb (r.a.) şöyle demiştir: İmam Ahmed, Amr İbn Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: İmam, farz namazın sonunda selâm verdiğinde cemaat 3 defa tekbir getirirdi.
Hanbel dedi ki: Ebu Abdullah'ın şöyle dediğini duydum: Ali b. Sabit bize şöyle anlattı: Vasil bize şöyle anlattı: Ali b. Abdullah b. Abbas'ın namaz kılarken 3 defa tekbir aldığını gördüm.
Ahmed'e: Namazı bitirdikten sonra mı? diye sordum.
Evet dedi.
Ona dedim ki: Amr hadisi, Ebu Mâbed'den, O da İbn Abbas'tan (şöyle diyor): Biz Rasûlullah'ın (s.a.v.) namazının tekbirle bittiğini bilirdik.
Bunlar buna mı uyuyorlar?
O şöyle dedi: Evet.
İbn Receb dedi ki: Bundan anlaşılıyor ki, Rasûlullah (s.a.v.) zamanında farz namazların ardından alınan tekbirden maksat, 3 defa üst üste tekbir almaktı." (Fethu'l-Bârî, İbn Receb, C. 7, Sf: 396)
Tekbirden maksadın, namazın ardından 33 defa “Subhanallah, elhamdulillah ve Allahu ekber” demek olduğu da ileri sürülmüştür.
Daimi Komite'deki alimlere şu soru soruldu:
İbn Abbas (r.anhuma)'ın: "Rasulullah (s.a.v.)'in namazının ittifakla kılınan tekbirle bittiğini biliyordum" hadisindeki tekbir kelimesine dayanarak, namaz kılan kimsenin 3 defa istiğfar etmeden önce selâm verdikten sonra "Allahu ekber" demesi meşru mudur? Eğer bu caiz değilse, bu hadiste tekbirden maksad nedir?
Onlar da şöyle cevab verdiler:
Peygamber (s.a.v.) namazın sonunda selâm verdiğinde önce 3 defa Allah'tan istiğfar eder, sonra: "Allahumme ente's-selâm ve minke's-selâm, tebâerekte yez'el-celâli ve'l-ikraam" derdi. Sonra da rivayet edilen diğer zikirleri okurdu. Mezkûr hadiste geçen tekbirden maksad, namazın ardından 33 defa "Subhanallah, elhamdulillah ve Allahu ekber" demek demektir. Böylece bu konuda rivayet edilen hadisler arasında uzlaştırma sağlamış oluruz." (Fetâvâu'l-Lecne'd-Dâime, C. 5, Sf: 420)
Şeyh İbn Useymin (Allah Ona rahmet etsin) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) namazdan sonra zikri sesli okurdu. Abdullah İbn Abbas (r.anhuma) şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) zamanındaki insanlar namazdan sonra zikri sesli okurlardı. O da şöyle dedi: Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'in namazının tekbirle, yani zikirle birlikte okunan tekbirle bittiğini ancak tekbirin "Subhanallah, elhamdulillah ve Allahu ekber" demeyi içermesi sebebiyle biliyorduk. (Fetâvâ-yı Nur 'alâ ed-Darb, el-Useymîn 8/2)
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin'e bu meselenin hükmü sorulduğunda şöyle cevab vermiştir:
Farz namazlardan sonra zikir okumak sünnettir. Bu husus, Buhari'nin Abdullah İbn Abbas (r.anhuma) hadisinden rivayet ettiği bir hadiste sabittir: Peygamber (s.a.v.) zamanında insanlar farz namazlarını bitirince zikri sesli okurlardı. O şöyle demiştir: Ben Onların namazı bitirdiklerini, duyduğum zaman anlardım. Bunu İmam Ahmed ve Ebû Dâvud da rivayet etmiştir. Sahîhayn'da Muğire İbn Şûbe (r.anh)'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Peygamber (s.a.v.)'in namazı bitirince "La ilahe illallah vahdehu lâ şerike leh..." dediğini duydum. Ve konuşan onları sesli söylemedikçe kelimeler işitilemez.
Şeyhulislam İbn Teymiyye (Allah Ona rahmet etsin) ve önceki ve sonraki nesillerden bir kısmı, İbn Abbas ve Muğire (Allah Onlardan radı olsun) hadislerine dayanarak bu görüşü benimsemişlerdir. Sesli okuma geneldir ve namazdan sonra meşrû kılınan her zikir için geçerlidir, ister tehlîl (Lâ ilâhe illallah demek), ister tesbîh (Subhanallah demek), ister tekbîr (Allahu ekber demek) veya tahmid (El-hamdu lillah demek) olsun, İbn Abbas hadisinin genel anlamı budur. Peygamber (s.a.v.)'den tahlîl ile diğer zikirler arasında bir ayırım yapılmasını öneren bir rivayet yoktur, bilakis İbn Abbas hadisinde, Peygamber (s.a.v.)'in namazının tekbirlerle bittiğinin bilineceği ifade edilmektedir. Böylece tesbîh, tahmid ve tekbîrde sesin yükseltilmemesi gerektiğini söyleyenlerin görüşü çürütülmüş olmaktadır.
Bu zikirlerde sesi yükseltmenin bid'at olduğunu söyleyenler yanılıyorlar. Peygamber (s.a.v.) zamanında bilinen ve uygulanan bir şey nasıl bid'at olabilir? Şeyh Suleyman bin Sahman (r.a.) şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)'in bunu yaptığı ve onayladığı sabittir. Sahabe de Peygamber (s.a.v.) zamanında bunu yaparlardı. Peygamber (s.a.v.) bunu onlara öğrettikten sonra onaylamış, Onlar da Peygamber (s.a.v.)'in öğrettikleriyle amel etmişlerdir. Onlar bunu yapmışlar, Peygamber (s.a.v.) de bunu öğrettikten sonra onaylamış ve onları tenkid etmemiştir.
"Rabb'ini, içinden korkarak ve yalvararak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret." (A'raf 205) ayeti sebebiyle sesli okumanın hoş karşılanmadığı iddiasına gelince deriz ki: Rabb'ini içinden korkarak ve yalvararak zikretmekle emrolunan kimse, farz namazların ardından sesli zikreden kimsedir. Bunu söyleyen kimse, Allah'ın muradını Rasulullah'tan daha mı iyi biliyor? Yoksa Rasulullah'ın (s.a.v.) muradını bildiğine inanıp da aksini mi yapıyor? Kaldı ki, ayet, namazların ardından emredilen zikirden değil, günün başında ve sonunda ("sabah-akşam") yapılan zikirden bahsediyor. İbn Kesir, tefsirinde sesli okumayı, çok yüksek veya aşırı yüksek sesle okumak olarak tefsir etmiştir.
Rasûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) "Ey insanlar, rahatlayın" sözünden dolayı sesli okumanın hoş karşılanmadığı iddiasına gelince, "Ey insanlar, rahatlayın" diyen kişi, farz namazların ardından sesli zikir çeken kişidir. Her şeyin bir yeri vardır ve gerçek anlamda tâkib etmek, uygun olduğunda her ayeti tâkib etmek demektir.
Ayrıca “rahat olun” ifadesinin bağlamı, Onların seslerini kendilerine zorluk çıkaracak şekilde yükselttiklerini gösteriyor, dolayısıyla “rahat olun” demiş, yani kendinize iyi davranın, kendinizi yormayın; zikri sesli okumada herhangi bir zorluk veya aşırı çaba olmamalıdır.
Başkalarını rahatsız ettiğini söyleyen kimseye şöyle denilebilir: Eğer Sen, âdeti olmayanları rahatsız ediyor demek istiyorsan, mûmin bunun sünnet olduğunu anladığı andan itibaren artık kendisini rahatsız etmez. Eğer Sen, başkalarını rahatsız ediyor demek istiyorsan, eğer namaz kılanlar arasında namaza sonradan katılıp da kaza eden yoksa, ses yükseltme Onları hiç rahatsız etmez. Zira böyle olur, çünkü hepsi namaza katılmaktadır. Fakat eğer namaza sonradan katılıp da kaza eden varsa, eğer sana çok yakın olup da Onu rahatsız edeceksen, o zaman Onu rahatsız edecek kadar yüksek sesle okuma. Böylece namazında şaşkınlığa düşmez. Eğer Senden uzakta ise, Senin sesli okumandan rahatsız olmaz.
Bahsettiklerimizden anlaşıldığı üzere, farz namazların ardından zikirde sesi yükseltmek sünnettir ve bu, hiçbir sahih metne veya sahih görüşe aykırı değildir.
O da şöyle dedi: Sesler birbirine karıştığı zaman hiçbir rahatsızlık olmaz, tıpkı Cumua günleri insanların hep birlikte Kur'an okuduğu, sonra birisinin gelip namaz kıldığı ve bundan rahatsız olmadığı gibi.
Ve o (Allah Ona rahmet etsin) dedi ki: Önemli olan doğru görüştür, yani namazların ardından usulüne uygun olarak zikir okumak sünnettir. Aynı şekilde, zikri sesli okumak da sünnettir, ancak sesi rahatsız edici derecede yükseltmemek gerekir. Çünkü bu uygun değildir. Nitekim insanlar Hayber'den dönerken Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında zikir seslerini yükseltince, O şöyle buyurdu: "Ey insanlar, rahat olun."
Sesin yükseltilmesinden maksad, zorluk ve sıkıntıya sebeb olmayacak şekilde yapılan zikirdir." (Mecmû' Fetâvâ eş-Şeyh İbn Useymin 13/247 - 261)
