Napolyon’un savaş meydanındaki o meşhur istatistiklerini duymuşsundur. Adam resmen matematiksel bir mucize gibi. Fransız ordusu sayıca %9 eksik olsa bile o meydandaysa kazanıyor. Rakibi olan koca krallıklar, imparatorluklar ise Napolyon’u ancak Fransızlardan %83 daha kalabalık olurlarsa yenebiliyor. Wellington boşuna dememiş, "Onun varlığı 40 bin askere bedeldir" diye.
Peki, elin Fransız generalinin 200 yıl önceki bu tablosu bugün bize, modern dünyanın keşmekeşindeki Müslümanlara ne anlatıyor?
Ders bir: Nicelik (kalabalık olmak) niteliğin (kalitenin) kölesidir. Bugün İslam dünyası olarak nüfusumuz milyarları buluyor, ama dünyadaki ağırlığımız Napolyon’un o az sayıdaki ordusu kadar etmiyor. Neden? Çünkü Napolyon "sayıya" değil, "kuvvet çarpanına" odaklanmıştı. Modern çağda bizim kuvvet çarpanımız ne? Teknoloji, liyakat ve stratejik akıl. Eğer bir toplulukta makamlar zenginliğe göre değil de Napolyon'un ordusundaki gibi yeteneğe (liyakate) göre dağıtılsaydı, bugün coğrafyamızın hali bambaşka olurdu.
Ders iki: Mağlubiyet psikolojisinden çıkmak. Veriler gösteriyor ki, Napolyon’un ordusu ancak rakipleri iki katı büyüklüğe ulaştığında pes ediyordu. Biz ise bazen daha sahaya çıkmadan, "onlar çok güçlü, biz yapamayız" diyerek zihnen yeniliyoruz. Oysa doğru sistem ve sağlam bir irade, matematiksel dengeleri altüst eder.
Modern çağın "Napolyonları" artık topla tüfekle değil; yazılımla, yapay zekayla ve ekonomik modellerle savaşıyor. Eğer Müslümanlar olarak bizler liyakati esas almaz, bilimi kuşanmaz ve birliği bir "kuvvet çarpanı" haline getirmezsek, sayıca ne kadar çok olursak olalım, sadece istatistiklerdeki o "yenilen kalabalıklar" olarak kalırız. Kısacası mesele çok olmak değil, "bedel" olmaktır
Peki, elin Fransız generalinin 200 yıl önceki bu tablosu bugün bize, modern dünyanın keşmekeşindeki Müslümanlara ne anlatıyor?
Ders bir: Nicelik (kalabalık olmak) niteliğin (kalitenin) kölesidir. Bugün İslam dünyası olarak nüfusumuz milyarları buluyor, ama dünyadaki ağırlığımız Napolyon’un o az sayıdaki ordusu kadar etmiyor. Neden? Çünkü Napolyon "sayıya" değil, "kuvvet çarpanına" odaklanmıştı. Modern çağda bizim kuvvet çarpanımız ne? Teknoloji, liyakat ve stratejik akıl. Eğer bir toplulukta makamlar zenginliğe göre değil de Napolyon'un ordusundaki gibi yeteneğe (liyakate) göre dağıtılsaydı, bugün coğrafyamızın hali bambaşka olurdu.
Ders iki: Mağlubiyet psikolojisinden çıkmak. Veriler gösteriyor ki, Napolyon’un ordusu ancak rakipleri iki katı büyüklüğe ulaştığında pes ediyordu. Biz ise bazen daha sahaya çıkmadan, "onlar çok güçlü, biz yapamayız" diyerek zihnen yeniliyoruz. Oysa doğru sistem ve sağlam bir irade, matematiksel dengeleri altüst eder.
Modern çağın "Napolyonları" artık topla tüfekle değil; yazılımla, yapay zekayla ve ekonomik modellerle savaşıyor. Eğer Müslümanlar olarak bizler liyakati esas almaz, bilimi kuşanmaz ve birliği bir "kuvvet çarpanı" haline getirmezsek, sayıca ne kadar çok olursak olalım, sadece istatistiklerdeki o "yenilen kalabalıklar" olarak kalırız. Kısacası mesele çok olmak değil, "bedel" olmaktır

