Ömer (radıyallahu anh) Adaletinde Minguzzi Cinayeti

Voice of Ibn Taymiyyah Çevrimdışı

Voice of Ibn Taymiyyah

Voice of Ibn Taymiyyah
İslam-TR Üyesi
Ömer bin Hattâb “Bu cinayete tüm Sanaa halkı (tüm bir şehir halkı) katılmış olsaydı, hepsini teker teker öldürürdüm.” [Sahîh-i Buhârî]

Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in “Bu cinayete tüm Sanaa halkı katılmış olsaydı, hepsini teker teker öldürürdüm.” sözü, yalnızca bir kızgınlık ifadesi ya da cezalandırıcı tehdit olarak değil, adaletin İslam toplumunun temel yapı taşı olduğunu vurgulayan köklü ve ilkesel bir duruşun tezahürü olarak görülmelidir. Bu söz, bireysel suçu aşan, kamusal vicdanı ve toplumsal sorumluluğu hedefleyen, adeta bir devlet felsefesi ve yönetim ahlakının kodlarını içinde taşıyan tarihî bir manifestodur. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh), İslam toplumunu sadece kanunla değil, vicdanla da yönlendirmek isteyen bir önderdir. Bu bağlamda onun sözü, hem kendi zamanında hem de modern çağda büyük bir haklılık zemini üzerinde durmaktadır.

İlk olarak bu sözün söylendiği tarihsel koşulları anlamak gerekir. Arap Yarımadası'nda kabilecilik ve kan davası kültürü, İslam'dan önce yaygın bir hukuk dışılıktı. Toplumlar, adalet yerine intikamla hareket ediyor, suçlar bireysel olarak değil, topluca ya kabileye mal ediliyor ya da kabile tarafından korunuyordu. Hukuki ceza, çoğu zaman güçlü olanın lehine işliyor, zayıf olanın hakkı ise yok sayılıyordu. İslam bu zemine adalet, eşitlik ve hukuk ilkelerini getirdi. İşte bu dönüşüm sürecinde, Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in liderliği bir kırılma noktasıydı. O, hukuku kişilere göre değil, ilkelere göre uygulayan, halkın da bu ilkelere riayet etmesini isteyen bir halifeydi. Sanaa’da işlenen bir cinayet üzerine sarf ettiği bu söz, suçu örten, meşrulaştıran veya sessiz kalan bir topluluğa yöneliktir. Zira bir suçun işlenmesinden daha tehlikelisi, o suçun toplum tarafından normalleştirilmesi, görmezden gelinmesidir.

Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh), sadece failin değil, faile dolaylı ya da doğrudan destek veren herkesin sorumlu tutulması gerektiğini söylerken, adaletin yalnızca yargısal değil, ahlaki bir sistem olduğunu anlatmaktadır. Bu yaklaşım, bireyden topluma yayılan bir sorumluluk zinciri kurar. Eğer toplum, suç işlenirken susuyorsa, adaletsizlik karşısında tepkisizse, hatta bazen suçluya kol kanat geriyorsa, artık adalet mekanizması işlemiyor demektir. Bu bağlamda Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh), cezalandırmadan çok bir zihniyet devrimi istemektedir. Bir şehir halkının suç karşısında birlik olması değil, suçun karşısında birlik olması gerekir. Bu fark, medeniyetle barbarlık arasındaki çizgidir.

Modern dünyada bu yaklaşımın karşılığı oldukça nettir. Bugün uluslararası hukuk, yalnızca doğrudan suç işleyenleri değil; suça yardım eden, organizasyona katılan, göz yuman veya engellemesi gereken pozisyonda olup da harekete geçmeyenleri de sorumlu tutar. Nazi Almanyası’nda soykırımı doğrudan gerçekleştirmeyen ama belgeleri imzalayan memurlar, komutayı verenler ya da sadece sessiz kalan bürokratlar, bugün “kolektif suç” kapsamına alınmaktadır. Rwanda soykırımı, Bosna’daki katliamlar, Myanmar’daki etnik temizlik gibi vakalar da benzer hukuki çerçevelerle değerlendirilmiştir. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in adalet anlayışı, modern uluslararası hukukun bu sorumluluk zinciriyle birebir örtüşmektedir. Suç bir kişinin eylemi olabilir, fakat o suçun devamına göz yumuluyorsa, bu artık bireysel değil kolektif bir sorundur. Bu kolektif suskunluk hâli, ancak hukukî olduğu kadar ahlaki bir müdahaleyle aşılabilir.

Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in bu sözü, aynı zamanda “kamusal adalet” kavramını gündeme getirir. Toplumun her bireyi, adaletin taşıyıcısıdır. Sadece hâkimler değil, halk da adaletin varlığını ya da yokluğunu belirler. Eğer bir halk, adalet ilkesine duyarsız kalıyorsa, suçluyu kendi içinden çıkmasına rağmen koruyorsa, artık o toplum güvenliğini, ahlaki temelini ve düzenini kaybetmiştir. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in kararlılığı, bu nedenle bir infaz çağrısı değil, adaletin kamusal bir bilinç hâline gelmesi için yapılan bir uyarıdır. Hukukun işlemesi, adaletin yerini bulması için halkın da suçla arasına mesafe koyması gerekir.

Bu söz, aynı zamanda liderin sorumluluğunu da ortaya koyar. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh), sadece suçu değil, suçun toplumdaki karşılığını da takip eden bir halifedir. Otoritesini adaletle meşrulaştırmış, gücü adaletin hizmetine sunmuş bir liderdir. Halkın gözünde, adaletin temsilcisi olarak, suçun örtülmesine izin vermek onun yönetimini zayıflatırdı. Bu sebeple toplumu bir bütün olarak sorumluluğa davet eden bu yaklaşım, yönetimde adaletin merkezî bir ilke olduğunu açıkça ortaya koyar. Modern yöneticiler için de bu tavır, büyük bir örnektir. Bugün yolsuzluk, adam kayırma, kamu kaynaklarının talanı gibi suçlar, yalnızca failleriyle değil, bu suçları görmezden gelen yönetimler ve sessiz kalan halklarla beraber büyümektedir. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in duruşu, bu zinciri kesen güçlü bir iradeyi temsil eder.

Bu bağlamda, Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in haklılığı tarihsel olduğu kadar evrenseldir. Onun bu sözü, zaman ve mekân aşan bir adalet ilkesi hâline gelmiştir. Her dönemin Sanaa’sı olabilir: suçun toplumun içinde işlendiği ama kimsenin sesini çıkarmadığı şehirler. Her dönemin suç ortakları olabilir: sadece yapan değil, göz yuman, susan, destekleyen, örtbas edenler. Bu nedenle Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in yaklaşımı, bugünün dünyasında da yeniden hatırlanmalı, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil; evlerde, sokaklarda, okullarda ve kalplerde yer etmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Toplumu ayakta tutan şey, yasa kitapları değil, o yasaların yaşamasına vesile olan vicdanlı bireylerdir. Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh), adaleti bir kitap hükmü değil, bir hayat felsefesi olarak gören, onu her bireyin kalbine yerleştirmeye çalışan bir liderdi. Suçun halk nezdinde destek bulduğu bir şehirde tek başına hâkim karar verse bile, o karar eksik kalırdı. Bu yüzden onun kararlılığı, sadece suça değil; suça destek veren yapıya, zihniyete ve toplumsal hastalığa bir başkaldırıdır. Toplumun sağlıklı bir yapıya kavuşması için adaletin sadece yukarıdan değil, aşağıdan da savunulması gerekir. İşte bu noktada Emîru’l-Mü’minîn Ömer (radıyallahu anh)’in sözü; bir hukuk maddesi değil, bir bilinç uyarısı, bir medeniyet çağrısı olarak tarihe geçmiştir.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt