İlmi Konu Rabb

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
"RAB" KELİMESİNİN DİL YÖNÜNDEN ARAŞTIRILMASI

Rab image026.jpg kelimesinin image028.jpg ve şeddeli image030.jpg

(Zîrâ İbn’u faris, Makâyisu'l-Luga, II, 381-382'de rabbe maddesinde şöyle der:
Ra ve be bazı esaslara delâlet eder.
Birincisi: Bir şeyi ıslah etmek ve onun üzerinde kâim olmak. Bu durumda Rab: Mâlik, yaratıcı, sahip, bir şeyi ıslah eden mânâlarınadır.
İkincisi: Bir şeyin, gerekli ve devamlı olması ve o şey üzerinde kâim olması. Bu birinci esasa uygundur.

Üçüncüsü: Bu şeyi, diğerine ilâve edip bağlamak. Bu da evvelki mânâlara uygundur. İyice dikkat edildiği vakit kelimenin tek mânâ etrafında döndüğü görülür) ile asıl mânâsı Terbiye"dir. Sonra bundan tasarruf, taahhud, ıslah etme, tamamlama, kemâle erdirme mânâları çıkmıştır. Bütün bunlardan da yücelik, riyaset, mâlik olmak ve efendilik gibi mânâlara gelen kelimeler doğmaktadır. Arab dilinde kelimenin değişik anlamlarda kullanılışına ait misaller şunlardır: (Lisânu'l-Arab rab, maddesi, I, 384-394; Kâmûsü'l-Muhit, 'rab' maddesi; el-Muhassas; XVII, s.154.)

1)Terbiye etmek , yetiştirmek , geliştirmek :
Arablar image032.jpg sözü ile "onu olgunlaşıncaya kadar terbiye etti" mânâsını kastederler. image034.jpg terbiye edilen erkek çocuk, image036.jpg terbiye edilen kız çocuk anlamlarına gelir. Bu iki kelime annenin, kocasının evinde terbiye ettiği çocukları anlatır. Bu kelime aynı zamanda "dadı" anlamına da gelir. image038.jpg üvey anneye denir. Zira çocuğun öz annesi olmakla birlikte, terbiyesine ve yetiştirilmesine o bakar. image040.jpg ise, annenin sonradan evlendiği kocasıdır (üvey baba, image042.jpg veya image044.jpg saklanan ilaç demektir.
image046.jpg babından "ilâve etmek, ziyâde etmek ve tamamlamak" mânâlarınadır. Arablar image048.jpg dediklerinde "fazlasıyla iyilik yaptı ve malı çoğaldı" mânâsını kastederler.

2)Toplamak , yığmak , hazırlamak:
image050.jpg denirse, "Filan insanları topladı" veya "onlar’da yanında toplandı" mânâsı anlaşılır. Toplandıkları yere image052.jpg denir. image054.jpg bir araya gelmek ve toplanmak demektir.

3)Mesuliyetini yüklenmek, ıslah etmek, koruyup gözetmek:
image056.jpg dendiğinde 'Araziyi taahhud etti, sorumluluğunu üzerine aldı ve durumunu kontrol etti" mânâsı anlaşılır. Safvan b. Umeyye, Ebu Sufyan'a: "Kurayş'ten bir şahsın beni tekefful edip maiyeti altına alması, Hevazin'li bir şahsın himayesine almasından daha iyidir" demiştir.
Alkame b. Abde şöyle der:
image058.jpg
"Ben şu anda işlerimin ıslahını sana bıraktım.Senden önce bir çok kefiller benim işimi üzerlerine aldılar da, hiçbir şeyi ıslah edemediler." (Bu beyit için bk. Alkame b. Abde'nin Divanı, s. 132; el-Mufaddaliyât, II, 194; el-Lisân, rabb maddesi; Makâyîsu'1-Lûgâ, II, 383; Tefsiru't-Taberî, I, 48; es-Sıhah, rabb maddesi; el-Muhassassa, XVII)
Ferazdak da şöyle der:
image060.jpg
"Onlar şu ahmak yağcı kadın gibidirler ki, o yağını tabaklanmamış, sert bir deri içinde muhafaza ediyor." (Bu beyit için bkz. Lisân image062.jpg maddesi, image064.jpg yağ manasınadır)
image066.jpg"Filan filanın nezdinde sanatı ile meşgul oluyor; alışıyor; eli onun yanında maharet kazanıyor" demektir.
4) Üstünlük, efendilik, başkanlık, sözünü geçirmek, istediğini yapabilmek;
image068.jpgli "Filan kavmini idare etti ve onları kendine itaat ettirdi" image070.jpg"kavme hükmettim, egemenlik kurdum." demektir.
Lebid b. Rebia şöyle der:
image072.jpg
"Bir gün (kadınlar) Kinde'nin reisini ve oğlunu ve Mead'ın reisini vadi ile dağ arasında helak ettiler" (Bu beyit için Tefsiru't-Taberî, I, 47; Tefsiru't-Taberî, I, 11; el-Muhassas, XVII, 154)
Bu mânâda Nabiğatü'z- Zubyânî de şöyle der:
image074.jpg
"Nail oluncaya kadar Numan'a koşarsın. Lidersin sana eski malı da, yeni malı da feda olsun" (Bu beyit Taberî'nin Tefsirinde geçer. I, 141. Maarif Vezâreti baskısı, Mahmud Şakir neşri; Tarifi ve Tâlidî için: ed-Divân, s. 89; el-Muhassas, XVII, 154. et-Tarif: Sonradan peyda olmuş mal, et-Tâlidî: Yanında çoğalan eski mal)

5) Mâlik olmak, sahib olmak:
Hadiste zikredildiğine göre Nebi (s.a.v.) bir adama:image076.jpg "Sen koyun sahibi misin; yoksa deve sahibi mi? diye sormuştur.Bu mânâda ev sahibine image078.jpg deve sahibine image080.jpg mulk sahibine image082.jpg denir.
Rab kelimesi efendi mânâsına da gelir; köle ve hizmetçi kelimesinin zıddı anlamında kullanılır.
İşte, Rab kelimesinden türeyen mânâlar, bu şekilde açıklanabilir. Bu kelimeyi murebbi ve munşî (inşa eden) mânâsına hasredip, rûbûbiyet kelimesinin tefsirinde image084.jpg (O, bir şeyi noksansızlık noktasına getirinceye kadar, bir halden diğer bir hale yükselterek inşa eden, demektir.) cümlesini tekrarlayıp duranlar, 'Allah'a hamd ölsün ki hata etmişlerdir. Hakikat şudur ki, bu cümle Rab kelimesinin çok geniş inanlarından sadece biridir.
Bu kelimenin genişliğine ve dallı budaklı anlamlarına bakıldığında, Rab kelimesinin aşağıda belirtilen mânâların hepsini ifade ettiği görülür:
a) Murebbi, ihtiyaçların giderilmesinde kefil, terbiye ve yetiştirme işlerini gören,
b) Kefil olan, murakabe eden, durumu düzelten ve sorumluluğu üzerine almayı tekeffül eden.
c) Kavmi arasında odak kişiliğe sahib olduğundan, etrafında toplandıkları efendi, başkan.
d) İtaat edilen hâkim, sözü geçen otorite, efendilik ve üstünlüğü kabul edilen, tasarruf yetkilerinin sahibi.
e) Melik (kral) ve efendi.

KURAN'DA RAB KELİMESİNİN KULLANILIŞI

Rab kelimesi Kuran'da, az önce zikrettiğimiz bütün mânâlarda kullanılmaktadır. Bazı yerlerde bu mânâlardan biri veya ikisi, bazı yerlerde de, daha fazla mânâ kastedilebilir. Bir üçüncü yerde, kelime aynı anda beş mânâda birden kullanılabilir.
İşte bu mânâda kullanılan Kuran âyetleri:

Birinci mânâda...
"(Yusuf) "Allah'a sığınırım. Doğrusu o benim rabbimdir. Beni en güzel şekilde barındırmıştır." (Yusuf,23)

(Mufessirlerden bazısının yaptığı gibi, âyette Yusuf (a.s.)'un rabbi kelimesi ile Mısır Azizini kastettiği zannına kapılınmamalıdır. Zira image086.jpg daki zamir, Yusuf (a.s.)'un meazallah sözü ile sığındığı Allah'a aittir. Allah lâfzı, işaret zamirine yakın iken, hangi ihtiyaca binaen yakında zikredilmemiş bir şahsa ait olduğu kabul ediliyor? Eseri Arabca’ya çeviren M. Kâzım Sebbak şöyle diyor:
"Ustad Mevdûdî'nin image088.jpg deki zamirin Mısır Azizine raci oluşunu yanlış bulduğu şık, Taberî Tefsiri (V, 108)'nin Mucâhid ve İbn İshak'tan nakledilmeyen rivayetlere dayanıyor. Doğru gördüğü şık ise, et-Taberî'nin Mecmeu'l-Beyan (V, 223)'da rivayet ettiği "Denildi ki, zamir Allah'a racidir." Mânâ: "Allah rabbimdir, bana iyilik etti, beni peygamber kıldı, O'na ebediyyen isyan etmem" şeklindeki ibaresine dayanmaktadır.)

İkinci mânâda...
(Birinci mânâdaki tasavvurlarla beraber)
"İşte o taptıklarınız benim düşmanımdır. Fakat alemlerin Rabbi böyle değil. O (Rab) ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. Bana yediren, bana içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" (Şuara, 77-80).
"Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size her hangi bir keder ve musibet dokunduğu zaman ancak O'na tazarru ve feryat edersiniz. Nihayet O, sizden bu keder ve musibeti açıp giderdiği vakit ise içinizden bir takımları, bakarsınız ki Rabblerine eş tutuyorlar" (Nahl,53-54).
"De ki: O her şeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mı arayacağım?" (En'am,164).
"O, doğunun da batının da Rabbıdır. O'ndan başka hiç bir ilâh yok. O halde güvenecek ve dayanacak olarak O'nu tut" (Muzzemmil, 9)

Üçüncü mânâda...
"O sizin Rabbinizdir. Ve nihayet ancak O'na döndürüleceksiniz." (Hûd, 34).
"Nihayet hepinizin dönüp gidişi, ancak Rabbinizedir" (Zumer, 7).
"De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak" (Sebe,26)
"Yerde yürüyen hiç bir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiç bir kuş hariç olmamak üzere, hepsi sizin gibi ummetlerdi. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet hepsi de ancak Rablerine toplanıp getirilirler" (En'am, 38).
"Sûra üfürülmüştür. Artık bakarsın ki, onlar kabirlerinden kalkıp Rablerine doğru koşup gidiyorlar" (Yasin, 51)

Dördüncü mânâda...

(Üçüncü mânâdan bazı tasavvurlarla beraber)
"Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini Rabler edindiler" (Tevbe, 31)
"...Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabler edinmeyelim. (Âl-i İmran, 64).
Bu iki ayette Rablerden amaç, genellikle ümmet ve toplulukların önder ve rehber edindikleri kimselerdir. Onlar emir ve yasaklarına boyun eğerler, şeriat ve kanunlarına tabi olurlar, Allah'ın gönderdiği hiç bir delile dayanmaksızın haram ve helal dediklerine inanırlar, bütün bunlardan öte, kendiliklerinden emir ve yasak koyabileceklerine imân ederler.
"İkinizden biriniz efendisine (rabbine) şarap içirecek" (Yusuf- 41).
"Bu ikisinden kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin (Rabbinin) yanında an. Fakat şeytan efendisine (Rabbine) hatırlatmayı ona unutturdu" (Yusuf 42).
"Yusuf’a elçi gelince -Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların zoru ne idi? Kendisine sor. Şubhe yok ki benim Rabbim onların fendini hakkıyla bilicidir- dedi" (Yusuf, 50).
Yusuf, (a.s.) bu ayetlerde Mısırlılara hitaben, Mısır Azizini rab, efendi kelimesi ile isimlendiriyor. Çünkü Mısırlı'lar onun yüce otoritesine ve merkezi kişiliğine inanıyorlar, emir ve yasak koymaya sahip olduğuna îman ediyorlardı. O günkü pratik hayatta O, onların rabbi durumunda idi. Yalnız Yusuf’un (a.s.) Rab kelimesini kendi nefsine nisbetle Allah'tan başkası için kullanmıyordu. Zira O, Firavun'un (bu anlamda) Rabb'lığını kabul etmiyordu. En üstün Kudret sahibi, emir ve nehyin gerçek maliki olan Allah'a inanıyordu.

Beşinci mânâda...
"Şu beytin Rabbine ibâdet etsinler onlar. O Rab ki onları açlıktan kurtarıp doyuran, kendilerine korkudan eminlik verendir." (Kurayş, 3-4)
"Galebe sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, munezzehtir" (Saffat, 180).
"Arşın Rabbi olan Allah,onların vasfedegeldikleri her şeyden yücedir, munezzehtir"(Enbiya, 22).
"De ki: Kim o yedi göğün Rabbi ve o büyük Arşın sahibi?" (Mu'minûn, 86).
"O, göklerin ve yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir O." (Saffat, 5)
"Hakikat şu: Şi'ra yıldızının Rabbi de O." (Necm, 49)

Daha önceki bölümlerde geçen ayetlerden, Rab kelimesinin mânâsının hiçbir boyutunun eksik kalmayacağı bir şekilde apaçık anlaşıldığını zannederim. Artık rûbubiyet konusunda sapıklığa düşen ummetlerin düşüncelerinin ne olduğuna , niçin Kur'an'ın onları nakzetmek ve reddetmek istediğine ve Kur'an'ın neye davet ettiğine bakmamız yerinde olur. Bunun için Kur'an-ı Kerim'in zikrettiği bu sapık ummetlerden her birini, biri birinden ayrı ayrı ele alarak, inançları, fikirleri yönünden inceleyip, durum iyice anlaşılıncaya kadar açıklamalıyız. (Mevdudi , Kur'an'a Göre Dört Terim)
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt