Ruyetullah

UmarIbnAbdulAziz

Yeni Üye
Üye
“Kim Muhammed’in Rabbini gördüğünü iddia ederse o kişi Allah’a karşı büyük bir yalan uydurmuş olur. Zira o (peygamberimiz) Cebrail’i kendi suretinde, ufku kaplamış bir halde görmüştür.” (Buhari, Bed’ül-Halk, 7. Benzer hadisler için ayrıca bkz.: Buhari, Tevhid, 4; Müslim, İman, 77)
 

UmarIbnAbdulAziz

Yeni Üye
Üye
Mesruk diyor ki:
Ben, Aişe'ye (r.anha) dedim ki "Ey anneciğim, Muhammed (s.a.v.) rabbini gördü mü?"
Aişe de dedi ki: "Söylediğin sözden dolayı tüylerim ürperdi. Sen şu üç şeyden haberdar değil misin? Onları sana kim söylerse yalan söylemiş olur. Kim sana "Muhammed (s.a.v.) Rabb’ini gördü" derse şubhesiz ki o, yalan söylemiş olur"
Sonra Aişe "Gözler onu görmez o ise bütün gözleri görür. O her şeyin inceliklerini bilendir, her şeyden haberdardır" (En’am 103) âyetini ve "Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder..“ (Şu'ra 51) âyetlerini okudu ve dedi ki:
"Kim sana, yarın ne olacağını bildiğini söylerse şubhesiz ki o, yalan söylemiş olur."
Sonra, "Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez" (Lukman 34) âyetini okudu ve dedi ki:
"Kim sana, "Peygamber bir şeyi gizledi" derse şüphesiz ki o, yalan söylemiş olur"
Sonra: "Ey Peygamber, rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, Allahın peygamberliğini tebliğ etmemiş olursun" (Mâide 67)âyetini okudu ve sözlerine devam ederek dedi ki:
"Fakat Muhammed, Cebrail (a.s.)'ı iki defa asıl şeklinde görmüştür."
(Buhari, K. Tefsir el-Kııran sures 53, bab: 1)





https://www.islam-tr.org/akide-itikad-soru-cevap/40002-allah-c-c-dunyada-ruyada-ahirette-gorulur-mu.html
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Allah'ı(c.c.) dünyada görmek nasip oldu.
Kim bilir neye Allah (c.c.) diyorsun?



İbnu Hacer, mevzuyu, önceki hadisin şerhi zımnında kaydettiğimiz rivayetleri de zikrederek tahlile şöyle devam eder:
"İbnu Huzeyme kuvvetli bir senetle Hz. Enes'ten: "Muhammed Rabbini gördü" rivayetini kaydeder. Muslim'de Ebu Zerr rivayeti olarak, onun Rasûlullah'a bu hususta sorduğu, Rasûlullah'ın: "Nurdur, nasıl görebilirim?" dediği kaydedilmiştir.
Ahmed'de yine Ebu Zerr'den: "Bir nur gördüm" cevabını aldığını, İbnu Huzeyme de Ebu Zerr'in: "Allah'ı kalbiyle gördü, gözüyle görmedi" dediği kaydedilmiştir. Böylece, Ebu Zerr'in Nur'u zikirdeki gayesi açıklık kazanmaktadır: "Nur, Rasûlullah'ın, Allah'ı gözüyle görmesine mâni olmuştur."


Allah (c.c.) Dünyada - Rüyada - Ahirette Görülür mü?

https://www.islam-tr.org/konu/allah-c-c-dunyada-ruyada-ahirette-gorulur-mu.27648/
 

ibrahim eldrr

Üyeliği İptal Edildi
Banned
NEDEN ŞİA Ruyetullah İNANMAZ ?

1-...Abdullah b. Sinan, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan "Gözler Onu göremez." (En'am, 103) ifadesinin anlamıyla ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir:
«Burada kastedilen zihinlerin, tasavvurların O'nu kuşatamayacağı, kapsayamayacağıdır. "Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi." (En'am, 104) Ayetinde gözle görmenin kastedilmediğini bilmez misiniz?
Yine: "Kim can gözünü açıp görürse faydası kendisine..." (En'am,. 104) buyrulmuştur. Bundan maksat da insanın gözleriyle görmesi değildir.
Ayrıca: "Kim de kör olursa zararı kendinedir." (En'am, 104) ifadesi, gözlerin kör olması anlamında değil, zihnin kuşatamaması anlamında kullanılmıştır. Örneğin: Falan şiiri görür (şiirden anlar). Falan fıkhı görür, falan dirhemleri görür (paradan anlar), Falan giysileri görür derler. Allah, gözlerle görülmekten yücedir, münezzehtir,»


2- Ebu'l-Hasan er-Rıza (Ali b. Musa aleyhisselâm)’danşöyle rivayet etmiştir:
İmam'a: "Allah vasfedilir mi?" diye sordum:
- «Kur'ân okumaz mısın?» dedi.
- "Okuyorum" dedim.
- «Peki, "Gözler Onu göremez; hâlbuki O, gözleri görür." (En'am; 103) ayetini okumadın mı?» diye sordu.
- "Evet, okudum." dedim.
- «Peki, basiretlerin ne olduğunu biliyor musunuz?» dedi..
- "Evet" dedim.
-«Nedir?» dedi.
- "Gözlerin görmesi" dedim.
Buyurdu ki: «Kalplerin tasavvuru gözlerin görmesinden daha büyüktür. Buna rağmen kalplerin tasavvur kapasiteleri Allah'ı kavrayamaz; ama o tasavvurları görür»


Bütün varlıklar ancak iki şeyle kavranır: Duyularla ve kalple.
Duyuların kavramaları üç anlama dayalı olarak gerçekleşir: Müdahale ederek kavrama, temas ederek kavrama ve müdahale ve temas etmeksizin kavrama.
Müdahale ederek kavrama: Duyma, koklama ve tatma şeklinde gerçekleşir.
Temas ederek kavrama: Dokunarak varlıkların kare ve üçgen gibi şekillerini, yumuşak, sert, sıcak ve soğuk oluşlarını algılama şeklinde gerçekleşir.
Dokunmaksızın ve müdahale etmeksizin kavrama yöntemine gelince: Bu da görme ile olur. Çünkü göz, varlıklara dokunmadan ve onlara müdahale etmeden, onları fiziki kapsamına almadan, kendi yerlerinde algılar.
Gözle algılamanın yolu ve sebebi vardır. Yolu hava, sebebi ise ışıktır. Gözle görülen varlık arasındaki yolda bir kopukluk yoksa bütünlük mevcutsa, ayrıca sebep de hazır ise karşılaşılan renkler ve somut nesneler kavranır, algılanır. Göz, ulaşmaya yol bulamayacağı bir şeye yöneltildiği zaman gerisin geri döner ve o şeyin ötesini yansıtır. Söz gelimi aynaya bakan bir kimsenin gözleri aynanın ötesine nüfuz edemez. Öteye geçmek için başka da yol olmadığı için bakış geri döner, bakan kimseyi yansıtır. Berrak bir suya bakan bir kimse de ötesine geçmeye yol bulamayacağı için kendi aksini görecektir. Kalp ise havaya egemendir. Havada olan her şeyi kavrar ve tasavvur eder. Kalp de havada olmayan bir şeye yöneltildiği zaman geri döner ve havada olan bir şeyi aksettirir. Bu yüzden aklı başında olan bir insanın, kalbini Allah'ın birliği gibi hava boşluğunda somut olarak yer almayan soyut bir olguya yöneltmemesi gerekir. Çünkü böyle bir durumda kalbi hava boşluğunda mevcut bulunan somut bir varlıktan başka bir şey tasavvur etmeyecektir. Allah'ın gözlerle görülmesi meselesiyle ilgili olarak söylediğimiz gibi Allah Celle ve Azze, yarattıklarna benzemekten münezzehtir.


Olsaydı!?

Süleyman-i Deylemi isminde bir şahıs şöyle diyor:
İmam Sadık (a.s)’a arzettim ki: Filan adam, ,ibadet ve dindarlıkta şöyle böyledir... (onu İmam’ın yanında medhettim).
İmam Sadık (a.s); “Aklı nasıldır?” diye sordular. “Bilmiyorum.” Dedim.
İmam (a.s) buyurdular ki: “kuşkusuz sevap akıl miktarıncadır.”
Sonra şöyle buyurdular: “Beniisrailden bir adam, (havası ve suyu) çok güzel olan bayındır ve yeşillik bir yerde Allah’a ibadet ediyordu. Bir melek oradan geçtiğinde onu görerek Allah’a şöyle arzetti: “Allah’ım! Bu kulunun sevap ve mükafatını bana göster!”
Allah Teala, ibadetle meşgul olan adamın sevabını ona gösterdi. İbadet eden şahsın sevabı meleğe çok az geldi. Bundan dolayı, onun bu kadar ibadetle sevabının azlığına şaşırdı.
Allah Teala o meleğe şöyle buyurdu:
“Onun yanına git, meselenin sana aydınlanması için onunla arkadaş ol."
Bu emir doğrultusunda melek, bir insan şekline girerek onun yanına geldi.
Abid (ibadet eden): Sen kimsin? Diye sordu.
Melek: Ben Allah’ın bir kuluyum. Senin bu mekanda makam ve ibadet etmenden haberdar olduğumdan dolayı, buraya gelerek birlikte Allah’a ibadet etmek istedim.” dedi.
Melek o günü abidler geçirdi. Diğer günün sabahısı abide şöyle dedi:
“Buranın ne de güzel hoş hava ve sapalı yerin vardır! Gerçekten burası tam da ibadet edilecek bir yerdir.
Abid: Evet, her açıdan iyidir, ama buranın bir eksikliği vardır!”
Melek: o eksiklik nedir? Diye sordu.
Abid: Keşke Rabbimizin bir merkebi Olsaydı! Eğer Rabbimizin bir merkebi olsaydı, onu burada otlatırdık; artık bu ot ve yeşillikler zayi olmazdı!” dedi.
Melek: “Senin Rabbinin merkebi yok mu? “diye sordu.
Abid: Evet! Eğer mektebi olsaydı, bu otlar zayi olmaz ve boşu boşuna gitmezdi dedi.
Allah Teala meleğe vahyederek şöyle buyurdu: “Ben akıl miktarınca mükafat ve sevap veririm.” (Aklı az olduğundan dolayı sevabı da azdır.)
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
Neden Muslumanlar Ruyetullah'a İnanır?

"O gün, öyle yüzler vardır ki pırı! pınl parlarlar. Rablerine bakarlar." (Kıyamet 22 - 23)

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Şubhesiz ki sizler, ay'ı on dördünde gördüğünüz gibi kıyamet gününde Rabb'inîzi göreceksiniz"
(Buhari, K. el-Mevakıt, bab: İd, bab: 26, K. el-Ezan, bab: 129, K. et-Tefsir, Sure 50, bab: 2, K. er-Rikak, bab: 52, K. et-Tevhid bab: 24 ; Ebu Dâvud, İ, K. es-Sunne, bab: 19, Hadis No: 4729; Tirmizî, K. el-Cennet, bab: 16, Hadis No: 2551;
Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 3/535-541)
 
Üst Alt