Çözüldü Savaş Meydanında Kelime-i Şehadet Getiren Birisini Öldürmenin Hükmü Nedir?

Sayfullah at-Turki

حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيل
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum,

El-Mikdad b.el-Esved'in anlattığına göre kendisi (Hz.Peygamber'e);
“Ey Allah'ın Rasûlü! Ben kafirlerden bir adama rastlasam da benimle savaşsa ve kılıçla vurarak ellerimden birini kesse sonra benden (kaçıp) bir ağaca sığınsa ve Ben Allah'a teslim oldum dese bu sözü söyledikten sonra ben o adamı öldürebilir miyim? Ne buyurursun?" diye sormuş. Rasûlullah (s.a.) da;
"Onu öldüremezsin" buyurdu. Ben de;
Ey Allah'ın Rasûlü o benim elimi kesti, dedim. Rasûlullah (s.a.) da;
Onu öldüremezsin. Çünkü eğer öldürürsen o, senin onu öldürmeden önceki yerine geçer. Sen de onun, söylediği o sözü söylemeden önceki yerine geçersin.” buyurdu.

Bu asli kafirler için mi geçerlidir? Yoksa, örneğin bir Nusayri veya Rafizi La ilahe illallah dese de mi öldürülmez? La ilahe illallah değil de, bir Nusayri savaş anında ''Nusayrilikten tevbe ediyorum'' dese de hüküm aynı mıdır? İbn Abbas'ın müslümanlar tarafından esir alınmıştı peygamberimize kendisinin müslüman olduğunu ve gizlendiğini söylemişti buna rağmen zahiren kafir esir muamelesi gördü, peygamberimiz dileseydi esir aldıktan sonra da onu öldürebilir miydi?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullah;

Kelime-i şehadet her din - dinsiz için aynı kuvvet ve geçerliliktedir.
Aklen ve duygusal olarak savaş meydanında ölüm, öldürülme korkusu sebebi ile de olsa kelime-i şehâdet getirene zâhiren hükmedilir ve kendisinden el çekilir.

Abbas (r.anh) Bedir savaşında esir alındığında (ağırlık görüş) musluman olmamıştı ve Rasulullah (s.a.v.) de zahire hükmedib kâfir ordusunun neferi sayarak fidye almıştır. Abdullah b. Mesud (r.anh)'ın şehâdetiyle Musluman kabul edib fidye almadan azad ettiği Suheyl b. Beyda (r.anh)'dır ki; aşağıda hadiste geçecektir.


Bedir savaşında esirlerden fidye alınması aslen câiz değildi. Fakat daha o konuda hüküm verilmemiş olduğu için yapılan istişâre sonucu Rasulullah (s.a.v.) fidye alınması hakkında hüküm vermişti ve bunun sonucu (zayıfken) fidye almanın hata olduğunu, doğrusunun boynunun vurulması - öldürülmesi gerektiğini bildiren ayet nazil olmuştu.

"
Hiçbir Peygambere, yeryüzünde düşmanlarına tam bir darbe indirmedikçe esir almak yaraşmaz. Siz, dünya malını istiyorsunuz. Allah ise sizin için âhirati istiyor. Allah, her şeye galibdir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Enfal 67)
"Eğer, Allah'ın, geçmişte verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü, size mutlaka büyük bir âzab dokunurdu." (Enfal 68)


Ebû Zumeyl (Demiş ki) : İbni Abbâs (r.anhuma) şunu söyledi: Müslümanlar esîrleri aldıktan sonra Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir'le Ömer'e: «Bu esirler hakkında re'yiniz nedir?» diye sordu.
Ebû Bekir: — Yâ Nebiyyallah! Bunlar amca oğulları ve akrabadırlar; ben onlardan fidye almanın fikrindeyim! Bu suretle küffar üzerine kuvvetimiz olur. Umulur ki Allah onları İslâm'a hidayet buyurur! dedi.
Mûteakiben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sen ne fikirdesin ey Hattâb oğlu?» diye sordu.
(Ömer diyor ki);— Ben: Hayır, vallahi yâ Rasûlâllah! Ben Ebû Bekr'in fikrinde değilim! Lâkin ben, bize mûsaade buyursan da şunların boyunlarını vuruversek! fikrindeyim. Ukayl'e karşı Alî'ye mûsaade buyurmaksın ki onun boynunu vursun! Bana da filâna (bir yakını) karşı mûsaade buyurmaksın, ben de onun boynunu vurmalıyım! Zîra bunlar küfrün imamları ve eşrafıdırlar! dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Bekr'in söylediğine meyletti. Benim söylediğimi beğenmedi. Ertesi gün olunca ben geldim. Bîr de ne göreyim! Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le Ebû Bekir oturmuş ağlıyorlar!..
Yâ Rasûlâllah! Bana haber ver; sen ve arkadaşın neden ağlıyorsunuz? Ağlayacak bir şey bulursam ben de ağlarım; ağlayacak bir şey bulmazsam siz ağladığınız için ben de ağlar görünürüm! dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bana senin arkadaşlarının teklif ettiği fidye alma meselesine ağlıyorum. Gerçekten onların âzabları bana şu ağaçtan daha yakın arzolundu.» buyurdu. (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yakın bir ağaca işaret etmiş.)
Ve Allah (Azze ve Celîe) : "Yeryüzünde üstünlüğü sağlamadıkça hiç bir Peygambere esir almak yaraşmaz." (Enfal 67) âyet-i kerîmesini "Artık aldığınız ganimetten helâl hoş olarak yeyîn" (Enfal 69) âyetine kadar indirdi. Ve Allah müslümanlara ganimeti helâl kıldı.
(Muslim, cihad, Bab 18, hadis no: 58)



Abdullah b. Abbas (r.anhuma) diyor ki: "Bu âyet, müslümanların az olduğu Bedir savaşının yapıldığı günde inmiştir. Müslümanların sayısı çoğalıb hakimiyetleri artınca Allah teala esirler hakkında şu âyeti indirmiştir:
"Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harb ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz." (Muhammed 4)

Abdullah b. Mes'ud (r.anh) diyor ki: "Bedir savaşı bitince esirler getirildi.
Rasulullah:"Bu esirler hakkında ne diyorsunuz." diye sordu
Ebubekir: "Ey Allah'ın Rasulu, Bunlar senin kavmin ve ailendir. Bunlan sağ bırak ve bunlarla yardımlaş. Umulur ki: Allah bunlarıntevbelerini kabul eder." dedi.
Ömer ise: "Ey Allah'ın Rasulu, bunlar seni yalanladılar, yurdundan çıkardılar. İnsanların önünde onların boyunlarını vur." dedi.
Abdullah b. Revaha da dedi ki: "Ey Allanın Rasulu, ağacı bol olan bir vadi araştır. Onları onun içine koy, sonra ateşe ver."
Abbas da dedi ki: "Sen akrabalık bağını kopardın."
Rasulullah sustu, onlara cevab vemedi. Sonra çadırına girdi.
Bir kısım insanlar dediler ki: "Ebu bekir'in teklifini kabul edecek."
Diğer bir kısım insanlar ise dediler ki: "Ömer'in teklifini kabul edecek."
Başka bir kısım insanlar da dediler ki: "Abdullah b. Revaha'nın dediğini kabul edecek."
Sonra Rasulullah dışarı çıktı ve buyurdu ki: "Şubhesiz ki Allah, bir kısım insanların kalblerini yumuşak kılmıştır. Öyle ki onların kalbleri sütten daha yumuşaktır. Bir kısım insanların kalblerini de katı kılmıştır. Öyle ki, onların kalbleri taştan daha katıdır.
Ey Ebubekir sen İbrahim gibisin. O şöyle demişti "
Kim bana uyarsa şüphesiz ki o benim dinimdendir. Kim de bana karşı gelirse şubhesiz ki sen, af ve merhameti bol olansın." (Muhammed 4)
Y
ine sen, İsa gibisin. O da şöyle demişti: "Eğer onlara âzab edersen, şubhesiz ki onlar senin kullarındır. Şâyet bağışlarsan muhakkak ki sen, her şeye gâlibsin, hüküm ve hikmet sahibisin" (Mâide 118)
Ey Ömer, sen de Nuh gibisin o da şöyle demişti: "
Rabbim, kafirlerden, yeryüzünde dolaşan tek kişi birakma" (Nuh 26)
Ey Abdullah b. Revana, sen de Musa gibisin. O da şöyle demişti: "Rabbimiz, onların mallarını yok et. Kalblerini katılaştir. Can yakıcı azaba görmedikçe iman etmiş olmasınlar." (Yunus 88)
Bugün sizler, üstünsünüz. Onlardan hiçbiri, fidye vermedikçe veya boynu vurulmadıkça kaçıb sizden kurtulamazlar
."
Abdullah b. Mesud diyor ki: Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulu, Suheyl b. Beyda bu esirlerin dışındadır. Çünkü ben onun müslüman olduğunu söylediğini duydum."
Bunun üzerine Rasulullah sustu.
O gün ben, gökten üzerime bir taş düşeceğinden korktuğum kadar hiçbir gün korkmamıştım.
Nihayeyt, Rasulullah buyurdu ki: "Suheyl b Beyda mustasnadır."

Âyet Ömer'in görüşünü destekler mâhiyette indi ve Allah teala buyurdu ki: "Hiçbir peygambere yeryüzünde düşmanlarına tam bir darbe indirmedikçe esir almak yaraşmaz."
(Tirmizi, K. Tevsiri el-Kur’an sure, 8 Hadis no: 3087)


 

Sayfullah at-Turki

حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيل
İslam-TR Üyesi
Hocam bu konuyla alakalı aklıma şöyle bir mesele takıldı, örneğin karşımızda Nusayriler, Rafiziler veya demokratlar var, bunlar zaten aslen La ilahe illallah diyen bir küfür ordusu, şimdi bunlar bizim kelime-i şehadeti getiren insanları savaş meydanında dahi olsa öldürmedigimizi biliyorlar ve kendilerine silah dogrultugumuzda öldürülmemek için, zaten kendi dinleri açısından da bir sakıncası olmayan bu kelimeyi söyleyecekler yine de öldürmeyecek miyiz, bu nasıl tatbik edilir? Bu düşman için büyük bir fırsat olmaz mi?
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt