Şehadet Hikâyeleri ve Şehidlerin Hayatları

Müslüman Kul

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Esselamu Âleykum we Rahmatullâhi we Berekâtuh

ALLAH Subhanahu we Teâlâ'nın izniyle bu konu altında şehidlerin hayatlarını ve şehadet öykülerini toplayabiliriz.

Esselamu Âleykum we Rahmatullâhi we Berekâtuh
 

Hutve

Cihadın farz oldğu yerde gözyaşı dğl ter dkmk grkr
İslam-TR Üyesi
Aleykumselam ve rahmetullahi ve beraketuhu
 

Müslüman Kul

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
"Her Zerresini ALLAH'a Feda Eden Şehid" Afganistan'lı Vasık (Fedakâr Mücahid)
"Organ nakilleri, kan nakilleri ile yaşamak için mücadele edenleri çok gördük. Peki ya Şehadet mücadelesi için bu nakilleri yapanı gördük mü hiç?"

"Hayallerimiz olsa da şu mücahid kadar sevdalı mıyız acaba bu İslâm davasına? İlginç ve ibret verici bir destan. Kan donduran, kalbime dokunup gözyaşlarımı akıtan bir destan. Afganistanlı Vasık...dini için feda edeceği şeylerin hayallerine sığmayacak kadar büyük olduğunu anlatan mücahid. Modern dünyanın her kutsalı tarumar ettiği, Materyalizm'in sarmalında değersizleştirdiği bu zaman diliminde gözler ne çok arıyor fedakâr olmayı, feda etmeyi ve feda olmayı. Her dinin, fikrin vs. mutlak kahramanı, öncüsü, şehidi var, ve tarih boyunca da olmuştur. Tüketim toplumunun insanlığı sevketmiş olduğu bu ruhsuz ve rahatsız hâl sahip olduklarını risk etmeden artırmanın, paylaşmadan çoğaltmanın ve vermeden biriktirmenin amansız hâlini almıştır. İnsanlar, bazı saiklerle sosyal bir olguya kendilerini motive ederken neleri feda edebileceklerini fazlasıyla hesap eder hâle geldiler. Sizce biz Müslümanlar neleri feda edebiliriz ve nelerden feragat edebiliriz dinimubin için? Yaşamlarımız ve âhiretimiz arasına gerdiğimiz hangi dünyalığımızdan vazgeçeriz ALLAH için? Amellerimizi küçük görmek için söylemiyorum bunu, ama öğrenci evleri açmak, kitlesel basın açıklamalarında bulunmak ya da sosyal ağlarda her gün bir âyet bir hadis paylaşmak ne kadar doygun bir İslâmcı duygu yaşatır bize? Her Ramazan ve Kurban Bayramı'nda Afrikalı kardeşlerimizi de yâd edip bir kumanya, bir hisse infak etmek, geceleri herkes uyurken iki rekât nafile namaz kılıp ALLAH'a münacaat eden ve gözyaşı döken dinini ne kadar korumuştur sizce? Zihinlerimizi ALLAH'ı sevmek için ne kadar zorlayabiliriz? Gerçekten, ne kadar sahip çıkabiliriz İslâmi yaşantımıza? Bizi anlamlandıran bu İslâmi kimliğimizle ne kadar bütünleşebiliriz sizce? Geleceği doğru bir zeminde inşa ve İslâmi bir çığır için ne kadar çok fedakârlık yapabiliriz? Ya da zihnimizi çatlatana dek bir feda olma eylemi süsler mi düşlerimizi?

Bir şahidin şehadetiyle anlatıyoruz Vasık'ı. Henüz yirmi beşinde genç bir mücahiddir. Babasını Afgan-Rus savaşında kaybetmiş. Geceleri derin bir sevdayla yönelmiş Rab'bine. Vasık gündüzleri savaşan geceleri âbid olan bir yiğittir. Bir müddet sonra bu yiğir dehşet verici bir karar alır cephede. Gider emirine feda (istişhad) eyleminde bulunmak istediğini söyler. Emiri ona sıranın çok fazla olduğunu, herkes gibi onun da beklemesi gerektiğini söyler. Beytulmalda da paranın olmadığını olsa da sırada yüzlerce gencin feda eylemi gerçekleştirmek için sıra beklediğini, bu işin şu an mümkün olamayacağını söyler. Bu eylemi gerçekleştirmek için en az beş bin dolara ihtiyaç olduğunu da ekler. Vasık, emirlerinden izin alıp bir müddet ortalıktan kaybolur. Belli bir zaman ondan kimse haber alamaz. Uzun bir aradan sonra Vasık elinde beş bin dolar ile çıkagelir, ve başlığını biriktirmiş bir damadın sevinciyle emirine parayı sunar. Herkes Vasık'ın beş bin doları nereden bulduğunu merak eder. Önceleri bunu söylemek istemez ama geçirmiş olduğu ameliyat onu sonunda eleverir. Meğer ki bu aslan Rab'bine o kadar çok susamış ki, o kadaf çok arzulamış ki Şehadeti Pakistan'a gider ve beş bin dolar karşılığında böbreğinden birini satar. SubhanALLAH! Ve Vasık böbreğini de yanına alarak, onu kendine sermaye ederek düşmanın arasına dalar. Ve Rab'bine kavuşur. (İnşaALLAH) Şehid olur. Mallarını biriktirenlerin inadına böbreğini satar. Araçların modellerini yükseltme yarışına giren Müslümanlara nisbet böbreğini satar. Yüreklerini üç kuruş etmeyen ve bunca zillete rağmen Ümmet'e üç kuruş fayda vermeyen Müslümanların inadına böbreğini satar.

Son olarak Vasık üzerinden düşmana seslenmek gerekir;
Ey Suriye'de öbeklenmiş İslâm düşmanları! İyi bilin ki Suriye'de sizleri bekleyen binlerce Vasık var. Böbreğini, gözlerini, ellerini ve ayaklarını İslâm Ümmeti'ne sunan binlerce genç var. Afganistan size nasıl mezar olduysa Suriye de size aynı şekilde mezar olacak. Vasıklardan bir ordu kuruldu ve sizi bekliyorlar. Sadece Suriye'de değil, dünyanın her yerinde ölümü kuşanmış kalpler var. Bu Ümmet'in Vasıklar üreten bir fabrika olduğu gerçeğini aklınızdan çıkarmayın. ALLAH'ın âyetleri ve Peygamber'in Sünnet'i oldukça asla rahatça işgal edip sömüremeyeceksiniz bu coğrafyaları. Kur'an'ın mesajını söndüremezsiniz ve sönmeyecek. Bu mesaj sürekli Vasıklar üretip başınıza bela kesilecek. Asla güvende değilsiniz ey ALLAH'ın düşmanları! Avrupa'nın göbeğinde güvende değilsiniz, Telaviv'de güvende değilsiniz, okyanus ötesinde, Moskova'da, Pekin'de ve dünyanın hiçbir yerinde güvende değilsiniz. İslâm beldelerindeki işgal bitmedikçe, bu coğrafyaları terk etmedikçe asla güvende olamayacaksınız.
Davamızın sonu âlemlerin Rab'bi olan ALLAH'a hamddır."
(Alıntı: "Şehadet Öyküleri" YouTube Kanalı)
 
Son düzenleme:

Müslüman Kul

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Sözlerini Kanıyla İmzalayan Yiğit-(İnşaALLAH) Şehid Fehmeddin Dindar Hoca

Fehmeddin Dindar Hoca Kimdir?

Fehmeddin Hoca, Bitlis Tatvan’da doğdu. Babası kendisi küçükken vefat etti. Daha sonra İstanbul’a geldi. 12 yaşlarında kendisini İslâmi çalışmaların içerisinde buldu. Bir yandan da rızkını temin etmek için çalışıyordu. Kendisi o yaşlarda ilim okumaya karar vermişti. Bu konuda kendisine yardımcı olabilecek bir ağabeye bu isteğini söylemişti. O da Fehmeddin Hoca’yı bir medreseye yönlendirmişti ama kendisini kabul etmemişlerdi. Buna çok üzülmüştü ve kendisini yönlendiren ağabeye durumu anlatınca şu nasihatı almıştı: ‘’Sen ALLAH’a tevekkül et, ALLAH azze ve celle senin yolunu açacaktır.‘’
Gerçekten ALLAH onun yolunu açmıştı. Şöyle ki, kendisinin anlattığına göre o gece teheccüd namazına kalkıyor sonra elini açıp Rab'bine dua ediyor ve hüngür hüngür ağlıyor. Ve ertesi gün ona sebebini bilmediği bir şekilde medreseye gelebileceği söyleniyor. 10 küsur yıllık ilim hayatı da böylece başlıyor.
Fehmeddin Hoca konuştuğu her insan üzerinde mutlaka bir tesir bırakırdı. Onun konuşması, sohbeti farklıydı. Konuştuğunda da herkes ağzından çıkacak kelimeleri kaçırmamak için çok dikkatli bir şekilde onu dinlerdi. Sohbetlerinde hem kendisi hüzünlenir hem de dinleyenleri hüzünlendirirdi. Onunla seyahat etmek de yürümek de bir başkaydı. Zannediyoruz ki böyle olmasının sebebi öğrendiğiyle amel etmeye çalışan bir Müslüman olması ve amel etmediği konularda konuşmamasıydı. O gerek yakında gerek uzakta bulunan Müslümanları ziyaret etmeye çok önem verirdi. Yeni tanıştığı Müslümanlarla sanki uzun zamandır tanışıyormuş gibi muhabbet ederdi, çevresinde bulunan insanların hepsine ilgi göstermeye çalışırdı. Aynı zamanda nasihatleşmeye de çok önem verirdi. Nasihat isteyene mutlaka nasihat eder, ziyaret ettiği müslümanlardan da nasihat isterdi. Bir toplulukla birlikte olduğu zaman her zaman şunu yapmak için gayret ederdi, sırasıyla her kişi ya bir ayet, hadis söyleyecek ya nasihat edecekti. Böylece onun bulunduğu meclislerde genellikle boş konuşmalar olmazdı ve kendi ağzından da boş sözler çıkmazdı. Velhasıl müslümanları o kadar etkilemişti ki şehadetinden sonra Müslümanlar onunla birlikte geçtiği yollardan geçerken gittiği yerlere giderken bile onu hatırlıyor ve anlatıyordu.
Fehmeddin Hoca bir gün okuduğu bir kıssadan çok etkilenir ve onu çevirmek ister. Çevirdikten sonra da önüne ve arkasına başka yaşanmış kıssalar eklemek ister böylece bir kitapçık haline gelir. Çevirdiği kıssa ‘’Ebu Kudame’’ kıssası olarak bilinen kıssadır. Kitabın ismini de ‘’Şehid oğlu Şehid’’ koyar. Kendisinin ve bu kitabın vesilesiyle nice kişilere ALLAH Teâlâ hidayet etti.
ALLAH, kendisine Afganistan’da zulüm gören Müslümanlar için cihad etmeyi nasib etti. Bazı sebeplerden dolayı Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı. Davet çalışmalarına bıraktığı yerden devam etti. Bir kardeş cihad hakkında fikrini sorduğunda; ‘’sen hiç aşık oldun mu, eğer olmamışsan ne kadar anlatsam da anlamazsın’’ diyordu. Fehmeddin Hoca aşık olmuştu bir kere. Kalbi ALLAH yolunda cihad aşkı ile atıyordu. İlk fırsatta tekrar Afganistan’a gitmeyi denedi ama gidemeden geri döndü. Hiçbir zaman yılmadı, ümidini kaybetmedi. Etrafındaki bazı kişiler, ‘’senin burada kalıp davet çalışması yapman gerekiyor’’ diyordu. Fehmeddin Hoca onlara Nebevi hareket metodunu hatırlatıp, davet, hicret ve cihad diyordu.
Fehmeddin Hocayı tanıyan herkes onun davet çalışmasını hakkıyla yerine getirdiğine şahitlik yapabilir. Herkese anlattığı davet, hicret ve cihad metodunun son kısmını uygulamak istiyordu. Bu sebeble 2012'nin Ocak ayında 3. Kez düştü Afganistan yollarına. Ve 2012 yılının mart ayının 9’unda Afganistan’da ABD’nin insansız hava aracından attığı bombalarla paramparça olarak İnşaALLAH Şehid oldu. (İnşaALLAH) Şehid olduğunda 29 yaşındaydı. O gençliğini, hayatını ALLAH’ın yolunda hiç düşünmeden harcadı ve Rab'bine verdiği sözde durarak O’na kavuştu.
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt