Sen Gerçekten Çok Zenginsin.

alparslan26 Çevrimdışı

alparslan26

Euzu Billahi Mineşşeytanirracim
İslam-TR Üyesi
Bismillah. Allah’a hamd, Resulüne salat ve selam olsun.

Yüce Allah, İbrahim Suresi 34. ayette şöyle buyurmaktadır:
*“Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onları sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.”*

Sabah gözümüzü açtığımız andan gece kapattığımız ana kadar, aslında nasıl bir nimet deryasının içinde yüzdüğümüzü gerçekten fark edebiliyor muyuz? Uyandığımızda nefes alabiliyor, gözlerimizle görüyor, kulaklarımızla işitiyor, ellerimizi ve ayaklarımızı hareket ettirebiliyoruz. Bir bardak suya uzanıp susuzluğumuzu saniyeler içinde dindirebiliyoruz. Acıktığımızda yiyeceğe ulaşıyor; üşüdüğümüzde ısınıp, bunaldığımızda serinleyebiliyoruz. Bir yere gitmek istediğimizde günlerce yol yürümek zorunda kalmıyoruz. Bütün bunlar bize o kadar sıradan geliyor ki, çoğunun birer lütuf olduğunu düşünmüyoruz bile.

Halbuki tarihteki nice krallar, hükümdarlar ve kudretli zenginler, bugün bizim en sıradan gördüğümüz imkânlara dahi sahip değildi. Firavun ve hazinelerinin anahtarlarını taşımakta zorlanan Karun, bugünün bir tüccarının sahip olduğu basit bir çek veya senedin böylesi külfetlere ihtiyaç bırakmadığını bilmiyordu. İhtişamıyla anılan İran Kisrası, evlerimizdeki bir koltuk takımının kendi tahtından çok daha konforlu olabileceğini hayal dahi edemezdi. Kölelerine yelpaze sallatan Roma Kayseri, tek bir tuşla çalışan klimaları göremeden bu dünyadan göçtü. Cam kavanozlarda soğuk su içebildiği için gıpta edilen Bizans İmparatoru Herakleios, evlerimizde saniyeler içinde suyu soğutan sebilleri hiç tatmadı. Banyosunda sıcak ve soğuk suyu kölelerine karıştırtarak ılıtan Sultan Mansur ise sıcaklığını dilediğimiz gibi ayarladığımız modern şofbenleri aklından bile geçirememişti.

Geçmişte aylar süren hac yolculukları ve develerle yapılan yorucu seferler; bugün klimalı uçaklar ve konforlu vasıtalarla saatler içinde tamamlanıyor. Ulaşılması aylar alan haberler ve bilgiler saniyeler içinde elimizin altına geliyor; dünyanın öbür ucundaki bir insanla anında sesli ve görüntülü konuşabiliyoruz.

Evlerimizde temiz su, ısınma, serinleme ve yiyecekleri uzun süre muhafaza etme imkânımız var. Fakat insanın imtihanı tam da burada başlıyor: Bir imkâna alıştığımızda, onu artık nimet olarak görmemeye başlıyoruz. Hep daha fazlasını, daha yenisini, daha büyüğünü ve daha konforlusunu arzuluyoruz. Elimizdekine şükretmek yerine, gözümüzü sürekli sahip olamadıklarımıza dikiyoruz. Böylece sahip olduğumuz sayısız nimetin şükrünü unuturken, olmayanların eksikliğiyle huzursuz oluyoruz.

Oysa geçmişin hükümdarlarının hayal dahi edemediği bir zenginliğin içindeyiz. Peki buna rağmen gönlümüz neden tatmin olmuyor? Neden imkânlarımız çoğaldıkça kanaatimiz ve şükrümüz aynı nispette artmıyor? Çünkü insan, nimetin kendisine odaklanıp o nimeti asıl Bahşeden’e bakmayı unutuyor.

Nimet, yalnızca sahip olunan nesneden ibaret değildir; asıl nimet, onun Allah’tan geldiğini bilmektir. Bir bardak su sadece su değildir; ona ulaşabilmek, susuzluğu hissedebilmek ve o suyla ferahlayabilmek başlı başına bir lütuftur. Sağlık, yalnızca hastalığın yokluğu değil; sıhhatin değerini idrak edebilmektir. Görmek, sadece gözlerin açık olması değil; görülen her şeyin ardındaki ilahi kudreti fark edebilmektir. Evimiz dört duvardan ibaret değildir; içinde emniyet ve huzurla uyuyabilmek büyük bir nimettir. İnsan çoğu zaman büyük beklentilerin peşinde koşarken, hayatını kuşatan küçük lütufları gözden kaçırır.

İnsan genellikle sahip olduklarını kaybettiğinde onların değerini anlar. Sağlık elden gidince sıhhatin, vakit daralınca boş geçen anların, bir yakınımız vefat edince onun varlığının, yürüyemez hale gelince atılan tek bir adımın kıymeti anlaşılır. Fakat Müslüman, nimetin değerini onu kaybettikten sonra değil, elindeyken bilip şükreden kimsedir. Çünkü nimetin devamı şükre, şükrün hakikati ise nimeti Allah’tan bilmeye bağlıdır.

Bugün konfor var fakat gönül darlığı var; zenginlik var fakat huzur eksik. Kalp dünyaya bağlandıkça insanın iç huzuru azalıyor. Bu girdaptan tek çıkış yolu ise hakiki şükürdür. Şükür, yalnızca dille “Elhamdülillah” demekle sınırlı değildir. Gerçek şükür; nimeti Allah’tan bilmek, onu O’nun razı olduğu istikamette kullanmak, günaha vasıta kılmamak ve verilen her imkânla daha güzel bir kul olmaya gayret etmektir. Şükrün özü, nimetin insanı Allah’tan uzaklaştırması değil, bilakis O’na yakınlaştırmasıdır.

Bu sebeple, nimetlerin çokluğundan evvel şükrümüzün azlığını tefekkür etmeliyiz. Gözümüzü sürekli yukarılara dikmek yerine elimizdeki lütuflara bakmalıyız. Zira insan sahip olmadıklarına baktıkça fakirleşir; sahip olduklarının kıymetine vardıkça zenginleşir. En büyük zenginlik, elindekinin Allah’tan geldiğini bilmek ve O’nun takdirine rıza göstermektir.

*Allah’ım! Bize bahşettiğin sayısız nimetten ötürü Sana layık olduğun şekilde hamdediyoruz. Bizi nimetlerini görmezden gelenlerden, onları küçümseyenlerden ve elindeki imkânlar sebebiyle Seni unutanlardan eyleme. Bize lütuflarını fark etmeyi ve nimetlerin içinde nimetin Sahibini daima hatırlamayı nasip eyle. Kalplerimizi kanaatle, dillerimizi şükürle, amellerimizi ihlasla tezyin et. Verdiğin nimetleri Sana isyan için değil, rızana uygun bir kulluk için sarf edebilmeyi bizlere lütfeyle. Bizleri bağışla ve lütfettiğin nimetlerle Sana daha iyi bir kul olabilmeyi nasip et. Âmin.*
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt