V
Çevrimdışı
Şeyhülislam İbn Teymiyye’nin cehalet özrü konusundaki görüşü, onun eserleri birlikte incelendiğinde daha açık şekilde anlaşılır. Onun yaklaşımında temel ayrım şudur: Bir sözün veya amelin küfür olması başka bir şeydir; o sözü söyleyen veya o ameli yapan belirli bir kişinin kâfir olduğuna hükmetmek ise başka bir şeydir. İbn Teymiyye, bu iki meseleyi birbirinden ayırmış ve kişiler hakkında hüküm verirken hüccetin ulaşmasını temel bir şart olarak kabul etmiştir.
İbn Teymiyye bazı eserlerinde, dinin açık, zahir ve Müslümanlar tarafından bilinen hükümlerinden birini inkâr eden kişinin durumunun ağır olduğunu belirtir. Çünkü burada mesele sadece günah işlemek değil, Allah’ın ve Rasulü’nün kesin olarak bildirdiği bir hükmü reddetmektir. Örneğin hırsızlığın veya içkinin haram olmadığını savunmak, bu hükümlerin dinde açıkça bilinmesinden dolayı büyük bir inkâr anlamına gelir.
Ancak İbn Teymiyye’nin diğer açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, onun bu hükmü her kişiye doğrudan uygulamadığı görülür. O, bir kimseye küfür hükmü vermeden önce ona delilin ulaştırılmasını, meselenin açıklanmasını ve kişinin buna rağmen bilinçli şekilde inkâr edip etmediğinin ortaya çıkmasını şart koşar.
İbn Teymiyye, kendisine hüccet ulaşmamış kimse ile kendisine hak açıklandıktan sonra inat eden kimse arasında fark gözetmiştir. Ona göre İslam’a yeni girmiş, dinin hükümlerini henüz öğrenmemiş veya İslam bilgisinin ulaşmadığı uzak bölgelerde yaşayan bir kimse, açık bir hükmü bilmeden yanlış bir görüşe sahip olabilir. Böyle bir kişinin durumu, kendisine gerçek ulaştığı halde onu reddeden kişinin durumu ile aynı değildir.
Bu konuda verdiği en önemli örneklerden biri sahabeden Kudâme bin Maz’un meselesidir. Kudâme radıyallahu anh, içkinin helal olduğunu savunmamış, fakat Maide Suresi 93. ayetini yanlış yorumlayarak iman edip salih amel işleyen kimselerin içtiklerinden dolayı sorumlu olmayacağını düşünmüştür. Onun hatası, ayetin anlamını yanlış değerlendirmesinden kaynaklanan bir tevil hatasıdır. Kendisine mesele açıklandığında bu görüşünden dönmüştür. Bu sebeple sahabe, onun hakkında hemen tekfir hükmü vermemiştir.
İbn Teymiyye’nin burada ortaya koyduğu önemli prensip şudur: Bir kişi bazen yanlış bir görüşe sahip olabilir; ancak bu yanlışlığın küfür olup olmadığı ve kişinin bu sebeple tekfir edilip edilmeyeceği, onun durumuna, bilgisine, niyetine ve kendisine delilin ulaşıp ulaşmadığına bağlıdır.
Bununla birlikte İbn Teymiyye, cehaleti sınırsız bir mazeret olarak görmez. Ona göre öğrenme imkânı bulunan, hakka ulaşabilecek yolları açık olan ve buna rağmen araştırmayan kimsenin cehaleti mazeret değildir. Mazeret olan cehalet; kişinin hakka ulaşmak için imkânlarını kullandığı halde, içinde bulunduğu şartlar sebebiyle bilgiye ulaşamaması veya kendisine doğru açıklamanın ulaşmaması durumudur.
Ayrıca İbn Teymiyye, helal-haram meseleleri ile tevhid ve büyük şirk meselelerini birbirinden ayırır. Helal ve haram konularında bazı kimselerin cehalet, yanlış anlama veya tevil sebebiyle mazur olabileceğini açıklarken; Allah’a ibadette ortak koşmak gibi tevhidin temel esaslarını daha farklı bir çerçevede ele alır.
İbn Teymiyye’nin yöntemi iki temel esas üzerine kuruludur: Birincisi, Allah’ın ve Rasulü’nün açık hükümlerini bilinçli olarak reddetmenin büyük bir mesele olmasıdır. İkincisi ise, belirli bir kişi hakkında küfür hükmü vermeden önce hüccetin ikame edilmesi ve kişinin durumunun incelenmesinin gerekliliğidir. Onun görüşü, ne her cehaleti mutlak bir mazeret kabul eder ne de her hatayı sahibini hemen tekfir etmeyi gerektirir.
İbn Teymiyye bazı eserlerinde, dinin açık, zahir ve Müslümanlar tarafından bilinen hükümlerinden birini inkâr eden kişinin durumunun ağır olduğunu belirtir. Çünkü burada mesele sadece günah işlemek değil, Allah’ın ve Rasulü’nün kesin olarak bildirdiği bir hükmü reddetmektir. Örneğin hırsızlığın veya içkinin haram olmadığını savunmak, bu hükümlerin dinde açıkça bilinmesinden dolayı büyük bir inkâr anlamına gelir.
Ancak İbn Teymiyye’nin diğer açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, onun bu hükmü her kişiye doğrudan uygulamadığı görülür. O, bir kimseye küfür hükmü vermeden önce ona delilin ulaştırılmasını, meselenin açıklanmasını ve kişinin buna rağmen bilinçli şekilde inkâr edip etmediğinin ortaya çıkmasını şart koşar.
İbn Teymiyye, kendisine hüccet ulaşmamış kimse ile kendisine hak açıklandıktan sonra inat eden kimse arasında fark gözetmiştir. Ona göre İslam’a yeni girmiş, dinin hükümlerini henüz öğrenmemiş veya İslam bilgisinin ulaşmadığı uzak bölgelerde yaşayan bir kimse, açık bir hükmü bilmeden yanlış bir görüşe sahip olabilir. Böyle bir kişinin durumu, kendisine gerçek ulaştığı halde onu reddeden kişinin durumu ile aynı değildir.
Bu konuda verdiği en önemli örneklerden biri sahabeden Kudâme bin Maz’un meselesidir. Kudâme radıyallahu anh, içkinin helal olduğunu savunmamış, fakat Maide Suresi 93. ayetini yanlış yorumlayarak iman edip salih amel işleyen kimselerin içtiklerinden dolayı sorumlu olmayacağını düşünmüştür. Onun hatası, ayetin anlamını yanlış değerlendirmesinden kaynaklanan bir tevil hatasıdır. Kendisine mesele açıklandığında bu görüşünden dönmüştür. Bu sebeple sahabe, onun hakkında hemen tekfir hükmü vermemiştir.
İbn Teymiyye’nin burada ortaya koyduğu önemli prensip şudur: Bir kişi bazen yanlış bir görüşe sahip olabilir; ancak bu yanlışlığın küfür olup olmadığı ve kişinin bu sebeple tekfir edilip edilmeyeceği, onun durumuna, bilgisine, niyetine ve kendisine delilin ulaşıp ulaşmadığına bağlıdır.
Bununla birlikte İbn Teymiyye, cehaleti sınırsız bir mazeret olarak görmez. Ona göre öğrenme imkânı bulunan, hakka ulaşabilecek yolları açık olan ve buna rağmen araştırmayan kimsenin cehaleti mazeret değildir. Mazeret olan cehalet; kişinin hakka ulaşmak için imkânlarını kullandığı halde, içinde bulunduğu şartlar sebebiyle bilgiye ulaşamaması veya kendisine doğru açıklamanın ulaşmaması durumudur.
Ayrıca İbn Teymiyye, helal-haram meseleleri ile tevhid ve büyük şirk meselelerini birbirinden ayırır. Helal ve haram konularında bazı kimselerin cehalet, yanlış anlama veya tevil sebebiyle mazur olabileceğini açıklarken; Allah’a ibadette ortak koşmak gibi tevhidin temel esaslarını daha farklı bir çerçevede ele alır.
İbn Teymiyye’nin yöntemi iki temel esas üzerine kuruludur: Birincisi, Allah’ın ve Rasulü’nün açık hükümlerini bilinçli olarak reddetmenin büyük bir mesele olmasıdır. İkincisi ise, belirli bir kişi hakkında küfür hükmü vermeden önce hüccetin ikame edilmesi ve kişinin durumunun incelenmesinin gerekliliğidir. Onun görüşü, ne her cehaleti mutlak bir mazeret kabul eder ne de her hatayı sahibini hemen tekfir etmeyi gerektirir.

