Makale SİYÂSET

Necati Koçkesen

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
SİYÂSET

Birileri bana diyorlarki (bu birileri de câmi imamlarıdır): "Hocam, bâzen siyâset yapıyorsunuz, siyâset yapmasanızda bizlere namaz ahkâmından, oruç ahkâmından, zekat ve hac ahkâmından bahsetseniz, bizler de sizin bu ilminizden istifâde etsek."

Zavallılar, siyâsetin de arapça ve islâmî bir kelime olduğunu bilmiyorlar. Halbuki siyâset sözlük anlamı ile; “bir nesneyi düzgün ve iyi durumda bulunması için özenle gözetip korumak; hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelir.

Terim olarak ise siyâset, “toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı” şeklinde tanımlanır (Fîrûzâbâdî, Ḳāmûsü’l-muḥîṭ, “svs” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “svs” md.; Kāmus Tercemesi, II, 938-939)

Dînî bir terim olarak ise siyâset; kamu otoritesinin (İmamın, Halîfenin) yönetilen topluluğun yararına olacak ve dinin genel ilkelerine ters düşmeyecek düzenlemeler ve bu çerçevede uygulamalar yapma yetkisini ifade eder.

İslam âlimleri siyâset kavramını genellikle, "İnsanları dünyevi ve uhrevi saadete ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir" şeklinde târif ederler. (Bakınız: İbn-i Kayyım El Cezviyye- Et Turuku'l Hükmiyye Fi Siyaseti'ş Şer'iyye)

İbn-i Abidin rahimehullah ise siyâseti anlatırken şöyle der:

"Siyaset ağır bir şeriat olup, iki nevidir.

Siyaset-i zalime: Halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır.

Siyaset-i âdile: Halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulum ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden siyasettir ki, şeriattan sayılır." (İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst.: 1983 C: 8, Sh: 186)

İbn Âbidîn rahmetullâhi aleyh yine şöyle der: “Âlemin bekası için fesad unsurlarının ortadan kaldırılması, şeriatın iman kaidelerinden sonra en önemli ilkesini teşkil eder” (Reddü’l-muḥtâr, IV, 15)

Demekki neymiş? Siyâset şer'î bir kavrammış ve şeriattan sayılıyormuş.

İşte biz bugün, Müslüman olduğunu iddiâ ederek, Müslümanları küfür sistem ve yasaları ile idâre etmeye kalkanları siyâset-i şer'iyyeyi hatırlatarak uyarıyoruz ve diyoruz ki:

Kur'an'ın ve sünnetin açık beyanlarına göre, islâm âlimlerinin siyâset-i âdile tariflerine göre sizlerin yaptığı siyâsetin islamla, îmanla bir ilgisi yoktur. Sizin uygulamaya çalıştığınız siyâset hem siyâset-i zâlime, hem siyâset-i küfür, hem de siyâset-i şirktir. Kendinize gelin, henüz tevbe etme imkânınız varken tevbe edin ve islâma dönün. Şâyet bunu yapmazsanız, yârın huzur-u ilâhîye vardığınız zaman şöyle diyenlerden olacaksınız:

يَا لَيْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا

"…Eyvah bize!.. Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e itaat etseydik." (Ahâzb; 66)

Müslümanları küfür yasa ve kanunlarla idâre etmeye kalkanları destekleyenlere, onları alkışlayanlara da diyoruz ki:
Bakın, sizler hem Müslüman olduğunuzu iddiâ ediyorsunuz hem de Kur'an'ın ve sünnetin reddettiği siyâset-i zâlime ile idâre edenleri, küfür yasa ve kanunları kabul edenleri, kabul etmekle kalmayıp daha birçok küfür yasa ve kanun çıkaranları destekliyerek onların durumuna düşüyorsunuz. Zîra zulmü desteklemek zulümdür. Küfrü desteklemek küfürdür. Sizler de yol yakınken, henüz tevbe etme imkânınız ve fırsatınız varken tevbe edin ve dönün. Yoksa yarın sizler de huzur-u ilâhîye vardığınız zaman şöyle diyenlerden olacaksınız:

وَقَالُوا رَبَّنَٓا اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُـبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّب۪يلَا ﴿٦٧﴾ رَبَّنَٓا اٰتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْناً كَب۪يراً۟ ﴿٦٨﴾

"Ey Rabbimiz!.. Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar' diyeceklerdir. Ey Rabbimiz!.. Onlara (liderlerimize ) azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lanetle rahmetinden kov!.." (El Ahzab Suresi, 67-68)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerinde kendilerine yardımcı olmazsa, bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır" (Tac Tercemesi- İst.: 1973 C: 3, S: 100 Mad. No: 168)

Bakın, sizlerin de çok sevdiğiniz Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın hocası Molla Hüsrev (rahimehullah) da bu konuda diyor ki:
"Bir kimse başkasına küfür ahkamı ile hükmetmek için azm eylese, sırf bu azmi sebebiyle kafir olur. Şayet bu kimse kelime-i küfrü konuşsa ve bir cemaatte o konuşulan sözü kabul eylese, o cemaatin hepsi kafir olur" (Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam- İst.: C: 1, Sh: 324)

Bizler sizlere kötülük yapmıyoruz. Tam aksine sizleri düştüğünüz bataklıktan kurtarmak için sizlere elimizi uzatıyoruz. Ve bizler sizlere hakkı gösterip bâtıldan uzaklaştırmak isterken Allah'ın şu emrine göre hareket ediyoruz:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿١٠٤﴾

" İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Âl-i İmrân : 104)
Ve yine bizler sizleri îkâz ederken, uyarırken, sizlerin kurtulmanıza sebep olmak isterken Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şu emrini uyguluyoruz:

مَنْ رَأَى مِنْكُم مُنْكراً فَلْيغيِّرْهُ بِيَدهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطعْ فبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبقَلبهِ وَذَلَكَ أَضْعَفُ الإِيمانِ » رواه مسلم

“Sizlerden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şu buyruğu da bizim uyduğumuz düsturlardandır:

وَالَّذِي نَفسِي بِيَدِه، لَتَأْمُرُنَّ بِالمَعرُوف، وَلَتَنهَوُنَّ عَنِ المُنْكَر؛ أَو لَيُوشِكَنَّ الله أَن يَبْعَثَ عَلَيكُم عِقَاباً مِنْه، ثُمَّ تَدعُونَه فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُم

"Nefsim (canım) elinde olan Allah'a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah yakında sizin üzerinize öyle bir bela gönderir de sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul edilmez." (Tirmizî, Fiten 9)
Ey bana; "hocam siyâset yapmasanız, bize namaz ahkâmından, oruç, zekat, hac ahkâmından bahsetseniz de sizden istifâde etsek" diyen hocalar! Görüldüğü gibi ben Allah'ın kitabındaki, peygamberin hadislerindeki emirlere göre hareket etmeye gayret ederek siyâset-i şer'iyyede bulunuyorum.

Sizler ise, sizlere maaş verip; "abdestten, gusülden, namazdan, oruçtan, zekattan, hacdan bahsedebilirsiniz. Ama îtikâdî konulara girmeyin. Cezâî hükümlerden, tâgutlarla ilgili âyetlerden bahsetmeyin. Yoksa sizleri görevden alırım, maaşlarınızı keserim" diyenlerin emirlerine göre hareket ediyorsunuz.

Sizler kürsülerden, minberlerden halka hitap ederken, "fâiz haramdır, fâiz almayın, zinâ haramdır, zinâ yapmayın, zulüm haramdır, zulmetmeyin" diyorsunuz da, bir defa olsun;

"Ey idâreciler! Fâiz haramdır, fâizi meşru kılarak Allah'a isyan ediyor ve başkaldırıyorsunuz, zinâ haramdır, genelevlerine ruhsat vererek insanlara zinâ ettirip Allah'a isyan ediyor ve başkaldırıyorsunuz, kumar haramdır, kumarı meşru kılarak, üstelik adına da 'millî piyango' diyerek kumarı devlet eliyle oynatarak Allah'a isyan ediyor ve başkaldırıyorsunuz, Allah'ın hükümlerini kaldırıp onun yerine kendi aklınıza göre yasalar ve kanunlar çıkararak Allah'a isyan ediyor ve başkaldırıyorsunuz" dediniz mi hiç?

Diyemezsiniz. Çünkü sizler bunları dememek için maaş alıyorsunuz. Size maaş verenlerin izin verdiği kadar, Müslümanları uyutmak için maaş alıyorsunuz. Sizlerin yapmadığı şeyleri yapanları yâni islâmı her yönüyle anlatmaya çalışanları, 100 seneye yakın bir zamandan beri uyutulan insanları uyandırmak isteyenleri de siyâset yapmakla suçluyorsunuz. Suçluyorsunuz çünkü bizler sizlerin anlatamadıklarınızı anlattığımız zaman foyalarınızın açığa çıkmasından korkuyorsunuz. Uyanan insanların katında îtibârınızın yok olup gitmesinden korkuyorsunuz.

Korkmaya devam edin o zaman. Çünkü bizler Allah'ın izni ve yardımı ile hak bildiğimiz yoldan aslâ dönmeyeceğiz.

Esselâmu aleyküm menittebeal hüdâ.
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt