Tevhid Mizanında Muhammed Mardininin Şirkleri

M Çevrimdışı

Mucahid Usame

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
1774980747173.png


İslam’ın özü ve temeli tevhiddir. Tevhid; sadece Allah’ın varlığına inanmak değil, ibadetin, duanın, yönelişin ve yardım talebinin yalnızca O’na tahsis edilmesidir. Bu hakikat, Selef-i Sâlihîn tarafından en saf ve en açık şekilde yaşanmış ve sonraki nesillere aktarılmıştır. Onlar dini, ne eksilterek ne de artırarak, olduğu gibi muhafaza etmişlerdir.


Bu ölçü esas alındığında, Muhammed Mardini’ye nispet edilen bazı anlayış ve uygulamalar, Selefî perspektiften ciddi şirk konusu olmuştur. Bu eleştiriler, doğrudan şahsın hükmünden ziyade; ortaya konulan pratiklerin tevhid çizgisiyle uyuşmadığından dolayı yapılmıştır.


Selef-i Sâlihîn’e göre dua ve yardım talebi yalnızca Allah’a yapılır. Buna rağmen bazı uygulamalarda kabirlerden medet umma, vefat etmiş kimselerden yardım isteme veya aracı kılma gibi pratiklerin yer aldığı görülmektedir. Bu tür yaklaşımlar, tevhidin safiyetini zedeleyebilecek kapılar olarak değerlendirilmiş ve selef âlimleri tarafından şiddetle uyarılmıştır. Çünkü Allah ile kul arasına herhangi bir varlığı ibadet veya dua bağlamında dahil etmek, zamanla insanı büyük sapmalara sürükleyebilecek bir yoldur.Bu durum tartışmasız insanı müşrik yapar


Bununla birlikte, salih kimselere karşı aşırı yüceltme (gulüv) de Selefî anlayışta reddedilen bir diğer husustur. İslam, salihleri sevmeyi emreder; ancak onları insanüstü özelliklerle donatmayı, gaybı bildiklerini ima etmeyi veya dua ve yönelişin merkezine yerleştirmeyi kabul etmez. Bu tür yaklaşımlarda, tevhid ile bağdaşmayan bir anlayışın kapısını araladağından şirktir.


Öte yandan dinde sonradan ortaya çıkan uygulamalar da bid’at kapsamında değerlendirilmiştir. İbadetlerin şekli ve sınırı vahiy ile belirlenmiştir. Bu nedenle din adına yeni ritüeller oluşturmak, belirli şahıslar etrafında şekillenen uygulamalar geliştirmek veya aslı olmayan dini pratikler ihdas etmek, Selef-i Sâlihîn’in yolu ile bağdaşmaz ve şirk olarak tanımlanır. Onlara göre din tamamlanmıştır ve bu tamamlanmışlığa yapılan her ilave, aslında bir eksiklik iddiası anlamına gelir.


Tüm bu çerçevede, Muhammed Mardin hakkında dile getirilen eleştiriler, onun şahsını hedef almaktan ziyade; ona nispet edilen uygulamaların tevhid ve sünnet ölçüsüne uygunluğu üzerinden yapılmaktadır. Selefî yaklaşımın temel gayesi kişileri değil, inançları ve amelleri Kur’an ve sünnet terazisinde tartmaktır.Bu perspektifte kendisinin müşrük sınıfında olduğu söylenebilir


Çünkü hak ile batıl karışmaz. Tevhid ya vardır ya yoktur. Dinin ölçüsü şahıslar değil, vahyin kendisidir.


Nitekim Abdullah bin Mesud şöyle demiştir: Orta yolu tutunuz, sünnete sarılınız. Bid’atlerden sakınınız; çünkü az da olsa sünnet üzere olmak, çok da olsa bid’at üzere olmaktan hayırlıdır.”

 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt