Kelime-i Tevhid ( Lâ ilâhe illallâh, Muhammedun Rasûlullâh ), kuru bir telaffuzdan ibaret olmayıp hem kalbî tasdiki, hem dili, hem de azalarla ameli içine alan bir ahiddir. Selef-i Salihîn uleması, Kitâb ve Sunnet’ten istinbat ederek bu kelimenin sahibini cehennemden ebeden veya tamamen muhafaza etmesi için şartlar ve rukunlar belirlemiştir.
Kelime-i Tevhid (Lâ ilâhe illallâh, Muhammedun Rasûlullâh), dille kuru bir telaffuzdan ibaret olmayıp kalbin tasdikini, zihnin idrakini ve azaların teslimiyetini içine alan kûllî bir ahiddir. Selef-i Sâlihîn uleması, Kitâb ve Sunnet nasslarını istikrâ (derinlemesine araştırma) yoluyla tetkik ederek bu kelimenin sahibine fayda vermesi, onu küfürden koruyup ebedî cehennemden kurtarması için yerine getirilmesi gereken kabul şartlarını belirlemiştir.
Tevhid Kelimesinin Kabul ve Sıhhat Şartları (8 Şart ve Delilleri)
1- el-İlm (İlim)
Manasını, neyi nefyedip neyi isbat ettiğini cehalete yer bırakmayacak şekilde bilmektir.
فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ
"Bil ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur..." (Muhammed, 19)
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ سَالِمٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَوْسٍ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عُثْمَانَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ مَاتَ وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، دَخَلَ الْجَنَّةَ
Bize Ubeydullâh b. Muâz el-Anberî rivâyet etti, dedi ki: Bize babam rivâyet etti, dedi ki: Bize Şu'be rivâyet etti, Nu'mân b. Sâlim’den, Amr b. Evs’ten, Ebû Eyyûb’dan, O da Halife Osman b. Affân’dan (radıyallâhu anh) nakletti;
Osman b. Affân (radıyallâhu anh) anlatıyor:
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Allah'tan başka hak ilâh olmadığını bilerek (ilim sahibi olarak) vefat ederse cennete girer."
(Muslim, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Men Mâte Yâ'lemu Ennehû Lâ İlâhe İllallâh Dehale'l-Cenneh, C. 1, Sf: 55 – 56, Hadis no: 26)
Hadis sahihtir; İmam Muslim'in Sahîh'inde şartlarına muvafık olarak tahric ettiği senedi muttasıl ve sahih bir rivâyettir.
2- el-Yakîn (Şubhesiz İman)
Kişinin kelime-i tevhide kalbinde zerre kadar şekk, kuruntu veya tereddüt barındırmaksızın kesin bir niyetle inanmasıdır; şekkin zıddıdır.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا
"Mûminler ancak O kimselerdir ki, Allah'a ve Rasûlüne iman etmiş, sonra da asla şubheye düşmemişlerdir..." (Hucurât, 15)
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، لَا يَلْقَى اللَّهَ بِهِمَا عَبْدٌ غَيْرَ شَاكٍّ فِيهِمَا، إِلَّا دَخَلَ الْجَنَّةَ
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti, dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti, A'meş’ten, Ebû Sâlih’ten, O da Ebû Hurayra’den (radıyallâhu anh) nakletti;
Ebû Hurayra (radıyallâhu anh) anlatıyor:
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah'tan başka hak mabud olmadığına ve benim de Allah'ın Rasûlü olduğuma şehâdet ederim. Bu iki esasta en küçük bir şubheye düşmeksizin Allah'ın huzuruna varan bir kul, muhakkak cennete girer."
(Muslim, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Men Lekiyallâhe bi'l-Îmâni Gayre Şâkkin Fîhi Dehale'l-Cenneh, C. 1, Sf: 56 – 57, Hadis no: 27)
Hadis, ravileri sika ve hafız olan muttefekun aleyh kuvvete sahib sahih bir rivâyettir.
3- el-Kabul (Kabul)
Bu kelimenin gerektirdiği ahkâmı, tevhid esaslarını ve şeriatı lisanen ve kalben bütünüyle kabullenmektir; kibrin ve reddin zıddıdır.
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
"Çünkü Onlara: 'Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur' denildiği zaman kibirlenerek büyüklük taslarlardı." (Sâffât 35)
4- el-İnkıyâd (Boyun Eğmek ve Teslimiyet)
Tevhidin hakikatini amele dökerek zahiren Allah Azze ve Celle'nin emirlerine bağlanmak, şeriata râm olmaktır; amelsiz yüz çevirmenin zıddıdır.
وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ
"Kim ihsan mertebesinde (taat ve kulluk şuuruyla) vechini Allah'a teslim ederse, muhakkak O kopması mümkün olmayan sağlam kulpa (tevhide) sarılmıştır..." (Lukmân 22)
5- es-Sıdk (Doğruluk)
Dille ikrar edilen tevhidin kalpteki ihlas ve kanaatle mutabık olmasıdır; nifakın ve yalanın zıddıdır.
الم أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
"Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, sadece 'İman ettik' demekle bırakılacaklarını ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun ki Biz, Onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru olanları bilir ve elbette yalancıları da bilir." (Ankebût, 1 – 3)
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمُعَاذٌ رَدِيفُهُ عَلَى الرَّحْلِ قَالَ: مَا مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ، إِلَّا حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ
Bize İshâk b. İbrâhîm rivâyet etti, dedi ki: Bize Muâz b. Hişâm rivâyet etti, dedi ki: Bana babam Katâde’den, O da Enes b. Mâlik’ten (radıyallâhu anh) nakletti;
Enes b. Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor:
Muâz b. Cebel (radıyallâhu anh) binitte Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında iken Rasûlullah şöyle buyurdu: "Kim kalbinden bütünüyle tasdik ederek sadakatle (sıdk üzere) 'Allah'tan başka hak mabud yoktur ve Muhammed O'nun Rasûlüdür' derse, Allah Onu cehennem ateşine haram kılar."
(Buhârî, Kitâbu'l-İlm, Bâbu Men Hassa bi'l-İlmi Kavmen Dûne Kavmin, C. 1, Sf: 39 – 40, Hadis no: 128; Muslim, Kitâbu'l-Îmân, C. 1, Sf: 61 – 62, Hadis no: 32)
Hadis muttefekun aleyhtir; İmam el-Buhârî ve İmam Muslim'in Sahîh'lerinde tahrîc ettikleri sahih bir nassdır.
6- el-İhlâs (Samimiyet / Katıksızlık)
Kulluğu şirkten, riyadan, süm'adan ve nefsânî ortaklıklardan tamamen temizleyip sırf Allah'ın rıdası için îfâ etmektir.
أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ
"Dikkat edin, katıksız ve halis olan din yalnız Allah'ındır..." (Zumer Sûresi, 3)
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عِتْبَانَ بْنِ مَالِكٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَى النَّارِ مَنْ قَالَ: لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، يَبْتَغِي بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ
Bize Abdulazîz b. Abdillâh rivâyet etti, dedi ki: Bana İbrâhîm b. Sa'd rivâyet etti, İbn Şihâb ez-Zuhrî’den, Mahmûd b. er-Rebî' el-Ensârî’den, O da Sahabî Itbân b. Mâlik’ten (radıyallâhu anh) nakletti;
Itbân b. Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor;
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Şubhesiz Allah, yalnızca Allah'ın vechini (rıdasını) gözeterek 'Lâ ilâhe illallâh' diyen kimseyi cehennem ateşine haram kılmıştır."
(Buhârî, Kitâbu's-Salât, Bâbu'l-Mesâcid fi'l-Buyût, C. 1, Sf: 93 – 94, Hadis no: 425; Muslim, Kitâbu'l-Mesâcid, Hadis no: 33)
Hadis, Kutub-i Sitte'nin en muteber tabakalarında yer alan muttefekun aleyh sahih bir rivâyettir.
7- el-Mahabbet (Sevgi)
Tevhid kelimesini, bu kelimenin işaret ettiği tevhid ehlini, Allah'ı ve O'nun şeriatını her şeyden çok sevmek; şirki ve ehlini ise buğzetmektir.
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ ۖ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ
"İnsanlardan kimi de Allah'tan başka ortaklar edinirler de Onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir..." (Bakara 165)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ)، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلَاوَةَ الإِيمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وَأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ
Bize Muhammed b. el-Musennâ rivâyet etti, dedi ki: Bize Abdulvehhâb es-Sekafî rivâyet etti, Eyyûb’dan, Ebû Kılâbe’den, O da Enes b. Mâlik’ten (radıyallâhu anh) nakletti;
Enes b. Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor;
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Üç haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa O imanın tadını alır: Allah ve Rasûlü'nün kendisine her şeyden daha sevimli olması, sevdiği kimseyi sırf Allah rıdası için sevmesi ve ateşe atılmaktan nasıl korkuyorsa küfre dönmekten de öylece nefret etmesi."
(Buhârî, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Halâveti'l-Îmân, C. 1, Sf: 14 – 15, Hadis no: 16; Muslim, Kitâbu'l-Îmân, Hadis no: 43)
Hadis muttefekun aleyhtir; imanın hakikatine ve sevgi esasına delalet eden sahih bir nassdır.
8- el-Kufru bi't-Tâğût (Tâğûtu ve Bâtıl Mabudları Reddetmek)
Allah'tan gayrı tapınılan, itaatte haddi aşan, teşri (hüküm koyma) salahiyeti iddia eden sahte ilahları, düzenleri ve tağutları bâtıl bilip tekfir ederek reddetmektir. Bu, kelimedeki "Lâ ilâhe" nefyinin bizzat kendisidir.
فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انْفِصَامَ لَهَا ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
"...Artık kim tâğûtu inkâr edip Allah'a inanırsa, şubhesiz O kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa (el-urvetu'l-vuskâ / tevhide) sarılmıştır. Allah Semî'dir, Alîm'dir." (Bakara 256)
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ
"Andolsun ki biz, her ummete: 'Yalnızca Allah'a kulluk edin ve tâğûttan kaçının' diye bir rasûl gönderdik..." (Nahl 36)
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الْأَشْجَعِيِّ، عَنْ أَبِيهِ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ، حَرُمَ مَالُهُ وَدَمُهُ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Fudayl rivâyet etti, Ebû Mâlik el-Eşcaî’den, O da babasından (radıyallâhu anh) nakletti;
Târık b. Eşyem el-Eşcaî (radıyallâhu anh) anlatıyor;
Rasûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: "Kim 'Lâ ilâhe illallâh' der ve Allah'tan başka ibadet edilenleri inkâr edip reddederse, Onun malı ve kanı dokunulmaz olur; hesabı ise Allah'a aittir."
(Muslim, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu'l-Emri bi Kıtâli'n-Nâs Hatta Yekûlû Lâ İlâhe İllallâh, C. 1, Sf: 53 – 54, Hadis no: 23)
Hadis sahihtir; İmam Muslim'in Sahîh'inde yer alan, nefy ve isbat dengesini kuran açık bir hükümdür.
Salih Amellerin Tevhid Şartlarına Dahil Oluşu ve Ulemanın İzahı
İmam ez-Zuhrî, Hasan-ı Basrî ve Selef fukahasının beyanına göre; ameller imanın meyvesi değil, imanın mahiyetinden bir cûzdür. Nitekim ameli bütünüyle terk eden veya farzları küçümseyip umursamayan bir kimsenin ihlas ve inkıyad iddiası geçersizdir.
Vehb b. Munebbih’e (rahimehullâh) "Lâ ilâhe illallâh cennetin anahtarı değil midir?" denildiğinde:
"Evet, öyledir. Lakin her anahtarın dişleri vardır. Dişleri olan anahtarı getirirsen kapı açılır, aksi halde açılmaz."
(Buhârî, Kitâbu'l-Cenâiz, Bâb: 1) cevabını vererek dişlerin salih ameller ve farzlar olduğunu belirtmiştir.
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) ise "Kim 'Lâ ilâhe illallâh' der, Onun hakkını ve farzlarını eda ederse cennete girer" demiştir.
İmanın Amel Şubeleri ve Namazın Terkine Dair Nasslar
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلَالٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ)، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ
Bize Ubeydullâh b. Saîd rivâyet etti, dedi ki: Bize Ebû Âmir el-Akadî rivâyet etti, dedi ki: Bize Suleymân b. Bilâl rivâyet etti, Abdullâh b. Dînâr’dan, Ebû Sâlih’ten, O da Ebû Hurayra’den (radıyallâhu anh) nakletti;
Ebû Hurayra (radıyallâhu anh) anlatıyor;
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "İman yetmiş küsur şubedir. En faziletlisi 'Lâ ilâhe illallâh' sözüdür; en alt derecesi ise yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir."
(Muslim, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Beyâni Şuabi'l-Îmân, C. 1, Sf: 63 – 64, Hadis no: 35; Buhârî, Kitâbu'l-Îmân, Hadis no: 9)
Hadis muttefekun aleyh olup, söz ile amelin imanın şubeleri olarak zikredildiğine kesin delildir.
Sahâbenin amelin terki (bilhassa namaz) hususundaki kavli
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ بِشْرِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ الْعُقَيْلِيِّ (رَحِمَهُ اللَّهُ) قَالَ: كَانَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يَرَوْنَ شَيْئًا مِنَ الأَعْمَالِ تَرْكُهُ كُفْرٌ غَيْرَ الصَّلَاةِ
Bize İbn Ebî Ömer rivâyet etti, dedi ki: Bize Sufyân b. Uyeyne rivâyet etti, Bişr b. Âsım’dan, babasından, O da Tabiî Abdullâh b. Şakîk el-Ukaylî’den (rahimehullâh) nakletti;
Abdullâh b. Şakîk (rahimehullâh) anlatıyor; "Rasûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahâbîleri (radıyallâhu anhum), namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür saymazlardı."
(Tirmizî, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Mâ Câe fî Terki's-Salât, C. 5, Sf: 14 – 15, Hadis no: 2622; Hâkim, el-Mustedrek, C. 1, Sf: 47 – 48, Hadis no: 12)
Senedi sahihtir. İmam et-Tirmizî, Hâkim ve ez-Zehebî tashih etmiştir. Sahabenin bu husustaki icmaî tavrını beyan eder.
Bir Kimse Ne Zaman 'Tevhid Ehli' Kabul Edilir?
Ehli Sunnet göre bir kulun hakiki manada tevhid ehli sayılabilmesi şu 3 ruknûn tahakkukuna bağlıdır:
1- Kalb ile İtikad
Şirkten, nifaktan ve şekkten beri olarak Allah'ın zatını, sıfatlarını ve hükümranlığını birlemek; sahte ilahları (tâğutları) itikaden reddetmek.
2- Dil ile İkrar
Şehâdeti diliyle açıkça telaffuz edip ikrar etmek.
3- Azalar ile İnkıyad (Amel)
Şeriatın emir ve nehiylerine boyun eğmek, namazı ikâme edip farzları yerine getirmeye gayret etmek.
Kişi ameli ve şeriatı toptan reddeder veya bütünüyle yüz çevirirse, kuru bir iddiadan ibaret olan kelime-i tevhidi Onu kurtarmaz. Ancak tevhidi sahih olup, farzların luzumuna inanmasına rağmen tembellikle günaha düşen ve amelde noksanlık gösteren kimse büyük şirk işlemedikçe dinden çıkmaz; imanı nakıs bir mûmindir. Günahı nisbetinde azab görse dahi kalbindeki zerre kadar tevhid sebebiyle cehennemde ebedî kalmaz.
Hulâsatu'l Kavl; kalben şirki terk edip tâğutları reddeden, diliyle şehâdet getiren ve amelen İslam'ın rukûnlerine teslim olup boyun eğen kimse tam manasıyla tevhid ehli kabul edilir.