Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Tezekkür ve Tefekkür

Z Çevrimdışı

Zeyd bin Hârise

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Tezekkür ve Tefekkür


Menazil müellifi der ki:

"Tezekkür, tefekkürün üstünde bir mertebedi r. Çünkü tezekkür isteme, tefekkür ise vücud (var olma) dır."

Yani tefekkür vesileler e başvurmak suretiyle amaçlan elde etmeye çalışmaktır. Nitekim kendisi:

"tefekkürün, amaca ulaşmak için basiretin çaba sarfetmes i olduğunu" söyleyerek bu manaya işaret etmiştir.

"Tezekkür vücuddur" sözüne gelince bunun izahı şudur:

kul tezekkür ve tefekkür ile daha önce unutarak kaybettiği şeyi bulur, yeniden elde eder.

"Zikr" kökünden tefa'ul kalıbında türetilmiş olan tezekkür kelimesi lügat bakımından unutma (nisyan) kelimesin in zıt anlamlısıdır ve:

"zikroluna n şeyin bilinen suretinin kalpte vücut bulması" demektir.

Bu vücut bulmayı ifade için tefa'ul kalıbının tercih edilmiş olması:

- görme (tebassur),

- anlama (tefehhüm) ve

- öğrenme (teallum) gibi basamak basamak meydana geldiği içindir.

Tefekkür mertebesi ne nisbetle tezekkür mertebesi nin konumu, arzu edilen bir şeyin arandıktan sonra elde edilmesin e benzer. Bundan dolayıdır ki, gerek okunan ve gerekse görülen ayetler birer öğüt (zikra) ve hatırlatma (tezkira) olarak anılmaktadır.

Nitekim Cenab-ı Allah ilahi kitaplard an okunan ayetlerin den:

"Andolsun biz Musa'ya hidayet verdik ve İsrailoğullarını kitaba mirasçı kıldık, o akl-ı selim sahipleri için yol gösterici bir öğüttür " (Mü'min, 53,54) ve Kur'an'dan da:

" O (Kur'an) korunanla r için bir öğüttür" (Hakka, 48) şeklinde bahsederk en kainatta müşahede olunan eserlerin e de:

"Üstlerindeki göğe bakmadılar mı ki onu nasıl bina etmiş, nasıl donatmışız. Onda hiçbir çatlak da yoktur! Yeryüzünü de döşedik ve ona sağlam dağlar koyduk. Orada iç açan her türden bitkiler yetiştirdik. Bütün bunları Allah'a yönelen her kulun, basiret gözünü açmak ve (O'na) ibret vermek için (yaptık)" (Kaf, 5-8) ayetiyle dikkat çekmiştir.

Görüldüğü üzere Cenab-ı Allah basiret gözünün açılmasını görmeye, öğüt almayı ise kendisine zikretmey e bağlamıştır. Ayrıca bunları birlikte zikretmiş ve bunların Allah'a yönelen kimselere ait olduğunu bildirmiştir.

Çünkü kul Allah'a yöneldiği zaman O'nun ayet ve ibret eserlerin i görür. Böylece Allah'ın yüceliğini anlamaya çalışır. Allah'a yönelmesi sayesinde ondan yüz çevirmesi, kalp gözünün açılmasıyla körlüğü ve öğüt ile de gafleti zail olur. Çünkü kalp gözünün açılması kendisind en gafil olunan şeyin suretinin kalpte teşekkül etmesine sebep olur.

Bu üç makamın bu şekilde tertip edilmeler i son derece isabetlid ir. Bu üç makamın her biri diğerini destekler, güçlendirir ve sonuca ulaştırır. Allah (c.c) kainatta müşahede olunan görünen ayetleri hakkında da şöyle buyurmakt adır:

"Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onların gücü bunlardan daha fazla idi. Fakat ülkelerinde kaçacak yer aradılar. (Azabımızdan kurtuluş var mı.) Muhakkak ki, bunda, kalbi bulunanla r yahut hazır bulunup kulak verenler için bir öğüt vardır." (Kaf, 36-37)



Bu dünyada insanlar üç çeşittir:

Birincisi: Kalbi ölü olanlar. Kalbi olmayan böylesi insanlar için kainatta bulunan bu ayetler bir öğüt ve bir anlam ifade etmez.

İkincisi: Kalbi diri ve öğüt almaya da hazır, fakat Allah'ın kitabından kainat ayetlerin den bahseden ayetlere kulak vermeyenl erdir. Bu da ya ilahi kitaplard aki ayetlerin kendileri ne ulaşmamış olması veya ulaşmışsa da kalbinin başka şeylerle meşgul olması sebebiyle dir. Bu kişilerin kalpleri bir nevi kayıp olup, ayetleri anlamaya hazır değildir. Kalpleri diri ve aslında müsait olmasına rağmen, başka şeylerle meşgul olduğu için ayetlerde n öğüt alma gerçekleşmez.

Üçüncüsü: Kalbi diri ve müsait olup da kendisine okunan ayetleri can kulağı ile dinleyen ve kalbini onun üzerinde yoğunlaştıranlardır ki bunlar işittiğini anlamakta n başka bir şeyle uğraşmazlar.

İşte Kur'an ve kainat ayetlerin den yararlana n insanlar bunlardır.

Bu üç sınıf insandan:

Birincisi gözü görmeyen kör insan mesabesin de,

İkincisi gören fakat gözünü görmek istediği şeyden başka bir yana diken kimse mesabesin dedir.

Bunların ikisi de görmeleri gereken şeyi görmezler.

Üçüncüsü ise gözünü görmesi gereken şeyden yana çeviren ve ona normal bir uzaklıktan bir müddet bakan kimse gibidir. İşte asıl gören de budur.

Kelamını gönüller için şifa kılan Allah ne kadar yücedir!..

"Bu ayette (Kaf, 36-37) geçen "ev" (yahut) edatının Kur'an'daki yeri ve önemi nedir?" denirse şöyle cevap verilir:

Bu kelimenin kullanılmasında ince bir sır vardır. Biz Zahiri nahivcile rin ileri sürdüğü gibi, onun "vav" harfi manasına kullanılmış olduğunu kabul etmiyoruz .

Şunu bilmelidi r ki, bazı insanlar sıcak, ibret almaya, hüküm ve hikmet çıkarmaya son derece müsait bir kalbe sahip olurlar. Kalpleri onları tezekkür ve ibret almaya sevkeder. Ayetleri işitmek onlar için nur üstüne bir nur olur. Allah'ın en üstün, iman ve basireti en büyük olan mahluku bunlardır. Sanki peygamber in kendileri ne haber verdiği şeyleri gözleriyle görüyor gibidirle r. Ancak onların teferruatını ve çeşitlerini bilmezler .

Nitekim Ebu Bekr es-Sıddık (r.a) ile Peygamber (s.a.v) için şöyle bir misal zikredili r:

"İki adam bir eve girerler. Biri o evin içindeki odaları teferruat gözüyle görür. Diğeri ise evdeki şeyleri gözüyle görmez, detayları fark etmez. Ancak eliyle her tarafa dokunmak suretiyle orada önemli şeyler bulunduğunu anlar, sonra birlikte dışarı çıkarlar. Göremeyen, gören arkadaşına evde neler gördüğünü sorar. Ve daha önce onları dokunarak idrak ettiği için, anlattığı her şeyde arkadaşını tasdik eder. "

İşte bu, sıddıkiyet derecesin in en yüksek mertebesi dir. Allah'ın İman sahibi olan kuluna böyle bir iman lütfetmesini uzak görmemelidir. Çünkü Allah'ın lütuf ve ihsanının sonu yoktur.

İşte böyle bir kalbe sahip olan kimse ayetleri işittiği zaman, kalbinde bulunan basiret nuru artar. Eğer bir kimsenin böyle bir kalbi bulunmaz da, ancak yine de kalbini o ayetlere açar, dikkatle dinlerse, tezekkürü elde eder,

"O'na bol yağmur isabet etmese de hiç olmazsa da çisintisi değer" (Bakara, 265), bu bol yağmur ve çiseleme durumu bütün amellerde ve onlardan elde edilecek olan sonuçlarda söz konusudur .

Nitekim cennet ehli de mukarrebl er, sabıklar, kitabı sağından verilenle r ve bunlar arasında bulunanla r gibi bazı sınıflara ayrılırlar. Bunların herbirini n nail olduğu halis içecekler birbiriyl e karıştıkça ayrı bir tat verir.

Allah Teala şöyle buyurur:

" Kendileri ne bilgi verilenle r, rabbinden sana indirilen in gerçek olduğunu, mutlak galip ve hamde layık (Allah)'ın yoluna ilettiğini görürler." (Sebe, 6)

Aslında her mümin bu hususu görür. Ne var ki, ilim erbabının görmesi başka, diğerlerinin görmesi ise daha başka olur.
 
Üst Ana Sayfa Alt