İlmi Konu Uluvv Konusundaki Çalışmam

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
ALLAH NEREDE ?

Bizleri yokdan var eden, uğrunda mücahede/cihad edenleri yollarına hidayet eyleyen Allah’a hamdolsun. Salat ve Selam peygamberlerin sonuncusu hidayet rehberi Rasulullah Muhammed Mustafa’ya صلى الله عليه وسلم olsun.

Allah Teala ; وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ = Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım buyurmuştur. Sahabeden dersler alan ve Tefsir ilminin piri İbn Abbas رضى الله عنهما ile birlikte Kur’anı üç kere tefsir eden ve ölümünden sonra onun yerine tedrisata devam ettiren Mücahid رحمه الله; ‘’Bana ibadet etsinler.’’ ibaresini, إلا ليعرفون = BENİ TANISINLAR olarak tefsir eylemiştir.

Evet, bu dünyada Allaha ibadet etmek ve Allah’ı tanımak için yaratılmışız. Allah’ı tanımanın en önemli vasıtalarından biri de alimlerin ayetler ve hadislere istinaden te’lif ettiği akaid kitaplarıdır. Bu kitaplarda Allah’ın sıfatları, fiilleri tanıtılır ve Allah hakkında düşünülmesi ve itikad edilmesi caiz olan ve caiz olmayan hususlar anlatılır.

Kitabın konusu Allah’ın nerede olduğudur. Allah’ın varlığı kendine aid zatıyla sabittir. Bu mesele de itikadi önem taşımaktadır. Zira halkımız Allah’ın nerede olduğu ile alakalı pek de malumat sahibi değildir. Tahmin ediyorum ki, sokakta on kişiye Allah’ın nerede olduğunu sorsak, dokuzunun vereceği cevap Allah heryerdedir ve Allah şahdamarımızdan daha yakındır. Daha geçenlerde bir mealci bana Tanrı’nın içimizde ve herşeyden daha yakın olduğunu ve bu hususta Allah’ın kitabında dayandığını belirtti.

Allah heryerdedir demek, hatalı bir itikadi anlayışın ürünüdür. Ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını Rasulullah صلى الله عليه وسلم bize bildirmiştir. Bu fırkaların bir tanesi de Cehmiyye fırkasıdır.Bu fırkanın öğretisinde; Allah’ın heryerde olduğunu, Arşa istiva değil istila fiiliyle hakim olduğunu, zati ve subuti her bir sıfatın kendisinden nefyedilmesini gerektiği vardır. Dalalet fırkası olduğu aşikardır. İtikadda ve amelde sülük edilmesi gereken yol yine Rasulullahın صلى الله عليه وسلم’in ما انا عليه و اصحابي = Benim ve ashabımın bulunduğu yoldur.

İmam Bakillani Allah her yerdedir itikadına itirazen demiştir ki;

Eğer Allah her mekanda heryerde olsaydı, o zaman insanın ağzının içinde ve karnının dahilindede mevcut olurdu. Hakeza tuvaletlerde, ağızların zikrinden kaçındığı mevzilerde zatı mevcut telakki edilirdi. Bununlan beraber yaratmadığı mekanı yaratmak suretiylede zatı hacimsel olarak artar veya tam tersi azalırdı. (Namazda da) yer cihetine veya (kıble) arkasına veya sağına da soluna da dönülmesi sahih olurdu.

Muhaddis İbn Huzeyme de bu itikadın batıllığına ve İslam dışı olduğuna dikkat çekmek istercesine şöyle fetva vermiştir;

Kim ki Allah semavatın ve arşın üstünde olduğuna, mahlukatından ayrı olduğuna itikad etmese tövbeye davet edilir. Tövbe ederse ne ala, yoksa boynu vurulur ve ehli kıble ile ehli zimmete eza vermemesi için mezbeleye atılır.

Kitabın te’lif sebebi, Allah nerede sorusunu sormak caiz mi, caizse nerededir bu konuda ashabın ve ehli sünnet imamların itikadı nedir bunları Allah’ın tevfikiyle nakletmektir.

Kabul edilmesi gereken ilk husus şu; Allah nerededir sorusunu ashabı kiram’da sormuştur. Rasulullah صلى الله عليه وسلم dahi muhatabının müslüman olup olmadığı noktasında sorduğu sorulardan biride eynellah = Allah nerededir? sorusudur. Şimdi Ayetlerden başlayıp hadisler ile devam ederek en son alimlerin görüşlerine de yer vererek te’lifi nihayete erdirmektir bi-iznillah…

ALLAH’IN SEMADA OLDUĞUNA DELALET EDEN AYETLER
Allah Teala Mülk Suresinin 16. Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor;

أَمْ أَمِنتُمْ مِّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ​

Semada olanın başınıza taş yağdırmasından güvendemisiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.

Bu ayette semada olan bir zattan bahsediliyor. Bakalım bu zat kimmiş, tefsir alimlerinden nakledelim…
İmam Taberi semada olan Zatın Allah olduğunu belirtip ikrar etmiştir. Beyzavi de; bu zatın alemi tedbir eyleyen melekler ya da Allah Teala olduğunu yazmış ve Allah’ın olmasına da hiç itiraz etmemiştir. İmam Maverdi de İbn Abbas’ın semadaki zatın Allah olduğu görüşünü, meleklerdir tefsiriyle beraber nakletmiştir. Alusi de Ruhu’l-Meani adlı eserinde bu zatın Allah olduğunu söylemiştir ve bu görüşe bir çok kişininde katıldığını belirtmiştir.

Alusi رحمه الله’ın tefsirinde bu ayetin devamında neler yazdığını da nakletmek istiyorum;

‘’Denildiki; Bu ayet Arapların zannına mebni olarak nazil olmuştur, yani adeta ayette; mekansız olduğu halde semada zannetiğiniz Allah’ın (azabından mı) emin oldunuz? manasındadır. Bu görüş resmen bir saçmalıktır. Böylesine bir makamda nasıl oluyorda kelam bazı cahillerin zannına bina ediliyor kesinlikle münasip değildir.

Ya da bazılarının söylediği gibi semada olan Allah’ın gayrısıdır. Allah’ın gayrısı olduğunu söyleyenler burada semada olanın mevsul isimle bu alemi tedbir etmekle görevli melekler murad edildiğini kabul etmişlerdir.

Ya da helak etme ile görevli Cibril’dir dediler. Selef İmamları bu ayette semada olan zatın Allah’tan başkası olmadığı noktasında görüş birliği halindedirler. Hakeza bu ayette onlar nezdinde müteşabihattandır.

Rasulullah صلى الله عليه وسلم buyurdu ki; ‘’Müteşabihata iman edin!’’ Rasulullah صلى الله عليه وسلم tevil edin demiyor. Selef-i salihin ki; onlar, Allah’ın murad ettiği mana üzere semada olduğuna tam bir tenzih inancıyla inandılar. Bu konuda cariye hadisi en büyük delildir. Halef ulemasının te’vili ise akıllıların nezdinde insaf dairesinden çıkmaktır.’’


Allah Teala Gafir Suresinin 37. Ayetinde buyuruyor ki;

أَسْبَٰبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّى لَأَظُنُّهُۥ كَٰذِبًا ۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَصُدَّ عَنِ ٱلسَّبِيلِ ۚ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِى تَبَابٍۢ

Göklerin yollarına (ulaşırım da), Musa’nın ilahına çıkabilirim! Şüphesiz ki ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum.” Böylece Firavun’a kötü ameli süslü gösterildi ve (dosdoğru) yoldan alıkonuldu. Firavun’un hilesi, yok olup hüsrana uğramaya mahkûmdur.

İmam Taberi رحمه الله Firavunun; ben onun yalancı zannediyorum sözünü şöyle tefsir etmiştir;

وإني لأظنّ موسى كاذباً فيما يقول ويدّعي من أن له في السماء رباً أرسله إلينا

‘’Ben Musa’yı iddia ettiği ve söylediği hususta yalancı zannediyorum zira kendisi semada bir Rabbin olduğunu ve kendisini O’nun gönderdiğini ileri sürüyor!’’

Geçen sayfalarda Taberi’nin semada olan zatın Allah olduğunu ikrar etmesiyle beraber buradaki tefsirinden de anlaşılıyor ki Taberi’nin Allah’ın semada olduğuna dair kesin bir itikadı vardır.

ALLAH’IN SEMADA OLDUĞUNU BİLDİREN HADİSLER

BİRİNCİ HADİS

Bu konuda nakledeceğimiz ilk hadis meşhur cariye hadisidir; Muaviye bin Hakem el-Sülemi رضي الله عنه şöyle anlatıyor;

وكَانَتْ لي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لي قِبَلَ أُحُدٍ والْجَوَّانِيَّةِ، فَاطَّلَعْتُ ذَاتَ يَومٍ فَإِذَا الذِّيبُ قدْ ذَهَبَ بشَاةٍ مِن غَنَمِهَا، وأَنَا رَجُلٌ مِن بَنِي آدَمَ، آسَفُ كما يَأْسَفُونَ، لَكِنِّي صَكَكْتُهَا صَكَّةً، فأتَيْتُ رَسولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ فَعَظَّمَ ذلكَ عَلَيَّ، قُلتُ: يا رَسولَ اللهِ، أفلا أُعْتِقُهَا؟ قالَ: ائْتِنِي بهَا فأتَيْتُهُ بهَا، فَقالَ لَهَا: أيْنَ اللَّهُ؟ قالَتْ: في السَّمَاءِ، قالَ: مَن أنَا؟ قالَتْ: أنْتَ رَسولُ اللهِ، قالَ: أعْتِقْهَا، فإنَّهَا مُؤْمِنَةٌ.

‘’Benim bir caryeim vardı, Uhud ve Cevvaniyye civarında koyunlarımı otlatırdı. Birgün görüverdim ki bir kurt geliverip koyunlarımdan birisini götürdü. Sonuçta Ademoğlu’yum başkaları nasıl eseflenirse bende hayıflandım ve cariyemin suratına bir tokat çarptım. Sonra vicdan azabı çektim ve Rasulullah’ın صلى الله عليه وسلم yanında geldim, Ya Rasulallah cariyemi azad etmeyeyim mi? diye sordum. Rasulullah cariyeyi bana getir dedi ve bende getirdim. Sonra cariyeye Allah nerede diye sordu. Cariyede semada cevabını verdi, akabinde ben kimim? diye sordu cariye de sen Rasulullahsın cevabını verdi ve Rasulullah dedi ki; Onu azad et çünkü o bir müminedir.’’


Bu hadis Sahihu’l-Muslim’de geçen 537 numaralı rivayettir. En sahih hadisler arasındadır. İmam Zehebi bu hadisi el-Uluvv adlı eserinde naklettikten sonra şunu zikretmiştir;

هَذَا حَدِيثٌ صَحِيح رَوَاهُ جمَاعَة من الثِّقَات عَن يحيى بن أبي كثير عَن هِلَال بن أبي مَيْمُونَة عَن عَطاء بن يسَار عَن مُعَاوِيَة السّلمِيّ أخرجه مُسلم وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ وَغير وَاحِد من الْأَئِمَّة فِي تصانيفهم يمرونه كَمَا جَاءَ وَلَا يتعرضون لَهُ بِتَأْوِيل وَلَا تَحْرِيف

Bu hadis sahihtir, cemaat teşkil edecek bir grup sika kimselerden rivayet etmiştir. Bu hadise Müslim, Ebu Davud, Nesai ve nice alim eserlerlerinde tasnif edip olduğu gibi yer vermişler ve ne bir teville ne de bir tahrifle hadisin sıhhatına itiraz etmemişlerdir.

Ayrıca bu cariye hadisini dört mezheb imamıda, kendi eserlerinde, Allah’ın semada olduğuna delalet eden ibarelerle nakletmişlerdir.
*Müsnedü Ebi Hanife (Haskefi Rivayeti, Mektebe-i Şamile) 3 numaralı hadis; Bu hadiste cariyenin sahibi Muaviye رضى الله عنه degil Abdullah bin Revaha رضى الله عنهdur. Ata’ bu rivayeti ashaptan en az üç kişinin anlattığını nakleder.
*Muvatta-i İmam Malik, (Yahya Rivayeti,Mektebe-i Şamile), 5/1128
*Müsnedu Ahmed bin Hanbel, (Mektebe-i Şamile), 39/175
*er-Risale İmam Şafii, s.109, الرسالة للشافعي


İKİNCİ HADİS

الميِّتُ تحضرُهُ الملائِكَةُ، فإذا كانَ الرَّجلُ صالحًا، قالوا: اخرجي أيَّتُها النَّفسُ الطَّيِّبةُ، كانت في الجسدِ الطَّيِّبِ، اخرجي حميدةً، وأبشري برَوحٍ ورَيحانٍ، وربٍّ غيرِ غضبانَ، فلا يزالُ يقالُ لَها ذلِكَ حتَّى تخرُجَ، ثمَّ يُعرَجُ بِها إلى السَّماءِ، فيُفتَحُ لَها، فيقالُ: مَن هذا؟ فيقولونَ: فلانٌ، فيقالُ: مرحبًا بالنَّفسِ الطَّيِّبةِ، كانت في الجسدِ الطَّيِّبِ، ادخُلي حميدةً، وأبشِري برَوحٍ وريحانٍ، وربٍّ غيرِ غضبانَ، فلا يزالُ يقالُ لَها ذلِكَ حتَّى يُنتَهَى بِها إلى السَّماءِ الَّتي فيها اللَّهُ عزَّ وجلَّ،

‘’Ölüye melekler gelir, Eğer adam salih ise melekler ona; ‘Ey temiz bedendeki temiz ruh çık, övülmüş olarak çık ve rahatlıkla, güzel kokularla öfkelenmemiş bir Rab ile müjdelen!’ derler.

Ruh bedenden çıkana kadar böyle söylenir sonra semaya yükseltilir, semanın kapısı açılır ve bu kimdir derler? Meleklerde falancadır derler. Akabinde ‘temiz ruha merhaba, övülmüş olarak kapıdan gir güzel kokularla ve öfkelenmemiş bir Rab ile müjdelen!’ denir.

Böylece Allah’ın bulunduğu semaya kadar ruh bu sözleri işitir.’’

Bu hadis İbn Mace’nin süneninde geçmektedir. Bu sünendeki sahih hadisleri derleyen Elbani de sahih hükmünü vermiştir.


İbn Kayyım el-Cevziyye de Ruh adlı eserinin 2. cildinin 589. sahifesinde nakletmekte ve sahih hükmünü vermektedir.
Zehebi Arş isimli eserinde 29. numara olarak bu hadisi kaydeder ve sahih hükmünü verir.
Vadıi de Sahihu'l-Musned adlı eserinde Aişe annemizin rivayetini 1558. numara olarak zikreder ve sahih hükmünü verir.

ÜÇÜNCÜ HADİS

Rasulullah صلي الله عليه وسلم isra gecesinde yaşamış olduğu şu hadiseyi anlattı;

أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ سُفْيَانَ حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ
عَنِ بن عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "مَرَرْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي بِرَائِحَةٍ طَيْبَةٍ فَقُلْتُ: مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ؟ " فَقَالَ هَذِه مَاشِطَةُ بِنْتِ فِرْعَوْنَ كَانَتْ تَمْشُطُهَا فَوَقَعَ الْمُشْطُ مِنْ يَدَهَا فَقَالَتْ: بِسْمِ اللَّهِ فَقَالَتْ بِنْتُ فِرْعَوْنَ: أَبِي؟ قَالَتْ: رَبِّي وَرَبُّكِ وَرَبُّ أَبِيكِ قَالَتْ: أَقُولُ لَهُ؟ قَالَتْ: قُولِي فَقَالَتْ فَقَالَ لَهَا: أَلَكِ​
مِنْ رَبٍّ غَيْرِي؟ قَالَتْ: رَبِّي وَرَبُّكَ الَّذِي فِي السَّمَاءِ

''İsra gecesinde (miraca) götürüldüğümde çok güzel bir kokuyu teneffüs ettim. Bu koku kime aittir ey Cibril dediğimde, Cebrail;
- 'Bu Firavun kızı Maşitadır.' dedi. Saçını tararken tarağı elinden düştü ve;
- Bismillah dedi. Firavunun diğer kızı;
- Babamı mı kastettin diye sorunca, Maşita da; 'Hayır senin ve babanın rabbi olan Allah'ı kastettim.' deyince diğer kız seni babama söyleceğim dedi. Maşita da söyle deyince Firavun; 'Senin benden başka rabbin mi var?' dedi.
Maşita da;
-Senin ve benim semada olan Rabbi var dedi.''


Bu hadisi İbn Hibban Sahih’inde (7/165) nakletmiştir. Diyauddin el-Makdisi de el-Ehadisü’l-Muhtara adlı eserinde (10/275) rivayet etmiştir Hadis sahihtir.

DÖRDÜNCÜ HADİS

Rasulullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyuruyor;

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: لَمَّا أُلْقِيَ إِبْرَاهِيمُ فِي النَّارِ قَالَ: ‌اللَّهُمَّ ‌إِنَّكَ ‌فِي ‌السَّمَاءِ ‌وَاحِدٌ، ‌وَأَنَا ‌فِي ‌الْأَرْضِ ‌وَاحِدٌ ‌أَعْبُدُكَ

İbrahim عليه السلام ateşe atıldığında şöyle söyledi;
Allah sen semada teksin, bende yerde tekim ve sana ibadet ederim.


İbn Kesir tefsirinde bu hadisi Ebu Ya'la'ya nisbet etmiş ve el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı eserinde de nakletniştir. İmam Zehebi de el-Uluvv li-Aliyyi'l-Ğaffar adlı eserinde zikretmiş ve isnadına hasen demiştir. İbn Hacer el-Askalani de Muhtasaru Zevaid-i Müsnedi'l-Bezzar adlı eserinde hasen hükmünü vermiştir. Kurtubi de tefsirinde nakletmiştir.


BEŞİNCİ HADİS

Ebu Derda رضى الله عنه Rasulullah صلى الله عليه وسلم’in şöyle buyurduğunu söylüyor;

عن أبي الدرداء، قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: من اشتكى منكم شيئاً أو اشتكاه أخ له فليقل: ربنا الله الذي في السماء تقدس اسمك، أمرك في السماء والأرض، كما رحمتك في السماء فاجعل رحمتك في الأرض، اغفر لنا حوبنا وخطايانا أنت رب الطيبين، أنزل رحمة من رحمتك وشفاء من شفائك على هذا الوجع فيبرأ

"Kim bir ağrı veya bir acıdan muzdaripse ya da kardeşi kendisine derd yanarsa şöyle desin ve kurtulsun;
"Semada olan Rabbimiz Allah'ın şanı pek yücedir. Rahmetin semada oldugu gibi emrin de semadadır. Rahmetini dünyada kıl, günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla, sen tayyib olanların Rabbisin, rahmetinden bir rahmet çektiğim acıya da şifandan bir şifa lutfeyle"


Münziri et-Tergib ve’t-Terhib adlı eserinde (4/238) nakletmiş ve Hasen derecesinden aşağı düşmeyeceğini hatta sahihayn şartlarına da muvafakat edebileceğini söylemiştir.

ALTINCI HABER

Rasulullah صلى الله عليه وسلم vefat ettiğinde Ebu Bekr رضى الله عنه insanlara şöyle seslenmiştir;

من كان يعبد محمدًا فإنه قد مات، ومن كان يعبد الذي في السماء فإنه حي لا يموت

Kim Muhammed’e tapıyorsa kendisi vefat etmiştir. Kim semada olana tapıyorsa, şüphesiz o diridir, asla ölmez.

Zehebi Kitabu’l-Arş adlı eserinde nakletmiş ve isnadına sahih demiştir.

ALLAH’IN SEMADA OLMASININ MANASI

Sema kelimesi’nin delalet ettiği çeşitli manalar vardır. O zamanın Arap dünyasındaki sema veyahut gök/uzay anlayışı ile günümüz müslümanlarının telakki ettiği sema/gök anlayışı bir değildi. Allahu A’lem o zaman sema denildiğinde dünyayı içine alan yok iken big-bang patlaması ile ortaya çıkıp genişleyen yıldızları ve galaksileri ihata eden mahdud bir mahal değil arz-ötesi sonsuza açılan boşluk olarak telakki ediliyordu. Seleften veya haleften birisi Allah semada arşın üzerindedir dediğinde Allah’ı bugünkü bildiğimiz kainatın içine hapsetmiyordu, bilakis çok ötelerde hatta herşeyin ötesinde mahlukatın dışında olduğunu kastediyordu.
Şeyhülislam İbn Teymiyye رحمه الله açmış olduğumuz bu başlık bağlamında şunları demiştir;

"Selefi Salihin, İmamlar ve sair Ehlu Sünnet uleması; Allah arşın fevkindedir/üstündedir. Allah semada herşeyin üzerindedir dediklerinde; Allah'ı sema kapsar ve ihata eder, Sema Allah için mekan ve meskun mahaldir, Sema Allahı her taraftan ihata eden adeta bir kap gibidir manalarını kastetmezler! Allah bunlardan münezzehtir. Bilakis, Allah herşeyden mustağnidir. Herşey ona muhtaçtır. Allah herşey üzerinde pek yücedir. Allah arşı ve arşı taşıyanları kudretiyle ve kuvvetiyle kaim kılandır. "

İmam Şafii رحمه الله Allah’ın semada olmasının manasını şöyle açıklamıştır;

معنى قوله في الكتاب: {مَن فِي السمَاء} مَنْ فوق السماء على العرش، كما قال: (الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى) الآية، وكل ما علا فهو سماء والعرش أعلى السماوات، فهو على العرش ـ سبحانه وتعالى ـ كما أخبر بلا كيف، بائن من خلقه، غير مماس من خلقه: (لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ)

Kur’an’da geçen (Semada olandan -yani Allah- emin mi oldunuz) ayetinden kastedilen; ‘’Semanın üstünde olandır -yani Allahtır-. Tıpkı (Rahman arşın üzerine istiva etti) ayetindeki gibi. Yüksekte olan herşeye sema ismi verilir. Arş da en yüksek semadır. Allah’ta haberlerde nakledildiği gibi semanın üstünde keyfiyetsiz yükselmiştir -yani arşın üstündedir-. Allah mahlukatından ayrıdır ve mahlukatına temas etmesi de söz konusu değildir.

Beyhaki رحمه الله el-İ’tikad adlı eserinde Allah’ın arşın üzerine istiva ettiğini ayetlerle nakledip şunları belirtmiştir;


{أَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ} [الملك: 16] ، وَأَرَادَ مَنْ فَوْقَ السَّمَاءِ، كَمَا قَالَ: {وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ} [طه: 71] ، يَعْنِي عَلَى جُذُوعِ النَّخْلِ، وَقَالَ: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ} [التوبة: 2] ، يَعْنِي عَلَى الْأَرْضِ، وَكُلُّ مَا عَلَا فَهُوَ سَمَاءٌ، وَالْعَرْشُ أَعْلَى السَّمَاوَاتِ، فَمَعْنَى الْآيَةِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ: أَأَمِنْتُمْ مَنْ عَلَى الْعَرْشِ، كَمَا صَرَّحَ بِهِ فِي سَائِرِ الْآيَاتِ

(Semada olandan emin mi oldunuz?) ayetindeki mana; Semanın üstünde olandan emin mi oldunuz şeklindedir. Nasıl ki Firavun (Sizi hurma dallarının üzerine asacağım) demiştir ve nasıl Allah Teala (Yeryüzünün üzerinde seyahat edin) demiştir, kastedilen mana budur. Yüksek olan herşey semadır. Arş da en yüksek semadır. O zaman Allah en iyisini bilir mana şudur; Arşın üzerinde olandan emin mi oldunuz?

Nakillerden anlaşıldığı üzere birisi Allah semadadır dediğinde telakki etmemiz gereken mana Allah’ın arşın üzerinde oluşudur.

ALLAH SEMADA (ARŞIN ÜSTÜNDEDİR)
İmam Şafii رحمه الله’ın sözünden başlayalım. Kendisi şöyle demiştir;

القول في السنة التي أنا عليها ورأيت عليها الذين رأيتهم مثل سفيان ومالك وغيرهما الإقرار بشهادة أن لا إله إلا الله وأن محمدًا رسول الله، وأن الله على عرشه في سمائه، يقرب من خلقه كيف شاء، وينزل إلى السماء الدنيا كيف شاء

Sünnet hususunda telakki ettiğim, Süfyan ile Malik ve gayrısının telakki ettiği hususlar şunlardır; Allah’tan başka ilah olmadıgına ve Muhammedin Rasulullah olduğunu ikrar etmek, Allah’ın arşın üstünde semada olduğuna inanmak, dilediği gibi kullarına yaklaştığını kabul etmek ve dünya semasına dilediği gibi nuzul ettiğini tasdik etmektir.

Hüccetü’l-İslam İmam Gazali رحمه الله Kavaidu’l-Akaid adlı eserinde istiva hususunda görüşlerini şöyle açıklamıştır;

وَأَنه مستوي على الْعَرْش على الْوَجْه الَّذِي قَالَه وبالمعنى الَّذِي أَرَادَهُ اسْتِوَاء منزهاً عَن المماسة والاستقرار والتمكن والحلول والانتقال لَا يحملهُ الْعَرْش بل الْعَرْش وَحَمَلته محمولون بلطف قدرته ومقهورون فِي قَبضته وَهُوَ فَوق الْعَرْش وَالسَّمَاء وَفَوق كل شَيْء إِلَى تخوم الثرى فوقية لَا تزيده قرباً إِلَى الْعَرْش وَالسَّمَاء كَمَا لَا تزيده بعدا عَن الأَرْض وَالثَّرَى

Allah dilediği manayı irade eylerek ve nasslarda dediği üzere arşına istiva etmiştir. Ama bu istiva Allah’ın zatının arşa temas etmesi, arşa oturup orayı mekan edinmesi veya oraya hulul edip intikal etmesi de söz konusu değildir. Arş Allah’ı taşımaz bilakis arş ve hamilleri Allah’ın lutfu kudretiyle taşınmaktadırlar ve kabzasında boyun bükmüşlerdir. Allah arşın ve semanın üstündedir hatta herşeyin üstündedir. Ama Allah’ın arşın ve semanın üstünde olması yeryüzüne daha uzaktır veya arş ile semaya daha yakındır manasında da değildir.

Ebu’l-Hasen Eşari رحمه الله Makalatu’l-İslamiyyin adlı eserinde Ehl-i Sünnetin bu konudaki itikadını şöyle açıklamıştır;

وقال أهل السنة وأصحاب الحديث: ليس بجسم ولا يشبه الأشياء وأنه ‌على ‌العرش كما قال -عز وجل-: {الرَّحْمَنُ ‌عَلَى ‌الْعَرْشِ اسْتَوَى} [طه: 5] ولا نقدم بين يدي الله في القول بل نقول استوى بلا كيف

Allah cisim değildir, eşyaya benzemez, Allah; Taha Suresi 5. ayette geçtiği gibi arşının üzerindedir. Allah’ın sözü üstüne söz söylemeyiz bilakis keyfiyetsiz olarak istiva ettiğini ikrar ederiz.

Eşari ulemasından Horasan ehlinden İbn Furek رحمه الله öğrencisi Beyhaki’nin sözlerini naklederek dediği sözler şunlardır;

اسْتَوَى بِمَعْنى علا وَقَالَ فِي قَوْله {أَأَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاء} أَي من فَوق السَّمَاء ثمَّ احْتج الْبَيْهَقِيّ لذَلِك بقول النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم الَّذِي قدمْنَاهُ لسعد لقد حكمت فيهم بِحكم الله الَّذِي يحكم بِهِ فَوق سبع سموات وَبقول ابْن عَبَّاس إِن بَين السَّمَاءِ السَّابِعَةِ إِلَى كُرْسِيِّهِ سَبْعَةَ آلافِ نُورٍ وَهُوَ فَوْقَ ذَلِكَ

İstivanın manası yükselmektir ayette geçen -Semada olandan emin mi oldunuz?- ibaresinin manasıda semanın üstünde olan olarak tercüme edilir. Sonra Beyhaki bu dedikleri için Rasulullah’ın صلي الله عليه وسلم Sad bin Muaz’a dediği; Onlar arasında yedi kat semanın üstünden hükmeden Allah’ın hükmüyle hükmettin. sözüyle ve İbn Abbas’ın; Kürsü ile sema arasında yedi bin nur vardır Allah da bunların üzerindedir. sözünü delil getirdi.

İmam Taberi, Mücahid’in رحمه الله Allah’ın arşın üzerine istivasının manasını naklettikten sonra şöyle bir açıklama serdetmiştir;

لَيْسَ فِي فرق الإِسْلامِ مَنْ يُنْكِرُ هَذَا لَا مَنْ يُقِرُّ أَنَّ اللَّهَ فَوْقَ الْعَرْش وَلَا من يُنكره من الْجَهْمِية وَغَيرهم

Ne Allah’ın arşın üzerinde olduğunu ikrar edenler ne de Allah’ın arşın üzerinde olduğunu inkar eden cehmiler ve gayrısı (Mücahidin sözünü) red etmiştir/böyle bir fırka yoktur.

İbn Abdilberr el-İstizkar adlı eserinde bu konudaki inancını şöyle açıklamıştır;

الله عز وجل في السماء على العرش من فوق سبع سماوات ، وعلمه في كل مكان ، كما قالت الجماعة أهل السنة أهل الفقه والأثر

Allah semada yani yedi kat semanın fevkinde arşın üzerindedir. İlmi ise heryerdedir. Bunu ehl-i sünnet ve’l-cemaatten fakihler ve eserciler belirtmiştir.

İmam Zehebi el-Uluvv adlı eserinde sahih bir isnadla Abdullah ibn Mübarek ve İmam Ahmed bin Hanbel’in bu konudaki sözlerini eserinde şöyle nakletmiştir;

صَحَّ عَن عَليّ بن الْحسن بن شَقِيق قَالَ قلت لعبد الله بن الْمُبَارك كَيفَ نَعْرِف رَبنَا عزوجل قَالَ فِي السَّمَاء السَّابِعَة على عَرْشه وَلَا نقُول كَمَا تَقول الْجَهْمِية أَنه هَاهُنَا فِي الأَرْض فَقيل هَذَا لِأَحْمَد بن حَنْبَل فَقَالَ هَكَذَا هُوَ عندنَا​

İbn Şakik Abdullah bin Mübarek’e Rabbimizi nasıl tanıyacağımızı sordum. Cevaben ibn Mübarek; ‘’Yedinci kat semada arşının üstündedir deriz ve Cehmiler gibi yeryüzünde işte burada demeyiz.’’ dedi. Ahmed bin Hanbel’e, İbn Mübarek’in sözü sorulduğında kendisi de;

‘’Bizim nezdimizde bu itikad sahihtir.’’ demiştir.


Yine İmam Zehebi el-Uluvv adlı eserinde Ahmed bin Hanbelin itikadını nakletmiştir;

فَقَالَ يُوسُف بن مُوسَى الْقطَّان شيخ أبي بكر الْخلال قيل لأبي عبد الله الله فَوق السَّمَاء السَّابِعَة على عَرْشه بَائِن من خلقه وَقدرته وَعلمه بِكُل مَكَان قَالَ نعم هُوَ على عَرْشه وَلَا يَخْلُو شَيْء من علمه​

Ahmed bin Hanbel’e Allah yedinci kat semada arşının üstünde, mahlukatından ayrı olduğu ve kudreti ile ilminin heryerde olduğu sorulunca; ‘’Evet, Allah arşının üzerindedir, ilminden de hiçbirşey de kaçamaz.’’

Maturidi alim Ali bin Osman el-Uşi kendi mezhebinin itikad esaslarını manzum olarak derlerken şu ifadeleri kullanmıştır;

ﻭﺭﺏ اﻟﻌﺮﺵ ﻓﻮﻕ اﻟﻌﺮﺵ ﻟﻜﻦ ... ﺑﻼ ﻭﺻﻒ اﻟﺘﻤﻜﻦ ﻭاﺗﺼﺎﻝ

Arşın Rabbi arşın üzerindedir. Lakin mekan edinmeksizin ve arşa değmeksizin...

Allah’ın arşın üzerinde olmasıyla alakalı nakilleri sıraladıktan sonra bu bağlamdaki hadisleri ve haberleride nakletmek istiyorum.

BİRİNCİ HADİS

Rasulullah صلى الله عليه وسلم’in buyurdu ki;

إنَّ اللَّهَ كَتَبَ كِتابًا قَبْلَ أنْ يَخْلُقَ الخَلْقَ: إنَّ رَحْمَتي سَبَقَتْ غَضَبِي، فَهو مَكْتُوبٌ عِنْدَهُ فَوْقَ العَرْشِ

Allah mahlukatı yaratmadan önce bir kitap yazdı ve dedi ki; Rahmetim gazabımı geçmiştir. Bu kitab Allah’ın yanında arşın üzerindendir.

İKİNCİ HADİS

Enes bin Malik رضي الله عنه Zeyneb Annemizin şöyle övündüğünü bizlere naklediyor;

فكانت تفتخرُ على نساءِ النبي صلى الله عليه وسلم تقول : زوجكنّ أهلوكنّ وزوجنِي اللهُ من فوقِ سبعِ سماواتٍ

Sizi aileniz beni de yedi kat semanın (arşın) üzerinden Allah evlendirdi.

ÜÇÜNCÜ HADİS

Rasulullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyurdu;

وعن العباس بن عبد المطلب قال: كنا بالبطحاء فمرت سحابة، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "هل تدرون بعد ما بين السماء والأرض؟ " قالوا: لا، قال: "إما واحدة، وإما [اثنتان] أو ثلاث وسبعون سنة " ثم عد سبع سموات، ثم قال: "فوق السابعة بحر بين أسفله، وأعلاه كما بين السماء إلى سماء، ثم فوق ذلك ثمانية أوعال بين أظلافهم، وركبهم كما بين سماء، إلى سماء ثم على ظهورهم العرش، ثم الله فوق ذلك، وهو يعلم ما أنتم عليه"

Sema ile arz arasındakinin ötesinde ne var bilirmisiniz? Ashab hayır cevabını verince, Rasulullah; ya yetmiş bir ya yetmiş iki ya da yetmiş üç sene vardır buyurdu ve yedi kat semavatı saydı sonra dedi ki; Yedinci kat semanın üstünde -iki sema arasında olduğu- iki taraflı bir deniz vardır. Bu semanın üzerinde sekiz adet keçi görünümlü melek vardır iki sema arasında taşıyıcı görev yaparlar ve sırtlarında arşı taşırlar. Allah da bunların yani arşın üzerindedir ve sizin durumunuzu da bilmektedir.

İmam Zehebi bu hadisi Arş adlı eserinde nakletmiş ve isnadının hasen veya daha yüksek derecede olduğunu söylemiştir. İbn Huzeyme sahih olduğunu kabul edip, Tirmizi de Hasen-Garip hükmünü vermiştir. Hakim de Müstedrekinde Müslim şartlarına göre sahih olduğunu belirtmiştir.


DÖRDÜNCÜ HADİS

Rasulullah صلى الله عليه وسلم uzun metinli şefaat hadisinde şunu söylemiştir;

فأدخل على ربي عزل وجل، وهو على عرشه

Akabinde Rabbimin huzuruna O azze ve celle arşının üzerindeyken dahil olurum.

Zehebi isnadına sahih demiştir.

BEŞİNCİ HABER

İbn Mes’ud رضي الله عنه anlatıyor;

إن العبد ليهم بالأمر من التجارة والإمارة حتى إذ تيسر له، نظر الله إليه من فوق سبع سموات، فيقول للملائكة: اصرفوه عنه، فإنه إن يسرته له أدخله النار

Bir kul ticaret veya imaretle alakalı bir işe koyulur ve bu iş kendisine kolaylaşır. Allah da yedi kat semanın üstünden ona bakar ve meleklere der ki; Onun işini bozun, eğer bu işi ona kolay kılarsam onu ateşe sokarım.

Zehebi Arş adlı eserinde isnadına sahih demiştir.

ALTINCI HABER

Yine İbn Mes’ud رضى الله عنه anlatıyor;

العرشُ فوقَ الماءِ واللهُ فوقَ العرشِ لا يَخفي عليْهِ شيءٌ من أعمالِكُم

Arş suyun üzerindedir. Allah da arşın üzerindedir ve hiç bir amelinizden de gafil değildir.

Zehebi el-Uluvv adlı eserinde nakletmiş ve isnadına sahih demiştir. Hakeza el-Hakemi Mearicu’l-Kabul adlı eserinde ve Elbani de isnadına sahih demiştir.

YEDİNCİ HABER

Zehebi’nin dediği üzere sahih bir isnadla ashabtan Hassan bin Sabit رضى الله عنه Rasulullah’ın صلى الله عليه سلم’in yanında şu beyitleri okumuştur;

شهدت بإذن الله أن محمداً ... رسول الذي فوق السموات من عَلُ

وأن أبا يحيى ويحيى كلاهما ... له عمل من ربه متقبل

وأن أخا الأحقاف إذ قام فيهم ... يقوم بذات الله فيهم ويعدل​

Allah’ın izniyle şehadet ederim ki Muhammed pek yücelerde semavatın üstünde olanın Rasulüdür.

ve Ebu Yahya ile oğlu, her ikisinin de Allah katında kabul olmuş amelleri vardır.

Ahkaf’ın oğluda kalktığında Allah’ın zatının yardımıyla kalkar ve adalet gösterir.


SEKİZİNCİ HABER

Tefsir ilminin piri sahabeden Abdullah bin Abbas رضي الله عنهما şöyle demiştir;

فَكِّروا في كلِّ شيءٍ ولا تُفَكِّروا في ذاتِ اللَّهِ فإنَّ بينَ السَّمواتِ إلى كرسيِّهِ سبعةَ آلافِ نورٍ وَهوَ فوقَ ذلِكَ سبحانَه وتعالى

Herşeyi düşünün ama Allah’ın zatının düşünmeyin. Şüphesiz, semavat ile kürsüsü arasında yedi bin nur vardır, Allah da bunların üzerindedir.

Zehebi Arş adlı eserinde isnadına hasen demiştir.

DOKUZUNCU HADİS

Enes bin Malik رضى الله عنهما Rasulullah’tan صلى الله عليه وسلم şu hadisi nakletmiştir;

إذا جمع الله الخلائق حاسبهم، فميز بين أهل الجنة والنار، وهو في جنته على عرشه

Allah mahlukatı hesaba çekmek için bir araya getirdiğinde, kendisi cennette arşın üzerinde olmak suretiyle ehli cennet ile ehli cehennem arasını ayırır.

İbn Kayyım el-Cevziyye; Muhammed ibn Osman el-Hafız’ın bu hadise sahih dediğini nakletmiştir.

ALLAH ZAMANDAN VE MEKANDAN MÜNEZZEH MİDİR?

Bu başlıkta üç grubu mütalaa edeceğiz. Allah’a mekan isnad edenler, Allah mekandan münezzehtir diyenler ve Allah’a mekan isnad etmenin veya etmemenin caiz olmadığını kabul edenler. İlk başta Allah’a mekan isnad edilmesinin caiz olduğunu ileri sürenlerin delillerini nakledeceğiz.

ALLAH’A MEKAN İSNAD EDENLERİN DELİLLERİ

BİRİNCİ DELİL

Sahihu’l-Buharide geçen şu hadisi delil getirirler. Rasulullah صلى الله عليه وسلم şöyle anlatır;;

فَالْتَفَتَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى جِبْرِيلَ كَأَنَّهُ يَسْتَشِيرُهُ فِي ذَلِكَ، فَأَشَارَ إِلَيْهِ جِبْرِيلُ: أَنْ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ، فَعَلَا بِهِ إِلَى الْجَبَّارِ، فَقَالَ وَهُوَ ‌مَكَانَهُ: يَا رَبِّ خَفِّفْ عَنَّا، فَإِنَّ أُمَّتِي لَا تَسْتَطِيعُ هَذَا

Rasulullah صلى الله عليه وسلم Cibril’e sanki onunla istişare edercesine yöneldi. Cibril de ona işare etti. Evet eğer dilersen dedi. Sonra Cibril Rasulullah’ı Cebbar olan Allah’a yükseltti. O mekanındayken dedi ki; Ya Rabbi bizden hafiflet, ümmetim buna güç yetiremez!

Bu hadiste kalın puntoyla işaretlediğimiz yere dikkat edelim, O/hüve zamiri ya Rasulullah’a ya da Allah’a racidir. Zehebi’nin yine Buhariden naklettiği lafızda da şu benzer ibareler geçmektedir;

وفي لفظ آخر للبخاري فالتفت إلى جبريل كأنه يستشيره في ذلك، فأشار نعم إن شئت، فَعَلا به جبريل حتى أتى به الجبار تبارك وتعالى وهو في مكانه

Rasulullah Cibril ile istişare edercesine ona yöneldi ve Cibril işaret ederek evet eger istersen dedi. Sonra Cibril Rasulullah’ı taa Cebbar olan Allah mekanındayken onu getirene kadar yükseltti.

Bu varyantı Ebu’l-İzz ed-Dimaşki de Tahavi şerhinde nakletmiştir. Açıkça görülmektedir ki bu varyanttaki o/hüve zamiri Allah’a racidir, yani Allah’ın mekanı kastedilmiştir. İbn Huzeyme de Kitabu’t-Tevhid adlı eserinde bu varyantı (2/527) sahihleyerek nakletmiştir.

İKİNCİ DELİL

Rasulullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyurmuştur;

إن الله يمهل حتى إذا كان ثلث الليل هبط إلى هذه السماء ثم أمر بأبواب السماء ففتحت فقال هل من سائل فأعطيه هل من داع فأجيبه هل من مستغفر فأغفر له هل من مضطر أكشف عنه ضره هل من مستغيث أغيثه فلا يزال ذلك مكانه حتى يطلع الفجر في كل ليلة من الدنيا

Allah gecenin üçte biri oluncaya kadar bekler ve bu semaya nuzul eder, kapılara da emreder ve açılır, sonra; İsteyen var mı vereyim, dua eden var mı icabet edeyim, bağışlanmak isteyen var mı affedeyim, darda olan var mı kendisindeki zararı/sıkıntıyı gidereyim, yardım isteyen var mı yardım edeyim der. Hakeza Allah fecr vakti girene kadar mekanından ayrılmaz. Dünyanın her gecesinde böyle yapar.

İbn Kayyım el-Cevziyye Bedaiu’t-Tefsir adlı eserinde, Darekutni Kitabu’n-Nuzul adlı eserinde nakletmiştir. Hadis sahihdir ve ricalide sikadır.

ÜÇÜNCÜ DELİL

İmam Begavi’nin tefsirinde, Suresinin 17. ayetinde naklettiği hadistir. Hakeza Zehebi de Mizanu’l-İtidal adlı eserinde bu hadisi nakletmiştir.

Rasulullah صلى الله عليه وسلم buyurdu ki;

إن الشيطان قال : وعزتك يا رب لا أبرح أغوي عبادك ما دامت أرواحهم في أجسادهم ، فقال الرب : وعزتي وجلالي وارتفاع مكاني لا أزال أغفر لهم ما استغفروني

Şeytan dedi ki; İzzetine yemin olsun Ya Rabbi, ruhları cesedlerinde baki kaldığı sürece onları azdırmaktan vazgeçmeyeceğim. Bunun üzerine Rab Teala; İzzetime, Celalime, Mekanımın yüksekliğine yemin olsun ki istiğar ettikleri sürece bende onları affedeceğim.

DÖRDÜNCÜ DELİL

Ashabtan Hassan bin Sabit رضى الله عنه ‘nun şiirinde geçen ibarelerdir. Şeyh İbn Teymiyye رحمه الله bu şiiri ona nisbet eder ve şunu söyler;

مع علم حسان وغيره من أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم أن الله غنى عن كل ما سواه وما سواه من عرش وغيره محتاج إليه وهو لا يحتاج إلى شيء وقد أثبت له مكانا

Hassan ve ashabın geri kalanı, Allah’ın mahlukata, arşa ve hiçbirşeye muhtaç olmadıklarını bildikleri halde Hassan bin Sabit Allah’a mekan isbat etmiştir.

Hassan bin Sabit’in beyiti de şudur;

تعالى علوا فوق عرشٍ إلهُنَا ... وكان مكانُ الله أعلى وأعظما​

İlahımız arşın üzerince pek yücedir
-------------------------------------
Rabbimiz Allah’ın mekanı da pek ala ve yüksektir!

BEŞİNCİ DELİL
Sahabelerle görüşen, özellikle müfessirlerin Sultanı, Rasulullah'ın duasına mazhar olan İbn Abbas'ın talebesi, tabiin neslinin önde gelen alimlerinden biri olan İmam Mücahid bin Cebr رحمه الله da Allah'a mekan isnad ettiği görülmektedir. Bu rivayet Zehebin'nin el-Uluvv adlı eserinde geçmiştir, sayfa 128...

حَدِيث من طَرِيق شبْل بن عباد الْمَكِّيّ عَن ابْن أبي نجيح عَن مُجَاهِد {وَقَرَّبْنَاهُ نجيا} قَالَ بَين السَّمَاء السَّابِعَة وَبَين الْعَرْش سَبْعُونَ ألف حجاب فَمَا زَالَ يقرب مُوسَى حَتَّى كَانَ بَينه وَبَينه حجاب ‌فَلَمَّا ‌رأى ‌مَكَانَهُ وَسمع صريف الْقَلَم قَالَ {رب أَرِنِي أنظر إِلَيْك}​

(Kalemin cızırtısını duyabilcek kadar yaklaştırdık) ayetine Mücahid şöyle bir yorum getirmiştir;
Yedinci kat sema ile arş arasında 70bin perde vardır. Musa da yaklaşa yaklaşa Allah ile arasında sadece bir perde kaldı. O'nun mekanını görünce ve kalem cızırtılarının da sesini duyunca Musa; (Rabbim göster bana kendini bakayım sana) demiştir.

Zehebi bu riyayeti naklettikten sonra;

هَذَا ثَابت عَن مُجَاهِد إِمَام التَّفْسِير​
Bu tefsir Tefsir İmamı Mücahid'den sabit olmuştur

Bu rivayet Suyuti'nin Dürrü'l-Mensur adlı eserinde de geçmektedir.

ALTINCI DELİL
İbn Rahaveyh el-Mervezi, Süfyan es-Sevri, Ebu Davud et-Tayalisi, Abdullah bin Mübarek, İbn Ebi Şeybe, Veki' bin Cerrah gibi büyük alimlere hocalık yapmış olan Hammad bin Zeyd رحمه الله dahi Allah'a mekan isnad etmiştir; İbn Abdulhadi'nin Sarimu'l-Mukni adlı eserinde (s:229) Bişr isminde bir kimsenin İmam Hammad'a şöyle bir soru sorduğunu nakleder;

فقال : يا أبا إسماعيل الحديث الذي جاء : ينزل الله إلى السماء الدنيا يتحول من مكان إلى مكان ، فسكت حماد ، ثم قال : هو في مكانه يقرب من خلقه كيف يشاء"​
Bişr dedi ki: Ey Ebu İsmail Allah'ın dünya semasına inmesi ile alakalı hadiste mekandan mekana intikal manası mı vardır? Bunun üzerine Hammad sustu sonra şöyle cevap verdi; Allah mekanındadır, kullarına dilediği gibi yaklaşır.

YEDİNCİ DELİL
Taberi Tefsirinde Ayete'l-Kürsi'nün tefsirinde Saduk mertebesinde Abdullah bin Halife'nin mürsel olarak naklettiği -ki araştırmalar neticesinde sadece iki sahabeden nakilde bulunduğu tesbit edilmiştir, bu da hadisin sıhhatıni takviye etmektedir.- hadise göz atalım. Saduk olan Abdullah hariç ricalinin tamamı sika ve senedide muttasıldır; Hadisi naklediyorum;

قال: أتت امرأة النبي صلى الله عليه وسلم، فقالت: ادع الله أن يدخلني الجنة! فعظم الرب تعالى ذكره، ثم قال:إن كرسيه وسع السماوات والأرض، وأنه ليقعد عليه فما يفضل منه مقدار أربع أصابع- ثم قال بأصابعه فجمعها - وإن له أطيطا كأطيط الرحل الجديد، إذا ركب، من ثقله
''Bir kadın Nebi'nin صلى الله عليه وسلم yanina geldi ve peygambere; Bana dua ette cennete gireyim, dedi. Peygamber de Allah'ı tazim ettikten sonra şöyle dedi;

Şüphesiz kürsüsü yeri ve gökleri kaplamıştır. Allah da o kürsüye oturur ve sadece dört parmak yer kalır. Bu sırada rasulullah parmaklarını birleştirerek; Bu durumda tıpkı kişinin bineğine binince ağırlığında dolayı çıkacağı sesten dolayı ses çıkar.''


Bu haberden de anlaşılıyorki Allah'ın bir mekanı vardır.

SEKİZİNCİ DELİL
İbn Kesir'in ''Bu konu hakkında ne güzel hadistir!'' dediği ve isnadına da ceyyid hükmü verdiği, Heysemi'nin Mecmau'z-Zevaid adlı eserinde ''Ricali güvenilir bulunmuştur'' dediği Suyuti'nin el-Alau'l-Mesnua adlı eserinde ''Bu hadisin tarikinde hiçbir beis yoktur'' dediği hadisi nakledelim;
يقول الله تبارك وتعالى للعلماء يوم القيامة ‌إذا ‌قعد ‌على ‌كرسيه ‌لقضاء ‌عباده: إني لم أجعل علمي وحلمي فيكم إلا وأنا أريد أن أغفر لكم على ما كان منكم ولا أبالي​
Allah kıyamet günü kulları arasında hüküm vermek için kürsüsüne oturduğunda alimlere der ki; Ben ilmimi ve hilmimi sizde yarattım ki illaki sizi affedeyim günahlarınıza da aldırış etmeyim.

Allah'a mekan isnad edenler hakkında bulabildiğim deliller bunlar, şimdi Allah'ı mekandan tenzih edenlerin delillerine geçelim..


ALLAH MEKANDAN MÜNEZZEHTİR DİYENLERİN DELİLLERİ

Sahihu’l-Buharide geçen hadisi nakledelim;

اقبلوا البشرى يا أهل اليمن، إذ لم يقبلها بنو تميم. قالوا: قد قبلنا يا رسول الله . قالوا: جئناك نسألك عن هذا الأمر . قال: كان الله ولم يكن شيء غيره، وكان عرشه على الماء، وكتب في الذكر كل شيء، وخلق السموات والأرض

Rasulullah صلى الله عليه وسلم Ey Yemen ehli müjdeyi kabul edin, zira Temimoğulları kabul etmedi deyince, kabul ettik Ya Rasulullah deyip şu soruyu sordular; Biz sana bu işin/herşeyin başlangıcını sormaya geldik. Rasulallah da buyurdu ki; Allah vardı kendisinden gayrı hiçbirşey yoktu. Arşı da su üzerindeydi. Levhi Mahfuza herşeyi yazdı sonra semavat ile yeri yarattı.

‘’Allah vardı ve hiçbirşey yoktu’’ ibaresinden anlaşılıyor ki, ne zaman vardı ne de mekan. Arşın da mahluk olduğunu kabul edeceğimize göre bu hadisten Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Arşı yaratıp ona istiva ettiğinde bile arşı mekan edinmemiştir. Zira Allah Teala buyuruyor ki;

وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّٖينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ

Meleklerin de rablerine hamd ile yüceliğini dile getirerek arşın çevresini kuşattıklarını görürsün.

Bu ayette arşın altı cihetten mahdud bir yapıda olduğu anlaşılıyor. Eğer Allah arşı mekan edinseydi, kendisiniz zatı arş gibi hacimsel olarak sınırlı bir yapıda olurdu yani arş mikdarınca büyüklüğe sahip olurdu. Allah bütün bu eksiklik ve noksanlıklardan münezzehtir. Zaten akaid kitaplarımızda geçtiği üzere (Maturidi Mezhebinin itikad esaslarının derlendiği Bedu’l-Emali kasidesinde) şu ibareler geçer;

ورب العرش فوق العرش لكن بلا وصف التمكن واتصال

Arşın Rabbi arşın üzerindedir ama mekan tutmaksızın ve arşa değmeksizin...

Bu eserin Nuhbetü’l-Lalai şerhinde deniyor ki;

يعني أنه يجوز أن يقال إن الله تبارك وتعالى فوق العرش لقوله تعالى الرحمن على العرش استوى لكن نعتقد أن ذلك الاستواء لا كاستواء الأجسام وأن تلك الفوقية لا كالفوقيات المقتضية للجهات والمماسة والمحاذاة وارتفاع الجسم على الجسم والتمكن فإن ذلك محال في حقه تعالى بل تفوض حقيقة العلم بذلك إليه تعالى معتقدين الفوقية مع جهلنا بحقيقة الكيفية

Allah arşın üzerindedir demek (Rahman arşa istiva etti) buyruğunca caizdir. Bununlan beraber itikad ederiz ki bu istiva cisimlerin istivası gibi değildir. Bu fevkiyet dahi altı cihetten birini, arşa temas etmeyi veya arş mikdarınca paralel olmayı veyahut iki cismin birbirine olan fevkiyeti ya da mekan edinmeyi gerektiren bir fevkiyet değildir. Bunların hepsi muhaldir ve Allah hakkında imkansızdır. Bilakis bu konunun ilmini Allah’a tefvid ederiz ve keyfiyetinin idrak edemeyişimizi itiraf ederek bu fevkiyetin manasını Allah’a havale ederiz.

Ayrıca şu hadisi nakletmekte fayda vardır;Sahihu’l-Muslim’de geçen bir hadiste Rasulullah صلى الله عليه وسلم şöyle dua ederdi;

اللَّهُمَّ أَنْتَ الأوَّلُ فليسَ قَبْلَكَ شيءٌ، وَأَنْتَ الآخِرُ فليسَ بَعْدَكَ شيءٌ، وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فليسَ فَوْقَكَ شيءٌ، وَأَنْتَ البَاطِنُ فليسَ دُونَكَ شيءٌ

Allah’ım sen Evvelsin senden önce hiçbirşey yoktur. Sen Ahir’sin senden sonra hiçbirşey yoktur. Sen Zahir’sin üstünde hiçbirşey yoktur. Sen Batınsın senin altında birşey yoktur.

Beyhaki bu hadis bağlamında demiştir ki;

استدل بعض أصحابنا في نفي المكان عنه تعالى بقول النبي صلى الله عليه وسلم "أنت الظاهر فليس فوقك شىء وأنت الباطن فليس دونك شىء" وإذا لم يكن فوقه شىء ولا دونه شىء لم يكن في مكان

Arkadaşlarımızdan bazıları bu hadisi Allah’tan mekanı nefyetmek hususunda delil getirmişlerdir. Eğer Allah’ın üzerinde ve altında birşey yoksa o zaman bir mekanın içinde de değildir. (شرح سنن النسائي - ذخيرة العقبى - ج 32 / Kurtubi دون kelimesi için şöyle bir mana vermiştir; ‘’Aslı zarfı mekandır. aşağıda/altında manasına sahiptir ve üstündedir/فوق kelimesinin zıddıdır. ) الدليل من الحديث الشريف على أن الله موجود بلا مكان ولا جهة -2


ALLAH'A MEKAN İSNAD ETMEKTE MEKANDAN TENZİH ETMEKTE CAİZ DEĞİLDİR DİYENLER
Tesbit edebildiğimiz kadarıyla, bu görüşe sahip olanlar yine selefi görüşe sahip olan müslümanların bir kısmıdır. İki sebebten dolayı, Allah zamandan ve mekandan münezzehtir demek sahih değildir. zira böyle bir tenzih anlayışı ne sahabe fehminde ne de selef nezdinde sabit değildi. İkinci olarak da bu sözü sloganlaştırıp Allah'ın semada yani arşın üzerinde oluşu inkar edilmektedir.

Bu sözü söyleyene neyi kastettiği sorulur, Eğer Allah'ı mahlukttan hiçbir cisim ve eşya kapsayıp ihata edemez derse bu cevap doğrudur.

Kısaca bu görüşü de belirttikten sonra, seleften uluvv hususundaki söylediklerini nakledelim;

ALLAHIN MAHLUKATIN ÜSTÜNDE VEYA SEMADA OLUŞU İLE İLGİLİ SELEFTEN NAKİLLER

KA'BU'L-AHBAR

Kendisi Ebubekr رضى الله عنه zamanında müslüman olmuş ve Osman رضى الله عنه zamanında vefat etmiştir. Kendisi şöyle söylemiştir;

قال الله في التوراةأنا الله فوق عبادي، وعرشي فوق خلقي، وأنا على عرشي، أدبر أمر عبادي، ولا يخفى عليَّ شيء في السماء، ولا في الأرض​
''Allah Tevratta şöyle buyurmuştur: Ben kullarımın üstünde olan Allah'ım, arşım yarattıklarımın üstündedir ve ben de arşımın üzerindeyim. Kullarımın işlerini çekip çeviririm. Ne yeryüzünde ne de gökyüzünde bana hiçbir şey gizli kalmaz.''
Zehebi Arş adlı eserinde bu rivayetin isnadına sahih demiştir.

HASANU'L-BASRİ

29114

Cemel ve Sıffin savaşlarında Ali'nin رضى الله عنه yanında yer alıp, Bedr savaşından yetmiş sahabeyle görüşmüştür, kendisi dua ederken şöyle söylüyordu;

وكان يقول في دعائه: سيدي في السماء مسكنك، وفي الأرض قدرتك

Ey Efendim, göklerdedir meskenin ve yeryüzündedir kudretin!
Zehebi arş adlı eserinde, bu rivayeti İbn Kudame'nin kendi eserinde sahih isnadla naklettiğini bildirmiştir.

İBN ABBAS'IN MEVLASI TABİİNDEN İKRİME

29115

Müfessirlerin piri sahabeden İbn Abbas'ın öğrencisi İkrime bu konuyla bağlantılı şunu anlatmıştır;

قال: بينما رجل في الجنة، فقال في نفسه: لو أن الله يأذن لي لزرعت، فلا يعلم إلا والملائكة على أبوابه، فيقولون: سلام عليك، يقول لك ربك تمنيت في نفسك شيئًا فقد عَلِمْتُه، وقد بعث معنا البذر2؛ فيقول: ابذروا، فيخرج أمثال الجبال، فيقول له الرب من فوق عرشه: كل ابن آدم فإن ابن آدم لا يشبع
''Adamın biri cennetteyken kendi kendine, keşke Allah bana izin verse de birşeyler eksem toprağa... Kendisinin haberi yokken melekler kapısına gelir ve adamı selamlar ve Allahın ona temenni ettiğin şeyi bildiğini iletirler. Allah meleklerle beraber adama tohumlar göndermiştir. Melekler der ki; Bunları ek akabinde eker ekmez dağlar misalince tohumlar patlayıverir. Allah da ona arşının üstünden der ki; Ye Adem oğlu, şüphesiz ademin oğlu asla doymaz.''
Zehebi arş adlı eserinde zikretmiştir.

İMAM MALİK BİN ENES
(Maliki Mezhebinin Kurucusu, Dört İmamdan Biri)

29116

Kendisi uluuv ve istiva hususunda şöyle söylemiştir;

الله في السماء وعلمه في كل مكان
''Allah semadadır, ilmi her mekandadır.''
İmam Zehebi ''Arş'' adlı eserinde bu rivayetin sabit olduğunu söylemiştir. (2/228)

ABDULLAH BİN MÜBAREK

29117

Türk asıllı, hanefi fıkıh, tefsir ve hadis bilgini olan bu zat bu konu hakkında şunu söylemiştir;

قلت لعبد الله بن المبارك كيف نعرف ربنا؟ قال في السماء السابعة على عرشه
وفي لفظ "على السماء السابعة على عرشه، ولا نقول كما تقول الجهمية إنه ها هنا في الأرض
فقيل لأحمد بن حنبل، فقال هكذا هو عندنا​

''Buharinin Hocası İbn Şakik, ibn Mübarek'e sordu; 'Rabbimizi nasıl tanırız?' ibn Mübarek de cevap verdi;
Yedinci kat semada arşın üzerinde biliriz/yedinci kat sema ve arşın üzerinde tanırız ve cehmiler gibi işte burada yeryüzünde! demeyiz. Bu cevap Ahmed bin Hanbele söylenince o da; 'Nezdimizde de böyledir!' cevabını verdi.

İmam Zehebi arş adlı eserinde ikisindende sabit ve sahih olduğu bildirmiştir.

EBU HANİFE'NİN TALEBESİ EBU YUSUF EL-HANEFİ

29118

İmam Zehebi 'Arş' adlı eserinde diyor ki;
وقصة أبي يوسف صاحب أبي حنيفة، مشهورة في استتابته لبشر المريسي، لما أنكر أن يكون الله فوق العرش.
رواها عبد الرحمن بن أبي حاتم وغيره في كتبهم​

''Ebu Hanife'nin arkadaşı Ebu Yusuf'un, Bişr el-Mürisi; Allah'ın arşın üstünde olduğunu inkar etmesine binaen onu tövbeye çağırmasına dair kıssası meşhurdur.''

EBU HANİFE'NİN TALEBESİ MUHAMMED BİN HASEN EŞ-ŞEYBANİ

29119

وقال محمد بن الحسن في الأحاديث التي جاءت أن الله يهبط إلي السماء الدنيا، ونحو هذا: إن هذه الأحاديث قد روتها الثقات، فنحن نرويها ونؤمن بها ولا نفسرها​

Kendisi ''Allah dünya semasına iner'' gibi hadisler hakkında şunu söylemiştir;
''Bu tarz hadisleri sika raviler aktarmıştır. Bizde inanarak aktarır ve asla tefsir etmeyiz.''

Lalekai Şerhu Usuli İ'tikadi Ehli Sunne adlı eserinde nakletmiştir. Hakeza bu rivayeti Zehebi de arş isimli eserinde nakletmiştir.
EBU İSA ET-TİRMİZİ
(Kütübü Sitte Müelliflerinden biri Hafız, Muhaddis)

29122


ذكر الْحَافِظ أَبُو عِيسَى فِي جَامعه لما روى حَدِيث أبي هُرَيْرَة وَهُوَ خبر مُنكر لَو أَنكُمْ دليتم بِحَبل إِلَى الأَرْض السُّفْلى لَهَبَطَ عَلَى اللَّهِ ثُمَّ قَرَأَ صلى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ {هُوَ الأَوَّلُ وَالآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِن وَهُوَ بِكُل شَيْء عليم}​
قَالَ أَبُو عِيسَى قِرَاءَة رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم الْآيَة تدل على أَنه أَرَادَ لهبط على علم الله وَقدرته وسلطانه فِي كل مَكَان وَهُوَ على الْعَرْش كَمَا وصف نَفسه فِي كِتَابه​
Ebu İsa et-Tirmizi, Rasulullah'a صلى الله عليه وسلم isnad edilen münker hadisi ki ''Eğer siz yeryüzünden aşağı ip sarkıtsanız o ip yine Allah'ın üstünde düşer.'' bu hadis hakkında şöyle demiştir;

''Rasulullah'ın kelamı delalet ediyor ki O صلى الله عليه وسلم Allah'ın ilmi üzerine düşer demek istemiştir. Kudreti ve saltanatı her mekandadır. Allah ise kendini kitabında vasıfladığı gibi arşın üzerindedir.''


İBN MACE
(Kütübü Sitte Müelliflerinden, meşhur, muhaddis alim)

29123

İmam Zehebi ''Arş'' adlı eserinde İbn Mace'nin Sünenini okuyup şu tespiti yapmıştır;

ذكر الْحَافِظ أَبُو عبد الله مُحَمَّد بن يزِيد الْقزْوِينِي فِي سنَنه بَاب مَا أنْكرت الْجَهْمِية
فساق حَدِيث الرُّؤْيَة وَحَدِيث أبي رزين وَحَدِيث جَابر بَينا أهل الْجنَّة فِي نَعِيمِهِمْ إِذْ سَطَعَ لَهُمْ نَوُرٌ فَرفعُوا رؤوسهم فَإِذا الرب عز وَجل أشرف عَلَيْهِم من فَوْقهم
وَحَدِيث يطوي الله السَّمَوَات بِيَمِينِهِ وَحَدِيث الأوعال وَحَدِيث إِن الله ليضحك إِلَى ثَلَاثَة وَنَحْو ذَلِك من الصِّفَات
وَفعل نَحوا من ذَلِك فِي تَفْسِيره كَغَيْرِهِ من عُلَمَاء الحَدِيث​

Hafız Ebu Abdullah Muhammed bin Yezid el-Kazvini kendi (meşhur) eseri olan Süneninde 'Cehmiyyenin İnkar Ettiği Hususlar' adını verip açtığı babta;
  • Rüyetullah hadisini
  • Cabir'in naklettiği; '' Ehli cennet nimetler içindeyken bir nur parıldayacak ve kafalarını yukarı kaldıracaklar ve Allah da üstlerinden onlara gelecek.'' hadisini
  • Sonra yedi kat göğü sağ eliyle katlayacağı hadisini ve
  • Allah üç kişiye gülecektir.
gibi sıfat hadislerini nakletmiştir.
 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
abi maalesef düzenle seçeneğini göremiyorum, sanırım forum rütbemle alakalı..
29078
 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Bir daha yenile sayfayı dene tekrar inşeAllah
(Rapora tıkla , Düzenleye seç)
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
Allah'a mekan isnad edenlerin bulabildiğim bütün delillerini yazıya ekledim; Daha fazlası için linke müracaat edebilirsiniz. Şimdi Allah dilemişse eger Allah'ı mekandan tenzih edenlerin delillerini sıralayıp devam etmek istiyorum. Allah razı olsun @Abdulmuizz Fida hocam, okula devam edebilseydim bu yazıyı tez olarak sunardım :D
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Allah'a mekan isnad edenlerin bulabildiğim bütün delillerini yazıya ekledim; Daha fazlası için linke müracaat edebilirsiniz. Şimdi Allah dilemişse eger Allah'ı mekandan tenzih edenlerin delillerini sıralayıp devam etmek istiyorum. Allah razı olsun @Abdulmuizz Fida hocam, okula devam edebilseydim bu yazıyı tez olarak sunardım :D
O halde çalışmanın devamını hararetle bekliyoruz ))
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
Hocam son olarak birde nickimin değişmesini istiyorum, Ahıskalı olsun, anne tarafından soyum oraya dayanıyor. Müsaid olunca ilgilenirsen cok sevinirim bu nicki taşımak istemiyorum artık o_O sebebi ise geçmişi hatırlatan herşeyi imha etmek istiyorum bunlarda birisi de o malum nick
 
Son düzenleme:

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Hocam son olarak birde nickimin değişmesini istiyorum, Ahıskalı olsun, anne tarafından soyum oraya dayanıyor. Müsaid olunca ilgilenirsen cok sevinirim bu nicki taşımak istemiyorum artık o_O sebebi ise geçmişi hatırlatan herşeyi imha etmek istiyorum bunlarda birisi de kahtalı nicki
Kahtalı Kara Molla nicki Ahıskalı olarak değiştirilmiştir.
İstersen Ahıskalı Huveylid olarak düzenleyebilirim
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
ALLAHIN MAHLUKATIN ÜSTÜNDE VEYA SEMADA OLUŞU İLE İLGİLİ SELEFTEN NAKİLLER

KA'BU'L-AHBAR

Kendisi Ebubekr رضى الله عنه zamanında müslüman olmuş ve Osman رضى الله عنه zamanında vefat etmiştir. Kendisi şöyle söylemiştir;

قال الله في التوراةأنا الله فوق عبادي، وعرشي فوق خلقي، وأنا على عرشي، أدبر أمر عبادي، ولا يخفى عليَّ شيء في السماء، ولا في الأرض​
''Allah Tevratta şöyle buyurmuştur: Ben kullarımın üstünde olan Allah'ım, arşım yarattıklarımın üstündedir ve ben de arşımın üzerindeyim. Kullarımın işlerini çekip çeviririm. Ne yeryüzünde ne de gökyüzünde bana hiçbir şey gizli kalmaz.''
Zehebi Arş adlı eserinde bu rivayetin isnadına sahih demiştir.

HASANU'L-BASRİ

29114

Cemel ve Sıffin savaşlarında Ali'nin رضى الله عنه yanında yer alıp, Bedr savaşından yetmiş sahabeyle görüşmüştür, kendisi dua ederken şöyle söylüyordu;

وكان يقول في دعائه: سيدي في السماء مسكنك، وفي الأرض قدرتك

Ey Efendim, göklerdedir meskenin ve yeryüzündedir kudretin!
Zehebi arş adlı eserinde, bu rivayeti İbn Kudame'nin kendi eserinde sahih isnadla naklettiğini bildirmiştir.

İBN ABBAS'IN MEVLASI TABİİNDEN İKRİME

29115

Müfessirlerin piri sahabeden İbn Abbas'ın öğrencisi İkrime bu konuyla bağlantılı şunu anlatmıştır;

قال: بينما رجل في الجنة، فقال في نفسه: لو أن الله يأذن لي لزرعت، فلا يعلم إلا والملائكة على أبوابه، فيقولون: سلام عليك، يقول لك ربك تمنيت في نفسك شيئًا فقد عَلِمْتُه، وقد بعث معنا البذر2؛ فيقول: ابذروا، فيخرج أمثال الجبال، فيقول له الرب من فوق عرشه: كل ابن آدم فإن ابن آدم لا يشبع
''Adamın biri cennetteyken kendi kendine, keşke Allah bana izin verse de birşeyler eksem toprağa... Kendisinin haberi yokken melekler kapısına gelir ve adamı selamlar ve Allahın ona temenni ettiğin şeyi bildiğini iletirler. Allah meleklerle beraber adama tohumlar göndermiştir. Melekler der ki; Bunları ek akabinde eker ekmez dağlar misalince tohumlar patlayıverir. Allah da ona arşının üstünden der ki; Ye Adem oğlu, şüphesiz ademin oğlu asla doymaz.''
Zehebi arş adlı eserinde zikretmiştir.

İMAM MALİK BİN ENES
(Maliki Mezhebinin Kurucusu, Dört İmamdan Biri)

29116

Kendisi uluuv ve istiva hususunda şöyle söylemiştir;

الله في السماء وعلمه في كل مكان
''Allah semadadır, ilmi her mekandadır.''
İmam Zehebi ''Arş'' adlı eserinde bu rivayetin sabit olduğunu söylemiştir. (2/228)

ABDULLAH BİN MÜBAREK

29117

Türk asıllı, hanefi fıkıh, tefsir ve hadis bilgini olan bu zat bu konu hakkında şunu söylemiştir;

قلت لعبد الله بن المبارك كيف نعرف ربنا؟ قال في السماء السابعة على عرشه
وفي لفظ "على السماء السابعة على عرشه، ولا نقول كما تقول الجهمية إنه ها هنا في الأرض
فقيل لأحمد بن حنبل، فقال هكذا هو عندنا​
''Buharinin Hocası İbn Şakik, ibn Mübarek'e sordu; 'Rabbimizi nasıl tanırız?' ibn Mübarek de cevap verdi;
Yedinci kat semada arşın üzerinde biliriz/yedinci kat sema ve arşın üzerinde tanırız ve cehmiler gibi işte burada yeryüzünde! demeyiz. Bu cevap Ahmed bin Hanbele söylenince o da; 'Nezdimizde de böyledir!' cevabını verdi.

İmam Zehebi arş adlı eserinde ikisindende sabit ve sahih olduğu bildirmiştir.

EBU HANİFE'NİN TALEBESİ EBU YUSUF EL-HANEFİ

29118

İmam Zehebi 'Arş' adlı eserinde diyor ki;
وقصة أبي يوسف صاحب أبي حنيفة، مشهورة في استتابته لبشر المريسي، لما أنكر أن يكون الله فوق العرش.
رواها عبد الرحمن بن أبي حاتم وغيره في كتبهم​

''Ebu Hanife'nin arkadaşı Ebu Yusuf'un, Bişr el-Mürisi; Allah'ın arşın üstünde olduğunu inkar etmesine binaen onu tövbeye çağırmasına dair kıssası meşhurdur.''

EBU HANİFE'NİN TALEBESİ MUHAMMED BİN HASEN EŞ-ŞEYBANİ

29119

وقال محمد بن الحسن في الأحاديث التي جاءت أن الله يهبط إلي السماء الدنيا، ونحو هذا: إن هذه الأحاديث قد روتها الثقات، فنحن نرويها ونؤمن بها ولا نفسرها​

Kendisi ''Allah dünya semasına iner'' gibi hadisler hakkında şunu söylemiştir;
''Bu tarz hadisleri sika raviler aktarmıştır. Bizde inanarak aktarır ve asla tefsir etmeyiz.''

Lalekai Şerhu Usuli İ'tikadi Ehli Sunne adlı eserinde nakletmiştir. Hakeza bu rivayeti Zehebi de arş isimli eserinde nakletmiştir.

yazıyı güncelledim, seleften nakiller sundum. artık bu çalışmada nihayete erecek gibi
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
29187

(Zehebi'nin رحمه الله Kitabu'l-Arş adlı eseri)

29185
29184


İmam Zehebi bu eserinin 49/50. sahifelerinde diyor: '' Abdullah bin Ahmed bin Hanbel yine babasından rivayet ederek Ömer رضى الله عنه'nun ''Allah kürsüye oturduğunda...'' naklettiğinde Veki' bin Cerrah'ın yanındaki adamın tüyleri ürperdi. Bunun üzerine Veki' dedi ki; A'meş'e ve Süfyan'ı görmüş bir kimse olarak diyorum, bu tarz hadisler yanlarında da zikredilirdi ve asla bu manadaki hadisleri inkar etmezlerdi.

(Zehebi akabinde) : Bu hadis muhaddislerden oluşan bir cemaate göre sahihtir. Hafız Diyauddin el-Makdisi sahihinde bu hadisi aktarmıştır. Bu İbn Hibban'ın şartındandır, bilmem ki tahriç etti mi etmedi mi? Zira onun nezdinde adil, hafız bir kimse cerh ile tanınmamış bir kimseden rivayet ederse bu isnad sahih olur.''
 

Ahıskalı

İyi Bilinen Üye
Moderatör
29204













ALLAH (ZATIYLA) ARŞIN ÜZERİNDEDİR

İmam Zehebi'nin el-Uluvv adlı eserinde, Ebu'l-Hasen Kerci eş-Şafii'nin yazmış olduğu kasideye ki kaside şudur;

Onların akaidine göre Allah'ın zatıyla arşın üzerinde gaybın ilmiyle beraberdir
İbnu's-Salah رحمه الله şunu ilave etmiştir; ''Bu ashabu'l-hadis ve ehli sünnetin akidesidir.''
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt