Çözüldü Umreyi Tamamlayan Kimsenin, (Hemen) Tekrar Umre Yapması Sünnette Var mı?

E Çevrimdışı

Ebu SILA

İslam-tr Mudâvimi
İslam-TR Üyesi
selamun aleykum .
umre için giden kimsenin umreden sonra ci,ra ne veya başka mikat yerine çıkıp tekrar ihramlanıp umre yapmasının sünnette yeri varmıdır.?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;

Mekke’de bulunan bir kimsenin, ilk umresini tamamladıktan sonra Harem sınırları dışına (Ten‘îm, Ci‘râne veya Arafat gibi Hill bölgesine) çıkarak ihrama girip peş peşe birden fazla umre yapması meselesi, fukaha ve Selef uleması arasında ihtilaf edilmiş bir konudur.
Meselenin sünnetteki aslı, delilleri ve Selef-i Sâlihîn menhecine göre tahkiki şöyledir;

Rasûlullah ﷺ ve Ashâb-ı Kirâmın Genel Tatbikatı

Rasûlullah ﷺ hayatı boyunca 4 defa umre yapmıştır.
Hudeybiye Umresi (Zilkade 6 H.), Umretu’l-Kazâ (Zilkade 7 H.), Ci‘râne Umresi (Zilkade 8 H. - Huneyn gazvesi dönüşü), Vedâ Haccı ile birlikte yaptığı Umre (Zilkade 10 H.)
Bu umrelerin tamamında Rasûlullah ﷺ Mekke’ye dışarıdan (âfâkî olarak) gelmiş ve Medine mikatından (Zulhuleyfe) veya sefer esnasında Ci‘râne’den ihrama girmiştir.
Rasûlullah ﷺ Mekke’de kaldığı günlerde (mesela Mekke’nin fethinde 19 gün kalmıştır; yine Vedâ Haccı’nda günlerce Mekke’de bulunmuştur) asla Harem bölgesinin dışına çıkıp Ten‘îm veya Ci‘râne’den yeniden ihrama girerek mukerrer umre yapmamıştır. Aynı şekilde Hulefâ-i Râşidîn, Muhâcirûn ve Ensâr’ın cumhûru da Mekke’de bulundukları esnada dışarı çıkıp peş peşe umre yapmamışlardır.

Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا Hadisi ve Hükmün İlleti
Peş peşe umre yapmanın câiz olduğuna kâil Olanların dayandığı yegâne delil, Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا vâlidemizin, Vedâ Haccı’nda Ten‘îm’den ihrama girerek yaptığı umredir.
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللهِ، قَالَ: حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَرَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرٍ أَنْ يُرْدِفَ عَائِشَةَ، فَيُعْمِرَهَا مِنَ التَّنْعِيمِ​
Bize Musedded rivâyet etti, dedi ki: Bize Yahyâ rivâyet etti, Ubeydullâh’tan, dedi ki;
Bana Nâfi‘ rivâyet etti; Sahabî Abdullah (İbn Ömer’den)
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ; Rasûlullah ﷺ, Abdurrahmân b. Ebî Bekr’e, Âişe’yi رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا terkisine bindirip Ten‘îm’den Ona umre yaptırmasını emretti.
(Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu Cezâi's-Sayd, Bâbu Men İ‘temere mine't-Ten‘îm, C. 3, Sf: 20 – 21, Hadis no: 1785; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Hacc, Hadis no: 1211) Hadis muttefekun aleyhtir; sıhhati sabittir.

Bu Hadisin İlleti ve Fukahanın Tahkiki
Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا Vedâ Haccı için Medine’den umre niyetiyle ihrama girmiş, ancak Mekke’ye varmadan Sarif mevkiinde hayız olmuştur. Rasûlullah ﷺ Ona Hac amellerine başlamasını, ancak temizlenene kadar Kâbe’yi tavaf etmemesini emretmiş; böylece haccı kıran haccına dönüşmüştür.
Hac bittikten sonra Âişe vâlidemiz: "İnsanlar hem hac hem umre sevabıyla dönerken, Ben sadece Hac ile mi döneceğim?" diyerek üzüntüsünü dile getirmiş ve kalbini teskin etmek için Rasûlullah
ﷺ kardeşi Abdurrahmân’a Onu Ten‘îm’e götürmesini emretmiştir.

Muhakkik ulema (başta İbn Teymiyye, İbnu’l-Kayyim ve selef ehli) şöyle demiştir:
- Bu ruhsat, ihrama girdiği ilk umresini hayız sebebiyle mustakil olarak tamamlayamayan Âişe vâlidemizin gönlünü hoş etmek için verilmiş özel ve istisnaî bir durumdur.
- Eğer bu amel mustehab veya sünnet olsaydı, Vedâ Haccı’nda bulunan binlerce sahabiden hiç olmazsa birkaçı Ten‘îm’e veya Ci‘râne’ye gidip umre yapardı. Halbuki Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا ve Ona refakat eden kardeşi Abdurrahmân dışında tek bir sahabi dâhi bunu yapmamıştır; hatta kardeşi Abdurrahmân dâhi Ten‘îm’e kadar gittiği halde kendisi ihrama girmemiştir.

Âlimlerin Bu Konudaki Görüşleri
Cumhûr (Hanefî, Şâfiî, Hanbelîler):
Âişe hadisinin zâhirine dayanarak, Mekke’deki bir kimsenin Hill bölgesine (Ten‘îm, Ci‘râne vb.) çıkıp ihrama girerek tekrar umre yapmasını câiz görmüşlerdir. İhrama girilecek en faziletli yer hususunda ise Şâfiîler Ci‘râne’yi (Rasûlullah ﷺ oradan ihrama girdiği için), bir kısım ulema ise Ten‘îm’i zikretmiştir.

Mekke’de Olanın Umre Mîkâtının 'Hill' Oluşu
Rasûlullah ﷺ mîkât yerlerini tayin ettiği meşhur hadisinde, hac ve umreye niyetlenen herkesin kendi mîkâtından ihrama gireceğini belirttikten sonra Mekke ahalisi için şu hükmü koymuştur:

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: وَقَّتَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ ذَا الْحُلَيْفَةِ، وَلِأَهْلِ الشَّأْمِ الْجُحْفَةَ، وَلِأَهْلِ نَجْدٍ قَرْنَ الْمَنَازِلِ، وَلِأَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمَ، فَهُنَّ لَهُنَّ، وَلِمَنْ أَتَى عَلَيْهِنَّ مِنْ غَيْرِ أَهْلِهِنَّ لِمَنْ كَانَ يُرِيدُ الحَجَّ وَالعُمْرَةَ، فَمَنْ كَانَ دُونَهُنَّ فَمُهَلُّهُ مِنْ أَهْلِهِ، وَكَذَاكَ حَتَّى أَهْلُ مَكَّةَ يُهِلُّونَ مِنْهَا​
Bize Alî b. Abdillâh rivâyet etti, dedi ki: Bize Sufyân rivâyet etti, dedi ki: Bize Amr b. Dînâr rivâyet etti, Tâvûs’tan, O da Sahabî İbn Abbâs’tan رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا nakletti; dedi ki:
"Rasûlullah ﷺ Medineliler için Zulhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnu’l-Menâzil’i, Yemenliler için Yelemlem’i mîkât olarak tayin etti. Bu mîkâtlar, oralı olanlar ile oralı olmayıp da hac ve umre yapmak maksadıyla o yollardan geçenler içindir. Bu mîkâtların berisinde (Mekke cihetinde) bulunanlar ise bulundukları yerden ihrama girerler; hatta Mekke ahalisi de Mekke’den ihrama girer."
(Buhârî, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu'l-Hacc, Bâbu Mûhilli Ehli Mekkete li'l-Hacci ve'l-Umreti, C. 2, Sf: 141 – 142, Hadis no: 1524; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Hacc, Hadis no: 1181)
Cumhûrun İstidlâli; Fukaha bu hadisteki "Mekke ahalisi de Mekke’den ihrama girer" kısmının hac için olduğunu; umre için ise Mekke’nin içinden ihrama girilemeyeceğinde icmâ bulunduğunu belirtmiştir. Çünkü umre amellerinin tamamı Harem içinde yapıldığından, kişinin Hill ile Harem’i cem etmesi (ihram için Harem sınırından dışarı çıkması) vâcibdir. Bunun delili ise Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا vâlidemizin Mekke’de iken ihram için Harem sınırları dışındaki Ten‘îm’e gönderilmesidir.

Hill’e Çıkarak Umre İhramına Girme Emri

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ: قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، أَنَّهَا قَالَتْ: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ... فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ: اخْرُجْ بِأُخْتِكَ مِنَ الْحَرَمِ، فَلْتُهِلَّ بِعُمْرَةٍ، ثُمَّ افْرُغَا، ثُمَّ ائْتِيَا هَاهُنَا ​
Bize Yahyâ b. Yahyâ rivâyet etti, dedi ki: İmâm Mâlik’e, Muhammed b. Abdirrahmân b. Nevfel’den, Urve’den, Âişe’den رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا naklettiği şu hadisi okudum; Âişe vâlidemiz dedi ki: Vedâ Haccı senesinde Rasûlullah ﷺ ile birlikte çıktık...
(Hac tamamlandıktan sonra)
Rasûlullah ﷺ Abdurrahmân b. Ebî Bekr’e şöyle buyurdu: "Kız kardeşini Harem’den dışarıya (Hill bölgesine) çıkar; oradan umre için ihrama girsin (telbiye getirsin). Sonra (umre amellerini) bitirin ve buraya gelin!"
(Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Hacc, Bâbu Beyâni Vucuhi'l-İhrâm, C. 2, Sf: 874 – 877, Hadis no: 1211; Buhârî, Hadis no: 1786)
Cumhûrun İstidlâli; Eğer Mekke’de bulunan bir kimsenin Harem sınırları dışına (Hill’e) çıkıp yeni bir umre ihramına girmesi meşru veya câiz olmasaydı, Rasûlullah ﷺ bizzat Abdurrahmân b. Ebî Bekr’e
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ kardeşini Harem dışına çıkarmasını emretmezdi. Rasûlullah ﷺ’in emri ve ikrarı meşruiyetin en sarih delilidir.

İmâm Mâlik ve Ashâbı:
Bir senede birden fazla umre yapmayı mekruh görmüşlerdir. Mekke’de kalındığı sürece Hill’e çıkıp peş peşe umre yapmanın dinde yeri olmadığını, bunun bid‘ate yakın bir zorlama olduğunu beyan etmişlerdir.

Medine Ehlinin ve Selef’in Amelinin Olmayışı
İmâm Mâlik’e göre şer‘î bir ibadetin teşrî kılınışı ve fazileti, nakl-i mutevâtir mesabesindeki Medine amelinde aranır. Rasûlullah ﷺ, Hulefâ-i Râşidîn, Muhâcirûn ve Ensâr’dan hiç kimse bir senede birden fazla umre yapmamış; Mekke’de kaldıkları günlerde de asla Harem dışına çıkıp mükerrer umre için ihrama girmemişlerdir.

İmâm Mâlik (rahimehullâh), bizzat kendi eseri el-Muvatta’da bu aslı şöyle kaydeder;

قَالَ مَالِكٌ: لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ أَنْ يَعْتَمِرَ فِي السَّنَةِ مَرَّتَيْنِ، وَلَا أَعْلَمُ أَحَدًا مِنْ أَهْلِ الْفِقْهِ وَالْفَضْلِ يَعْتَمِرُ فِي السَّنَةِ إِلَّا مَرَّةً وَاحِدَةً​
"Mâlik dedi ki: 'Hiç kimsenin bir senede iki defa umre yapması uygun olmaz (lâ yenbağî / mekrûhtur). Ben ilim ve fazilet ehlinden hiçbir kimsenin bir senede birden fazla umre yaptığını bilmiyorum.' (İmâm Mâlik, el-Muvatta, Kitâbu'l-Hacc, Bâbu Câmii'l-Umre, C. 2, Sf: 412 – 413, Rivâyetu Yahyâ el-Leysî, Hadis no: 947)

İmâm Mâlik’in fıkhını tedvin eden en muhim ana kaynak olan el-Mudevvene’de ise İmâm Sahnûn, İbnu’l-Kâsım’dan şöyle nakleder:

قَالَ ابْنُ الْقَاسِمِ: سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ: لَا يُعْجِبُنِي أَنْ يَعْتَمِرَ فِي السَّنَةِ إِلَّا عُمْرَةً وَاحِدَةً، وَلَمْ يَكُنْ النَّاسُ يَعْتَمِرُونَ فِي السَّنَةِ مَرَّتَيْنِ، وَلَا يُعْجِبُنِي أَنْ يَعْتَمِرَ فِي الشَّهْرِ مَرَّتَيْنِ، وَلَا فِي السَّنَةِ مَرَّتَيْنِ، وَكَانَ يَكْرَهُ ذَلِكَ كَرَاهَةً شَدِيدَةً​
"İbnu’l-Kâsım dedi ki: Mâlik’ten şöyle derken işittim: 'Bir senede birden fazla umre yapılması hoşuma gitmez (doğru bulmam). İnsanlar (ashâb ve tâbiîn) bir senede iki defa umre yapmazlardı. Bir ayda iki defa veya bir senede iki defa umre yapılmasını tasvib etmiyorum.' Ve Mâlik bunu şiddetle mekrûh görürdü." (Sahnûn, el-Mudevvenetu'l-Kubrâ, Kitâbu'l-Hacc es-Sânî, Bâbu'l-İ‘timâri fî's-Seneti Mirâren, C. 1, Sf: 457 – 458)

Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا Hadisini "Zarûret ve Özel İllet" Olarak Görülmesi
Cumhûrun delil aldığı Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا vâlidemizin Ten‘îm’den ihrama girip umre yapması rivayetine karşı İmâm Mâlik ve ashâbı şu delille karşılık vermiştir;
Âişe vâlidemiz Vedâ Haccı’nda umre niyetiyle ihrama girmiş, ancak Sarif’te hayız olduğu için Kâbe’yi tavaf edememiş ve umresini mustakil olarak tamamlayamamıştır.
Rasûlullah ﷺ Onun üzüntüsünü gidermek ve kalbini hoş tutmak için hacdan sonra Ten‘îm’den ihrama girmesine özel bir izin ve istisna (ruhsa-i hâssa) tanımıştır.
Şayet bu durum genel ve mustehab bir amel olsaydı, Vedâ Haccı’nda Rasûlullah ﷺ ile birlikte bulunan 100 bini aşkın sahâbîden en azından bir kısmı Mekke’de kaldıkları günlerde Ten‘îm’e veya Ci‘râne’ye giderek peş peşe umre yaparlardı. Sahâbenin tamamı bunu terk etmiştir; hatta Âişe vâlidemize refakat eden kardeşi Abdurrahmân b. Ebî Bekr
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا dâhi Ten‘îm’e kadar gittiği halde kendisi ihrama girmemiştir.
İbn Ruşd el-Kurtubî (rahimehullâh); Bidâyetu’l-Muctehid’de Mâlikîlerin bu istidlâlini şöyle açıklar:

وَإِنَّمَا كَرِهَ مَالِكٌ تَكْرَارَ الْعُمْرَةِ فِي السَّنَةِ الْوَاحِدَةِ؛ لِأَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمْ يَفْعَلْ ذَلِكَ، وَلَا أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ وَلَا سَلَفِ هَذِهِ الْأُمَّةِ، وَأَمَّا عُمْرَةُ عَائِشَةَ مِنَ التَّنْعِيمِ فَإِنَّمَا كَانَتْ لِعُذْرٍ خَاصٍّ بِهَا حِينَ حَاضَتْ فَلَمْ تَطُفْ لِعُمْرَتِهَا​
"Mâlik’in bir sene içerisinde umreyi tekrarlamayı mekrûh görmesinin sebebi; Peygamber ﷺ’in, ashabından hiçbir kimsenin ve bu ummetin selefinin bunu yapmamış olmasıdır. Âişe’nin Ten‘îm’den yaptığı umreye gelince; o, hayız olup da umresi için Kâbe'yi tavaf edemediği zamanki şahsına mahsus özel bir mazeretten ibarettir." (İbn Ruşd, Bidâyetu'l-Muctehid ve Nihâyetu'l-Muktesıd, Kitâbu'l-Hacc, C. 2, Sf: 346 – 347)

İbn Abbâs
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ve Tâbiîn Âlimlerinin Ten‘îm Umresini Men Etmesi
Mâlikîlerin dayandığı bir diğer muhim delil, sahâbenin fakihlerinden İbn Abbâs
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ve tâbiîn fakihlerinin bu ameli mekrûh görmeleridir. Mekke’de kalıp Ten‘îm’e çıkarak peş peşe umre yapan kimseler hakkında sahâbe ve tâbiînden şu rivayetler nakledilmiştir:
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ قَالَ: الَّذِينَ يَعْتَمِرُونَ مِنَ التَّنْعِيمِ، لَا أَدْرِي أَيُؤْجَرُونَ أَمْ يُؤَزَرُونَ؟ ​
Sahabî İbn Abbâs رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا şöyle demiştir: "Şu Ten‘îm’e çıkıp umre yapanlar var ya; bilmem ki ecir mi alıyorlar, yoksa günaha mı giriyorlar?!"
(İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Kitâbu'l-Hacc, Bâbu Men Kerihe'l-İ‘timâra mine't-Ten‘îm, C. 3, Sf: 417 – 418, Eser no: 14352)
Tâbiînin büyük fakihi Atâ b. Ebî Rabâh (rahimehullâh) da Ten‘îm’den peş peşe umre yapmanın sonradan ihdas edilen bir zorlama olduğunu ve Mekke ehlinin böyle bir tatbikatı bulunmadığını beyan etmiştir.

İmâm ed-Derdîr (rahimehullâh), Mâlikî fıkhının temel metinlerinden olan eş-Şerhu’l-Kebîr’de mezhebin nihaî hükmünü şöyle hulasa eder:

وَكُرِهَ تَكْرَارُهَا فِي سَنَةٍ وَاحِدَةٍ عَلَى الْمَشْهُورِ، بَلْ تُسْتَحَبُّ فِي كُلِّ سَنَةٍ مَرَّةً؛ اقْتِدَاءً بِالسَّلَفِ الصَّالِحِ، وَلِأَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمْ يَجْمَعْ فِي سَنَةٍ بَيْنَ عُمْرَتَيْنِ​
"Meşhur olan kavle göre, bir sene içerisinde umrenin tekrarlanması mekrûhtur. Bilakis Selef-i Sâlihîn’e iktidâen her sene bir defa yapılması mustehabdır. Zira Peygamber ﷺ , hiçbir senede iki umreyi cem etmemiştir (bir arada yapmamıştır)." (Ahmed ed-Derdîr, eş-Şerhu'l-Kebîr alâ Muhtasarı Halîl, Kitâbu'l-Hacc, C. 2, Sf: 11 – 12)


Şeyhu'l islam İbn Teymiyye ve İbnu’l-Kayyim’in Tahkiki:
İbn Teymiyye (rahimehullâh) Mecmûu’l-Fetâvâ’da; Mekke’de bulunan kimsenin Harem dışına (Ten‘îm veya Hill bölgesine) çıkarak mukerrer umre yapması yerine tavaf ve ibadetle meşgul olmasının efdaliyeti hakkında zikrettiği aslî Arabca ibâreler şu şekildedir:


Tavafın Hill’e Çıkıp Umre Yapmaktan Efdal Oluşu ve Selef’in İttifakı
وَقَدْ اتَّفَقَ السَّلَفُ عَلَى أَنَّ الطَّوَافَ بِالْبَيْتِ أَفْضَلُ مِنْ الْخُرُوجِ إلَى الْحِلِّ لِأَجْلِ الْعُمْرَةِ، بَلْ لَمْ يَكُنْ فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَا عَهْدِ خُلَفَائِهِ الرَّاشِدِينَ مَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ، بَلْ وَلَا خَرَجَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَا أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ مِنْ مَكَّةَ لِيَعْتَمِرَ إلَّا عَائِشَةَ لِعُذْرِهَا الْمَعْرُوفِ؛ وَلِهَذَا كَانَ الطَّوَافُ بِالْبَيْتِ لِلْمُقِيمِ بِمَكَّةَ وَالْمُجَاوِرِ فِيهَا وَالْقَادِمِ إلَيْهَا أَفْضَلَ مِنْ أَنْ يَخْرُجَ إلَى الْحِلِّ لِيَعْتَمِرَ بِاتِّفَاقِ السَّلَفِ​
"Selef, Kâbe’yi tavaf etmenin; umre yapmak gayesiyle Hill bölgesine (Harem sınırları dışına) çıkmaktan daha faziletli olduğu hususunda ittifak etmiştir. Hatta ne Peygamber ﷺ devrinde ne de Hulefâ-i Râşidîn devrinde bunu yapan hiç kimse olmamıştır. Bilakis ne Peygamber ﷺ ne de ashabından herhangi biri, mâlûm mâzereti sebebiyle Âişe mustesna, umre yapmak için Mekke’den dışarı çıkmamıştır. Bundan dolayıdır ki Selef’in ittifakıyla; Mekke’de ikamet eden, orada mucavir olan ve oraya dışarıdan gelen bir kimse için Kâbe’yi tavaf etmek, umre yapmak maksadıyla Hill’e çıkmasından çok daha faziletlidir." (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, C. 26, Sf: 260 – 268)

Mekke’de Kalanın Dışarı Çıkıp Umre Yapmasının, Selef Nezdindeki Durumu
فَإِنَّ أَكْثَرَ السَّلَفِ يَكْرَهُونَ لِمَنْ كَانَ بِمَكَّةَ أَنْ يَخْرُجَ إلَى التَّنْعِيمِ لِيَعْتَمِرَ؛ بَلْ يَجْعَلُونَ الطَّوَافَ بِالْبَيْتِ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ بِكَثِيرِ، بَلْ يَرَوْنَ ذَلِكَ بِدْعَةً لَمْ يَفْعَلْهَا رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَا أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ... وَلَمْ يَكُنْ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَصْحَابُهُ إِذَا كَانُوا بِمَكَّةَ يَخْرُجُونَ مِنْ الْحَرَمِ لِيُحْرِمُوا بِعُمْرَةِ، وَلَا فَعَلَ ذَلِكَ فِي مُقَامِهِ بِمَكَّةَ فِي غَزْوَةِ الْفَتْحِ وَلَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ​
"Çünkü Selef’in ekseriyeti, Mekke’de bulunan bir kimsenin umre yapmak için Ten‘îm’e çıkmasını mekruh görürler; bilakis Kâbe’yi tavaf etmeyi bundan kat kat daha faziletli sayarlar. Hatta bunu, Rasûlullah ﷺ’in ve ashâbından hiçbirinin yapmadığı bir bid‘at olarak değerlendirirler... Zira ne Peygamber ﷺ ne de ashabı Mekke’de bulundukları zaman umre için ihrama girmek üzere Harem’den dışarı çıkmamışlardır; ne Mekke fethindeki ikametinde ne de Vedâ Haccı’nda bunu yapmışlardır." (İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, Kitâbu’l-Hacc - Bâbu Duhûli Mekke ve’l-İ‘timâri mine’t-Ten‘îm-, C. 26, Sf: 264 – 268)

Hulâsatu'l Kavl;
Bir kimsenin umresini yaptıktan sonra Ci‘râne veya Ten‘îm’e gidip ihramlanarak tekrar umre yapması dört mezhebe göre câizdir, yapılan umre fıkhî olarak geçerlidir; bâtıl veya haram denilemez. Ancak bunun Sünnet-i Seniyye’de devamlı yapılan veya teşvik edilen bir tatbikatı yoktur.
Rasûlullah ﷺ’in ve ashâbın asıl sünneti; her sefer için tek bir umre yapmak, Mekke’de bulunulan günlerde ise zamanı Hill sınırlarına gidip gelmekle tüketmek yerine, Mescid-i Harâm’da Kâbe’yi nâfile tavaf etmek, namaz kılmak ve Kur’ân okumakla değerlendirmektir. Zira âfâkî (Mekke dışından gelen) bir Müslüman için tavaf, başka hiçbir beldede yapılamayacak en faziletli ibadettir.
 
Üst