Makale Umulur ki Allah İnkâr Edenlerin Gücünü Kırar (Şeyh İbrahim Rubeyşi)

Ercüment Akıncı

Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
Bu yazı, Şeyh İbrahim Rubeyşi'nin Inspire dergisinde yayınlanan makalesinin Türkçe'ye tercüme edilmesiyle hazırlanmıştır.
24810

Umulur ki Allah İnkâr Edenlerin Gücünü Kırar
“(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.”

Bu mübarek ayette, Allah-u Teala Peygamber’ine ﷺ tek başına dahi olsa Allah yolunda savaşmasını emrediyor. Daha sonra hedefi ortaya koyuyor: Allah inkâr edenlerin gücünü kıracak. Allah’ın gücü daha üstündür, düşmanları arasından dilediğini cezalandırır. Şunu akılda tutmak gerekir ki, Allah müminleri onurlandırmak ve onları şehitler olarak katına almak için savaşmalarını emrediyor. “Eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir.”

İmam Begavi bu ayeti şöyle yorumlar: “Düşmana karşı Cihad etmeyi ve zulme uğrayanları desteklemeyi bırakma, velev ki tek başına kalmış olasın. Şüphesiz Allah sana zaferi vadetmiş, Cihadı terkedenleri de cezalandırmıştır.”

Ayetin tefsiri hakkında İmam Kurtubi, İbn Atiyye’den şöyle nakleder: “Bu gerçek anlamdadır. Ancak savaşın sadece O’na ﷺ farz kılındığı Ümmetin ise bundan ayrı tutulduğu görülmemiştir. Bu nedenle – Allah en iyisini bilir – ayet zahiren onu işaret etse de bu, onun yolundan giden herkesi kapsar. Yani ‘Ey Muhammed ﷺ sen ve Ümmetindeki her bir kimse’ manasındadır.”

Bu nedenle tek başına dahi olsa her bir mümine cihad farz kılınmıştır. Peygamber ﷺ şöyle buyuruyor: “Ruhumu elinde tutan Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun, bu davam için, ölünceye kadar onlarla savaşacağım.” Ve Ebubekir (r.a.) riddet döneminde şöyle demiştir: “Eğer sağ elim bana karşı çıkarsa, mutlaka ona karşı sol elimle savaşarım.”

Kesin bir şekilde bu ayet, küffarın ordusu büyük ve güçlü olsa, hatta savaşan tek başına kalsa bile mutlaka Allah-u Teala’nın kafirlerin gücünü kıracağını haber verir. Bu Allah-u Teala’nın kitabında bildirdiği ve tarihin de tanıklık ettiği bir olaydır. Küffara karşı topluca savaşmayı terketmek, onların gücünü ve müminler üzerindeki hakimiyetini artırmaz. Bugünkü durum bunu ispatlamaktadır.

Gabe Gazvesi sırasında, Seleme İbn Ekva (r.a.) tek başına yola koyuldu ve savaştı. Düşmanların çaldığı koyunları kurtardı ve ganimet ele geçirdi. Tüm bunları sahabe daha O’na yetişmeden yaptı. Bu olay bahsi geçen ayetle alakalı yeterli delil sunacaktır.

Düşmanımızla olan savaşımız güç eşitliği taşımak zorunda değildir. Aksine İslam tarihinde güç eşitliği çok nadir görülmüştür. Müslümanlar her zaman kafirlerden az sayıda olmuştur. Dahası, kalabalık olmak yenilgiye bile sebep olabilir, Huneyn Savaşı’nda olduğu gibi. Bu savaşta ordunun çoğu kaçmış, sahabeyi arkalarında bırakmıştır. Onlar ise kararlı duruşlarıyla zaferi ve fethi elde etmiştir.

Allah-u Teala’nın şu ayetini tefekkür edersek hazırlığın yeterlilik ile alakalı olduğunu görürüz: “Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet hazırlayın” Daha sonra taş ile dahi olsa elimizdeki mevcut yöntemlerle savaşmak gelir. Şeyhülislam İbn Teymiyye şöyle der: “Müslümanlardan küffara karşı kılıçla, mızrakla, okla, taşla yada bir çubukla savaşan her bir kimse, Allah yolunda bir Mücahiddir.”

Örneğin İsrail kurulalı yıllar geçmesine ve kendisine karşı sadece çocukların taşları karşı koymasına rağmen hala istediği bölgeleri ele geçirememiştir. Bu, el sıkışıp geçici çözümler için anlaşma yapmak yerine, küffarla göğüs göğüse çarpıştığımızda, Allah-u Teala’nın onların gücünü kıracağının açık bir örneğidir. Aynı durum devasa ordusuna rağmen Sovyetler Birliği’nin başına da geldi. Bir yuva bulmak ümidiyle işgal ettiği Afganistan’da Mücahidleri buldu. Mücahidler de ellerindeki birkaç silah ve Allah’ın yardımıyla küffarın gücünün kırılmasına ve hızlıca geri çekilmelerine sebep oldu.


Amerikayla olan savaş ise hayret verici. Ruslara karşı savaşta hükümetler Müslümanları Cihad’a gitmekten engellemiyordu. Aksine bazıları mücahidleri göndermek için onlara yardım ediyordu. Ancak bugün, her kim Cihada gitmeye kalkışsa veya Mücahidleri desteklemeyi denese başına gelecekler bellidir: en iyi ihtimalle hapis. Bununla beraber yıllar süren bir savaştan sonra Amerika’yı kötü bir sürpriz bekliyor.

Amerika, Manhattan Gazvesi’nden sonra Afganistan’ı işgal etmek için bir an bile tereddüt etmedi. Geriye kalan Müslüman topraklarında ajanlarını – sözde müslüman yöneticiler - genişletmek için Irak’ı işgal ettiğinde azıcık bile duraksamadı. Bir Amerikalı yetkili bir keresinde Libya büyükelçisine şunu söylemişti: “Kaddafi, Saddam'ın bir delikten çıktığını görmeseydi dinlemezdi.” Bu As-Sahab medyanın videolarından birinde yayınlanmıştı.

Ancak bu kibir uzun sürmedi. Allah’ın alçalttığını hiçbir şey yükseltemez. Uzun bir süre geçmemişti ki Irak’a girmekle hata yaptıklarını itiraf ettiler. Görevlerinin tamamlandığını söyleyerek azar azar geri çekilmeye başladılar. Libya’da devrim başladığı zaman, Amerika ittifaktan çekildi. Obama, Libya’yı işgal ederek Irak’ta yaptıkları hataları tekrar etmeyeceğini açıkladı. Bunun adama ve paraya mal olacağını söyleyerek haklı çıkardı. Dışişleri bakanı ise, “Libya'da yaptığımız gibi Suriye'ye müdahale etmemizi beklemeyin” dedi.

Bu sırada, Somali’de bir İslam Devleti’nin sütunlarını inşa eden kardeşlerimizi izlemeye başladılar. İşgali akıllarına bile getirmediler, bunun yerine ajanlarını göndermekle yetindiler.

Daha sonra Batılılar Mali’yi işgal etti ki, Allah’tan bir müjde olarak, zayıf ve güçsüz bir işgaldi bu. Tüm kafir güçleri tek bir ortak amaçta birleştiler. Mücahidlere savaş açma konusunda hepsi hemfikir oldular. Ancak işgal zamanı gelince hepsi kendim! kendim! demeye başladı. Bir Mücahid grup koca bir toprak parçasını kontrol ederken, Amerika’nın elleri bağlı bir şekilde oturacağı kimin aklına gelirdi?

Bu Müslümanlar için sevindirici bir müjdedir, artık Amerikan hegemonyası son bulmuştur. Müslümanların, Amerika’yı yenilmez bir güç ve dünyadaki her şeyin arkasındaki devlet olarak gördüğü günler geride kalmıştır. Ve eğer bu virüs hala bazı Müslümanlarda varsa buna ancak “bazı alışkanlıklar zor değiştirilir” diyebiliriz.

Allah, daha sonra da Mücahidler, olmasaydı tüm bunlar olmazdı. Irak ve Afganistan’da akan kanlar Allah için akıtıldı ve Amerika’yı felaketleri yutmaya sürükledi. Ve akıtılan bu kanlarla Allah, kafirlerin gücünü kırdı.

Eğer kan dökülmesini engellemek için direnişi terk etme çağrısı yapanları dinleseydik, Amerika farklı bölgelere yayılır biz de daha çok zillet altında yaşardık. Bizi kuzu gibi boğazlar, onurumuzu çiğnerlerdi.

Çağımızdaki cihad uyanışıyla bu durum daha açık bir hale geldi. Ruslara karşı verilen Afgan Cihadı ümmetin cihad ruhunu diriltti. Bu savaşla nice adamlar kaybedildi ancak ümmet için nice iyi sonuçlar alındı. Amerika’ya karşı yapılan cihada gelince, ABD bu savaşla zayıfladı ve hain liderler deşifre oldu. Ümmetin kalbine kalleş yöneticilere karşı cihad tohumlarını ekti ve biz bunun meyvelerini hala topluyoruz.

Bu savaş bir rüzgar gibi… Bulutları itiyor, yağmura sebep oluyor, yağmur da vadileri ve dağlardaki geçitleri dolduruyor. Toprak ıslanıyor, çimler filizlenmeye başlıyor. Su taşkınlara neden oluyor, zalimleri ve onların necasetini dünyadan tamamen silip götürüyor.

Savaş cepheleri, aralarında bir koordinasyon olmasa bile birbirlerine fayda sağlar. Zaman geçtikçe yetenek birikir. İlk başta bir mücahid şehadet operasyonlarını, patlayıcıları bilmez. Daha sonra bunları öğrenir, geliştirir ta ki insansız araçlara karşı koyacak seviyeye ulaşır.

Bazıları cephe sayısının sınırlı olması gerektiğini, yeni cepheler açmanın birliği dağıttığını düşünür. Ancak birçok farklı noktada savaşmak daha iyidir. Çünkü yeni cepheler açıldığında, Amerika, gücünü ve dikkatini dağıtmak zorunda kalır. Şu söz gibi: “Avcının peşinden koşacağı ceylan çok olursa, hangisini avlayacağında kararsız kalır.”

Tüm bunlardan sonra, her bir mümine, elindeki imkanlar nispetinde Allah yolunda cihad etmesi farzdır. Mücahidlerin saflarına katılabilenler, onlara katılmalı, katılamayanlar kafirlerin gücünü kıracak başları hedef almalıdır.

Avrupa ve ABD’deki geniş güvenlik önlemlerinden duyulan korku, cihad için bir engel. Bunun en iyi tedavi yolu ise tevekkül. O yüzden düşmanını gözetle ve tetiği çek.

“Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah alemlerden müstağnidir.”

Inspire Dergisi, Sayı 11

2013

Yazının PDF haline aşağıdan ulaşabilirsiniz
Umulur ki Allah İnkar Edenlerin Gücünü Kırar PDF
 

Benzer konular

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt