Makale YANDAŞLIK VEYA YALAKALIK (YA DA ŞÂHİDLİĞİ DOĞRU YAPMAK)

Necati Koçkesen

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
YANDAŞLIK VEYA YALAKALIK (YA DA ŞÂHİDLİĞİ DOĞRU YAPMAK)

İslam dini insanlara dâimâ hakkı söylemeyi ve hakkı savunmayı, şâhidliği olduğu gibi, değiştirmeden, ekleme veya eksiltme yapmadan yapmayı emreder. Bunu da;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahidlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır." (Mâide; 8) diyerek belirtir.

Dikkat edilirse âyette; "Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. " buyruluyor. Yâni düşmanınız olan, kızgın olduğunuz, kırgın olduğunuz bir kimse, bir topluluğun haklı olduğunu gördüğünüz bir olayla karşılaşsanız, sizi şâhidliğe çağırdıkları zaman şâhidliğinizi doğru yapmanız gerekiyor. O topluluğa kızgın olduğunuz için sözlerinizi eğip bükmeden veya olayları değişik göstererek kızdığınız topluluğu veya kişiyi haksız çıkaracak şekilde şâhidlik yapmamanız gerekiyor. Bu hâli ile şâhidin durumu hâkimden daha önemli hâle geliyor. Çünkü, hâkim de şâhiderin şâhidliğine göre hüküm veriyor. Eğer şâhidler yalancı şâhidliği yaparlarsa, hâkim de hükmünü ona göre vereceğinden yanlış hüküm verecek ve haklıyı haksız, haksızı da haklı diye tanımlayacak, haklının hakkını alıp haksıza verecektir. İşte bundan dolayı yalancı şâhidlik yapanlar hem hâkimi aldatıp yanlış hüküm vermesine sebep oldukları için hem de haklının hakkının haksıza verilmesine sebep oldukları için çok büyük bir günaha ve vebâle girmektedirler. Şâhidlik o kadar önemlidir ki, hakkında şâhidlik yapacağımız insanlar anne babamız da olsa, yakın akrabamız da olsa şâhidliği doğru yapmamız, anne babamızı, yakın akrabalarımızı kayıracak şekilde şâhidlik yapmamamız gerekiyor. Nitekim bu konuda şu âyet-i kerîme de çok önemlidir:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَق۪يرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرًا

"Ey iman edenler! Kendi nefisleriniz, anne babalarınız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şâhidlikte bulunarak adaleti gereği gibi uygulayan kimseler olun. (Muhatabınız) zengin de olsa fakir de olsa, (bilin ki) Allah onlara daha yakındır. Şu halde adaleti yerine getirme konusunda kendi tutkularınıza uymayın. Eğer dilinizi büker veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisâ; 135)

Gördünüz mü şâhidliğin önemini? İşte böyle şâhidlik edilirse adâlet sağlanır, adâlet ayakta tutulur. Unutmayınız, bir devlet küfürle yıkılmaz ama zulümle yıkılır diye bir söz vardır. Bu da demek oluyor ki, devletleri ayakta tutan en büyük etkenlerden birisi de adâlettir.

Günümüzde basın yayın, yâni televizyonlar, gazeteler, dergiler ve internet araçları da şâhidlik yapmakta ve toplumu yönlendirmektedirler. Eğer edindikleri haberleri veya gördükleri olayları olduğu gibi verirlerse halka doğru haber vermiş olurlar ve halkı doğru bir şekilde bilgilendirmiş olurlar. Fakat gördükleri olayları ve haberleri tarafını tuttuğu inanç, ülke, millet, gurup, tarîkat, parti lehine olacak şekilde değiştirerek verirlerse hem kendi taraftarlarını hem de bütün bir milleti, insanlığı yanlış yönlendirerek toplumların yanlış bilgi edinmelerine ve o toplumların bir guruba, kişilere karşı infial duymalarına ve saldırmalarına sebep olurlar. Bu da bazen insanları içinden çıkılmaz bir hâle sürükleyebilir.

Dikkat edilirse günümüzde basın ve yayın çeşitli guruplara bölünmüştür. Kendi desteklediği gurubunun aleyhine olan durumlarda ya hiç haber yapmamakta veya olayı kendi gurubunu mâsum gösterecek şekilde vermektedir. Karşı olduğu gurubun, partinin, tarîkatın, inancın veya insanların aleyhine olacak haberleri ise olabildiğince büyütmekte, vaveylalar koparmakta, günlerce o konuda yayın yaparak halkı kışkırtmaktadırlar. Fakat bunu bugün en fazla gücü elinde bulunduranları yâni iktidarı destekleyen basın ve yayın yapmaktadır. Bu gibiler genellikle iktidardan beslendikleri için, ya onların örtülü ödeneklerinden yardımlar aldıkları veya onlardan çok fazla bir şekilde reklam geliri elde ettiklerinden dolayı hep onların lehine olan haberleri vermekteler, bu haberleri ballandıra ballandıra anlatmaktadırlar. İşte böyleleri yemeğini yediği sâhibine göre ürümekte ve kuyruk sallamaktadırlar. Tarafını tuttuğu iktidarın kötülüklerini, başarısızlıklarını, ahlaksızlıklarını, kanunsuzluklarını, rüşvetlerini, adam kayırmalarını ise ya hiç vermemekteler veya onların başarısızlıklarını başarılı gibi göstererek vermektedirler. Bu da insanları aldatmakta, zulüm idârelerini seçmeye, onları desteklemeye devam etmelerini sağlamaktadır. İşte bu yandaşlığın ve yalakalığın en büyüğüdür.

Şu pandemi meselesinde bile bunu açıkça görürsünüz. İktidarı destekleyen basın yayın (ki bunlar yüzde doksanı bulmaktadır), muhâlefetin toplantılarında kalabalıkları, mesâfeye dikkat etmemelerini çarşaf çarşaf resimlerle ve abartarak verip onları kötülerlerken yalını yedikleri iktidarın kongreleri, toplantıları, cenâzeleri hınca hınç doluyken onlar hakkında hiç bir haber yapmamakta, onları eleştirenlere karşı ise savunma yapmakta ve onları mâzur göstermeye çalışmaktadırlar. Böylece yalakalığın ve yandaşlığın en büyük örneklerini vermektedirler.

Müslümanların böyle şeylere tenezzül etmemesi, edememesi gerekirken maalesef bugün müslümanlar da düşmanlarının ahlak yapısına bürünmüşlerdir. Onlar da kendi cemaatlarının, kendi tarîkatlarının, liderlerinin, derneklerinin, vakıflarının bir çok hatasını görmezden gelmekte, eleştirmemekte, "kol kırılır yen içinde kalır" mantığına göre hareket etmektedirler. Kendilerinden olmayan cemaatların, gurupların hatalarını ise büyüttükçe büyüterek hattâ onları küfürle itham ederek kardeşlik bağlarını koparıp atmaktadırlar. Üstelik kardeşleri hakkında duydukları haberlerin çoğu da yalan ve iftirâdır. Halbuki elimizde tuttuğumuz ve teslim olduğumuzu ikrâr ettiğimiz Kur'an bize;

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُص۪يبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ
"Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, fâsık biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın." (Hucurât; 6) buyurmaktadır.

Evet, peygamber efendimizin;

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031) hadîsi bu konuda da kendisini göstermiş ve bizlerin bu konuda da düşmanlarımıza benzediğimizi isbât etmiştir.

İşte bundan dolayı bizler de kendi hatalarımızı görmemekte, görmemeyi bırakın, gördüklerimiz kötülüklerin, çirkinliklerin de üzerini örtmekteyiz. Bu durumumuz şu söze ne kadar da benziyor: "Başkasının gözündeki çapağı görür, kendi gözündeki merteği görmez."
Adâleti sarsanlar, zulmün yayılmasına sebep olanlar sâdece din düşmanları değildir. Bizler de onların yollarından giderek kendi aramızda adâletin tecellî etmesine, kardeşlik köprülerinin kurulmasına engel oluyoruz.

Yazık, çok yazık.

Necati Koçkesen
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt