Çözüldü Zalimlerin Sultasında Çalışmak Bî Zâtihi Zulme Yardım Etmek Değil midir?

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam,

zalimlerin sultasında çalışmak, örneğin Hz Yusuf (as) gibi bir tür maliye bakanlığı görevi üstlenmek, niye zalimlere yardım etme kapsamında değildir. Alimler bunun caiz olup olmamasında ihtilaf etmiş halbuki zalim bu mal ile gelecekte zulüm de işleyebilir.

Terzinin biri, âlime : Ben zalimlerin elbisesini dikiyorum. Acaba ben Kasas Suresi’nin 17. ayeti gereği zalimlere yardım edenlerden olur muyum?” diye sorar.
Alim şöyle cevab verir: “Hayır sen zalimlere yardım eden değilsin. Bilakis sana iğne satanlar zalimlere yardım edenlerdir. Sen ise bizzat zalim olmuşsun” diye cevab verir.
(Alusi, Ruhul Meanî (20/49)

zalimlere elbise dikme ile zalimlerin ekonomisini ayakta tutma arasında fark mı vardır?
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Es selamu aleykum hocam,

zalimlerin sultasında çalışmak, örneğin Hz Yusuf (as) gibi bir tür maliye bakanlığı görevi üstlenmek, niye zalimlere yardım etme kapsamında değildir. Alimler bunun caiz olup olmamasında ihtilaf etmiş halbuki zalim bu mal ile gelecekte zulüm de işleyebilir.

Terzinin biri, âlime : Ben zalimlerin elbisesini dikiyorum. Acaba ben Kasas Suresi’nin 17. ayeti gereği zalimlere yardım edenlerden olur muyum?” diye sorar.
Alim şöyle cevab verir: “Hayır sen zalimlere yardım eden değilsin. Bilakis sana iğne satanlar zalimlere yardım edenlerdir. Sen ise bizzat zalim olmuşsun” diye cevab verir.
(Alusi, Ruhul Meanî (20/49)

zalimlere elbise dikme ile zalimlerin ekonomisini ayakta tutma arasında fark mı vardır?
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh

Bahsi geçen ayetin evveliyle birlikte inceleyelim;

"Şehre, ahalisinin haberi olmadığı bir vakitte, girdi. Orada birbiri ile döğüşen iki adam buldu. Şu kendi taraftarlarından, öbürü düşmanından. Taraftarlarından olan düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Musa ona bir yumruk vurmakla ölümüne sebeb olunca: "Bu, şeytanın içindendir. Şubhesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır" dedi."
"Rabbim, gerçekten ben nefsime zulmettim. Onun için bana mağfiret eyle" dedi. O da ona mağfiret etti. Çünkü O, Gafurdur, Rahimdir."
"Dedi ki: "Rabbim bana verdiğin nimet hakkı için artık günahkârlara arka çıkmam."
"Nihayet şehirde korku ile gözetleyerek sabahı etti. Baktı ki dün kendisinden yardım isteyen yine ona feryad ediyordu. Musa ona: "Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin" dedi.
" (Kasas 15 - 18)


Ayette Musa (a.s.), “suçlulara arka çıkmayacağını” söylüyor. Suçluya arka çıkmak, onun elbisesini dikmek değil, işlediği suçla ilgili olarak onun yanında yer almak, ona yardımcı olmaktır.

Yine şu farklı ayeti görecek olursak:
"....
İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Mâide 3)

Kasas’taki ayette Musa (a.s.), “suçlulara arka çıkmayacağını” söylüyor. Suçluya arka çıkmak, onun elbisesini dikmek değil, işlediği suçla ilgili olarak onun yanında yer almak, ona yardımcı olmaktır.

Maide suresindeki ayet de “zulum, günah, suç olan bir fiilde bunu işleyene yardımcı olmayı” yasaklıyor.

Zalim ve haksız olan bir kimseye, işlediği zulumde ve haksızlıkta yardımcı olmamak şartıyla onunla alış veriş yapmak, meşru olan bazı işlerini görmek bu ayetlerin kapsamına girmez.

Yusuf (a.s.), Melik'in yanında görev yaptığı sürece bahsettiğiniz tarzda zâlime zulmunde destek vererek ifsad değil, aksine zalimi zulmunden men ederek Mısır ve civarı insanları islah etmeye çalışmıştır.




Zalimlere Yardımcı Olmaktan Kaçınmak:

Seleme b, Nubayt dedi ki: Abdu'r-Rahman b. Muslim, ed-Dahhak'a Buhara ahalisinin maaşlarını gönderdi ve: Bunu onlara ver dedi.
ed-Dahhak: Bu işten beni afvet dedi ve kendisini afvedinceye kadar affedilmesini isteyib durdu.
Ona: Senin onlara bir zararın olmadığı halde bağışlarını ne diye onlara vermiyorsun? denilince,
Şöyle dedi: Ben hiçbir işlerinde zalimlere yardımcı olmayı sevmiyorum. (Âlusi, Ruh'ul-Meani, c. 20, sf: 49)


Musa'nın (a.s) bu ahdi çok kapsamlı kelimelerle ifade edilmiştir. O'nun bununla demek istediği; ferd olsun, topluluk olsun, dünyada zulum ve hainlik eden hiç kimseye yardımcı olmamak idi. İbn Cerir ve diğer birkaç Mufessir'in de doğru anladığı gibi o günlerde Musa (a.s), Firavun ve hükûmetiyle olan ilişkilerini kesmeyi ahdetmişti: Zira hükümet zalimdi ve ülkede kötü bir sistemi hakim kılmıştı. Daha sonra muttakî bir insanın böyle zorba bir krallıkta görev yapmaya, onun güç ve itibarının yükselmesine alet olmaya daha fazla devam edemeyeceğini anladı.
Müslüman âlimler, Musa'nın (a.s) bu sözünden genellikle şunu istidlâl ederler:
Bir mûmin, ister bir fert, ister bir zumre, isterse iktidardaki bir hükûmet olsun zalime yardım etmekten tamamen kaçınmalıdır.
Ubeydullah b. el-Velid el-Vassâfî dedi ki;
Ata b. Ebi Rebah'a şöyle dedi ki: Benim kalemim ile iş gören ve karşılığında bir ucret alan (Emevî hakimiyetinde olan Kûfe'nin vali kâtibi) bir kardeşim var. Gireni ve çıkanı hesab ediyor. Çoluk-çocuğu da var, eğer bu işi bırakacak olursa muhtaç olur ve borçlanmak zorunda kalır.
Ata ona: Baş kim? diye sordu.
Ben: Halid b. Abdullah el-Kasri'dir deyince,
Şöyle dedi: Sen yüce Allah'ın o salih kulunun: "Rabbim bana verdiğin nimet hakkı için günahkârlara arka çıkmam" dediği buyruğunu hiç okumuyor musun?

İbn Abbas dedi ki: Musa bu sözlerinde istisnada (inşeAllah diyerek) bulunmadığından dolayı ikinci defa benzer bir işle sınandı, fakat Allah ona yardım etti. Bundan dolayı sen kardeşine söyle, onlara yardımcı olmasın. Allah ona yardımcı olacaktır.
Ata dedi ki: Hiçbir kimseye bir zalime yardımcı olmak, ona kâtiblik yapmak, onunla arkadaşlık yapmak helal değildir. Bunlardan herhangi birisini yapacak olursa, o zâlimlere yardımcı olmuş olur.

Hadiste şöyle buyurulmaktadır:
"Kıyamet gününde bir munâdi: Nerede zalimler, nerede zalimlere benzeyenler ve zalimlere yardımcı olanlar, hatta onlara murekkeb hokkası uzatan yahud onların bir kalemini yontan dahi olsa(nerede)?
Bunların hepsi demirden bir tabuta topluca konulurlar ve bu tabutta cehenneme atılır.
"
(ed-Deylemî, el-Firdevs, I, 255)

Başka bir Emevî kâtibi, Amir Şa'bî'ye sordu: "Ey Ebu Amr! Ben yalnızca verilen kararları kaydedib, neşretmekten sorumluyum. Bunun dışında hiçbir şey yapmam. Bu memuriyet dolayısıyla kazandığım rızk helal mi, değil mi?"
O şöyle cevabladı: "Mümkündür ki masum biri cinayet suçuyla hüküm giyer ve karar senin kaleminden çıkar, yahud birinin mülkü adaletsizce musadere edilir, yahud bir başkasının evinin yıkılması emredilir ve tüm emirler senin kaleminden çıkar."
Sonra imam bu ayeti okudu. Bunun üzerine kâtibp şunları söyledi: "Bu günden itibaren kalemimden Emevîlerin hükümleri çıkmayacak!"
İmam da karşılık verdi: "Öyleyse Allah da seni günlük rızkından mahrum bırakmayacak."


Peygamber (s.a.v.)'dan da şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Uğradığı zulumde yardımcı olmak üzere bir mazlum ile yürüyen bir kimsenin ayaklarını kıyamet günü o ayakların kaydığı o günde sırat üzerinde sabit kılar. Herkim de bir zalim ile birlikte zulmunde ona yardımcı olmak üzere yürüyecek olursa, yüce Allah ayakların kaydığı o günde sıratın üzerinde ayaklarını kaydıracaktır. " (Benzer bir rivayet: e!-Kudaî, Musnedu'ş Şikâb, I, 315)

Yine hadiste: "Bir zalimle birlikte yürüyen günah işlemiş olur," denilmektedir.
("... günah işlemiş olur" yerine: "...İslâm'dan çıkmış olur" şeklinde: el-Heysemi, Mecmâ uz-Zevaid, IV, 205, ravilerinden birisinin hal tercemesine rastlanmadığı kaydıyla.)

Zâlimle ancak ona yardımcı olmak maksadıyla yürüdüğü takdirde günah olur. Zira o yüce Allah'ın: "Günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde ise yardımlaşmayın" (Mâide,2) buyıuğundaki yasağı işlemiş olur.

"Nihayet şehirde korku ile gözetleyerek sabahı etti" buyruğunda buna aykırı iddialarda bulunanların kanaatleri reddedilmekte; korkmanın marifetullah'a da, ona tevekkul etmeye de aykırı olmadığına işaret edilmektedir. Nitekim daha önceden Tâ-Hâ Sûresi'nde (20/46. âyetin tefsirinde) ve başka yerlerde bu husus açıklanmıştır.

Denildi ki: Musa (a.s) öldürdüğü kişi karşılığında, öldürülmekten korkarak sabahı etti. Kavminin kendisini teslim edeceğinden korkarak diye açıklandığı gibi yüce Allah'tan korkarak diye de açıklanmıştır.

"Gözetleyerek" buyruğunu Said b. Cubeyr: Korkusundan dolayı etrafına bakınarak diye açıklamıştır. Yakalanmayı gözetleyerek insanların kendisi hakkında neler söylediklerini tesbite çalışarak, diye de açıklanmıştır.
Katade dedi ki: "Gözetleyerek" yani tâkib edilmeyi gözetleyerek.
Denildiğine göre o, durumun haberini öğrenmek üzere dışarı çıktı. İsrailoğullarına mensub o kişinin dışında Kıptî'nin öldürülmüş olduğunu bilen yoktu.

"Sabahı etti" buyruğunun; "İdi, oldu" anlamında olma ihtimali de vardır. Yani o kâtil olunca korkmaya başladı. Bunun "sabah vaktine girdi (sabahı etti)" anlamında olma ihtimali de vardır. Yani öldürdüğü günün ertesi gününün sabahında demek olur,

"Korku ile" buyruğu "Sabahı etti" buyruğunun haberi olarak nasbedilmiştir. Hal olarak nasbedildiği de kabul edilebilir. Bu durumda zarf, haber mahallinde olur.

"Baktı ki dün kendisinden yardım isteyen yine ona feryad ediyordu." Yani dün kurtarmış olduğu İsrailoğullarına mensub aynı kişi kendisine angarya iş yükletmek isteyen bir başka Kıptî ile kavga etmektedir.

"Yardım istemek" demektir. Bu da; "Feryad etmek"ten gelir, çünkü yardım isteyen kimse (el-mustağis) yüksek sesle bağırarak yardım ister. Şair şöyle demektedir:
"
(Bizlere) dehşete kapılmış bir feryad edici (yardım isteyen) geldi mi, Onun feryadına karşı feryadımız; (atlarımızın) bacaklarına kamçıları vurmak olurdu (çabucak yardımına koşardık)"

Denildiğine göre, İsrailoğullarına mensub olan yardım isteyen o kişi Samiri idi. Firavun'un mutfakçısı, mutfağa odun taşıma işini ona yükletmek istemişti . Bunu el-Kuşeyrî zikretmektedir.

"en (kişi)" mubtedâ olarak merfudur. "Ona feryad ediyordu" haber mahallindedir. Hal olarak nasb konumunda olması da mümkündür. "Dün" ise içinde bulunduğumuz bugünün önceki günü demektir. Bu kelime iki sakinin arka arkaya gelmesi dolayısıyla esre üzere mebnidir. Baştna elif lam gelecek yahut izafet olursa, o takdirde nahivcilerin çoğunluğuna göre ref ve fetha ile îrabı yapılabilir. "Eliflam"lı olduğu halde nahivcilerden onu mebni kabul edenler de vardır. Sibeveyh ve başkalarının naklettiğine göre Arablar arasından bu lafzı sadece ref' halinde iken gayr-ı munsarıf gibi değerlendirenler vardır. Şair de kimi zaman şiir zarureti dolayısıyla cer ve nasb halinde de aynı şeyi yapabilir. Şair der ki:
"Andolsun dünden beri ben hayret edilecek bir şey gördüm"
Şair burada; edatı ile geçmiş günü belirten bu lafzı mecrur okumuştur. Halbuki güzel söyleyiş bunun merfu olmasıdır. O burada; "Dün" lafzını cer halinde ikinci söyleyişe uygun olarak ref halindeki gibi kullanmıştır.

"Mûsa ona: Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin dedi." Buradaki; "Azgın, husrana uğramış" demektir. Çünkü sen güç yetiremeyeceğin kimselere karşı çıkıyorsun. Bunun apaçık sapık anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani ben senden ötürü dün bir adam öldürdüm, bugün de beni bir başkası için çağırmaktasın.

"Azgın" lafzı; "Azdırdı, azdırır" fiilinden "fail" veznindedir ve; "Azdıncı" anlamındadır. Bu da; ile 'in "acıtıcı ve can yakıcı" anlamlarına gelmesine benzer'ın "azan kimse" demek olduğu da söylenmiştir. Yani sen, sana yapacağı kötülüğü def edemeyeceğin kimselerle kavgaya tutuşmak suretiyle çok azgın (azan, azdırıcı) bir kimsesin.

el-Hasen dedi ki: Musa (a.s): "Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin" sözlerini İsrailoğullarına mensub kimseye angarya iş yükletmesi dolayısıyla Kıptî'ye söylemiş ve onu yakalamak istemişti.

"Yakaladı, yakalar" demektir. Bunun (muzari halinin "u" harfinin) ötreli okunması kıyasa daha uygundur, çünkü bu muteaddi olmayan bir fiildir.

"Dedi ki: Ey Musa, dün bir kişiyi öldürdüğün gibi benîde mi öldürmek istiyorsun?" İbn Cubeyr dedi ki; Musa aslında Kıptî'yi yakalamak istemişti. İsrailoğullarına mensub kişi ise kendisini yakalamak istediğini sanmıştı. Çünkü ona ağır bir söz söylemişti ve: "Dün bir kişiyi öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?" demişti. Kıptî bu sözü işitince etrafa yaydı.
Şöyle de denilmiştir: İsrailoğullarından biri Kıptî'yi yakalamak istemişti, Musa ise bu işi yapmamasını ona söyleyince, ondan korktu ve: "Dün bir kişiyi öldürdüğün gibi benide mi öldürmek İstiyorsun?" deyivermişti.

"Sen ancak yeryüzünde bir zorba" adam öldüren "olmak istersin." İkrime ve eş-Şâbî: Bir insan haksız yere iki kişi öldürmediği sürece zorba (cebbar) olmaz."
"Fakat ıslâh edicilerden olmak" insanların arasını düzeltmeye çalışanlardan olmak "istemezsin." (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, C. 13, sf: 276-279)


Bâtıla Yardımın Hükmü
Ayetteki, "Ya Rabbi bana in'am ettiğin şeylerden ötürü (bana olan ihsanın hakkı için), artık zalimlere / suçlulara asla destek olmayacağım" ifadesi şöyle izah edilir;

1) Bu ayetin zahiri Musa (a.s)'nın, "sen bana böylesi bir in'amda ve lutufta bulununca, ben nasıl herhangi bir suçluya destekçi olabilirim. Aksine ben mûmini \ desteklerim" demiş olduğuna delalet eder. Bu da, Musa (a.s)'nın, kıptîye karşı, israilliye yaptığı yardımın, günah değil taat olduğuna delalet eder. Çünkü eğer bu bir gunah olsaydı, o zaman Musa (a.s)'nın, "Sen bana o günahtan ötürü tevbemi kabul ederek in'am edince, ben o günaha devam ettim" demesi gerekirdi.

2) Kaffal şöyle der: Musa (a.s), sanki Allah'ın kendisine lutfettiği şeylere, yemin ederek, hiçbir suçluya destekçi olmayacağını bildirmiştir, "in'am ettiğin şeylere yemin olsun ki" ifadesinin başındaki "bâ", kasem (yemin) içindir.

3) Kisâl ve Ferrâ, "Bu, bir haber cumlesi olub, dua manasınadır. Buna göre, Muta (a.s) sanki, "Ya Rabbi beni, isyankârlara destekçi kılma" demek istemiştir.
Ferrâ bunu zaten Abdullah b. Mes'ûd (r.anh) şeklinde okuduğunu söyler. Bil ki bu ayette, zâlimlere ve fasıklara destekçi olmanın caiz olmadığına bir delalet vardır.
İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der: "Musa (a.s) istisna yaparak (inşeAllah diyerek) "Eğer Allah dilerse, mucrimlere destek olmayacağım" dememiştir. İşte bundan dolayı, ertesi gün buna mubtelâ olmuştur."
İbn Abbas (r.anhuma)'nın bu görüşü zayıftır. Çünkü Musa (a.s), ikinci gün o adama destekçi olmayı bırakmıştır. O düşman Musa (a.s)'dan korktuğu için, "Bu yerde ille yaman bir zorba olmak istiyorsun sen" (Kasas 19) demiştir. Yoksa Musa (a.s), birşey yapmış değildir.(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, C. 17, sf: 492-493)



 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt