İsim ve Sıfatlarda Selefin Yolu - 2 -

Voice of Ibn Taymiyyah Çevrimdışı

Voice of Ibn Taymiyyah

Voice of Ibn Taymiyyah
İslam-TR Üyesi
İsim ve sıfatlar konusunda takip edilmesi gereken yol, Kur'an, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih sünneti ve bunları en doğru anlayan selef-i salihinin yoludur. Muhacirler, ensar ve onlara ihsanla tabi olanlar dini doğrudan vahyin indiği dönemde öğrenmiş, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in terbiyesinde yetişmiş ve ümmete eksiksiz aktarmışlardır. Bu sebeple onların üzerinde bulunduğu akide, sonraki nesiller için en güvenilir ölçüdür. Müslümanların hidayet ve ilimde imam oldukları üzerinde ittifak ettiği âlimler de aynı yolu takip etmiş, isim ve sıfatlar konusunda Kur'an ve sünnetten ayrılmamışlardır.

Çünkü ALLAH-u teala Muhammed Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i hidayet ve hak din ile göndermiş, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmış, onu kendisine davet eden bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil kılmıştır. Kur'an'da, "De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiret üzere ALLAH-u teala'ya davet ederiz." buyrulmuştur. Basiret üzere yapılan davet, zanna ve hevaya değil, vahye ve kesin delile dayanır. Bu sebeple Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ümmetini dinin en temel meselesi olan ALLAH-u teala'yı tanıma konusunda belirsizlik içinde bırakmış olması düşünülemez. Kur'an'ın dini kemale erdirdiğini bildirmesi de bunu açıkça göstermektedir. Din tamamlanmışsa, dinin özü olan tevhid ve isim-sıfat akidesi de eksiksiz açıklanmıştır.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine sadece büyük hükümleri değil, günlük hayatta ihtiyaç duyacakları en ince edepleri bile öğretmiştir. Tuvalet adabından alışveriş hükümlerine, ibadetlerden aile hukukuna kadar her mesele açıklanmışken kulların Rableri hakkında neye inanacakları gibi en büyük meselenin açıklanmamış olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Kendisi ümmetini gecesi gündüzü gibi apaçık bir yol üzerinde bıraktığını haber vermiş, ALLAH-u teala'nın gönderdiği her peygamberin ümmetini bildiği en hayırlı şeye yönlendirmek ve bildiği en büyük kötülükten sakındırmakla yükümlü olduğunu açıklamıştır. İnsan için en büyük hayır, Rabbini doğru tanımaktır. Bu sebeple isim ve sıfatlar konusu peygamberlerin davetinin merkezinde yer alır.

Ebû Zer'in rivayet ettiği gibi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine son derece kapsamlı bir ilim bırakmış, gökte kanat çırpan kuşlardan bile ibret alınacak bilgiler öğretmiştir. Ömer b. Hattâb'ın rivayet ettiği hadiste ise yaratılışın başlangıcından cennet ve cehennem ehlinin son durumuna kadar birçok gaybî mesele açıklanmıştır. Böyle bir peygamberin, kulların Rablerini tanıyacakları esasları açıklamamış olması düşünülemez. Çünkü ALLAH-u teala'yı isimleri ve sıfatlarıyla tanımak ilimlerin en üstünü, ibadetlerin en sağlam temeli ve kalbin ulaşabileceği en büyük marifettir.

Sevgi, korku, ümit, tevekkül, ihlas ve bütün kulluk görevleri doğru marifet üzerine bina edilir. Bundan dolayı isim ve sıfatlar konusu tali bir mesele değil, dinin temelidir. Selef-i salihin bu hakikati bildikleri için Kur'an ve sünnette gelen bütün isim ve sıfatları kabul etmiş, bunları inkâr etmemiş, değiştirmemiş, benzetmemiş ve keyfiyetini araştırmamıştır. Onlar ALLAH-u teala'nın kendisi için ispat ettiği isim ve sıfatları ispat etmiş,

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in haber verdiklerini tasdik etmiş, bunların hak olduğunu kabul etmiş ancak nasıl oldukları konusunda konuşmamıştır. Çünkü mahlukatın bilgisi, ALLAH-u teala'nın zatının ve sıfatlarının keyfiyetini kuşatamaz. Bilinmesi gereken şey keyfiyet değil, vahyin haber verdiği hakikattir. İbn Teymiyye'nin ortaya koyduğu temel delillerden biri de şudur: Sahabenin ve faziletli ilk nesillerin bu konuda bilgisiz kalmaları veya yanlış inanmaları mümkün değildir. Çünkü kalbinde az da olsa iman, ilim sevgisi ve ibadet arzusu bulunan herkes önce Rabbini tanımayı ister. Bu, insanın fıtratında bulunan bir istektir. İnsan yaratılışı gereği kendisini yaratanı tanımaya yönelir. Böyle önemli bir konuda sahabenin ilgisiz kaldığını söylemek mümkün olmadığı gibi, onların hakikatin aksine inandıklarını iddia etmek de hiçbir Müslümanın kabul edeceği bir söz değildir.

Üstelik bu konuda sahabeden ve tabiinden nakledilen rivayetler sayılamayacak kadar çoktur. Araştıran kimse onların isim ve sıfatlar bahsinde açık, sağlam ve tutarlı açıklamalar yaptığını görür. Bu sebeple sonradan gelenlerin ilk nesillerden daha bilgili olduğu iddiası ilmi hiçbir temele dayanmaz. Vahyin indiği dönemde yaşayan, Kur'an'ı doğrudan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den öğrenen ve onun eğitiminde yetişen sahabe, bu ümmetin en faziletli neslidir. Onları takip eden tabiin ve tebeu't-tabiin de aynı yolu muhafaza etmişlerdir. Bu sebeple akide konusunda güvenilecek yol, onların üzerinde ittifak ettiği yoldur. Sonraki dönemlerde ortaya çıkan kelami tartışmalar ve felsefi yorumlar ne kadar yaygınlaşırsa yaygınlaşsın, hakikatin ölçüsü ilk neslin anladığı vahiydir.

Çünkü ALLAH-u teala dini onların eliyle muhafaza etmiş, ümmeti onların anlayışıyla doğru yola ulaştırmıştır. Bundan dolayı isim ve sıfatlar konusunda en güvenli yöntem, Kur'an ve sahih sünnette gelen naslara teslim olmak, selefin anladığı şekilde iman etmek, nasları akla uydurmaya çalışmamak, teşbih, ta'til, tahrif ve keyfiyet araştırmasından uzak durmaktır. Gerçek kurtuluş da ancak Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ve onun ashabının takip ettiği bu açık yola sımsıkı sarılmakla mümkündür.​
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt