Çözüldü Bedevinin Sıfatlarla İlgili Kıssasını Bulabilir misiniz?

İsl4mist Çevrimdışı

İsl4mist

لِلّٰهِ🏴
İslam-TR Üyesi
Selamun Aleyküm,

Bir ara forumda aşşağıda belirteceğim gibi bir kıssa görmüştüm; bugün tekrar aradım fakat bir türlü bulamadım, konuyu bulan/bilen kardeşler konu linkini veyahut kıssayı ( Eğer hadis ise kaynağını ve sıhhatini belirtirseniz memnun olurum) yazabilir mi
kıssa şu tarzda birşeydi:
Bir Bedevi geliyor yanılmıyorsam bu bedevi günahkâr, kendinden 3 sıfat sayıyor Allah (svt) nin 3 sıfatını sayıyor sonra bir karşılaştırma yapıp günahlarının affolacağı ümidiyle ordan mutlu bir şekilde ayrılıyor.

Bilen varsa süper olur kardeşler
 
ع Çevrimdışı

عبد

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
aleyküm selam ve rahmetullah,
Bir bedevi Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanına gelerek:
— "Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet günü mahlukatın hesabını kim görecek?" diye sorar.
Efendimiz (s.a.v.):
— "Yüce Allah bizzat kendisi görecek," buyurur.
Bunu duyan bedevi tebessüm eder ve sevinçle dönüp gitmeye hazırlanır. Efendimiz onun bu sevincini görünce arkasından seslenir:
— "Ey Arap kardeşim, neden güldün?"
Bedevi, İslam tasavvufuna yön veren şu cevabı verir:
— "Ey Allah'ın Resulü! Kerîm (cömert ve şerefli) olan zat, hesaba çektiğinde müsamaha gösterir; gücü yettiğinde ise affeder!"
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bedevinin bu derin kavrayışını ve Allah'a olan hüsnüzannını doğrulayarak yanındakilere, "Bedevi doğru söyledi," buyurur.

hocam bu şeklinde olan İmam Gazali’nin İhyâu Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde (Rica / Ümit Bölümü'nde) varmış ancak hadis alimleri bu diyalog zincirinin de sened açısından zayıf veya asılsız olduğunu, ancak edebi bir menkıbe olarak taşınabileceğini belirtmiş.

başka bir versiyonunda ise ;
Günahkâr bir bedevi, mahşer gününü veya Allah'ın huzuruna çıkacağı anı düşünürken etrafındakilere, "Eğer Allah beni kıyamet günü hesaba çekerse, ben de O’nu hesaba çekerim!" der. Çevresindekiler şaşkınlıkla, "Sen küçücük, günahkâr bir kulsun. Koca kainatın sahibini nasıl hesaba çekebilirsin ki?" diye sorduklarında, bedevi kendi sıfatları ile Allah'ın sıfatlarını üçe üç olacak şekilde şöyle karşılaştırır:
1. Sıfat Karşılaştırması: "Eğer O beni günahlarımla hesaba çekerse, ben de O’nu mağfiretiyle (bağışlayıcılığıyla) hesaba çekerim."
2. Sıfat Karşılaştırması: "Eğer O beni kusurlarımla ve isyanımla hesaba çekerse, ben de O’nu affıyla hesaba çekerim."
3. Sıfat Karşılaştırması: "Eğer O benim cimriliğimi (kulluktaki eksikliğimi) öne sürerse, ben de O’nun Keremini ve cömertliğini (Kerîm oluşunu) öne sürerim."
Bedevi sözlerini şöyle bitirir: "O öyle Kerîm (sonsuz ikram sahibi) bir Allah'tır ki, O'nun cömertliği ve affı karşısında benim günahlarımın lafı bile olmaz. Kerîm olan, kendi keremine yakışanı yapar." Bu hüsnüzan ve ümitle oradan içi rahatlamış ve mutlu bir şekilde ayrılır.

ancak bunun kaynağı bulamadım bende
 
Abdulmuizz Fida Çevrimdışı

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
أَنَّ الْأَعْرَابِيَّ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ يَلِي حِسَابَ الْخَلْقِ؟ فَقَالَ: اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى. قَالَ: هُوَ بِنَفْسِهِ؟ قَالَ: نَعَمْ. فَتَبَسَّمَ الْأَعْرَابِيُّ، فَقَالَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مِمَّ ضَحِكْتَ يَا أَعْرَابِيُّ؟ فَقَالَ: إِنَّ الْكَرِيمَ إِذَا قَدَرَ عَفَا، وَإِذَا حَاسَبَ سَامَحَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: صَدَقَ الْأَعْرَابِيُّ، أَلَا لَا كَرِيمَ أَكْرَمُ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى، هُوَ أَكْرَمُ الْأَكْرَمِينَ. ثُمَّ قَالَ: فَقِهَ الْأَعْرَابِيُّ​
Enes b. Mâlik رضي الله عنه'dan;
Bedevî şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasulu! Mahlûkatın hesabını kim görecek?"
Rasulullah ﷺ, "Allah Tebârake ve Teâlâ" buyurdu.
Bedevî, “Bizzat Kendisi mi?” dedi.
Rasulullah ﷺ, “Evet” buyurdu.
Bunun üzerine bedevî tebessüm etti.
Rasulullah ﷺ, “Ey bedevî, seni güldüren nedir?” buyurdu.
Bedevî, “Şubhesiz kerîm olan, kudret sahibi olduğunda afveder; hesab gördüğünde ise bağışlar/musamaha gösterir” dedi.
Bunun üzerine Nebî ﷺ, “Bedevî doğru söyledi. Dikkat edin! Allah Teâlâ'dan daha Kerîm kimse yoktur. O, kerîmlerin en kerîmidir” buyurdu. Sonra da, “Bedevî fıkhetti / anladı” buyurdu.

(Ebû Hâmid el-Gazzâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, 'Kitâbu'r-Recâ ve'l-Havf', Sf: 491)
Bu lafız, Kûtu'l-Kulûb ve ondan naklen İhyâu Ulûmi'd-Dîn şerhlerinde Enes رضي الله عنه'ya nisbet edilen uzun rivayet içinde geçmektedir.
İmam Irâkî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn'deki bu rivayetin tahricini yaparken açıkça
لَمْ أَجِدْ لَهُ أَصْلًا “Bunun bir aslını bulamadım.” (Irâkî, el-Muğnî ʿan Hamli'l-Esfâr fî'l-Esfâr / Tahrîcu Ehâdîsi'l-İhyâ, C. 4, Sf: 183) demiştir. Subkî de Irâkî'nin bu değerlendirmesini aktarır. (Subkî, Tabakâtu'ş-Şâfiiyyeti'l-Kubrâ, C. 6, Sf: 364)
Daha kısa bir versiyonu Ebû Hurayra
رضي الله عنه tarikiyle zikredilmiştir;
قَالَ أَعْرَابِيٌّ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَنْ يُحَاسِبُ الْخَلْقَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟ قَالَ: اللَّهُ. قَالَ: اللَّهُ؟ قَالَ: اللَّهُ. قَالَ: نَجَوْنَا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ. قَالَ: وَكَيْفَ يَا أَعْرَابِيُّ؟ قَالَ: لِأَنَّ الْكَرِيمَ إِذَا قَدَرَ عَفَا​
Ebû Hurayra رضي الله عنه'dan;
Bir bedevî şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasulu! Kıyamet günü mahlûkatın hesabını kim görecek?'
Rasulullah ﷺ, 'Allah' buyurdu.
Bedevî, 'Allah mı?' dedi.
Rasulullah ﷺ, 'Allah' buyurdu.
Bedevî, 'Kâbe'nin Rabb'ine yemin olsun ki kurtulduk!' dedi.
Rasulullah ﷺ, 'Nasıl ey bedevî?' buyurdu.
Bedevî, 'Çünkü kerîm olan, kudret sahibi olduğunda afveder' dedi
(İmam Beyhakî, Şûabu'l-Îmân, C. 1, Sf: 198)
Beyhaki bu rivâyet hakkında;
يُشْبِهُ أَنْ يَكُونَ مَوْضُوعًا 'Mevdû olması muhtemeldir / mevdûya benzemektedir.' demiştir.
es-Suyûtî'nin el-Makāsıdu'l-Hasene'den nakledilen tahricinde, Beyhakî'nin isnadıyla ilgili şu açıklama vardır ;

وَإِنَّ مُحَمَّدَ بْنَ زَكَرِيَّا الْغَلَّابِيَّ تَفَرَّدَ بِهِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَائِشَةَ، وَالْغَلَّابِيُّ مَتْرُوكٌ، وَيُشْبِهُ أَنْ يَكُونَ مَوْضُوعًا​
“Bunu Ubeydullah b. Muhammed b. Âişe'den sadece Muhammed b. Zekeriyyâ el-Gallâbî rivayet etmiştir. el-Gallâbî metrûktur ve bunun mevdû (uydurma) olması muhtemeldir.”
Dolayısıyla burada problem sadece mursel / zayıf seviyesinde değildir. Ebû Hurayra tariki son derece zayıftır ve râvilerinden Muhammed b. Zekeriyyâ el-Gallâbî metrûktur. Beyhakî de bu sebeble mevdû (uydurma) olabileceğini söylemiştir.
Enes
رضي الله عنه'dan aktardığımız üstteki ilk ve uzun versiyonu, özellikle İhyâu Ulûmi'd-Dîn'inde meşhur olmuştur. Gazzâlî bunu Kitâbu'r-Recâ ve'l-Havf bölümünde aktarır. Daha sonra el-Murtazâ ez-Zebîdî bu pasajı açıklarken Irâkî'nin لم أجد له أصلا dediğini açıkça nakleder. Yani 'İslâm tasavvufuna yön veren şu cevab' şeklindeki ifade sonradan yapılan edebî/vaazî bir anlatımdır. Hadisin aslında böyle bir 'İslâm tasavvufuna yön veren cevab' şeklinde bir değerlendirme yoktur. (Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî, İthâfu's-Sâdeti'l-Muttakîn bi-Şerhi Esrâri İhyâi Ulûmi’d-Dîn, C. 9, Sf: 176)
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt