İlmi Konu Fikrettin Koç Hoca: Aşırı Tekfircilere Nasihat

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Yönetici
Admin
Frm. Yöneticisi
TÜRKİYEDE YADA YURT DIŞINDA SESİMİN ULAŞTIĞI BÜTÜN MÜSLÜMANLARA SESLENİYORUM;

Allah rıdası için bu yazıyı sabırla okuyunuz ve paylaşınız...

‎‫- عنْ مَعقِلِ بن يسارٍ ، رضي اللَّه عنْه ‬
‎‫قَالَ : قال رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : ‬

‎‫Mâkıl ibni Yesar (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu‬;
‎‫« العِبَادَةُ في الهَرْجِ كهِجْرةٍ إلَيَّ »
رواهُ مُسْلمٌ .‬

‎‫“Kargaşalı ve fitneli zamanlarda Allah’ın istediği gibi davranışlarda bulunmak bana icret etmek gibidir.”
(Muslim, Fiten, 130)‬


‎Günümüzde Sahabe olmak yoktur. Ancak “SAHABE GİBİ" olmak vardır. ‬
‎‫İşte yukarıdaki hadis bize bunu öğretiyor.

Müslümanların bir birileri hakkında ileri geri konuşmaları. İslami olmayan isim ve sıfatlarla tanımlamaları caiz değildir.

Yıllardır sevdiğim bir kardeşimin bugün bir tâife hakkında konuşurken (Mazeretçiler- Cehaletçiler) gibi ilmi olmayan tanımlar yapmasına biraz sitem ettim ve dedim ki böyle yapma, zira bu etki tepkiyi doğurur.

Olur mu abi? Zâten onlar bizlere Harici tekfirci diyorlar dedi. vs.
Birde dedi ki abi, biz akideyi sizlerden öğrendik ama sende de biraz Mazeretcilere kayma gördüm.
Nasıl gördün kardeş? dedim.
Baksana oy veren her insânı istisnasız tekfir etmiyorum diyorsun dedi.

بسم الله الرحمن الرحيم

Kardeşlerim...

Allah ondan ebeden radı olsun Mehmet Emin Akın hocamdan geçen yıl bana göre çok önemli bir şey öğrendim ve hatamı düzelttim.

Bana dedi ki;

Sen neden sürekli “MUVAHHİD MÜSLÜMAN” deyip duruyorsun? Ben birden durdum, şaşırdım. Nasıl yani hocam, neden hocam demeye kalmadan dedi ki:

Bu kelime “ŞİÂ’” tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. İslamda Muvahhid müslüman diye bir şey yoktur dedi.


Ben şaşkınlığım ve cehaletimle beyin fırtınası yaşarken, rahatlatıcı cümleler geldi ve dedi ki:
Rabbimiz bizlere sadece “MÜSLÜMAN” ismini vermiştir o kadar.

هو سماكم المسلمين...
( Hac 78).

Şayet müslüman olmak yetmiyor olsaydı Rabbimiz bu kelimenin önüne, arkasına bir şey daha koyardı.

O halde neden “Selefi Müslüman” diyemiyoruz ve dememeliyiz? Çünkü sadece “MÜSLÜMAN” denilmiş. Ve bu ismi veren de Rabbimizdir dedi ve o gün bu gündür çok dikkat ediyorum.

Kardeşlerim...

Biz müslümanların Tarikatcılardan bazı yönlerimizin benzediğini görüyorum.

Nasıl mı?

Bir müslüman, bir konuyu konuşurken zerre ilmi bir verisi olmadan mantık kurgusu yaparak bir başlıyor kelama ve bir daha susmuyor. Kardeş delilin nedir? Diyorum, mantıksal cevablar. Başka cevabın var mı diyorum, biz derste hocamızla böyle işledik diyor.

Bir üst seviyede ki kardeş bir konuyu inceliyor ve Ebu Basir şöyle dedi, Makdisi böyle dedi diyor.

Bu iki araştırmacı yazar, çilekeş, davayı dert edinen hocalarımızdan Allah radı olsun.

Aynı kardeşe soruyorum;

Bu iki hocamız Muctehid midir? Cevab:
Valla bilmiyorum ama heralde o seviyede değildir. Ama onlar ne derse odur diyor.

Güzel kardeşim...

Bir müslümanı Allahın (cc) ayetleri, Rasulullah’ın hadisleri ve birde ümmetin muctehidlerinin içtihadı bağlar. O içtihadın tartışılamaz olabilmesi için ummetin Muctehidlerinin Cumhur’u ne diyor ona bakılır ve bağlar. Usul budur.

Onun dışında Tartusi, Ebu katade, Makdisi bütün bunlar günümüzde oldukça fazla hayrı olan, isabetli görüşleri, leziz tesbitleri olan abilerimiz hocalarımızdır. İstifade ederiz ancak onların görüşleriyle dinimizi belirlemeyiz.

Ancak Ebu Hanifeyi ele alalım;

Dikkat ediniz Ebu Hanife, namazın vâcibleri, mekruhları diyor itiraz edemiyoruz ve ona göre ibadetimizi şekillendiriyoruz. İşte, itirazlarımızla ortaya koyduğu görüşleri çürütemediğimiz Âlimlerimize Muctehid imamlarımız diyoruz.

Devam edelim;
Bunların bir üstünde, Ebul Âla el Mevdudi (Rahimehullah), Seyyid Kutub (Rahimahullah), Elmalılı Hamdi Yazır da bizim büyük değerlerimizdir. Ancak ummeti bağlayıcı çapta değillerdir.

Örneğin üstat Mevdudi bana göre bütün kitabları baştan aşağı bütün kitapları okunması gereken istisna’i insanlardan birisidir.

Bunlardan bir derece daha üste çıkalım:

İbni Kayyım (Rahimehullah), İbni Abidin (Rahimehullah), Elmalılı Hamdi Yazır. Abdulkerim Zaydan’da bizim için önemli değerlerimizdendir. Fakat ummeti Muhammedi bağlamazlar.

O halde ummeti kim bağlar?

1- Kitab.
2- Sünnet.
3- Cumhur’u ulema.

Peki bu üç bağlayıcıdan sonra kim bağlar, yada kitab ve sünnetten hüküm istinbat edecek ve ummeti bağlayacak fetvayı verecek olan zumre, kişi kimdir? İşte bam teli sorusu budur.

Cevab:
Sahabenin Alim olanları.
Tabiinin Alim olanları.
Tebe’i tabiinin Alim olanları.
Mezheb imamı yada Muctehid olmuş Alimlerimiz.

Bunları kısaca tanıyalım:

1- Sahabenin Alim olanları;
Lütfen dikkat ediniz!!!

Sahabenin Âlimleri dedim. Bu bir dil sürçmesi değildir. Zira her sahabenin her dediği ümmeti bağlamaz. Ummeti din adına bağlayıcı olabilmesi için sadece Sahabe olmakta yetme. Çünkü ömründe 10 dakika bile Rasulullah (s.a.v.) ile oturmuş sohbet etmiş insanın ismi de sahabedir. Ebu Bekr (r.anh)’in ismi de sahabedir.

O halde Ummeti ilimleri ile bağlayan sahabeleri görelim. Bu sahabelere fukahâ-yi seb‘a deniliyor.

1- Ömer (r.anh)
2- Zeyd b. Sâbit. (r.anh)
3- Abdullah b. Ömer (r.anhuma)
4- Osman (r.anh)
5- Âişe (r.anha)
6- Abdullah b. Abbas (r.anhuma)
7- Ali (r.anh)


2- Tabii’n’in Alimleri:

Sahâbe döneminden itibaren yetiştirdiği âlimlerle başlı başına bir mekteb oluşturan ve İslâm hukuk metodolojisine amel-i ehl-i Medîne* kavramının girmesine zemin hazırlayan Medine’de tâbiîn dönemi fakihlerinden yedisi ayrı bir şöhret kazanmıştır.
Bunlar;
1- Urve b. Zubeyr b. Avvâm (ö. 93/712),
2-Saîd b. Museyyeb.
3-Ubeydullah b. Abdullah.
4-Hârice b. Zeyd.
5-Suleyman b. Yesâr
6-Kāsım b. Muhammed b. Ebû Bekir (ö. 107/725) üzerinde ittifak varsa da yedinci fakih için Ebû Bekir b. Abdurrahman, Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf ve Sâlim b. Abdullah b. Ömer olmak üzere üç farklı isim zikredilmektedir.

3- TEBEİ TABİİNİN ALİMLERİ;

İslâm şehirlerindeki fakîh tebe-i tabiîn şunlardır:

Medine'de: İbn Ebî Zi'b, Mâlik b. Enes, el-Macîşûn Abdu'l-Azîz, Suleyman b. Bilâl.

Mekke'de: İbn Cureyc, Sufyan b. Uyeyne, Nâfi b. Ömer el-Kureşî, Muslim b. Hâlid.

Şam'da: Abdurrahman el-Evzaî.

Mısır'da: Yahya b. Eyyûb, Ubeydullah b. Lehîa.

Yemen'de: Ma'mer b. Raşid, Abdullah b. Tâvûs.

Basra'da: Rebî' b. Sabîk, Saîd b. Ebî Arûbe, Şu'be b. el-Haccâc, Cerîrr b. Hazim, Hammad b. Seleme.

Kûfe'de: İbn Ebî Leylâ, Sufyan es-Sevrî, Haccâc b. Ertât, Mis'ar b. Kedâm, İbn Mesrûk, Zufer b. Huzeyl, Abdullah b. el-Mubârak, Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî, Hasen b. Ziyâd, Vekî' b. el-Cerrâh, Âfiye, Ebû Isme, Hammâd b. Ebî Hanîfe (Ö. N. Bilmen, Hukuk-u İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıkhiyye Kamûsu,I, 333-335)

Fıkıh deyince ;

4 Mezheb imamı.
Mesela, imam Şafii şöyle dedi denildi mi tabiri caizse akan sular durur.

Hadis deyince;

İMAM BUHARİ- İMAM MUSLİM denilince akan sular durur.

Tefsir denilince;
İbni Kesir, İmam Taberi, İmam Razi akla gelir ve bir ayet hakkında konuştular mı orada akan sular durur.

Fıkıh âlimlerini muctehidden mukallide doğru sıralayan Hanefî tabakat kitablarında fukaha yedi farklı tabakada gösterilmiş ve her biri için ayrı terimler kullanılmıştır. Bu tabakaları sırasıyla görelim;

1. İslâm fıkhında MUTLAK MUÇTEHİD OLANLAR (el-muctehidûn fi’ş-şer‘). Ummeti bağlar.

2. Mezhebde muctehid olanlar (el-muctehidûn fi’l-mezheb). Her hangi bir mezhebin usûl ve esasları içerisinde kalarak fetva verebilen muctehid alimler.

3. Meselede muctehid olanlar (el-muctehidûn fi’l-mesâil).
Yine her hangi bir mezhebin usûl ve esasları içerisinde kalarak bazı meselelerde fetva verebilen muctehid alimler.

4. Mezheb imamının metot ve görüşüne bağlı kalarak yeni meselelere çözüm getirebilen, çözüm üretebilen yani tahriç (çıkarsamalar) yapabilenler (el-muharricûn, ashâbu’t-tahrîc).

5. Mezheb imam ve muctehidlerinin görüşleri arasında tercih yapabilenler (ashâbu’t-tercîh).
İmam’ı Şâfi şöyle dedi ama İmam Malik’te böyle dedi, ben Şafii'nin görüşünü alıyorum diyebilen âlimler.

6. Mezhebde mevcud görüşlerden kuvvetli ve zayıflarını ayırt edebilecek durumda olanlar (ashâbu’t-temyîz).

7. Tam mukallidler (el-mukallidu’l-mahz).

Diğer mezheblerin fıkıh âlimlerine ait tabakat kitaplarında ise arada bazı küçük farklar bulunmakla beraber tabaka sayısı beşe indirilmiştir.
1. Mutlak mustakil muctehidler. 2. Mutlak muntesib muctehidler (bu iki derece Hanefîler’in tasnifindeki ilk iki dereceye tekabul etmektedir).
3. Mukayyed muctehidler.
4. Mezheb içinde tercih ve açıklama yapanlar.
5. Mezhebi iyi anlayan ve doğru nakledenler.

Değerli gençler...

Acizane yaptığım bu izahlardan sonra Allah için durup düşünelim.

Ben kimim?

Hangi Alim sınıfındayım?

Şu Müslüman, Şu Kâfir derken bunlar hüküm cümleleridir. Hangi ilmi alt yapımla ve hangi Alim tabakasından olarak bu işi yapıyorum?.

Peygamber (s.a.v.)’in, Kur’an’ın tefsiri konusunda bilgisizce konuşanların cehennemle cezalandırılacağını ve Kur’an hakkında kendi rêyi ile söz söyleyenlerin isâbet etseler bile hatalı yolda bulunduğunu bildirmesi (Tirmizî, “Tefsîr”, 1; Taberî, I, 71-73) bize yetmiyor mu?
Bu hadisi şerif, Sahâbenin ve tâbiîn neslinin tefsir hususunda ihtiyatlı davranmasına yol açmıştır.

Nitekim Ebû Bekir (r.anh)’e Abese sûresinin 31. âyetinin mânasının sorulması üzerine, “Allah’ın kitabına dair bir şeyi kendi fikrime göre tefsir eder veya bilmediğim halde söylersem hangi yer beni üzerinde taşır, hangi sema beni gölgelendirir?” dediği rivayet edilmiştir.

Kardeşlerim...

Her zaman söyledim yineliyorum. Ummetin içinde Tekfir konuşulmaz zira bu, şer’i bir görevdir, vazifedir, asıldır ve usûldür.

Ancak Tekfircilik...

İşte bundan Allah’a sığınıyorum.

Gençlerin tekfircilik çizgisine kaydığını görüyorum. Şöyle ki;

1- Oy verenlerin tamamı Kâfirdir, bunlara Kâfir demeyenlerde Kâfirdir diyenler.
2- Askere gidenlerin tamamı Kâfirdir, bunlara Kâfir demeyenlerde Kâfirdir diyenler.
3- Akidede cehaleti mazeret görenlerin tamamı Kâfirdir, bunlara Kâfir demeyenlerde Kâfirdir diyenler vs vs.
Bu çizgide olan kardeşlerimi tekfircilik çizgisinde görüyorum.

Allah'tan korkun, Alanınız olmayan, ilmi alt yapınız olmayan konular ki, bunlar günümüzde ilim ehlinin bile konuşmaktan çekindiği konulardır.

Ali Küçük merhum...

Parmağında oy verme mührü görülmüş. Eee ne olmuş? KAFİR.

Hasan KARAKAYA merhum...

Demiş ki millet vekilleri hakkında sabah kalkıyoruz müslüman gibiler, akşam oluyor Kafirler gibiler. Eee ne olmuş? KAFİR.

Mehmet Emin Akın.
Demiş ki, Ey Ak partisi yetkilileri. Size oy veren Müslümanlar var. Oy verenlere müslüman dedi.
Kadir Mısıroğluna Rahmetli demiş. Eee ne olmuş? KAFİR...

Allah'tan korkun....

Bir beşer olan bu hoca ve abilerimizin hata yapma hakkı yok mudur?

Hatalı fetva verme hakkı yok mudur?

Allah'tan Korkun....

Sadece ismi geçen bu hocalarımızın yazdığı bir tane ilmi kitabı yazacak seviyede değiliz.

Yetiştirdikleri bir tane talebelerinin seviyesinde değiliz. Allahtan korkmadan ne de korkunç hükümler veriyoruz.

Bir insanı tekfir etmek ne demektir biliyormusun???

Hasan KARAKAYA= EBU LEHEB.
Ali KÜÇÜK= EBU LEHEB.
M.Emin Akın= EBU LEHEB demektir.

Haşa... sünme hâşa...

Bunlar bizim abilerimiz, hocalarımız ve dinde bir çok şeyi kendilerinden öğrenilen insanlardır.

Akın hocam bu dava için 4 yıl zindan da kaldı. Hala 65 yaşında ve her hafta imza atmaya gidiyor.

Ali Küçük hocam bizzat bana anlattı ve dedi ki:
20 gün penceresi olmayan bir hücrede kaldım. İçeride betondan başka bir şey yok. Betonda olsa uzanayım uyumak için dediğimde ayaklarım duvara değiyor, yatamıyordum. Bir gün ayakta uyuyayım dedim. Uyuya kalmışım. Ama uyuyunca yere yığışmışım ve ayak bileğim kırıldı dedi.

Sen ey genç kardeşim...

Yediğin önünde, yemediğin arkanda, dâvâ için zerre bedel ödemeden tekfircilik yapıyorsun. Allah'tan korkmuyor musun?

Sen, bir kaç tane kitab okuyan kardeşim;
Senin ilimde silsilen kim? Hocaların kim? Hangi Alimlerin talebesi oldun?

İslam hukukunda İSTİHSAN KAİDESİNİ ilk defa kullanan İMAM EBU HANİFE olmuştur.

İmam Şafii ise demiştir ki;

من استحسن فقد كفر
Kim istihsan ile hükmederse Kafir olmuştur.
Başka bir ifade de şöyle denmiştir:

من استحسن فقد شرع ومن شرع فقد كفر
Kim ihtihsan ile hüküm verirse, (dinde) hüküm koymuş olur. Dinde dinde hüküm koyarsa, Kafir olur.

Tam 8 yıl sonra, İmam Şafii (Rahmetullahi aleyhi) İSTİHSAN KÂİDESİNE göre hüküm vermeye başlamış, talebeleri sormuş neden böyle yapıyorsunuz? Demiş ki anladım ki İstihsan olmadan bazı konuları çözmek mümkün değil.

Peki İmam Şafii, İmam Hanifeyi tekfir mi etmiştir? Haşaaa.

İşte buralarda ilimde derin konular. Bir meselede fetvayı vermek başkadır. O fetvayı şahsa indirgemek başkadır. Amelin küfür olması başka, o ameli işleyen her bir fâilin Kâfir olması başkadır.

Sahabeden Rasulullah’ın sırrını Mekkedeki akrabalarına yazdığı şiir ile haber veren HATIB BİN EBİ BALTA (r.anh)di.
O bir sahabe idi. Ve ama Rasulullahın sırrını ifşa etmişti. Sırrı ifşa ise Küfürdü. Ama Rasulullah tekfir etmemişti.

Şu olayın akışına bakınız;

Peygamber (s.a.v.) “Bana Hatib’i çağırın” buyurdu. Hatib, Peygamberimizin huzuruna girdi. Peygamber (a.s.) her zamanki vakur haliyle ve ama o kadar da sitem eder tarzda Hatib’e sordu: “Hatib! Nedir bu mektub! Niye bunu yaptın! Seni bu mektubu yazmaya ne zorladı?”
Hatib (r.anh) başını önüne eğdi ve kendini şöyle savundu. “Ey Allah’ın Rasulu! Ben mûminim. İmanımda zerre kadar sarsıntı yoktur. Ancak Mekke’de kalan aile fertlerim savunmasız ve kimsesizler. Bu harekâta başladığınızda muşrikler tarafından tümünün kılıçtan geçirileceğinden korktum. Buna engel olmak ve Mekke'lilere hoş görünmek için bu mektubu yazdım.” Hatib pişmandı. Özür diliyordu. Başını kaldırıp Rasulullah’a bakamıyordu. Orada bulunan Ömer (r.anh) ayağa kalkarak “Ey Allah’ın Rasulu musaade buyurun bu münafığın boynunu vurayım” dese de Peygamber kabul etmedi. Ömer (r.anh) ısrarını sürdürdü.
Bunun üzerine Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: “Hayır Ömer! Hatib Bedir ehlindendir. Belki Allah Bedir’e katılanların işledikleri bütün günahlarını afvederim demiştir.” Ömer gözlerinden yaşlar boşalarak oturdu.

Hasbunallahi ve ni’mel vekil.

Rabbim...

Sen bizi ilimden ayırma.

Adaletten ayırma.

Mizânımızı şaşırtma.

Ayaklarımızı aziz dininde sabit kıl.
 

Pangea

İyi Bilinen Üye
Üye
işe nereden girişsek bir yerde elimizde kalıyor. ilim deniz gibi ve boğuluyor insan. okurken duygulandım Allah doğru yola sevketsin.
 
Üst Alt