Makale AHMET KALKAN DİYE BİRİSİ…

Necati Koçkesen

İyi Bilinen Üye
İslam-TR Üyesi
AHMET KALKAN DİYE BİRİSİ…

Ahmet kalkan öldü ya, herkes rahmet okuma yarışına girdi. Daha düne kadar onu hadis inkarcısı olarak adlandıranlar ve ona reddiyeler yazanlar şimdi ona rahmet okuma yarışına girmişler ve susuyorlar. Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür böyle? Peki, kimdir Ahmet kalkan? Hadisleri aklına göre yorumlayan, aklına uymayan hadisleri reddeden, sözde hadisleri Kur’an’a arzeden, kendi kof aklına göre Kur’an’la çatıştığı için hadisleri reddeden bir adam. Ahmet Kalkan denilen adam kabir azabının olmadığını, kur’an’da nesh diye bir şeyin olmadığını iddia eden bir adam. Bu adam Allah rasûlüne iftira atan, sahabeye, bütün selefi sâlihin ulemaya iftira atan bir adam. Îmanı olan, Allah Rasûlünü seven, Allah rasûlünün ashabını seven, Allah Rasûlünün ve onun hepsi de âdil olan ashabının yolundan giden tâbiîn ve etbâi tâbiîn âlimlerini seven hiçbir kimse Ahmet Kalkan diye birisini sevemez, ona rahmet okuyamaz. Neden mi? Çünkü Ahmet Kalkan kabir azabını inkar ediyor ve diyor ki: “Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler. Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". [Yasin Suresi, 51-52]

Bu ayette inanmayanların şaşkınlık içinde kalkmasıdaha önce bir azap yaşamadıklarını gösteriyor. Eğer bir işkence veya azap yaşasalardı her şeyi anlamış olacakları için sonrasında şaşkınlık içinde olmayacaklardı. Aynı zamanda Allah'ın dininin gerçek olduğunu da o anda anlıyorlar. Öncesinde bir azap olsaydı dinin gerçek olduğunu zaten biliyor olurlardı ve bunu anladıklarında şok yaşamazlardı.
Ayrıca ölümden sonra zaman, hafıza ve hisler yoktur. Birisi öldüğünde, öldüğü an ile kalktığı an arasında zaman geçmez. Bunun göz açıp kapayınca kadar olduğunu Allah ayette bildiriyor:

Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah her şeye güç yetirendir. [Nahl Suresi, 77]
Dolayısıyla ölüm anı ve kalkma anı arasında bir azap yoktur. Eğer olsaydı apaçık ve eksiksiz olan Kuran ile Allah bildirirdi.”
Evet Ahmet Kalkan denilen adam böyle diyor ve öldükten sonra kabir azabının olmadığını iddia ediyor. Peki Allah rasûlü ne diyor bir de ona bakalım mı? Allah Rasûlü de diyor ki:

Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında:
"Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur." (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizî, Kıyamet, 26).

"Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki:
"Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir." Bunun üzerine melekler; "Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: "Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi, mahşer gününe kadar sen uyumana devam et." derler."

"Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der:
"Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum." Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder." (Tirmizi Cenâiz 70).

Ebü Hüreyre Radıyallahu anh, Hazreti Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şekilde dua ettiğini söylemiştir:

“Allahümme innî eûzu bike min azâbi’l-kabri ve min azâbi’n-nâri ve min fitneti’l-mahyâ ve’I-memâtü ve min fitneti’l-mesîhi’d-deccâl.”

Âişe (Radıyallahu anha) Allah Resûlü’ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) “İnsanlara kabirlerinde azap olunur mu?” diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) “Evet, kabir azabı (vardır)” buyurdu.

Hazreti Âişe (Radıyallahu anha) şöyle der: Bundan sonra Allah Resûlü’nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonunda kabir azabından Allah’a sığınmadığı hiçbir namazını görmedim. (Buhârî, cum’a/986, 988-989, 991, 996, 998, cenâiz/1283, bed’ul-haIk/2964, teftîru’l-K.ur’ân/4258, nikâh/4820, da’avât/5889, eymân/6141; Müslim, küsûf/1499, 1501-1502, 1504-1506; Tirmizî, cum’a/514; Nesâî, küsûf/1453, 1455, 1457-1459; Ebû Dâvud, salât/995, 997; İbn Mâce, ikâmetu’s-salât/1253; İbn Hanbel, bakî musnedi’I-Ensâr/22917, 23048, 23133, 23333, 23379, 23432, 23529, 24088, 24148, 24184, 24815; Mâlik, nidâ/398, 400; Dârimî, salât/1486.)

Bu sunduğum rivayetler kabir azabı ile ilgili rivayetlerin sadece bir kaçıdır. Hepsini sunsam yerimiz yetmez. Kabir azabı ile ilgili rivayetler mütevâtir rivâyetlerdir. Bundan dolayı da ehli sünnet uleması “kabir azabı haktır” demişlerdir. “Kabir azabı yoktur”, demek ise dalâlettir, sapıklıktır. Kabir azabı yoktur diyen adam iki şeyden birisini yapmaktadır.

a- Ya kabir azabı ile ilgili tüm rivayetlerin uydurulduğunu iddia ediyor, ki o zaman bu hadisleri kendilerinden sonrakilere aktaran tüm sahabeyi hadis uydurmakla itham ediyor ve sahabeden sonra gelen tâbiîn ve etbâi tâbiîn âlimlerini, bu hadisleri rivayet eden büyük büyük hadis alimlerini de keza hadis uydurmakla, Kur’an’a muhalefet etmekle suçluyor. Bu ise büyük bir cürümdür. Allah Rasûlünün ashabına dil uzatan ise Allah rasûlüne dil uzatmıştır. Neden? Çünkü Allah rasûlü buyurmuştur ki:


"Ashabıma sövmeyin! Canım elinde olana (Allah’ a) yemin ederim ki eğer biriniz, Uhud (Dağı) kadar altını Allah yolunda harcasa bu, onlardan birinin bir ölçek ya da yarım ölçek sadakasına erişemez." (Ebu Davud, es- Sünen, Sünnet, 10.)

“Ashabımı seven, beni sevdiği için sevmiştir. Onlara buğzeden ise beni sevmediği için onlara buğzetmektedir. Onlara eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden Allah’ı gazaba getirmiş olur. Allah’ı gazaba getiren kimsenin ise helak olması yakındır.” (Tirmizî, Ahmed, İbnu Hıbban)

b- Kabir azabı yoktur diyen ya da Allah rasûlünün Kur’an’ı anlamadığını, Kur’an’da kabir azabı ile ilgili bir ayet olmadığı halde Allah Rasûlünün kabir azabı olduğunu söylemesi ile Kur’an’a muhâlefet ettiğini iddia ediyor ki bu, birinciden daha vahim bir durumdur.

Kabir azabı yoktur diyen birisi, kabir azabı haktır diyen bütün sahabenin, tâbîînin, etbâi tâbiînin ve bütün ehli sünnet âlimlerinin Kurânı anlamadıklarını, kabir azabı hakkında uydurulmuş olan hadislerin peşinden gittiklerini iddia ederek, kendisinin Kur’an’ı onlardan daha iyi anladığını belirtmektedir. O zaman bizim de sorma hakkımız yok mu?

  • Ahmet Kalkan tefsir ilmini hangi tefsir âliminden veya âlimlerinden almıştır?
    • Ahmet Kalkan hadis ilmini hangi hadis âlimi veya hadis âlimlerinden almıştır?
    • Ahmet Kalkan fıkıh ilmini hangi fıkıh âliminden veya âlimlerinden almıştır?
    • Ahmet Kalkan usül ilimlerini hangi âlimlerden almıştır?

Ahmet Kalkan hiçbir âlimden ders almamış, kendi kendisini yetiştirmeye çalışmış bir adamdır. Kendi kendisini yetiştirmeye çalışanların çoğunluğu da belirli bir seviyeye geldikten sonra kendisinin bir şey olduğuna inanmaya başlar ve şeytanın oyuncağı olur.

Ahmet Kalkan Kur’an’da neshin olmadığını iddia ediyor ve diyor ki: “Kur’an’da nesh diye bir şey uydurmuşlar”

Evet, Ahmet Kalkan Kur’an’da neshin olduğunun uydurulma olduğunu iddia ediyor. Açın ne kadar tefsir kitabı varsa okuyun. Kur’an’da neshin olduğunu söyleyen sahâbelerdir. Hem de bir sahabe falan değil, tüm sahabelerdir. Kur’an’da neshin olmadığını söyleyen bir tane sahabe var mı? Sahabeden sonra gelen âlimler de Kur’an’da neshin olduğunu sahabeden alarak söylemişlerdir. Buna göre, sahabe, tâbiîn, etbai tâbiîn ve bütün selefi sâlihîn âlimleri Kur’anı Ahmet Kalkan’ın kof aklı kadar anlayamamışlar demekki. Üstelik büyük bir cürüm işleyerek Kur’an’ın şu âyeti şu âyetini neshetmiştir diyerek Kur’an’ın bir çok hükümlerini ortadan kaldırmışlar demekki.

Kur’an’da neshin olmadığını iddia edenlere burada bir soru soralım; bilindiği gibi Kur’an’da kıblenin değişmesi ile ilgili bir âyet vardır. Kıble mescid’i aksa tarafından mescid-i haram tarafına çevrilmiştir ve bu âyetle de sabittir. Sorumuz şu: Müslümanların namaz kılacakları zaman mescid-i Aksâ tarafına dönmeleri ile ilgili bir tane âyet yoktur. Peki Allah Rasûlü ve sahâbeler Mekke’de ve Medîne’ye hicret ettikten sonra on altı veya on yedi ay daha Mescid-i Aksâ tarafına dönerek namaz kılmayı neye dayanarak yapmışlardır? Kendi kafalarına göre mi yapmışlardır? Eğer Allah Rasûlü kendi kafasından yapmışsa neden kıblenin mescid-i haram tarafına dönmesini bekliyor du? Madem kendisi Mescid-i Aksa tarafına namaz kılmaya başlamıştı yine kendisi Mescid-i haram tarafına dönebilirdi. Tıpkı, “Ben size kabir ziyaretlerini yasaklamıştım ama artık onları ziyâret edebilirsiniz” demesinde olduğu gibi. Halbuki biz biliyoruz ki, İslam’ın daha başında Cebrail aleyhisselam gelerek topuğu ile yere vurmuş, çıkan sudan abdest almış, Allah Rasûlü de ondan gördüğü gibi abdest almış daha sonra cebrâil aleyhisselam imam olarak iki rekat namaz kıldırmıştır. Ve o namazda kıble olarak Mescid-i Aksâ tarafına döndüğü için Allah Rasûlü ve sahabeler de namaz kılarlarken Mescid-i Aksâ tarafına dönmüşlerdir. Yani Kıble olarak ilk önce Mescid-i Aksâ’nın belirlenmesi de ilâhî bir vahiyledir. Her ne kadar bu Kur’an’da belirtilmemişse de Cebrailin getirdiği vahyi gayri metlüv bir vahiyle olmuştur. Bundan dolayı Allah Rasûlü kıblenin değiştirilmesi için yeni bir âyetin gelmesini beklemiştir.

Evet, şimdi burada soruyoruz: Ey Ahmed Kalkan’ın tevhîdî bir mücâdele yaptığını iddia ederek ona rahmet okuyanlar! Ahmet Kalkan ve onun gibiler Allah rasûlünün hadislerini inkar ederek mi tevhidi bir mücâdele ediyordu? Sahabeyi ve hadis âlimlerini hadis uydurmakla, neshi uydurmakla itham ederek mi tevhîdî mücâdele yapıyordu? Bunun için mi ona rahmet diliyorsunuz? Ey dün Ahmet Kalkan’ın hadis inkarcısı olduğunu söyleyip onu sapıklıkla suçlayanlar! Şimdi ne oldu da dut yemiş bülbül kesildiniz veya ona rahmet okuyorsunuz? Bana gelince, ben, Ahmet Kalkan ve benzerleri için diyorum ki: ALLAH NASIL BİLİYORSA ÖYLE YAPSIN.
 

Pangea

Yazılarımda hatalar benden, doğrular Allah’tandır.
İslam-TR Üyesi
Hadis inkarcılığı yapanları tekfir eden ben hiç görmedim. Adam ölmüş rahmet dilemekten doğal ne olabilir ki. Yanlış fikirlerini ortaya koyalım sapıklıkları düzeltelim ama yargılamayı Allaha bırakalım derdini ona anlatsın belki affeder belki etmez biz bilmeyiz şirk değil sonuçta.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Hadis inkarcılığı yapanları tekfir eden ben hiç görmedim. Adam ölmüş rahmet dilemekten doğal ne olabilir ki. Yanlış fikirlerini ortaya koyalım sapıklıkları düzeltelim ama yargılamayı Allaha bırakalım derdini ona anlatsın belki affeder belki etmez biz bilmeyiz şirk değil sonuçta.
Ben Ehl-i sunnet bir müslümanım. Kendi ağzından "Ben ehl-i sunnet değilim, muslumanım" ifadesini duyduğum (A. Kalkan) kişinin ehl-i sunnetin usûlu bağlamaması doğaldır.
"Hadis inkarcılığı yapanları tekfir eden ben hiç görmedim" diyorsun. Sizden ricam, üyesi olduğun forumda "
Mutevatir Hadisleri İnkar Edenin Hukmu?" veya
"Mütevatir Sünnet veya Hadise İnanmak İmanın Esaslarından mıdır?" diye aratıp ehl-i sunnetin hükmünü görmeyi deneyiniz.



Ehl-i sunnet mezhebinin bir diğer adı "hadis ehli" mezhebidir.

Mûtezili (Hadis inkarcıları, akliyyûn), Şia dahil tüm dalalet ve bidat fırkalara rahmet okuyabilirsiniz tutan yok.

Ehl-i bid'at'a karşı nakledilen rivâyetlerden:

القدرية مجوس هذه األمة إن مرضوا فال تعودوهم وإن ماتوا فال تشهدوهم
"Kaderiyye ve Murcie bu ummetin Mecûsîleridir. Hastalandıklarında ziyâret etmeyin! Öldüklerinde cenâzelerine katılmayın!"
(Taberânî, el-Mûcemu'l-evsat, IV, 281)


مجوس و مجوسا أمة لكل إن هذه األمة الذين يقولون ال قدر فمن مرض منهم فال تعودوه ومن مات منهم فال تشهدوه وهم شيعة الدجال حقا على هللا عز وجل أن به ي
"Her ummetin Mecûsîleri vardır. Bu ummetin Mecûsîleri ise kaderi inkar edenlerdir. Onlardan hastalananları ziyâret etmeyin! Ölenlerin cenazelerine katılmayın! Onlar Deccâl'in yandaşlarıdır. Allah'ın onları Deccâl'e ilhak etmesi haktır"
(Ahmed b. Hanbel, Musned, I-VI, Mısır: Muessesetu Kurtuba, V, 406; Ebû Dâvud, Sunen, IV, 222)

İbn Abdilber'in (ö. 463/1071) Câmiu beyani'l-ilm ve fadlih adlı eserinde Ömer (r.anh)'e (643/23. ö) nisbet edilen şu söze bakalım:
إن أصحاب الرأي أعداء السنن أعيتهم أن يحفظوها وتفلتت منهم أن
“يعوها، واستحيوا حين سئلوا أن يقولوا: ال نعلم، فعارضوا السنن برأيهم فإياكم وإياهم
"Ehl-i rey sünnetlerin düşmanıdır. Hadisleri ezberlemek zorlarına gitti. Ezberden kaçtılar. Ama bir soru sorulunca da bilmiyorum demekten utandılar. Bu yüzden de sünnetlere reyleriyle muhalefet ettiler. Onlardan sakının!
(İbn Abdilber, Câmiu beyân'l-ilm, II, 1041-1042; Suyuti, Celâluddîn, Miftâhu'l-cenne fi’l-ihticâci bi’s-sünne, Medine: el-Câmiatu’l İslâmiyye, 1989, sf: 47)

Zuhrî'nin "Hadis erkektir. Onu erkekler sever, erkek görünümlü kancıklar sevmez" (İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Muslim, Te'vîlu muhtelifi'l-hadîs, el-Mektebu’l-İslâmî, 1999, sf: 110) dediği nakledilmekte;

Şâbî ise reylerin üzerine bevl edilmesini tavsiye etmektedir. (İbn Abdilber, Câmiu beyâni'l-ilm, I, 617)

İmam Şâfiî de hadis varken kendi görüşünü soran kimseye "Beni kilisede mi gördün, üstümde zünnar mı gördün?" diyerek, hadis varken görüş verenleri ya da belki hadisi yorumlayanları Hıristiyanlara benzetmekte; "Sahih hadisle amel etmezsem aklımı yitirmişim bilin!" diyerek de onları akılsız saymaktadır. (İbnu'l-Kayyım, Muhtasaru's-savâiki'l-mursele, (thk. Seyyid İbrahim), Kahire: Daru'l-hadis, 1992, sf: 519; Suyuti, Miftahu'l-cenne, sf: 65) Ehl-i kelam hakkında ise "Kelamcılar hakkındaki kararım, onlara ağaç dallarıyla vurulup, deveye ters bindirilmeleri ve aşiret aşiret, kabile kabile dolaştırılmalarıdır. Bu arada işte bu, Kitab ve sünneti terk edip kelama sarılanın cezasıdır diye bağırılır" (Fahruddîn Râzî, Menâkıbu’l-İmâm eş-Şâfiî, Beyrut: Daru’l-Cîl, (thk. Ahmed Hicâzî es-Sakkâ), 1993, sf: 95-101) dediği aktarılmaktadır.

Ahmed b. Hanbel de sapık fırkalar hakkında şöyle demektedir: "Cehm ve taraftarları insanları Kur'ân ve hadisin muteşâbihiyle ilgilenmeye çağırmışlardır. Böylece hem kendileri yoldan çıkmış hem de pek çok kimseyi saptırmışlardır", "Cehm'den –ki o Allah'ın düşmanıdır- bize şunlar ulaşmıştır" (Ahmed b. Hanbel, er-Red ale'z-zenâdıka ve'l-cehmiyye, (thk. İbn Şebîb el-Acmî), Kuveyt: Ğerâs, 2005, sf: 196), "Onların sözleri Allah'a iftira, sapıklık ve küfürdür" (Ahmed b. Hanbel, er-Red ale'z-zenâdıka ve'l-cehmiyye, sf: 212) ve "Allah şeytanların dinini ve Cehm ile taraftarlarının dinini terk edenlere merhamet etsin" (Ahmed b. Hanbel, er-Red ale'z-zenâdıka ve'l-cehmiyye, sf: 330) Yine Ahmed b. Hanbel, kelamcıları zındık olarak nitelemiş (Ebu'l-Muzaffer es-Semânî, el-İntisâr li ashâbi’l-hadîs, sf: 9) , "Kur'ân'ın mahluk olduğunu söyleyenleri tekfir etmiş ve bidat sahibi Cehmiyye ve Mutezile'nin arkasında namaz kılınamayacağına fetva vermiştir.





 

Pangea

Yazılarımda hatalar benden, doğrular Allah’tandır.
İslam-TR Üyesi
Ehl-i sunnet mezhebinin bir diğer adı "hadis ehli" mezhebidir.

Mûtezili (Hadis inkarcıları, akliyyûn), Şia dahil tüm dalalet ve bidat fırkalara rahmet okuyabilirsiniz tutan yok.


Tutan var işte. Adama rahmet okunmasını kötü bir şey olarak lanse etmek “aşırı tekfir hastalarının” kafire kafir demeyen kafirdir akidesini ablayışlarına benzemiyor mu? Hadi adam kötüydü rahmet okuyanlar da mı kötü? Mecazen soruyorum cevaba gerek yok. selametle.
 

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Tutan var işte. Adama rahmet okunmasını kötü bir şey olarak lanse etmek “aşırı tekfir hastalarının” kafire kafir demeyen kafirdir akidesini ablayışlarına benzemiyor mu? Hadi adam kötüydü rahmet okuyanlar da mı kötü? Mecazen soruyorum cevaba gerek yok. selametle.
Zincirini kopartanı hiç bir el tutamaz ki

Benzemiyor, bir taraf açıkca (ki kabul ediyorsa) ben "kaale alınmayacak üye"nin
iman ettiklerine iman etmiyorum, hatta sapıklık olarak göryorum derken, benzemiyor mu diye aklına yatan örnekte böyle bir durum yoktur.



Ehl-i sunnetin akidesinin temelini teşkil eden meselelerden bir kısmını (Recm, Mirac, Nasih Mensuh, Nuzul-u İsa, Mehdi, Deccal, Kâbir Âzabı, Cinlerin insana etkisi) mutevatir, sahih olsa dahi reddeden fakat abdest, namaz gibi meselelerde zayıf, ahad hadis olsa bile alıp amel edebilen bir akideye rahmet okumayı üzerinize farz görebilirsiniz.
Bir kimse, yukarıdaki ehl-i sunnetçe mutevatir ve sahih olan meseleleri hem inkar edilenlere hem iman edenlere rahmet okuyabiliyorsa kendisinde problemler olduğunu gösterir. Diğer hadis munkirlerinden Mustafa İsyanoğlu, Abdulaziz Bayındır, Mehmet Okuyan, Ercüment Özkan, Bayraktar Bayraklı, Emre Dorman, Hayri Kırbaşoğlu v.b. sapkınlara da rahmet okuyor veya okuyabileceğinizi gösterir. Aksi taktirde duygusal davranıp kişiye özel muamele yapıldığı ifşa olur. Yazarımızın konusunu kilitliyorum.
 

IsLaM4eVeR

لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah
Admin
Malesef, koca koca adamlar (hocaciklar-davetcikler) yazar hocamizin dedigi gibi rahmet okuma yarisina girmisler. O kadar baktim acaba dedim, birisi rahmet okurken acaba dedim akidenin direklerini yikan konularda bu hocanin hatalari vardi diye parantez icerisinde belirtirmi acep dedim ama malesef.

Hep söylüyorum, Tevhid sadece LA ( genelde demokrasi ya da taguta hayir denme kastedilmistir.) demekle bitmiyor. Tevhid(iman- not: iman tevhidi icerisine alir) O"nun getirdiklerini tümüyle beraber benimseyip yasamaktir( yasayamasanda yasamakda özen göstermek).

Aslinda size birsey itiraf edeyim, bunu son senelerde yasadigimiz tercübelere binaen diyorum, böyle önde görünen koca koca sakalli hocalarimiz dedigimiz insanlar bir de bakiveriyorsun akidenin temeli olan basit dedigimiz (basitten kastim akidenin olmazsa olmazi herkesin bildigi temel konularda) konularda bile ehli sünnete zit bir inanc sarfedebiliyor, inanmasi yetmezmis gibi aslinda az üzerine gidince icindeki pisligi de kusuyor.


Ne mutlu bizleri sahislara tabi kilmayan bir din nasip eden Rabbime, hamdederim.

Ondan dolayi bir hocayi takip ederken onun suan,ileride ya da baska bir zamanda akidenin diregi denilen konularda bile sapabilecegine ihtimal verip at gözüyle bakmadan takip edin, tabi bunun icin yine elimizde saglam bir elek olmali ve o elegin filtrelerinin kuran ve sünnet olmasi sarti gerekir.

Rabbim bizleri saptirmasin.

Umarim ahmed kalkan hoca yaptigi hatalardan tevbe etmistir zira en basta kabir azabiyla varmiydi yokmuydu simdi gercegi ile hesaplasacaktir yanlis itikatte ruhunu teslim etti ise.....

..................................
 

Pangea

Yazılarımda hatalar benden, doğrular Allah’tandır.
İslam-TR Üyesi
Burada da tekzip mesajımı yayınlamama izin verdiği için yönetime teşekkür ediyorum. Eğilip bükülmeyen dik duruşları için Allah onlardan razı olsun.

Ben burada büyük bir gaflete düşmüşüm. Bunu anladım. Duygusal davranmışım. Bu ve bunun gibi adamların iyiliklerine yoğunlaşıp ümmete verdikleri zararı görmezden gelmişim. Bunu da gerçek bir hadis inkarcısıyla karşılaşınca idrak ettim. Bugün sahih hadisleri sorgulayanların yarın kuranın da bu sahabeler tarafından derlendiğini toparlandığını mushaf haline getirildiğini anlayınca onu reddedecek zihniyette olduklarını anladım. Bu işin (hadis inkarcılığı) önününün tamamen kesilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu kişinin ölümü rahmet okumaya değil itikatındaki hataları gündeme getirmek konusunda bir vesile olmalı. Allah sapanları ve bizleri doğru yola iletip bu yolda sabit tutsun.
 
Son düzenleme:

Hutve

twitter: 1hutve
İslam-TR Üyesi
Hadislerle problemi olanlara bakıyorum ya sinekkaydi tras oluyorlar yada kasıtlı olarak bıyıklarını kısaltmıyorlar. Ne kadar üzücü bir durum.
 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt