Akıl-Vahiy Çatışması

Kadızâde-i İstanbûlî Çevrimdışı

Kadızâde-i İstanbûlî

Üye
İslam-TR Üyesi
İslam akidesinde fıtrata ve vahye aykırı düşen her felsefi sapmanın temelinde, heva ve Yunan mantığını nassların önüne geçirme kibri yatar. İbnu’l-Kayyim el-Cevziyye, sarih vahyi akli kıyaslarla tevil veya iptal etmeye çalışanların düştüğü ibretlik durumu şu külli kaide ile beyan eder:

«Hiç kimse aklıyla vahye karşı çıkmamıştır ki, Allah onun aklını ifsad etmesin ve (nihayetinde o kişi) akıl sahiplerinin kendisine güleceği (saçma sapan) sözler söylemesin.» (es-Savâ'iku'l-Mursele ale'l-Cehmiyyeti ve'l-Mu'attile, c. 2, s. 636)
Aristoteles felsefesiyle ve kelami cedellerle akılları örtülen müteahhir dönem kelamcıları ile Cehmîler, Allah Teâlâ’yı tenzih ettikleri iddiasıyla öyle bir noktaya savrulmuşlardır ki; O'nu "Âlemin ne içindedir ne de dışında" diyerek nitelendirmişlerdir. Kendi önderlerinin (Râzî, Gazzâlî vb.) de itiraf ettiği üzere, selim fıtrat ve katıksız akıl bu tanımı reddeder. Ancak onlar, felsefi mantıkla "yeni bir fıtrat" edindiklerini savunarak saf insan fıtratını "avamın cehaleti" ilan etmişlerdir.

​

"Ne İçinde Ne Dışında" Söylemi ve Yokluğun (Ma'dûm) Tarifi​

İbnu’l-Kayyim, kelamcıların Yaratıcı'yı tanımlarken kullandıkları olumsuzlama (selbî) zincirinin mantıken kime/neye tekabül ettiğini Medâricu’s-Sâlikîn adlı eserinde şöyle tahlil eder:

  • Aşırı Cehmiyye ve Muattıla'nın İddiası:
    "Arş'ın üstünde ibadet edilecek bir Rab yoktur. Duada eller O'na kaldırılmaz, Mesih O'na yükseltilmemiştir, Melekler O'na çıkmaz... O'nun mahlukata fevkiyyeti (üstünlüğü) zatıyla değil, sadece kahr ve rütbe bakımındandır. O âlemin ne içindedir ne dışında, ne ona temas eder ne de ondan ayrıdır."
  • Akli İmtihan ve Karşılık:
    «Bilinen bir gerçektir ki; eğer birine, 'Bize yokluğu (ma'dûmu) tarif et' denilseydi, onu tam olarak bu şekilde tarif ederdi! Bu olumsuzlamaların, Arşına istiva etmiş, yarattıklarından apayrı (bâin) olan Âlemlerin Rabbi'ne mutabık olmasından ziyade; mutlak yokluğa mutabık olması akıllara ve fıtratlara çok daha yakındır.» (Medâricu's-Sâlikîn, c. 1, s. 252)
Mutlak tenzih adına yapılan bu akıl yürütme, Allah Teâlâ'yı yüceltmek bir yana, O'nu "varlığı imkansız olan bir yokluk" mesabesine indirgemektedir.

Tahyîl Ashabı: "Peygamber Avamı Avutmak İçin Mecaz Kullundu" İftirası​

Müteahhir Cehmiyye ve felsefe bağlamındaki Tahyîl Ashabı, Kur’an ve Sünnet’teki uluvv (yücelik), arşa istiva, nüzul, el, yüz, kelam gibi sıfatların niçin açıkça zikredildiğini açıklamakta çaresiz kalınca vahim bir argümana sığınmışlardır.

İbnu’l-Kayyim onların bu gerekçelerini kendi eserlerinden aktararak ifşa eder:

«Dediler ki: Eğer peygamberler ümmetlerini; âlemin ne içinde ne de dışında olan bir Rabbi ikrar etmeye çağırsalardı, akılları bundan şiddetle kaçardı... Bu yüzden Şâri' (Peygamber), avamı ta'tilden (dinsizlikten) kurtarmak adına onların benimsediği ve alışkın olduğu üsluba uygun ifadeler kullanmıştır.» (es-Savâ'iku'l-Mursele, c. 1, s. 198, 453)

Bu İddianın Doğurduğu Tehlikeli Sonuçlar:​

  1. Nübüvvete İftira: Haşa, Peygamber (s.a.v.) ümmetine hakikati tebliğ etmemiş, insanları ateizmden koruma maslahatıyla (!) onları mecaz ve teşbih içeren sembollerle avutmuştur.
  2. Tevhidin Tahrifi: Hakiki Tevhid’i Peygamber ve Ashabı değil, yüzyıllar sonra gelen Yunan felsefesi etkisindeki Kelamcılar anlamıştır!
  3. İlahi Hikmetin İnkarı: Allah Teâlâ -haşa- kulları kâfir olmasın diye Kur'an'da kendi Zâtı hakkında yanlış tasavvurlar (eller, arş, fevkiyyet) uyandıracak ifadeler kullanmış, insanları müşebbih olmaya sevk etmiştir.
Kelamcıların karmaşık felsefi mantığına karşın, İslam akidesi fıtrata ve anlaşılır kılınan vahye dayanır. Bütün ümmetlerin ve insanlığın saf fıtratı, Yaratıcı'nın yüceliğini ve fevkiyyetini (üstte oluşunu) doğrudan idrak eder.

İbnu’l-Kayyim, avamın ve fıtrat sahiplerinin bu konudaki net duruşunu şöyle ifade eder:

«Bütün ümmetlerin avamına gelince; onların hepsinin fıtratları, Allah'ın âlemin üstünde olduğunu ikrar eder. Onlara 'O ne üsttedir ne altta, O'na hiçbir şey yükselmez, eller O'na kaldırılmaz' denildiğinde; fıtratları bunu en şiddetli bir inkarla reddeder ve geri çevirir.» (es-Savâ'iku'l-Mursele, c. 2, s. 869)
  • Sarih Nass Felsefi Kıyasın Önündedir: Kur'an ve Sünnet'te Allah Teâlâ'nın göklerin ve Arş'ın üzerinde olduğu, duaların O'na yükseldiği, meleklerin O'na çıktığı yüzlerce sarih delille sabittir.
  • Tenzihte İfrat Ta'tile Götürür: Allah'ı mahlukata benzetmeme (tenzih) gayreti, O'nu sıfatlarından ve varlığından soyutlama (ta'til) felaketine dönüşmemelidir.
  • Aklın Sınırı Vahyin Teslimiyetidir: Selim akıl vahye tabi olur; bozulmuş (ifsad olmuş) akıl ise vahyi kendi kurduğu mantık kalıplarına uydurmaya çalışarak "yokluk" tariflerine hapsolur.
 
Geri
Üst Ana Sayfa Alt