İlmi Konu Âlimlerin Hakkına Riayet, İtibarlarını İade ve Etlerini Yemekten Sakındırma

Sükunet

Twitter: @sknttt
Üye
Telegram kanalımda paylaştığım bu yazı dizisini faydalı olur düşüncesi ile burada da paylaşmaya karar verdim. Rabbim muvaffak kılsın. Beni bu paylaşımı yapmaya iteleyen en büyük üç etken:

1- Fazîletli âlimlerimizi tekfîr, tefsîk veya tebdi’ eden hâricî ile cehmî’ye nasîhat etmek,

2- Yeryüzünde hiçbir âlimin bulunmadığını za'm eden muattil’i ikâz etmek,

3- Bu bağlamda onların değerlerini, mertebelerini ve itibarlarını iâde ederek, etlerini yemekten sakındırmaktır.
 

Sükunet

Twitter: @sknttt
Üye
Günümüzde insanlar nazarında âlimler dört farklı konumlardadırlar:

1- Bunlar âlimlerden tamamen yüz çevirmiş ve hevâlarına uymayan bütün âlimleri ıskât etmiş kişilerdir. Tıpkı selefleri haricîler gibi.

2- Bu taifede ki insanlar âlimlerini kutsallaştırıp mutlak bir taklit sergileyenlerdir. Öyle ki bunların nazarında peygamberler hata ederken âlimlerinin hata etmesi mümkün değildir. Tıpkı râfizîler ve günümüzde ki bir kısım sûfîler gibi.

3- Bu tâife önceki iki taifenin nazarını da kendisinde cem’ eden mülhidlerdir. Öyle ki bunlar âlimlerin dinde belli bir konumu olduklarına şâhitlik etmelerine rağmen, onlardan en küçük bir zelle gördüklerinde onu teşhir eder ve olabildiğince yayarak, insanlar nezdinde onun saygınlığını zedelerler. Bu tâife âlimler hakkında, kendilerinden hata zuhur etmesi mümkün olmayacak bir tazimi ve hata ettikleri takdirde saygınlıklarını, şeref ve haysiyetlerini ayaklar altına alacak zemmi cem’ etmişlerdir.

4- Bu tâife diğer üç taifenin nazarından berî olan ve sunnî menhec üzere âlimlere, konumlarına ve mertebelerine göre davranıp onlara ittibâ eden, hata ettiklerinde ise teşhir etmeyip rahmet okuyan ve onlara itâati Rabb subhânehû’ya itâat olarak gören kişilerdir. İşte bu kişiler yeryüzünde her dâim hak bir taifenin bulunduğuna ve bu taifenin önderlerinin de âlimler olduğuna yakinen îmân etmişlerdir. Durum böyle olunca da dînin hiçbir meselesinin âlimlerden bağımsız kalarak hakkıyla ta’lim edilemeyeceği sonucuna varmışlardır. Bu kimseler, nasıl ki tahâret, mîras vb. konularda âlimlere dönüyorlarsa, bunlardan daha azîm olan meselelerde de sadece âlimlere döner ve onların fetvalarına göre amel ederler. Rabbim bizi bu taifenin nazarını kesbedenlerden eylesin.
 

Sükunet

Twitter: @sknttt
Üye
Âlimler ile çokça kitap okuyanlar arasındaki en bariz fark “tefakkuh”tur.

“İnsanlara bir zaman gelecek ki, okuyanlar çoğalacak, fıkıh sahibi olanlar ise azalacak, ilim kabzedilecek ve karışıklık çoğalacaktır.” (Taberâni, el-Evsat)

Okuma kültürüne sahip kimse, bazı kitapları okuması, ilim ehlinin görüşlerini incelemesi esnasında aklında kalan cüz’î meselelere dâir bir çimdik bilgiye sahiptir. İlmin sıkıntılarına göğüs germemiş, ulemanın meclisine katılmamıştır. İlim halkalarındaki ilim kervanlarının zahmetini çekmemiştir. Bu nedenle de fıkıh ve şeriat konularından biri hakkında ileri atıldığını görsen de ilim meselelerinden biri hakkında sorulan soru karşısında tıkanır kalır.

Hatib el-Bağdâdî bunlar hakkında şöyle der:

“(…) Bunlar ilmî konularda bilgisiz olmalarına rağmen en KİBİRLİ, en KENDİNİ BEĞENMİŞ insanlardır. İşittikleri ilmin aksine ve yapmaları gereken görevin zıddına HİÇ BİR ŞEYH’E HÜRMET DUYMAZ, HİÇ BİR TALEBE’NİN HUKUKUNU GÖZETMEZ, ravilerin hakikatini anlamaz, öğrenim görmeye çalışanlara katı davranır, kınarlar.”

Zehebi şöyle der:

“Bunlar ilim alanında örnek alınabilecek bir ÂLİMİN VAR OLDUĞUNU görmemişler ve dolayısıyla da DAĞINIK BİR SÜRÜ hâline gelmişlerdir” (Şeyh Abdurrahman bin Muallâ el-Mutayrî’nin ‘Kavaid fi’t-Taâmul meal Ulemâ’ isimli kitabından ihtisâr ettim.)
 

Sükunet

Twitter: @sknttt
Üye
Âlimlerin inkârı bağlamında tekfirci kesimlerin reddine dair tenbîhât:

Birinci Tenbih:

“Ümmetimden bir tâife Allah’ın emrini yerine getiren kimseler olarak HEP VAR OLACAKTIR.” (Buhari, Müslim)

Buhari: “Bunlar ilim ehlidir” demiştir.

Ahmed bin Hanbel ise: “Bunlar hadis ehli değilse kim olduklarını bilmiyorum” demiştir.

Kâdı Iyâd, Nevevî ve diğer sâir ulemadan, Bu “HER ZAMAN VAR OLACAK” olan taifenin “Mücahidler, Hadis ehli âlimler ve diğer alanlarda uzmanlaşmış sâir müslümanlar” olduğu nakledilmiştir.

Hulâsâ: Bu taifenin kimlerden müteşekkil olduğuna dair ne söylenirse söylensin (ister mücâhidler, ister hadis ehli, isterse de diğer alanlarda uzmanlaşmış Müslümanlar olsun) âlimlerin bu taifenin öne geçirilmiş başları olduğu hususu, üzerinde İTTİFÂK ve İKRÂR bulunan bir hakikattir.

Allah sana rahmeti ile muâmelede bulunsun, ey kardeşim;

Eğer karşılaştığın zevât, sözlerini ve itikâdını ehliyeti Müslümanlar katında mun’akıt olmuş bir âlime dayandırmıyorsa ne delil getirirse getirsin onun süslü sözlerine kanma, ve ona itibâr edip saygı gösterme!

Eğer karşılaştığın zevât, yeryüzünde her zaman bir âlimin bulunacağı hususunu inkâr ediyor ise, onunla konuşacağın tek mes’ele “günümüzdeki cüz’i mes’eleler” değil, işte bu açık “İTTİFÂK” ve “İKRÂR” olsun.
 

Sükunet

Twitter: @sknttt
Üye
Bundan sonra beyan edeceğim tenbihler de kısmen, Abdurrahman bin Muallâ el-Luveyhik el-Mutayrî’nin, Ümmü’l-Kura yayınlarından çıkan قواعد في التعامل مع العلماء (Türkçe de ki ismi) ‘Hak ve Sorumluluklar Temelinde Ulemâ Ümmet ilişkisi’ kitabından faydalanacağım. Allah kitâbın neşrinde, basımında ve dağıtımında emeği geçen her müslümana ziyadesi ile ecrini versin. Bu kitâbı, “Âlimlere ittiba etmek” siyâkın da herkese şiddetle tavsiye ediyorum.

İkinci Tenbih:

Yeryüzünde her dâim âlimlerin bulunacağı hakikatini idrak etmiş ve kavramışsan, şunu da bil ki:

Bizim kendisini akîde ve menhec de önder edineceğimiz kişilerin âlimler olması, üzerimize vaciptir. Şeyh Mutayrî akîde ve menhec’i âlimlerden almanın aynî olarak her birimiz üzerine vâcip olduğu husûsunda en açık olanlarından on iki tane delîl zikretmiştir. Ben sadece delîlleri zikredip, kısa bir ta'lik yapacağım yada şeyhin şerhinden ihtisâr edeceğim.

1. Delîl:

“Ey îman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…” (4/59)

Allah azze ve celle bu ayette “îman eden her bir ferde” zikri geçenlere itâati farz kılmıştır. Çünkü âyetin lafzı umûmîdir. Delâlet vechi “sizden olan emir sâhiplerine de” kısmıdır. Ehli Sünnet ulemâsı bu lafzın manâsı hakkında iki görüş zikretmişlerdir:

1- Yöneticiler ve otorite sâhipleri
2- İlim sâhipleri

2. Delîl:

“Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (21/7)

Âyetin umumu, zikir ehline sormanın vücûbuna delalet etmektedir. Delâlet vechi, ayetin tümüdür.

“Âlimler, avama düşen görevin âlimlerini taklit etmek olduğu hususunda ihtilâf etmemişlerdir. ‘Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun’ ayetinde murâd edilenlerde onlardır.”(Câmiu’l-Beyâni’l-İlmi ve Fadlih, 2/114)
 
Üst Alt