ALLAH Nerede?

selefi

Yeni Üye
Üye
Hamd, ancak ALLAH’a mahsustur. Salat ve selam Resulullah SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem’in, O’nun ehli ve Ashabının ve Kıyamet’e kadar onların yoluna uyanlara olsun. ‘ALLAH nerede?’ Bu soru karşısında bakın ne tür cevaplarla karşılaşacağız; Birçokları “Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! ALLAH’a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun?ALLAH mekandan münezzehdir!”diyecekler. Bazıları da tam aksine “ALLAH her yerde”, “ALLAH mü’minin kalbinde”, “ALLAH nerede anarsan orada”, “ALLAH arşda, ama arşın yeri belli değil”, “ALLAH gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil”vs…gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hatamı? Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed SallALLAHu Aleyhi Vessellem ALLAH hakkında ‘nerede?’ diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem cariyeye: “ALLAH nerededir?” diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim. Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de O, SallALLAHu Aleyhi Vessellem: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…”,diye cevap vermiştir.[1] Peygamber SallALLAHu Aleyhi Vessellem’den böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: “Sen yanlış bir şekilde soru sordun,” dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir. ALLAH Nerede? “ALLAH gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir.”[2] “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir.”[3] Rahman arş üzerine istiva etmiştir… buyruğu şanı yüce ALLAH’ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur’anın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te’vil ihtimali yoktur. İstiva Arab dilinde ‘yüksek oluş’ ve ‘yükseğe çıkmak’ demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır.[4] Arş ve Kürsi Ehl-i sünnet ve’l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce ALLAH’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. ALLAH’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa’da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce ALLAH bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır. Ehl-i sünnet ve’l cemaate göre yüce ALLAH’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: “İstiva”nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).” Bazılarının (ta’tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve’l cemaat, O’nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve ALLAH’ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce ALLAH’ın: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir,” buyruğudur.[5] Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla ALLAH’ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkında mıdırlar?
Ehl-i sünnet ve’l cemaat ALLAH Azze ve Celle’nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. ALLAH’ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır: ALLAH Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Kur’an Ayetleri’ “ALLAH semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O’na yükselir…”[6] “Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?”[7] “Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?..[8] “Üstlerindeki Rablerinden korkarlar…”[9] “Firavun, veziri olan Haman’a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa’nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa’nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum.”[10] ALLAH Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Hadisler’ Peygamber SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem cariye’ye: “ALLAH nerede” diye sormuş, o: Semadadır, diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, yine cariye: “Sen ALLAH’ın Rasulüsün,” deyince, Peygamber SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem: “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir,” demiştir.[11] (ALLAH’ın semada olduğunu söyleyen cariyenin ALLAH Rasulü SallALLAHu Aleyhi Vessellem tarafından mü’min ilan edilmesi, kişinin mü’min olabilmesi için ALLAH’ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.) Rasulullah SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahman olan ALLAH’u Azze ve Celle’de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan ALLAH’da size merhamet etsin.”[12] Yine Peygamber SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmaktadır: “Semada bulunan ALLAH’ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?”[13] Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan ALLAH Rasulü SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem’in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah SallALLAHu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyuruyorlar: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler.”[14] Bu nesiller ALLAH’ı Kur’an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. ALLAH’ı, ALLAH’ın kendi zatını ve Rasulünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O’nu isim ve ayetlerinde ilhada[15] sapmadılar. Yüce ALLAH’ın yedi semavat’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur’an’da geçen ‘istiva”ya ‘istila etti’ yahut ‘malik oldu’ yahut ‘galib geldi ve kahretti’ anlamları kesinlikle vermediler. ALLAH Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Sahabe’ kavilleri Abdullah ibni Mes’ud radiyALLAHu anh’dan, şöyle dedi: “Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de ALLAH’u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir.”[16] Abdullah ibni Ömer radiyALLAHu anh’den, şöyle dedi: “…Ebu Bekir radiyALLAHu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki ALLAH idiyse, O ölmemiştir...”[17] Abdullah ibnu Selam radiyALLAHu anh’ dan, şöyle dedi: “ALLAH Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı.[18] ALLAH Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden ‘Dört Mezheb İmamlarının’ kavilleri İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Her kim: ‘Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmuştur.”[19] “Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.”[20] “ALLAHu Teala göktedir, yerde değil”[21] Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “ALLAH’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi.[22] İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “İmam’ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; ALLAH’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed -sallALLAHu aleyhi vessellem-’in ALLAH’ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve ALLAH’u Azze ve Celle’nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir.”[23] İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “ALLAH semadadır. İlmi ise her yerde’, derdi.”[24] İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘ALLAH’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi:‘Evet, ALLAH’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.”[25] Şüpheciye cevap Ehl-i sünnet ve’l cemaat’ın ALLAH’ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık. Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler: “Nerede olursanız, O sizinle beraberdir.”[26] “Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir.”[27] “Bir de sabredin. Şüphesiz ALLAH sabredenlerle beraberdir.”[28] Bu ayetleri onlar, ALLAH’ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, ALLAH’ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim ALLAH’u Teala şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız.”[29] Böylelikle Kur’an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce ALLAH’ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen ALLAH’ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır. Bütün bunlar şanı yüce ALLAH’a yakışan şekilde ALLAH’ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. ALLAH’u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir,” Ehl-i sünnet ve’l cemaat büyüklerinin ‘ALLAH’ın beraberliği’ hakkında ki inançları: İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “ALLAH Teala göktedir, yerde değil.” Ona “O bizimle beraberdir” (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; “Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi.[30] İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “ALLAH semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz.”[31] İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘ALLAH’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi:‘Evet, ALLAH’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir. ”[32] Yine İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh’den: …Ve sonra (Kaf) suresinden okudu;“Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: “İlmi onlarla beraberdir.”[33] Mukatil ibnu Hayyan’dan, şu ayet’i kerime hakkında soruldu: “Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak ALLAH dördüncüleridir.” Cevaben de: “O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir,” dedi.[34] Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da ALLAH Azze ve Celle’nin şu kavli ile son veriyoruz; “Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.”[35] SALLAHu alâ Muhammedin ve alâ Ehli beytihi ve Ashabihi Ecmain. Ve’l- hamdulillahi Rabbi’l- alemin.

-------------------------Yararlanılan Kitaplar :---------------------------
-Uluv Risalesi Ebu Said el-Yarbuzi-Seyhu'l-İslam İbn-Teymiyye'nin el-Akidetü'l-Vasıtıyye ve şerhi Prof. Dr. Halil Herras-Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaat Selefi Salihin Akidesi Abdullah b. Abdülhamid el-EseriBu yukarıdaki iki kitapı Guraba yayınlarından temin edebilirsinizGuraba yayınlarıÇatalçeşme Sok. Üretmen Han No: 29/404Cağaloğlu - İstanbulTel: (0212) 526 06 05Fax: (0212) 522 49 98[1] Bu hadis el-Akidetü’l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir. [2] Secde, 4 [3] Hadid, 4 [4] Bu açıklamayı İbnu’l Kayyım ‘en-Nuniyye’ diye bilinen şiirinde dile getirmektedir. [5] Şura, 11 [6] Secde, 5 [7] Mülk, 16 [8] Mülk, 17 [9] Nahl, 50 [10] Mu’min, 36/37 [11] Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir. [12] Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. [13] Buhari ve Müslim [14] Buhari ve Müslim [15] İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer. Ta’til; ALLAH’ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir. Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’til, fakat her ta’til bir tahrif değildir. Tekyif; ALLAH’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir. Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir. Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir. [16] Bu eseri Ebu Said ed- Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İnbi Huzeyme Tevhid’de ve beyhaki Esma’da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. [17] Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale’l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir. [18] Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid’de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv’da zikretmiştir. [19] El-Fıkhu’l Ebsat [20] Bu eseri Zehebi Uluv’da zikretmiştir. [21] el-Esma ve’s-Sıfat [22] el-Esma ve’s-Sıfat [23] Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmiştir. [24] Ebu Davud, Mesaili’l –İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid [25] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir. [26] Hadid, 4 [27] Tevbe, 40 [28] Enfal, 46 [29] Kaf, 16 [30] el-Esma ve’s-Sıfat [31] Bu eseri Ebu Davud Mesaili’l’de, Abdullah er-Reddu Ale’l –Cehmiyye’de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir. [32] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir. [33] Bu eseri Hallal es- Sünnen’de rivayet etmiştir. [34] Bu eseri Ebu Davud Mesailin’de, Ahmed Sünne’de ve Beyhaki Esma’da rivayet etmişlerdir. [35] Nisa, 15
 

slf-71

Yeni Üye
Üye
sa


ALLAH ; RABBIM NEREDE DIYE SORAN KULUNA KITABINDA ADRES GÖSTERMISTIR , zira Rabbimiz buyuruyorki; ..." Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır......"EN,AM - 38.

"Şüphesiz Rabbiniz O Allah’tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arşa istivâ etti." (el-A’raf, -7/ 54)

"Şüphesiz ki sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arş üzerine istivâ eden Allah’tır." YUNUS-10/3)
"Allah O’dur ki gökleri gördüğünüz şekilde direksiz yükseltmiştir. Sonra arş üzerinde istiva etmiştir." (er-Rad, 13/2)

"Rahman arşa istivâ etti." (Taha -20/5)

"" "Allah göklerle yeri ve onların aralarında olanO ki, gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yarattı; sonra Arş üzerine hükümranlığını kurdu; O Rahmandır; hadi ne dileyeceksen O herşeyi bilenden dile!(el-Furkan, 25/59)

Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine hükümranlığını kurmuştur. Sizin için O'ndan başka ne bir sahibiniz, ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünmez misiniz?" (es-Secde, 32/4)

"O'dur ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra Arş üzerine hükümranlığını kurdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir ve her nerede olsanız sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.(el-Hadid, 57/4)

ALLAHI RASULUNUN ASHABI , ALLAHIN ARS ÜZERINDE OLUSU HUSUSUNDA HIC IHTILAF YASAMAMIS , BU KADAR ACIK OLAN BIR MEVZUDA KELAM YAPMAMISLARDIR.



BAZI SAPIK GÜRUHLAR ALLAHIN ARS,A ISTIVASINI RET ETMIS VE KELAMCILARIN TUZAGINA DÜSEREK BILMEDIKLERI SEY,IN PESINE DÜSMÜSLERDIR .

ALLAH HER YERDEDIR DIYENLER. VE
ALLAH ZAMANDAN VE MEKANDAN MÜNEZZEHTIR DIYENLERE.


SORU SORMAYA BASLADIGIMIZ VAKIT, BIRISI ALLAH BIR IKEN TEK IKEN , hulul inanciyla ALLAH MILYARLARCA HATTA TRILYONLARCADIR DIYOR.
digeri :

ALLAH NE YERDEDIR NE GÖKTEDIR NE KAINATIN ICERISINDEDIR NE DISARISINDADIR NE KAINATIN ALTINDADIR NEDE ÜZERINDE DIR , NEDE ARSIN ÜZERINDEDIR DIYOR . bu kimselere kendi anlayacagi dilden soruyoruz , Allahin zati varmidir ? bu kimselere vardir diyorlar,elh..... öyleyse siz su iddianizi kitabdan ve sünnetten delillendirin diyoruz. neydi sizin iddianiz ? Allah vardir !! ama yerde deil ,gökte degil ,arsin üzerinde degil , kainatin disinda degil , icinde degil YANI SIZIN SÖZLERINIZDEN SU ANLASILIYOR ALLAH VARDIR AMA HICBIR YERDE DEGILDIR ! HIIC BIRYERDE YOKTUR ! . sizin sözlerinizden cikan sonuc budur !. bu akideyi ilimden nasibsiz fakat fitrati bozulmamis cahiller bile tasimaz ! zira O cahil dahi basi sikisinca gözlerini ve ellerini semaya dogru kaldirir da azamet ve yüceligin gökte oldugunu bilir.cahilin hali söyle dursun...""(( ALLAHin Rasulu S:A:S kabenin kible olmasini cook arzuluyordu ... ve bunun üzerine su ayet nazil oldu ;(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. el - Bakara - 144 ))kitabdan bir cok acik delil oldugu halde..... mutesabbihat üzerine akidelerini insa edenler akillariyla mutesabbihati algilama yoluna gidiyorlar ve tepe takla oluyorlar.oysa Rabbimiz bu hususta söyle buyuruyor ;Sana bu muazzam kitabı indiren O'dur. O'nun bir kısmı anlamları kesin( MUHKEM ) olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik (MUTESABBIH )olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece ( MUTESABBIH )anlamı benzeşiklerin ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: «İnandık, hepsi Rabbimizdendir.» derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez. Ali-imran (3/7) dönersek konumuza , Rabbimiz söyle buyuruyor;
KONUYLA İLGİLİ BAZI AYETLER
اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ“ Pâk söz ona yükselir, güzel ameli de O yükseltir”Fatır 35/10
اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا“ Emin mi oldunuz o gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden?”Mülk 67/17
ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَSonra bütün bu işler, sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde Ona yükselir.Secde 32/5
اِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذى خَلَقَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ فى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ
“Muhakkak ki. Rabbiniz o Allah Teâlâ'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istiva buyurdu.”Yunus 10/3 – Araf 7/54 - Rad 13/2
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ لى صَرْحًا لَعَلّى اَبْلُغُ الْاَسْبَابَ (36) اَسْبَابَ السَّموَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلى اِلهِ مُوسى وَاِنّى لَاَظُنُّهُ كَاذِبًا 37
“ Ve Firavun dedi ki: Ey Hâman!. Benim için bir yüksek köşk yap, Belki, ben yollara ulaşırım. Göklerin yollarına ererim de Mûsa'nın Allah'ını görürüm ve şüphe yok ki, ben O'nu bir yalancı sanıyorum.”Mü’min 40/36-37
تَعْرُجُ الْمَلئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسينَ اَلْفَ سَنَةٍ
Melekler ve Rûh, Onun Arşına; miktarı elli bin sene olan bir günde yükselirler.Meariç 70/4
اَلرَّحْمنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوى“Rahman arş’a istiva etti”Taha 20/5
خَلْفِه تَنْزيلٌ مِنْ حَكيمٍ حَميدٍ“o (Kur’an) Hakîm ve Hamîd tarafından indirilmiştir.”Fussilet 41/42
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلى“ En üstte olan Rabbini adını tesbih et”A’la 87/1
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ“Deki: Kur-an’ı Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katında indirmiştir.” Nahl 16/102
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar.” Nahl 16/50
KONUYLA İLGİLİ BAZI HADİSİ ŞERİFLER
1-Rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v.) İsra ve Miraç hakkında ashabına haber verdiği hadisi şerifte uzunca geçen olaylardan bahsetmektedir. Ancak konumuzla ilgili olan kısmı:
a) Burak adında bir binit ile göğe yükselmesi ve Cebrail (a.s.) ile birlikte âli makamlara çıkmak üzere merdivene bindirildiğini ve onunla birlikte yükseldiğini sırasıyla dünya semasına, oradan birinci, ikinci, üçüncü derken yedinci kat gökten sonra sidre-i münteheya çıktığını haber vermiştir.
b)Kendisine ikramda bulunulduktan sonra 50 vakit namaz emredildiğini, dönerkende Musa (a.s.)’a uğradığını ve onunda ne ile emrolundun? diye sorduğunu ve kendisinin de 50 vakit namazla emrolundum demesi üzerine Musa (a.s.) “her gün 50 vakit namaza ümmetinin gücü yetmez.” dediğini ve tekrar Rabbine müracaat ettiğini dönüşte tekrar Musa (a.s.)’a uğraması ve bu gelip gitmeler neticesinde namazın 5 vakte indirilmesi hadisesi.[1]
2- “Gökte olanın emini olduğum halde bana güvenmeyecek misiniz? Bana göğün haberleri sabah akşam gelir.”[2]
3-Ey gökte olan Allah, Ey Rabbim, ismin mukaddestir. Emrin ve işin gökte ve yerdedir.Rahmetin göktedir. Onu yere lütfet, günahlarımızı, hatalarımızı bağışla. Sen iyilerin Rabbi; rahmetinden bir rahmet indir. Bu ağrıya şifalardan bir şifa indir.”[3]
4-Allah mahlukatı yaratınca Arş’ın üzerinde yanına konulmuş bir kitaba rahmetim gazabımı geçti yazmıştır.”[4]
5- “Allah haya sahibidir, yüce ve cömerttir. Kul kendisine el açtığı, ellerini göğe kaldırdığı zaman onun elini boş çevirmekten haya eder.”[5]
6-Cabir bin Abdillah (r.a)’den gelen rivayetle veda hutbesinde “Tebliğ ettim mi ?” buyuruyor. Sahabe de evet diyorlardı. Bunun üzerine parmağını göğe kaldırıyor, sonra onlara çeviriyor, Allah’ım şahit ol buyuruyor ve defalarca tekrar ediyordu.”[6]
7-Allah’ın her gece son üçte biri kaldığında dünya semasına indiği, elini açarak var mı bir isteyen?” buyurması [7]
8-Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (Her gün) birtakım melâike geceleyin, diğer takım melâike de gündüzün yekdiğeri müteakip size gelip içinizde kalırlar. Bunlar sabah ile ikindi namazlarında buluştukdan sonra (evvelce) içinizde kalmış olanlar semâya rucu ederler. Rabları (Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri namaz kılmış kullarının) hallerine a'lem iken (yine o meleklere: "Kullarımı ne halde bıraktınız?" diye sorar. Onlar da: "Onları namaz kılarken bıraktık. Nitekim namaz kılarlarken bulmuştuk." cevâbını verirler.[8]
9-“Yazıklar olsun sana Allah’ın ne demek olduğunu bilmiyor musun? Allah’la kullarının hiçbirinden şefaat istenilmez. Allah’ın (c.c.) şanı bundan yücedir. Allah arş’ı üzeredir, işte böyle (diyerek parmaklarını kubbe gibi yaptı)[9]
10-Zeynep (r.a.) Rasulullah’ın diğer hanımlarına karşı övünür ve “sizleri aileniz evlendirdi. Beni ise, yedi göğün yukarısından Allah evlendirdi.” derdi.[10]
11-Süreyc b. En-Numan haber verdi ve dedi ki; Malik b. Enes’i işittim şöyle diyordu: “Allah göktedir. İlmi ise her yerdedir. İlminin olmadığı bir yer yoktur.[11]
12-Ruhun kabzı ile ilgili hadiste “….nihayet Allah’ın bulunduğu göğe o ruhu götürür.”[12]
13- Hz. Peygamber vefat ettiğinde Ebubekir Sıddîk “Ey insanlar! Eğer siz Muhammed’e tapıyorsanız biliniz ki o vefat etmiştir. Yok eğer gökte olan ilaha tapıyorsanız. O vefat etmemiştir” dedi ve sonra da “Muhammed sadece bir peygamberdir ve ondan önce de (nice) peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse (bilsin ki) o Allah’a hiç bir zarar veremez! Muhakkak Allah şükredenlerin mükafaatını verecektir!”(Âl-imran/144) âyet-i kerimesini okudu.[13]
14- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem câriye’ye: “Allah nerede” diye sormuş, câriye: "Semâdadır", diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, câriye yine: “Sen Allah’ın Rasûlüsün” deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir”demiştir. [14]
15-Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahmân olan Allah Teâlâ da merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki, semâdaki Rahmân olan Allah Teâlâ da size merhamet etsin.”[15]
BAZI ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ
1-İmam Ebu Hanife Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “Her kim, Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kâfir olur."
Yine: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kâfir olmuştur.”[16]
“Allah Teâlâ göktedir, yerde değil.”
Kendisine: “O sizinle beraberdir” (Hadid Sûresi: 4) âyetini hatırlatan adama:
Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi. [17]
2- İmam Mâlik Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “Allah semâdadır. İlmi ise her yerde’ derdi.” [18]
3- İmam Şafii Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “İmam Mâlik, Süfyan ve onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan söz şudur; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi vessellem’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet edip, Allah Teâlâ'nın da semâsında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semâsına indiğini ikrar etmektir.”[19]
4-İbn Teymiyye – Allah ona rahmet etsin söyle buyurdu : “Allah zatıyla her yerdedir diyenler Kur-an’a, sünnete ve ümmetin selefi ile imamlarının icmaına muhalefet etmekle birlikte Allah’ın kullarının üzerinde yarattığı fıtrata, sâlih akla ve bir çok delile muhalefet etmektedirler.”[20]
5-Sevri, Malik, ibn uyeyne, Hammad ibn Selame, Hammad ibn Zeyd, İbnü’l Mübarek, Fudayl ibn İyad, Ahmad, İshak, Abdulkadir el cili, Şeyhül İslam el-Ensari Ebu’l Abbas et-Turuki ve sayısını ancak Allah’ın bildiği bir çok İslam alimi ve imamı yüce Allah’ın bizâtihi arş’ı üstünde ve ilminin her yerde olduğunda görüş birliği etmişlerdir.[21]

KAYNAK:

[1] Buhari-mevakid 16 , Müslim[2] Buhari- megazim 61 ,Müslim- zekat

[3] Ebu Davut – tıp , Ahmed 4/21
[4] Buhari-tevhid ,Müslim-tevbe
[5] Tirmizi- Ebu Davut- Ahmed
[6] Ebu Davut 2/462
[7] Buhari –teheccüd 590
[8] Buhari-mevakit, Müslim-mesacid
[9] Ebu Davut- sünnet
[10] Buhari- Tevhid
[11] Ahmed
[12]İbn Mace –zühd
[13] Hayatüssahabe
[14] Müslim, Ebu Davud
[15] Ebu Dâvud, Tirmizi, Ahmed sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.
[16] el-Fıkhu’l-Ebsat
[17] el-Esma ve’s-Sıfat
[18] Ebu Dâvud, Mesailu’l –İmam Ahmed
[19] ZEHEBİ-ULUV
[20] İstiva risalesi -131-İbn Teymiyye
[21] İstiva risalesi -191- İbn Teymiyye


es selamu aleykum ve Rahmetullahu ve bereketuhu
 

lafons7275

Yeni Üye
Üye
Allahu Teala nerededir?

Konu hakkında rivayetler ve âlimlerin izâhatları şöyledir :


- Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Ey ALLAH'ın Rasûlu, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?"
Bana şu cevabı verdi:
"el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde yarattı."


Ahmed İbnu Hanbel dedi ki:
"Yezid şunu söyledi: el-Amâ, yani "ALLAH'la birlikte başka bir şey yoktu" demektir."
(Tirmizî, Tefsir, Hud (3108); İbn Mâce, Mukaddime: 19; Kutub-i sitte 1657)
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.


Allah vardir !! ama yerde deil ,gökte degil ,arsin üzerinde degil , kainatin disinda degil , icinde degil YANI SIZIN SÖZLERINIZDEN SU ANLASILIYOR ALLAH VARDIR AMA HICBIR YERDE DEGILDIR ! HIIC BIRYERDE YOKTUR ! . sizin sözlerinizden cikan sonuc budur !.



Biz ehli sünnet olarak diyoruz ki Allahu Teala hiçbirşey yaratmadan önceki hâli üzeredir. Allah'ın mekana ihtiyacı yoktur. Allah'ın zatı için gitmek, gelmek, yükselmek, alçalmak gibi olaylar düşünülemez.
 

muhaciriz

Yeni Üye
Üye
S.A.
Alt ve üst gibi yön ifade eden sözler, mahlukat için söylendiğinde bundan kastın ne olduğu anlaşılır. Lugat olarak ta keyfiyet olarak bilinir. Fakat Allah Azze ve Celle için söylendiğinde -ki Kur'an ve Sünnetin zahiri bu gibi lafızlarlar doludur- bu lafızların manaları lugat açısından bilinir fakat keyfiyetleri yani nasllılkları bilinemez ve sorulamaz. İmam Malik rahimehullahın istiva hakkında soran kimseye dediği gibi: "Manası malum keyfiyeti mechul..." Zira sıfatlar ile alakalı söylenecek şeylerin tamamı zata racidir. Zat hakkında nasıldır keyfiyeti ne şekildedir denemiyor ise sıfatlar hakkınada keyfiyet sorulamaz, sasıldır denemez. Allah mahlukata kıyas edilmez. Mahlukatta Allaha kıyas edilmez. Her zatın sıfatı kendine özel olup, isim benzerliği sıfat benzerliğini gerekitirmez...
 

jihat fisabilillah

Yeni Üye
Üye
İstiva, oturdu manasına mı?
üzerine yükseldi manasındadır

Enes (Radiyallahu Anh)’ın bildirdiğine göre Zeynep binti Cahş (Radiyallahu Anha), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in diğer hanımlarına karşı da övünür ve şöyle derdi:
“Sizleri velileriniz evlendirdi. Halbuki beni yedi kat semanın üstünden Allah-u Teâlâ evlendirdi.”
Buhari 7290, Tirmizi 3427

şu hadisi murat yazıcıya söylediğimde düğün yedi kat semanın üstünde olmuştur demişti. :D
 

lafons7275

Yeni Üye
Üye
evet oturmak,kaplamak anlamında..ama bizim bildiğimiz oturmak,kaplamak gibi değil, "O'nun dengi ve benzeri hiçbirşey yoktur"(şura 11),Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.(ihlas 4) ayetler böyle söylüyor..biz Allah'ın istivası hakkında ne söylersek yanlış olur,onun için fazla irdelememek lazım bu konuları
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen kudsi bir hadis-i şerifte Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”


Kırmızılı kısımla ilgili bir soru geldiğinde Allah'ın koşma sıfatı vardır ama keyfiyeti meçhuldur mu dersiniz?
 

jihat fisabilillah

Yeni Üye
Üye
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen kudsi bir hadis-i şerifte Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”


Kırmızılı kısımla ilgili bir soru geldiğinde Allah'ın koşma sıfatı vardır ama keyfiyeti meçhuldur mu dersiniz?


şimdi bu işler ilim ister işi iyi bilen akhilere sorarsan onlar cevaplar..Lakin bildiğim kadarıyla böyle hadislerde hadisin gelişine,siyak sibağa ve karineye göre tefsire girişilir.Bahsi geçen hadiste Kulun Allah a yaklaşması fiziksel bir yaklaşma olmadığı için Allah ın kula yaklaşması da zati bir yaklaşma olarak tefsir edilemez
 

yusuf

Yeni Üye
Üye
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen kudsi bir hadis-i şerifte Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni zikrettiği zaman onunla beraberim. O beni kendi nefsinde zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim. O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.”


Kırmızılı kısımla ilgili bir soru geldiğinde Allah'ın koşma sıfatı vardır ama keyfiyeti meçhuldur mu dersiniz?


LAF ONS sen hic kitab okumuyormusun .. simdi ben sana soyle dersem ne anlarsin ..

"Ben arkadaslarima karsi samimiyim, onlar bana bir adim gelse ben onlara bin adim giderim"

sen ne anlarsin bu sozumden? .. kisilere tavrimi degilmi onlar bana iyi olurlarsa bende onlara DAHA iyi olurum, ne ekerlerse onu bicerler bunun gibi anlarsin


iste hadiste gecen kosmak fiilide bu manadadir, bu soz mecazdir yoksa HASA allah swt kosar denmez ama soyle denir, Allah swt kendisine yonelene sahip cikar onu korur vs diyebilirsiniz cunki mana o yondedir ..

sinirlenmemek elde degil hicmi gazete okumuyorsunuz arkadaslar, hicmi insanlarla konusmuyorsunuz kullandiginiz bir dil var, cogunuz en az bir yabanci dil biliyorsunuz .. ama konu islam oldumu gayeniz amaciniz ne ise bir sekilde olaylari sulandiriyorsunuz ..

oysa 5 yasinda okuma yazma bilen bir cocuk bu tur yazilari okusa orada ALLAH swt ya yakin olmak isteyen onun rizasini kazanmak isteyenlere, Allah swt ninda yardim edecegi anlasilir .. buna benzer cok hadis vardir..

Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:
“Rabbimiz ben bir kulunu seversem onun gören gözü olurum, onun tutan eli olurum, onun yürüyen ayağı olurum, onun konuşan dili olurum, onun işiten kulağı olurum.
(Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4094; Berika, Cild 1, Sayfa: 31)

sizin mantiginiza gore HASA Allah swt bir kulunu severse onun (hasa) fiziki manada ELI, AYAGI,DILI,KULAGI mi olacak bu sekildemi anlayacaksiniz ( rabbim basiretimizi artir) .. oysa hadiste anlatilmak istenen basittir.. Allah swt bir kulunu severse, onu gunahlardan koruruyacagi, ona basiret vericegidir..

yine baska bir hadiste

(4109)- Humeyd İbnu Abdirrahmân anlatıyor: "Hz. Muâviye (radıyallahu anh)'ı işittim demişti ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar."
(Buhârî, Farzu'l-Humus 7, İlm 13, İ'tîsâm 10; Müslim, İmâret 98, (1038), Zekât 98, 100, (1038); Tirmizî, İlm 1, (2647).)

bunlarin hepsi bir birini tamamlayan hadislerdir

Bir kudsî hadîste Allah swt şöyle buyurur: “Kulum nafilelerle bana yaklaşır. Sonunda Ben onu severim ve onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Kulum benden bir şey dileyecek olursa, mutlaka onu veririm. Bana sığınacak olursa, şüphesiz onu himayeme alırım. (Buharî, Rikâk 38)

bu tur hadislerdeki YAKLASMA: fiziki manadaki yakalsama degildir, bu benim kardesime telefonda bir probleminden dolayi ben senin yanindayim demem gibidir .. senin nafillerle Allah swt ya yaklasman Allah swt nin seni sevmesi ve seni korumasi himayesine almasi, dualarini kabul etmesi manasindadir,

BUTUN BU HADISLERDEN CIKAN SONUC.. KIM ALLAH SWT NIN DININE YARDIM EDERSE, ALLAHTA ONA YARDIM EDER, KIM ALLAHIN DININDE DOGRU YOLU BULMAK ICIN UGRASIRSA, ALLAH SWT DA ONA BU YOLDA YARDIM EDER, KIM ALLAH SWT YA YAKINLASMAK ICIN IBADETLERE DININE SARILIRSA ALLAHTA ONA YARDIM EDER DINDE FAKIH KILAR, BASIRETINI ARTIRIR ONA CENNETI KOLAYLASTIRIR, DUASINI KABUL EDER, KISIYI HIMAYESINE ALIR vb Rahman cumlemize nasib etsin AMIN ..

benim dusuncem buradaki bulanan her sahis (once kendim), Allah swt dan basiretimizi ve fikihimizi artirmasi icin dua etmemiz lazim .. din SAFI ilim degildir.. safi ilim olsaydi diyanetin fetva kurulunda bulunan bir sahis HASA Allah swt siz evlenmeden eveleneceginiz kisiyi bilmez diyemezdi, bugun cubbelli gibi sahislar o bilgiyle Allah swt dan baskasina dua etmezlerdi.. yasar nuri sapitmazdi ve bir coklari .. sizden ricam benim ve kendiniz icin Allah swt dan hidayet, ilim, basiret ve dinde anlayis sahibi olmayi dileyin

selamun aleykum
 
E

Ebu Katade

Guest
İstiva, oturdu manasına mı?
hadis ehli Allah ın yedi kat göğün üzerine arşa istiva ettiğine tanıklık eder. buna inanırlar. Araf 54- Yunus 3- Rad 2-Furkan 59- Secde 4 ayetleri bunun delilidir.

Cafer bin Meymun'dan, Malik ibn Enes'e: 'Rahman'ın arşa istiva ettiği' ayetinin nasıllığı soruldu. oda cevaben:'istiva bilinmiyor, akledilmiyor, buna iman vacip, soru sormak bidattir. ve ben seni sapık olarak görüyorum.' dedi. ve daha sonra o kişinin meclisten çıkarılmasını emretti..
 
E

Ebu Katade

Guest
İmam Malik' e arşa istivanın nasıllığı soruldu. İmam Malik kızdı, gözlerini yere dikti, kızgınlığından damarı şişti ve cevaben: 'İstivaya inanmak vaciptir, soru sormak bidattir, ben senin sapık olmandan endişeleniyorum' dedi.


başka bir rivayette İbn Huzeym şöyle diyor: 'Her kim Allah'ın arşa istiva ettiğini söylemezse, inkar ederse kafir olur. kanı helaldir. tevbe ederse ne ala, etmezse boynu vurulur'.
 

lafons7275

Yeni Üye
Üye
İmam Malik' e arşa istivanın nasıllığı soruldu. İmam Malik kızdı, gözlerini yere dikti, kızgınlığından damarı şişti ve cevaben: 'İstivaya inanmak vaciptir, soru sormak bidattir, ben senin sapık olmandan endişeleniyorum' dedi.


başka bir rivayette İbn Huzeym şöyle diyor: 'Her kim Allah'ın arşa istiva ettiğini söylemezse, inkar ederse kafir olur. kanı helaldir. tevbe ederse ne ala, etmezse boynu vurulur'.
İstivaya anlam yüklemeyin diyoruz. İstiva istivadır. Yok ala edatıyla geldiği için şöyle demektir gibi yorumlar görüyorum youtube da.
 

jihat fisabilillah

Yeni Üye
Üye
İstivaya anlam yüklemeyin diyoruz. İstiva istivadır. Yok ala edatıyla geldiği için şöyle demektir gibi yorumlar görüyorum youtube da.
22- "O'nun Ars'i Su Üstünde Idi"; "O, Büyük Ars'm Sahibidir" (Et-Tevbe: 129; Ei-Mü'minûn: 86; En-Neml: 26) Babi


EbÛ'l-ÂlIye: "htevâ Ile'S-SemâI" (el-Bakara: 29; Fussilet: 11) kelâminin ma'nâsi "Irtefaa =Yükseldi"; "Fe SeVVâhUTine" (el-Bakara: 29),"Halakahunne = Onlari yaratti" demektir, dedi. Mucâhid ibn Cebr de: ale'l-Ars" (el-A'râf: 53; Yûnus: 3; er-Ra'd: 2; el-Furkaan: 59; ese: 4; ei-Hadîd: 4) "Allah Ars'in üzerine yükseldi" ma'nâsinadir, dedi.(buhari -tevhid 22)
 

yusuf

Yeni Üye
Üye
İstivaya anlam yüklemeyin diyoruz. İstiva istivadır. Yok ala edatıyla geldiği için şöyle demektir gibi yorumlar görüyorum youtube da.

meal ederken istivayi hangi manada kullaniyorsun.. hic bir manasi yokmu istivanin ...
 

lafons7275

Yeni Üye
Üye
meal ederken istivayi hangi manada kullaniyorsun.. hic bir manasi yokmu istivanin ...
“Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir/benzeşenlerdir. Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te’vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun te’vilini Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez.” (3/Âl-i İmrân, 7).
 

Benzer konular

Üst Alt