Makale Amerikan Küreselleşmesi Çöküyor (İbrahim el-Esiri)

Ercüment Akıncı

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
Bu yazı İbrahim bin Hasan el-Esiri'nin Inspire dergisinde yayınlanan makalesinin Türkçe'ye tercüme edilmesiyle hazırlanmıştır.

24527


Amerikan Küreselleşmesi Çöküyor
Amerika Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler’de Amerikan Başkanı sıfatıyla son konuşmasını yaptı. Konuşmanın çoğu tek konu etrafındaydı: küreselleşmeye duyulan ihtiyaç ve bunun önemi… Ne bu sözleri sarf eden Amerikan Başkanını ne de onun partisini önemsiyoruz. Asıl önemsediğimiz şey bu ifadelerin, Amerikan politikasının boyutlarını ve günümüz dünyasının gerçekliğini nasıl yorumladığını bize anlatıyor olması.

Şunu söylemek gerçekten büyük bir yalandan ibaret: “Bu Obama’nın politikası”, ya da “şu ve şu politikalar Obama’nın getirdikleridir” Yani “Amerikan politikasını başkan belirler” düşüncesi. Bu fikriyat Amerika tarafından, aldığı yanlış kararların sonuçlarını başkasına yüklemek için yaydığı bir safsatadır. Aynı şey Amerika’daki farklı partiler için de geçerlidir.

Bu herhangi bir başkanın başkanlık döneminde meydana gelmiş bir hatadan sıyrılmak için Amerika’nın kullandığı aldatıcı bir politika ve hileden başka bir şey değildir. Örneğin Afganistan ve Irak’ta meydana gelen kazaların hepsi Başkan George W. Bush’un politikaları yüzündendir. Veya Suriye’de olanlar, yüzlerce ve binlerce masum insanın hayatını kaybetmesi, Obama’nın politikalarının bir sonucudur. Ya da Cumhuriyetçiler ile Demokratların bir eseridir. Tüm bunlar maalesef birçok Müslümanı ve hatta bazı politikacıları etkisi altına alan aldatmacalardır. Onlardan bazıları “bize umut getirecek ve her şeyi yoluna sokacak yeni bir başkanı bekleyeceğiz” derler.

Amerikan politikasına bakmamız gereken doğru bakış açısı, farklı çalışmalar yapan farklı alanlardaki birçok araştırmacının perspektifinden geçmesi gerekir. O halde karar alıcıların sık sık yaptığı toplantılar sonucunda alınan kararlar, açıklamalar ve beyanlara baktığımızda şüphesiz Amerikan dış ve iç politikasının tek bir mutfaktan çıktığını ve partilerin hep aynı rolü oynadığını, başkanın ise kendisine gelen emirleri yerine getirdiğini görürüz. Bu nedenle başkanın oynadığı rol sadece yürütmeden ibarettir.

Amerika’da karar alıcılar, dış ilişkiler ile ilgili politikalarında daima ekonomik durumu göz önünde bulundurur. Amerikan politikası içerideki gücüne göre dış siyasetini belirler. Örneğin hiçbir zaman ekonomi enflasyonla boğuşurken savaş başlatan bir Cumhuriyetçi veya Demokrat Başkan göremezsiniz.

Eğer yukarıdaki giriş ve Amerikan politikasını buna göre temellendirdiğimiz konusunda anlaştıysak bu makaleyi okumak ve derinlemesine anlamak bizim için çok daha kolay olacaktır.

Obama, küresel birleşme, işbirliği, küreselleşmeyi teşvik etmede mevcut çözümler hakkında konuşarak ve uluslararası düzenin merkezileştirilmesinin güçlendirilmesinden başka bir çözüm olmadığını açıklayarak konuşmasına başladı. Soğuk savaşın sona ermesi, uluslararası düzeni tehdit eden bir nükleer savaşın gölgesini nasıl sildiğinden bahsetti. Ancak Başkan “Soğuk savaşın sona ermesi bu gerçeği unutmamız için fazla gelmiş olabilir” diyerek yorumda bulundu. Bu Amerika’nın, küreselleşme ile Amerikan Emperyalizm’ini her zaman birbirinden ayırmaya çalıştığını gösteren bir paradoks. Bu inanması güç olabilir çünkü küreselleşme, Sovyetler’in yıkılmasından, dünyanın Amerika’nın savaşlarına, işgallerine ve Amerikan emperyalizminin etkisine şahit olmasından sonra ortaya çıktı.

Sonra Başkan küreselleşme içindeki kapitalizmden bahsetmeye başladı. Sistemin orta sınıf insanlara zarar verdiğini kabul etti. Bu kısmi bir itiraftır çünkü kapitalizm sistemi orta sınıf insanlara sadece zarar vermez onları yoksulluğa sürükler. Gerçek şu ki, bu sistem insanları iki tür sınıfa ayırdı: zenginlik içinde yüzenler ve beş parasız fakirler. Dünyayı küreselleştirme çağrısı bir kısmın daha da zengin olacağı, diğerlerinin ise bu küreselleşme yüzünden daha fazla acı çekeceği anlamına geliyor.

Obama’nın küreselleşmenin ekonomik yönü hakkındaki konuşması uzun sürmedi. Demokrasinin bir kültür olarak değeri ve erdemli yönü ile bu tür bir küreselleşmenin olduğu ülkenin değeri hakkında konuşmaya devam etti. Başkan, demokrasi hakkında uzunca konuştu ve onu adalet ile özgürlük terimleri ile açıkladı. Adalet ve eşitlikten bahsederken “inanıyorum ki gerçekler ve tarih bizim tarafımızda” dedi. Acaba tarih ve gerçekler gerçekten Amerika’nın yanında olacak mı? Onun yalanlarını mı yoksa Müslüman çocukların asla unutmayacağı gerçekleri mi tutacak?

Amerikan “adaleti” Irak’ı işgal edip, insanlarını öldürerek, işgence ederek, evlerinden çıkararak ve on binlercesinin namusuna leke sürerek kendini gösterdi. Tüm dünya Ebu Gureyb hapishanesinde neler yaşandığında ve Amerikan askerlerinin tutuklulara nasıl insanlık dışı muamelede bulunduğuna şahit oldu. Bugüne kadar Amerika failleri cezalandırmak için tek bir adım bile atmadı; aksine onları ödüllendirdi ve savaş kahramanları olarak cesaret madalyası verdi. Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta işlediği savaş suçları kimseye gizli değildir. Amerika bunu itiraf etti ancak, bu suçların Başkan Bush yönetiminde yapıldığına dikkat çekerek dünyayı aldatmaya çalıştı. İşte bu daha önce bahsettiğimiz Amerikan aldatmacasına bir örnektir. Pekala Bush döneminde gerçekleşen bu suçlar, Obama yönetimi tarafından doğru bulunmuyorsa neden bugüne kadar suçların failleri sorumlu tutulup, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmadı? Bu Amerikan demokrasisinin gerçek yüzünü ve ahlakını özetleyen bir soru.

Amerikan demokrasisinin gerçek yüzünü gösteren örneklerden biri de Filistin sorunudur. İsrail’in Filistinli halka zulmettiği, topraklarını işgal edip ele geçirdiği tüm halklar tarafından kabul edilmiştir. O halde işgalciyi defedip Filistinlilere adaleti getirecek olan Amerikan adaleti nerede? Ancak aksine, Amerika’nın politik, askeri ve ekonomik desteği sayesinde İsrail bugüne kadar işgal eylemini sürdürebildi. Daha henüz, Amerika, İsrail’e tarihindeki en büyük desteği sundu. Obama yönetimi İsrail’e 38 milyar dolarlık askeri yardımda bulundu. Amerika nasıl bir adaletten bahsediyor? Sizin kültürünüze göre suçluya yardım eden de suçlu değil midir?

Başkan daha sonra Orta Doğu ve diktatörlük hakkında konuşmaya başladı. Amerikan’ın çağrıda bulunduğu demokrasinin, bu rejimlere tamamen aykırı olduğundan bahsetti. Peki şunu sorabilir miyiz: Arap Baharı’ndan önce diktatörleri destekleyen kimdi? Ve hükümetlerini güçlendiren? Amerika değil miydi? Tek bir günde dört bin protestocuyu öldüren cunta lideri Sisi’yi destekleyen kimdi? Katil Beşar Esad nüfusun yarısını öldürüp ve evlerinden çıkartırken gözlerini yuman kimdi? Beşar’ın işlediği savaş suçları sizin kanunlarınıza göre suç sayılmıyor mu? Bu gerçekler Amerikan demokrasisi aleyhine şahitlik ediyor ve onun savunulacak bir değeri olmadığını, Amerika’yı motive eden tek şeyin çıkarları ve ulusal güvenliği olduğunu bize gösteriyor.

Daha sonra özgürlük konusuna değinen Başkan şunları sözlerine ekledi: “Serbest piyasanın gücünü farkeden bazı ülkelerin hala özgür toplum modelini reddettiğini görüyorum.” Bu söz aslında konuşmanın ne kadar anlamsız olduğunu ve sadece bir medya aracı olarak kullanıldığını bize gösteriyor. Amerika’dan çok uzağa gitmeye gerek yok, Obama’nın “adalet” ile övündüğü ülkesi, yüzyıllardır ezilen bir toplumsal sınıfın gösteri ve protestolarına ev sahipliği yapıyor. Onlar, tarih boyunca hakları ellerinden zorla alınmış ve hala ayrımcılık yüzünden eziyet gören Afroamerikan halk. Dahası kurbanlarının sürekli Afroamerikan olduğu ırkçı cinayetleri belgeleyen videolar görüyoruz.

Obama konuşmasına şöyle devam ediyor: “Orta Doğu’daki gerçekler hepimiz için geçerli … gençlere bilimi ve matematiği öğreten dini gelenekler yüceltilmeli ve desteklenmelidir” … “eğer inancımız bizi, ırk, aşiret veya etnisiteye göre ayrımcılık yapmaya, başka inanca sahip insanlara eziyet vermeye, kızların okula gitmesini engellemeye itiyorsa…” “Bu zihniyeti Orta Doğu’nun birçok bölgesinde görüyoruz.”

Bu cümleler niyetlerini ve konuşmasını özetler nitelikte. Konuşma baştan sona insanları iki sınıfa ayırıyor: adalet, özgürlük ve insan haklarını temsil eden Amerika ve müttefikleri ile diktatörlük, hukuksuzluk, insan haklarına tecavüz ve gerikalmışlığı temsil eden Orta Doğu ve Arap ülkeleri. Onun açısından baktığımızda Obama, bu problemin nedeni ve kaynağını dini aşırıcılık, kabilecilik ve saldırgan milliyetçiliğe bağlıyor. Buradan anlıyoruz ki Obama’nın kültürel küreselleşme ve birlik çağrısı kendi heva ve anlayışına göre şekillenmiş durumda.

Bunun Amerika’nın Orta Doğu’daki politikası değil de Obama’nın kendi politikası olduğunu düşünmek bir hatadır. Amerikan vizyonuna göre, kendi değerlerini yaymayan Suud gibi rejimler – yavaş yavaş burada da gerçekleşebilir – [1] yıkılmadığı sürece Orta Doğu’daki savaşlar sona ermeyecektir. Radikal İslami grupların sonu gelmediği müddetçe savaş devam edecektir. Araplar ve Müslümanlar demokratik olmayan dinlerini terkedip, Amerika’nın dinine girmedikçe huzur içinde yaşamayacaklardır. Çünkü onların dini Amerika’nın çağırdığı cinsel sapıklığı yasaklamaktadır. Şunu herkes bilir ki tüm Arap aşiretleri caddelerde hayvanlar gibi çıplak dolaşmayı utanılacak bir şey olarak görür. Obama’ya göre birlik sadece Amerikan kültürüne göre olmalıdır. Böylece beraber yürür ve hayvanların yaşadığı gibi yaşarız. Amerika da dünyayı yönetmeye devam eder.

Şunu kabul etmeliyiz ki, Amerika geçtiğimiz yirmi yıl boyunca tüm dünyaya hükmetti ve hala daha dünyadaki en güçlü ülke olarak kabul görmektedir. Ancak Amerika şunu itiraf etmelidir ki, biz de onun kibrini aşağıladık ve ona boyun eğdirdik. Ve böylece dünyanın askeri liderliğini terk etmeye doğru gidiyor ki son on beş yılda yapılan savaşlar bunun içindir. Amerika şunu itiraf etmelidir ki, Mücahidler onun gerçek yüzünü dünyaya gösterdi, gücünü yıprattı ve hala Mücahidlerin saldırılarına maruz kalmaya devam ediyor ve devam edecek de, ta ki Allah’ın izniyle çökünceye kadar. Savaş bir irade meselesidir ve sabreden mutlaka kazanacaktır, mücadele henüz bitmiş değildir.

Amerika dünyaya hükmetti ancak dünya bununla ne kazandı? Amerika’nın dünyaya kazandırdığı değerler nedir? Her şeyi kendi ulusal çıkarlarına göre düzenlerken, dünya ondan nasıl bir fayda elde etmiş olabilir? Amerika asla çıkarı olmayan bir olaya müdahil olmaz. Binlerce kişi ölür ve dünya ondan nüfuzunu kullanmasını istediğinde kendilerini ilgilendirmediğini söylerler. Ama Amerika müdahil olduğunda, bu sadece kendi ulusal güvenlik çıkarları içindir. Bu Amerika’nın düşünce biçimi ve presibidir. Böyle bir düşünce sistemine sahip olanların (Amerikalılar gibi) dünyayı yönetmesine izin verilmemelidir.

Üstelik doğa bile Amerika’nın politikaları yüzünden zarar görmüş durumdadır. Uluslararası Sağlık Örgütü’nün son resmi istatistiklerine göre, dünya nüfusunun %92’si kirli hava solumaktadır. Dahası, yılda 6.5 milyon insan hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitiriyor. Kirliliğin ana nedenlerinden biri toplam sera gazının %36.1’ini üreten Amerika’daki fabrikalar. Buna rağmen, Amerika bugüne kadar bu zararlı gazları azaltacak hiçbir somut adım atmadı. Buna ek olarak Amerika, sera gazı üreten materyallerin kullanımını azaltmak için uygulanan bazı yasalara karşı çıktı. Kendi devleti bu ölümcül gazları azaltmada ilgisiz kalıp yeteri kadar ilgilenmediği halde, Obama’nın sera gazı tehlikesiyle mücadelede cesurca davranmanın gerekliliği hakkında konuşması hayret verici bir şey. Daha saçma olanı ise Yeşil İklim Fonu ve teknolojilerinden bahsederken, “temiz enerji üretmek için bu teknolojileri fakir ülkeler için erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirelim” dedi … üçüncü dünya ülkelerinin bu gazların kaynağı olduğuna işaret ediyor gibi.

Dolaylı yoldan İslam’ı işaret ederek, dini aşırıcılıktan bahsederken şöyle demişti: “Bu zihniyeti Orta Doğu’nun birçok bölgesinde görüyoruz” Müslüman Arap ülkelerini işaret ederek, “gençlere bilimi ve matematiği öğreten dini gelenekler yüceltilmeli ve desteklenmelidir.” Bu, dinleyicilerin hak dinin bilimle çeliştiğini, ondan anlamadığını veya gündelik yaşantımızda kullandığımız bu bilimin aslını reddettiğini düşünmesine sebep olan başka bir yanlış öneridir. Eğer Harezmi olmasaydı bugün modern bilgisayarlara sahip olamazdık. Eğer Müslümanlar tarafından Endülüs’te kurulan laboratuvarlar olmasaydı 118 kimyasal elementten bahsedemezdik. Müslümanlar çoğu modern bilimin tuğlalarını atmış, ellerinden gelen en iyi araştırmayı ortaya koymuşlardır. Bugün bile dünya onların geliştirdiği bu bilimden fayda sağlamaktadır. Ve Müslümanlar o devirde dünyaya hükmediyor olmalarına rağmen, asla bilimi kişisel çıkarları ve insanları öldürmek için kullanmamışlardır. Çünkü İslam, onları dünyayı inşa etmeye ve adaletli olmaya yönlendirecek düzenlemeleri ve ahlakı ortaya koymuştu. Bu Batı medeniyetinin, özellikle Amerika’nın sahip olmadığı bir şeydir. Bilim tahrif olan Hıristiyanlık ve Yahudilik dini ile çelişmektedir. Bu nedenle kilise bilimi reddetmiş, bilim adamlarına işkence etmiş, öldürmüş, bunun sonucunda da din ile bilim arasında orta bir yol bulmak için seküler devrim patlak vermiştir. O zaman bilim, tüm ahlaki değerleri reddetmiş ve faydacılık ve iktidar için geliştirilmiştir.

İslam, bilim ile dini uzlaştıran ve uyumlu hale getiren tek dindir. Bu, Allah’ın tek ilah olduğunu, dini İslam’ın, yeryüzünü nükleer silahlar ve zehirli gazlarla yıkmak yerine onu imar etmek ve insanlara refah getirmek için bilimin nasıl kullanılacağını bize öğrettiğini ispat ediyor.

Bu nedenle tek hak din olan İslam dışında hiçbir şey insanlığa fayda sağlayamaz. Tarih ve yaşananlar bu gerçeği ortaya koyuyor. Ancak İslam dini, insanlık için geniş ve iyi bir yaşam modeli sunabilir ve onlara adilce davranır, diğer insan ürünü sistemler veya değerler değil.

Biz biliyoruz ki İslam geliyor ve insanlığa önder olacak. Müslümanlar olarak bize düşen görev, Amerika’nın başını çektiği kötülüğü yok ederek bunu hızlandırmak, dinimizi ikame etmek ve böylece insanlığa adaleti ve refahı getirmek. Dinimiz bilimi kullanarak kötülüğü yok etmemizi bize emrediyor. Bu alimlerin söylediği şeydir. Bilim sayesinde kahramanlarımız Dünya Ticaret Merkezi’ni ve Pentagon’u vurdu. Ey Amerika! Bilim sayesinde havaalanlarınıza ve güvenlik sistemlerinize sızdık ve bilim sayesinde size getireceklerimizi görmeye devam edeceksiniz. Bilim sadece bir sebep ve yoldur, tevekkül ancak Allah’adır.

Obama’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki son konuşmasını dikkatle inceleyen herkes, savaş yorgunluğunu, yıpranmışlığı ve kendini uluslara takdim ederek onlardan birlik olmayı isteyen bir kişi görecektir. Gurur ve kibir ifadelerinin olmadığını farkedecektir. Amerika bir numaralı ulustur sözleri yerini birlik olalım çağrılarına bırakmıştır. Sürekli devam eden Cihad ile Amerika boyun eğmiştir. Sadece biraz daha ve sonra Allah’ın izniyle Amerika unutulacaktır.

Inspire Magazine issue 16 p. 41
Autumn 2016


24531

[1] Günümüzde maalesef bu durum yaşanmaktadır. Her geçen gün nice mücahid ve alimler çıkartan, iki mübarek mescidin toprakları müzik ve fuhşiyatla dolup taşmaktadır. Allah’tan yardım dileriz. (çeviren)

Yazının PDF haline aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Amerikan Küreselleşmesi Çöküyor PDF
 
Üst Alt