Çözüldü Devletin Kanun Koyması ile Patronun İş Yerinde Kural Koyması Arasındaki Fark Nedir?

Abdullah el Hanbeli Çevrimiçi

Abdullah el Hanbeli

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam,

Uzun süredir kafamı kurcalayan ve net bir cevaba oturtamadığım bir kıyas sorusu var. Bu yüzden teşri meselesinde de (büyük küfür mü, küçük küfür mü) tereddüde düştüğüm oluyor.

Devlet bazında Allah’ın hükümlerine aykırı kanun koymak teşri kabul edilip büyük küfür/şirk değerlendirilirken; bir iş yeri sahibinin veya patronun İslam’a açıkça aykırı kurallar koyması (misal tesettüre riayet etmemeyi şart koşması) neden aynı kategoride değerlendirilmiyor, bu da büyük küfür/şirk olması gerekmez mi?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullah;
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
​
Zikrettiğiniz kıyas ve istifhâm, teşrî (hüküm koyma) meselesinin mahiyetini, mâ'siyet (günah) ile teşrî arasındaki fıkhî farkı ve usûlî hududları kavramak açısından son derece mühimdir. Zira meseledeki iltibas; "bağlayıcı genel kanun vaz'etmek (teşrî)" ile "munferid bir sahada haramı emretmek veya haramı şart koşmak (mâ'siyet/zulûm)" kavramlarının birbirine karıştırılmasından neş'et etmektedir.
Bu meselenin fıkıh usûlü ve Selef-i Sâlihîn akîdesi muvacehesinde tahlili şu esaslar dairesindedir:

1- Teşrî' Kılınan Fiilin Mahiyeti ve 'Genel Kanun' (Kānûn-ı Âmm) Vasfı
İslâm akîdesinde "Teşrî" (hüküm/yasa koyma), Allah Teâlâ’nın Rubûbiyyet ve Hâkimiyyet sıfatlarına taalluk eden müstakil bir haktır. Bir fiilin mucerred günah sınırını aşıp "şeriat koyma (teşrî')" vasfını kazanması ve küfür/şirk derecesine varması şu unsurlarla tahakkuk eder:
A- Umumîlik ve İlzâm (Genel Bağlayıcılık)
Devlet bazında kanun koyucu (parlamento, meclis veya mutlak hâkim); Allah’ın haram kıldığını (meselâ zinâyı, faizi, içkiyi) toplumun geneli için serbest bir hak ve nizam kıldığını ilan eder; buna uymayanları cezalandırır veya bunu şer'î ahkâmın yerine ikame eder. Burada bir 'kanunlaştırma' (teknîn) ve dini tahrif vardır.
B- Helâlleştirme veya Şeriatı İlga
Kur'an-ı Kerîm'de Tevbe Sûresi 31. ayette beyan edilen haham ve rahiplerin rabler edinilmesi hadisesi, tam olarak bu teşrî keyfiyetidir.

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلَامِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ غَطِيفِ بْنِ أَعْيَنَ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) قَالَ
أَتَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَفِي عُنُقِي صَلِيبٌ مِنْ ذَهَبٍ، فَقَالَ: يَا عَدِيُّ، اطْرَحْ عَنْكَ هَذَا الْوَثَنَ ، وَسَمِعْتُهُ يَقْرَأُ فِي سُورَةِ بَرَاءَةٌ: {اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ}، قَالَ: أَمَا إِنَّهُمْ لَمْ يَكُونُوا يَعْبُدُونَهُمْ، وَلَكِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا أَحَلُّوا لَهُمْ شَيْئًا اسْتَحَلُّوهُ، وَإِذَا حَرَّمُوا عَلَيْهِمْ شَيْئًا حَرَّمُوهُ
​
Bize el-Huseyn b. Yezîd el-Kûfî rivâyet etti, dedi ki: Bize Abdusselâm b. Harb rivâyet etti, Gatîf b. A'yen’den, Mus'ab b. Sâ'd’dan, O da Sahabî Adiyy b. Hâtim’den (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) nakletti; dedi ki:
Boynumda altından bir haç olduğu hâlde Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldim.
Buyurdu ki: "Ey Adiyy! Şu putu boynundan at!"
O sırada kendisinin Berâe (Tevbe) Sûresi'nden şu ayeti okuduğunu işittim: 'Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini Rabb'ler edindiler...' (Tevbe, 31).
Ardından şöyle buyurdu: "Onlar Onlara ibâdet etmiyorlardı; lâkin Onlar(din adamları) kendilerine bir şeyi helâl kıldıklarında onu helâl sayıyorlar, bir şeyi haram kıldıklarında da onu haram sayıyorlardı (işte Rabb edinmek budur)."
(Tirmizî, es-Sunen, Kitâbu Tefsîri'l-Kur'ân, Bâbu ve Min Sûreti't-Tevbe, Hadis no: 3095; Beyhakî, es-Sunenu'l-Kubrâ, C. 10, Sf: 195 – 198, Hadis no: 20337; Taberî, Câmi'u'l-Beyân, C. 14, Sf: 210 – 212)
Hadisin aslı hasendir; Beyhakî, İbn Teymiyye (el-Îmân, Sf: 64) ve el-Elbânî (Gâyetu'l-Merâm, No: 19) hadisin şahitleriyle hasen olduğunu tasrih etmiştir. Ravilerden Mus'ab b. Sa'd Tâbiîn'in sika ricalindendir; Adiyy b. Hâtim (radıyallahu anh) ise meşhur sahabîdir.

Burada küfür/şirk kılınan illet; helâl ve haram belirleme hakkını kendinde görüp bunu genel geçer bir din/kanun vaziyetine getirmektir.

2- İş Yeri Sahibinin (Patronun) Durumu Neden Aynı Kategoride Sayılmaz?
Bir iş yeri sahibinin "Burada başörtüsü takılamaz" veya "Faizli muamele yapılacak" demesi fıkhî tahlilde teşrî değil, mâ'siyet taleb etmek (günahı emretmek) veya "bâtıl şart koşmak" kabilindendir. Aradaki farklar şunlardır;

a) İstihlâl (Helâl Görme) ile Fısk (Günah İşleme) Farkı

Patron, "Başörtüsü takmak İslâm'da farz değildir, ben bunu serbest ve helâl kıldım, Allah’ın bu hükmü geçersizdir" diyerek bu kuralı koyuyorsa, yani inanç ve akîde bazında helâlleştirme (istihlâl) yapıyorsa, O da icmâ ile kâfir olur. Burada patron ile devlet başkanı arasında fark kalmaz.
Lâkin patron bunu; dünyevî bir menfaat, şirketin kurumsal imajı, muşterilerin talebi veya nefsinin hevâsı sebebiyle yapıyorsa, bu kimse Allah’ın hükmünü ilga etmiş veya yeni bir din vaz'etmiş sayılmaz. Bilakis büyük bir günah (fısk), zulüm ve munkeri emretme curmünü işlemiş olur.

b) Yetki (Velâyet) ve Teşrî İddiasının Bulunmayışı
Bir şahsın veya kurumun iç tüzük koyması teşrî değildir; özel bir sözleşme şartıdır. Şeriat bu nevi şartları baştan hükümsüz (bâtıl) kılmıştır. Nitekim İslâm fıkhında bu gibi durumlara karşı konulan kaideyi Rasûlullah
ﷺ sarih nassla bildirmiştir:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ)
عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: لَا طَاعَةَ فِي مَعْصِيَةٍ، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِ
​
Bize Muhammed b. el-Musennâ rivâyet etti, bize Muhammed b. Câ'fer rivâyet etti, bize Şû'be rivâyet etti, Zubeyd’den, Sâ'd b. Ubeyde’den, Ebû Abdirrahmân es-Sulemî’den, Ali’den (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ);
Nebi’den (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Günah olan bir hususta (kula) itaat yoktur. İtaat ancak mârûfta (şeriata uygun olanda)dır."
(Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu'l-Ahkâm, Bâbu's-Sem'i ve't-Tâ'ati li'l-İmâm, Hadis no: 7145; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-İmâre, Bâbu Vucûbi Tâ'ati'l-Umerâi fî Gayri Ma'sıyeh, C. 3, Sf: 1469 – 1471, Hadis no: 1840)
Hadis muttefekun aleyhtir. Ravilerin tamamı Kutub-i Sitte'nin zirve ricalidir: Şûbe b. el-Haccâc emîru'l-mûminîn fi'l-hadistir; Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh) ise Raşid halifedir.

Yine meşhur hadis-i şerifte;
«لَ
ا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ الْخَالِقِ»
"Yaratana isyan olan yerde, yaratılana itaat yoktur."
(Ahmed b. Hanbel, el-Musned, C. 2, Sf: 333 – 335, Hadis no: 1095; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, C. 18, Sf: 229, Hadis no: 381)
Hadisin lafzı ve manası sahihtir; Ahmed b. Hanbel ve Hâkim tashih etmiş, el-Elbânî (Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha, No: 179) isnadını sahih görmüştür.


Şeriat, patronun veya âmirin koyduğu haram kuralı bir kanun olarak tanımaz; onu lağveder, bâtıl sayar ve işçiye/müslümana o emre itaati haram kılar. Şayet patronun bu fiili bizâtihi teşrî ve şirk olsaydı, şeriat bunu sadece itaat edilmeyecek bâtıl bir mâ'siyet olarak değil, doğrudan dinden çıkaran bir Rubûbiyyet iddiası sayardı.

3- Teşrî Meselesinde Büyük Küfür / Küçük Küfür Ayrımının Tahkiki
Bu meselede ulema arasındaki niza ve sizin zihninizdeki tereddüdün asıl sebebi, meselenin kayıtlarına dikkat edilmemesidir:

a) Büyük Küfür (Şirk) Olan Hüküm Verme / Teşrî Hâli:
İstihlâl: Allah’ın haramını helâl, helâlini haram kabul ederek hüküm koymak.
Tebdîl ve Teknîn (Kanunlaştırma): Allah’ın şeriatını bir kenara itip, beşerî kanunları şeriatın yerine nihai merci, genel anayasa ve muhakeme kaynağı kılmak. Şeyhu'l-İslâm İbn Teymiyye (rahimehullâh) Cengiz Han’ın Yasasına (el-Yâsık) muhakeme olanlar hakkında bu icmâyı nakletmiştir;

وَالْإِنْسَانُ مَتَى حَلَّلَ الْحَرَامَ الْمُجْمَعَ عَلَيْهِ، أَوْ حَرَّمَ الْحَلَالَ الْمُجْمَعَ عَلَيْهِ، أَوْ بَدَّلَ الشَّرْعَ الْمُجْمَعَ عَلَيْهِ، كَانَ كَافِرًا مُرْتَدًّا بِاتِّفَاقِ الْفُقَهَاءِ​
"Bir insan; üzerinde icmâ edilmiş bir haramı helâl kılarsa, yahud icmâ edilmiş bir helâli haram kılarsa, veya üzerinde icmâ edilmiş şeriatı tebdîl ederse (değiştirip yerine başka kanun koyarsa), fukahanın ittifakıyla kâfir ve mürted olur." (İbn Teymiyye, Mecmû'u'l-Fetâvâ, C. 3, Sf: 267 – 268)

b) Küçük Küfür (Kufrun Dûne Kufr / Fısk) Olan Hüküm Verme:
İslâm şeriatını hak ve bağlayıcı kanun olarak kabul ettiği hâlde, önüne gelen muayyen bir davada rüşvet, iltimas, akrabalık veya şahsî hevası sebebiyle Allah’ın hükmünü tatbik etmeyip hevasına göre hüküm veren kadı veya hâkimin fiili. İbn Abbâs’ın (
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا) Mâide 44. ayet hakkında tefsir ettiği husus budur;
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا) فِي قَوْلِهِ: {وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ}، قَالَ: هِيَ بِهِ كُفْرٌ، وَلَيْسَ كَفَرَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ ​
İbn Abbâs’tan (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا) rivâyet edildiğine göre; Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte Onlar kâfirlerin ta kendileridir ayeti hakkında şöyle demiştir: "Bu, dinden çıkaran küfür gibi değildir; onda bir küfür vardır, lâkin Allah’ı, meleklerini, kitablarını ve rasûllerini inkâr eden kimsenin küfrü gibi değildir." (Mervezî, Tâ'zîmu Kadri's-Salâh, C. 2, Sf: 520 – 523, Hadis no: 574; Hâkim, el-Mustedrak, C. 2, Sf: 342, Hadis no: 3219)
İsnadı sahihtir; Hâkim ve Zehebî tashih etmiştir.


Kıyasın Bozulduğu Nokta (Fark):
- Devlet Bazında Kanun Koyucu; Allah'ın şeriatına paralel veya zıt umûmî bir hukuk nizamı kurmakta, şer'î hadleri ilga etmekte, haramı genel halk kitleleri için "kanunî bir hak" derecesine yükseltmektedir. Bu doğrudan Rubûbiyyetteki teşrî sıfatına ortaklık iddiasıdır.

- İş Yeri Sahibi (Patron); Umûmî bir nizam veya şeriat iddiasında bulunmamaktadır. Kendi mülkünde nefsinin hevâsına uyarak açık bir mâ'siyeti şart koşmaktadır. Bu tavır, meselâ bir babanın çocuğuna 'Namaz kılmayacaksın' demesi veya bir ev sahibinin kiracısına 'Evimde içki içmeyi serbest bırakacaksın' şartı koşması gibidir. Bu kimseler Allah’ın helâlini helâl, haramını haram kabul ettikleri müddetçe teşrîci değil; günahkâr, zâlim ve mâsiyeti emreden fâsıklardır.
Şayet patron: "Allah'ın örtünme emri eskide kalmıştır, bu çağda böyle kural olmaz, asıl doğru olan benim koyduğum yasaktır" derse, bu inancı sebebiyle O da derhal dinden çıkar. Ancak bunu sadece şirketin menfaati, dünyalık para veya heva için yapıyorsa, fiili teşrî-i şirk değil; büyük bir haram ve vebaldir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
 
Üst