Çözüldü Ehl-i Sünnet’e Göre Evlilik Yaşı, Cima Şartları ve Takat İlkesi Nedir?

Abdullah el Hanbeli Çevrimiçi

Abdullah el Hanbeli

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam. Twitter’da bu konuya denk geldim, doğrusunu öğrenmek için sana sormak istedim. Bu meselelerin aslı nedir:

1. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e göre evlilik ve cima ne zaman caiz olur?

2. Kızın büluğ çağına erişmiş olması cima için şart mıdır?

3. Cimanın illeti takat getirme mi, büluğ çağına erme mi? Bu konuda alimler arasında ihtilaf oluşmuş mudur?

4. Bu takat getirme durumunun kaç yaşından itibaren vuku bulduğu ile ilgili alimler ne demiştir?

5. Bir kız çocuğu büluğ çağına erdiği veya ermese bile 15 yaşına geldiği hâlde hâlâ takat getiremezse durum ne olur?

6. 18 yaş tam bir takat getirme yaşı mıdır?

7. Bir İslam devleti, her kızın durumunu tek tek tespit etmenin meşakkatli olması sebebiyle evlilik ve cima yaşını 18 olarak belirleyebilir mi, yoksa bu uygulama zinaya yol açabileceği gerekçesiyle doğru olmaz mı?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;
1. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’e göre evlilik ve cima ne zaman caiz olur?
İslâm fıkhında "nikâh akdi" (evlilik sözleşmesi) ile "zifaf / cima" (fiilî evlilik birlikteliği) iki ayrı hüküm ve merhaledir:

Nikâh Akdinin Câiz Olması;
Dört mezheb ulemasının cumhûruna göre; velisi (özellikle baba veya dede) tarafından bâliğ olmamış küçük kızın ve erkeğin nikâhlanması câizdir. Bunun fıkhî delili şu âyettir:

وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ​
"Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar ile henüz hayız görmemiş olanların iddeti –eğer şubheye düşerseniz– 3 aydır..." (Talâk Sûresi, 4)

Mufessirler âyetteki "henüz hayız görmemiş olanlar" ifadesinin, bâliğ olmadan nikâhlanıp boşanan veya zevci vefat eden küçük kızları kapsadığında icmâ etmişlerdir. Ancak nikâh akdinin yapılmış olması, zifafın hemen helâl olduğu anlamına gelmez.
Cimanın Câiz Olması;
Cimanın câiz olabilmesi için kızın bedenen buna tâkat getirmesi (el-kudretu ale’l-vat’ / el-ıtâka) ve cima sebebiyle herhangi bir cismanî zarara uğramayacak olgunlukta olması şarttır. Bedenen tahammul edemeyecek durumda olan bir kızla cima etmek bil-icmâ haramdır.
Zira Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ
"Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur."
(İbn Mâce, Kitâbu'l-Ahkâm, Bâbu Men Bene fî Hakkıhî Mâ Yadurru bi-Cârihî, C. 2, Sf: 784 – 785, Hadis no: 2340)

2. Kızın büluğ çağına erişmiş olması cima için şart mıdır?
Ehl-i sunnet mezheblerin cumhûruna (Hanefî, Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî) göre cima için bizzat kızın hayız görmesi veya ihtilam olması (biyolojik bulûğ) şart-ı lâzım değildir. Bedenen ve cismanî gelişmişlik cihetiyle cimaya tahammül edebilecek kuvvete erişmiş olması kâfidir.
Eğer kız çocuğu henüz hayız görmemiş olsa dahi bünyesi iri, etli-canlı ve zifafın meşakkatine zarar görmeksizin dayanabilecek durumda ise zevcine teslim edilmesi ve cima câizdir.
Nitekim Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا vâlidemizin Rasûlullah ﷺ ile zifafı üzerinden fukaha bu hükmü istinbât etmiştir. Âişe رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا 9 yaşında zifafa girdiğinde bedenen buna elverişli hale gelmişti. Şayet bulûğ şart olsaydı, bulûğa ermeden zifaf hiçbir surette tecviz edilmezdi.
3. Cimanın illeti takat getirme mi, büluğ çağına erme mi? Bu konuda alimler arasında ihtilaf oluşmuş mudur?
Cimanın fıkhî illeti 'takat getirme 'dir الْإِطَاقَةُ - el-Itâka; doğrudan bulûğ çağına ermiş olmak değildir. Bu hususta Ehl-i Sünnet mezhebleri arasında herhangi bir ihtilaf yoktur, fukaha ittifak halindedir. Fıkhî kaide gereğince hüküm illetine bağlıdır:
Kız bulûğa ermemiş olsa bile takat getiriyorsa zifaf câizdir.
Kız bulûğa ermiş olsa dahi, zayıflık veya bir hastalık sebebiyle takat getiremiyorsa cima haramdır.

İmâm en-Nevevî (rahimehullâh) bu hususta şöyle demiştir:

أَجْمَعَ الْعُلَمَاءُ عَلَى أَنَّ مَنْ عَقَدَ عَلَى صَغِيرَةٍ لَهُ أَنْ يُسَلِّمَهَا إِلَى زَوْجِهَا إِذَا كَانَتْ تُطِيقُ الْوَطْءَ، فَإِنْ كَانَتْ لَا تُطِيقُهُ لَمْ تُسَلَّمْ حَتَّى تُطِيقَهُ​
"Âlimler, küçük bir kızla nikâhlanan kimsenin, şayet kız cimaya takat getiriyorsa zevcine teslim edilebileceği; şayet takat getiremiyorsa takat getirecek hale gelinceye kadar teslim edilmeyeceği hususunda icmâ etmişlerdir." (en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Muslim, C. 9, Sf: 206)

İbn Kudâme el-Makdisî (rahimehullâh) da el-Muğnî kitabında şöyle nakleder:
"Küçük kız cima edilmeye tâkat getiriyorsa zevcine teslim edilir. Şayet takat getiremiyorsa, cima sebebiyle telef olmasından veya sakatlanmasından (ifzâ) korkulduğu için teslim edilmez." (İbn Kudâme, el-Muğnî, C. 7, Sf: 418 – 419)

4. Bu takat getirme durumunun kaç yaşından itibaren vuku bulduğu ile ilgili alimler ne demiştir?
Fukaha, takat getirme meselesinin coğrafyaya, iklime, ırka, gıdaya ve fıtrî bünyeye göre kişiden kişiye ciddi farklılıklar gösterdiğini belirtmiştir:
Hanbelîler ve Bir Kısım Fukaha: Takatin asgarî sınırını 9 yaş olarak tayin etmişlerdir. Âişe
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا vâlidemizin 9 yaşında zifafa girmesini karîne kabul ederek; 9 yaşından küçük bir kızın hiçbir surette cimaya takat getiremeyeceğini, dolayısıyla 9 yaşından küçüğe zifafın mutlak mânâda haram olduğunu; 9 yaşına bastığında ise durumuna bakılacağını belirtmişlerdir. Ahmed b. Hanbel (rahimehullâh) 9 yaşını asgarî had olarak zikretmiştir.
Şâfiîler ve Mâlikîler: Meseleyi kat'î bir yaş rakamıyla sınırlamamış, doğrudan kızın fiziki yapısına ve bedenî olgunluğuna bağlamışlardır.
Şâfiî ve Mâlikî fıkhına göre; yaş 9, 10 veya daha büyük olsa dahi zayıf ve cılız bir kıza cima helâl olmaz; buna karşılık bedenî yapısı iri ve kuvvetli olup cima sebebiyle zarar görmeyecek bir hale geldiğinde zifaf helâl olur.
Mâlikîler bu durumun tesbitinde şubhe hâsıl olursa tecrübeli kadınların (ehl-i vukuf) görüşüne başvurulacağını hükme bağlamışlardır.

5. Bir kız çocuğu büluğ çağına erdiği veya ermese bile 15 yaşına geldiği hâlde hâlâ takat getiremezse durum ne olur?
Bir kız çocuğu hayız görerek bulûğa ermiş olsa veya fıkhen bulûğ kabul edilen 15 yaş sınırına ulaşmış olsa dahi; şayet bünyesi aşırı zayıfsa, bir hastalığı varsa yahut anatomik darlık sebebiyle cima onun bedenine zarar verecekse (yırtılma, ifzâ, ağır kanama, sakatlanma vb.), Onunla cima etmek kesinlikle haramdır.
Zira cima için buluğ tek başına yeterli sebeb değildir; cima fiilinin bizzat tahammul edilebilir olması ve nefse zarar vermemesi asıldır. Böyle bir durumda kız kocasına zifaf için teslim edilmez; ailesinin yanında veya kocasının evinde cimadan uzak bir şekilde bedenen kuvvet buluncaya kadar beklenir. Kocası cima hususunda ona cebredemez; cebreder ve kıza bir zarar verirse zâlim olur ve İslâm hâkimi tarafından tâzir cezasına çarptırılır, sebeb olduğu zararın da (diyet ve erş) tazmini gerekir.

6. 18 yaş tam bir takat getirme yaşı mıdır?
Fıkhî ve biyolojik açıdan 18 yaş 'mutlak bir tâkat başlangıcı' değildir:
Fıkhî Açıdan;
Ehl-i Sünnet fıkhında buluğun azamî yaşı İmam Ebû Hanîfe'ye göre erkekte 18, kızda 17'dir.
İmam Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve Mâlikîlerin cumhûruna göre ise hem erkek hem kız için tabii bulûğ alametleri görülmese dahi nihai bulûğ sınırı 15 yaştır. 15 yaşına giren her fert dinen bâliğ, mükellef ve tam ehliyetli sayılır.

Bedenî Takat Açısından;
Fıtraten kız çocukları iklim ve beslenmeye göre ekseriyetle 12, 13, 14 veya 15 yaşlarında fiziki gelişimlerini tamamlayıp tâkat sahibi olurlar. Dolayısıyla 18 yaş, cimanın helâl olması için İslâm fıkhının şart koştuğu bir tâkat yaşı değildir. Ancak 18 yaş, beşer bedeninin büyüme ve kemik gelişiminin ekseriyetle tamamlandığı bir erginlik devresidir.

7. Bir İslam devleti, her kızın durumunu tek tek tespit etmenin meşakkatli olması sebebiyle evlilik ve cima yaşını 18 olarak belirleyebilir mi, yoksa bu uygulama zinaya yol açabileceği gerekçesiyle doğru olmaz mı?
Bu mesele İslâm amme hukukunda 'Siyâset-i Şer‘iyye' ve 'Takyîdu’l-Mubâh' (Mubah olan bir hususun maslahat gereği yönetici tarafından sınırlandırılması) kâideleri çerçevesinde mutalaa edilir.
Hükmün Esası;
İslâm fıkhında idarecinin (veliyyu’l-emr) tasarrufları kendi hevasına göre değil, şeriatın getirdiği maslahat ve mefsedet dengesine bağlıdır. Fıkıh kâidesinde şöyle buyrulur:

تَصَرُّفُ الإِمَامِ عَلَى الرَّعِيَّةِ مَنُوطٌ بِالْمَصْلَحَةِ
"İdarecinin halkı üzerindeki tasarrufu maslahata bağlıdır." (Suyûtî, el-Eşbâh ve’n-Nezâir, C. 1, Sf: 121)
Bu meseleye ulemanın yaklaşımı iki ana cihettendir:

1- Maslahat ve Sedd-i Zerâi Yönünden (Yaş Sınırını Belirli Hadde Bağlamak)
Toplumda küçük yaştaki kızların zorla evlendirilmesi, bedenî tâkati olmadığı halde istismar edilmesi, ailelerin ehil olmayan kimselere kızlarını vermesi ve her ferdin tek tek kadı veya tabiblerce muayenesinin meşakkat ve fitne doğurması sebebiyle; İslâm devleti nizâmı korumak ve suiistimalleri engellemek için evlilik tesciline bir yaş sınırı koyabilir.
Nitekim son dönem İslâm hukukçularının hazırladığı 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi'nde evlenme yaşı veli izniyle erkekte 18, kızda 17 olarak tanzim edilmiş; istisnaî hallerde (bulûğ ve takatin mahkemede hâkim ve tabib raporuyla isbâtı halinde) asgarî sınır erkekte 12, kızda 9 olarak belirlenmiştir (Madde 4, 5, 6, 7). Dolayısıyla devlet, mefsedeti defetmek için idarî olarak tescil sınırları koyabilir.

2- Şer‘î Tahdit ve Zinaya Zemin Hazırlama Tehlikesi Yönünden
Şayet İslâm devleti evlilik ve zifaf yaşını mutlak surette ve hiçbir istisnaya imkân tanımaksızın 18 olarak belirlerse, bu uygulama şer‘an meşru maslahatı aşar ve mefsedete dönüşür.
14 - 15 yaşında bulûğa ermiş, nefsi şehevî fitneye maruz kalmış, tâkat sahibi bir gencin evlenmesini kanunen yasaklamak; fıtrî ihtiyaçların meşru yoldan karşılanmasını engeller. Günümüz gibi fitnenin, açık saçıklığın ve fuhşiyat vasıtalarının her yanı kuşattığı bir vasatta bâliğ gençlere evliliği senelerce men etmek, Onları doğrudan zinaya, fuhşa ve gayrimeşru ilişkilere iter.
Allah Teâlâ’nın helâl kıldığı bir hürriyeti mutlak olarak haram kılmak veya zinayı kolaylaştırıp nikâhı zorlaştırmak hiçbir idareci için câiz değildir.

Hulâsatu'l kavl;
Bir İslâm idaresi, suiistimalleri ve fiziki zararları engellemek amacıyla genel bir evlilik tescil yaşı (mesela 16-17 gibi) belirleyebilir; fakat 18 yaşını kat’î ve tavizsiz bir set haline getirip, bulûğa ermiş ve tâkat sahibi olup fitneye düşmekten korkan gençlerin meşru nikâhına kapıyı tamamen kapatamaz. Böyle kat'î bir yasaklama zinaya ve ahlâkî çöküntüye kapı aralayacağından şer‘î maslahatla bağdaşmaz; bâtıl bir tasarruf olur. Şer'î olan yol; genel bir tanzim yapılsa bile, tâkati ve bulûğu hâsıl olmuş kimselere hâkim ve ehl-i vukuf onayıyla meşru evlilik yolunun açık tutulmasıdır.
 
Üst