Çözüldü Evlenmek İçin Müslüman Görünüp Sonra Münafıklığını Açıklayan Kitabî Kadının Hükmü Nedir?

Abdullah el Hanbeli Çevrimdışı

Abdullah el Hanbeli

İslam-tr Sakini
İslam-TR Üyesi
Es selamu aleykum hocam,

Mesele şu şekildedir: Hristiyan bir kadın, Müslüman bir erkekle evlenmek amacıyla dışarıdan İslam’ı kabul ettiğini beyan ediyor (Kelime-i Şehadet getiriyor) ve bu şekilde nikah kıyılıyor. Ancak kadın, içtenlikle inanmadığı halde sadece evlilik için İslam'ı kabul etmiş gibi davranıyor (yani aslında münafıklık yapıyor). Daha sonra ise bu durumunu açıkça ilan ederek, İslam’ı kalben hiç kabul etmediğini, sadece görünüşte öyle davrandığını söylüyor.

Ben ilk başta yazdığım bir yorumda, bu kadının İslam'ı açıkça reddetmesiyle "mürted" (dinden dönen) konumuna düşeceğini ve dolayısıyla bu nikahın kesin olarak düşeceğini/geçersiz olacağını savunmuştum. Ancak yapay zekaya bu konuyu danıştığımda, İslam hukukçuları (fukaha) arasında bu hususta iki farklı görüş olduğunu öğrendim:

1. Hanefî mezhebi ve bazı fakihlerin görüşüne göre: Bu kadın, en başından beri kalben inanmadığı ve bunu sonradan itiraf ettiği için, onun İslam'a girişi zaten fıkhen geçerli olmamıştır. Dolayısıyla bu kadın İslam'dan dönmüş bir mürted değil, aslı üzere kalan bir Kitabî (Hristiyan) sayılır. Müslüman bir erkeğin Ehl-i Kitap bir kadınla evlenmesi caiz olduğu için de, kadının bu itirafına rağmen nikahın geçerliliğini koruyacağı ifade edilmektedir.

2. Hanbelî mezhebi ve bazı muasır alimlerin görüşüne göre: Kişi zahire göre yargılanır. Bir kez İslam'ı ikrar ettikten sonra bunu reddeden kişi mürted kabul edilir ve mürted bir kadınla evlilik sürdürülemeyeceği için nikah derhal düşer.


sormak istediğim sorular şunlardır:

1. Böyle bir ihtilaf gerçekten var mı?

2. Bu iki görüşten hangisi fıkhi açıdan daha racihtir (üstündür) ve fetvaya esas alınır?

3. İlk başta kadının kalbini bilemeyeceğimiz için nikah geçerli kabul edilse bile, kadın "Ben zaten hiç inanmamıştım, Hristiyanlığa devam ediyordum" dediğinde, koca günahkar olur mu ve nikah gerçekten de Hanefî fıkhına göre aynen devam eder mi?
 
Abdulmuizz Fida Çevrimiçi

Abdulmuizz Fida

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ
Admin
Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh kardeşim;
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
​
Bahsi geçen mesele, fıkıh usûlünde zâhir-bâtın teârûzu, ikrârın bağlayıcılığı ve Kitâbî bir kadının şeklen İslâm'a girdikten sonra bunu inkâr etmesinin nikâha tesiri bağlamında ele alınır. Sorularınızın usûl ve fıkhî kaynaklar dairesinde izahı şöyledir:

Böyle Bir İhtilaf Gerçekten Var mıdır?
Evet, fukaha arasında bu meselenin tahrîcinde ve fıkhî zemininde usûlî bir yaklaşım farkı bulunmaktadır. Bu ihtilafın dayandığı temel nükte şudur; İslâm hukukunda dünyevî ve kazâî hükümler zâhire göre mi tertib edilir, yoksa kişinin sonradan kendi itirafıyla bâtınındaki küfrü ve nifakı beyan etmesiyle ilk ikrârının asılsızlığına hükmedilerek aslî küfrü baki mi sayılır?
Rasûlullah
ﷺ insanların zâhirine göre muamele etmeyi ve kalblerin ardına düşmemeyi emretmiştir:

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ شِبْرِمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي نُعْمٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) يَقُولُ
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنِّي لَمْ أُومَرْ أَنْ أَنْقُبَ عَنْ قُلُوبِ النَّاسِ، وَلَا أَشُقَّ بُطُونَهُمْ
​
Bize Kuteybe b. Saîd rivâyet etti, bize Abdulvâhid rivâyet etti, Umâra b. el-Ka'kâ' b. Şibrime’den, bize Abdurrahmân b. Ebî Nu'm rivâyet etti, dedi ki: Ebû Saîd el-Hudrî’yi (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) şöyle derken işittim:
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Şubhesiz ki ben, insanların kalblerini yoklamakla ve karınlarını deşmekle emrolunmadım."
(Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu'l-Megâzî, Bâbu Ba'si Aliyyi bni Ebî Tâlib ve Hâlid bni'l-Velîd ile'l-Yemen, Hadis no: 4351; Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'z-Zekât, Bâbu Zikri'l-Havâric ve Sıfâtihim, C. 2, Sf: 742 – 744, Hadis no: 1064)
Hadis, muttefekun aleyh olup sıhhati kat'îdir; Kutub-i Sitte ravileriyle sâbittir.


Cumhûrun, Hanbelîlerin ve Muhakkik Ulemanın Görüşü:
Bir kimse aklı başında ve hür iradesiyle diliyle ikrârda bulunup İslâm'a girdiğini beyan ettiği anda, şeriat nazarında Müslüman vasfını kazanır. Sonradan "Ben kalben hiç inanmamıştım, sadece nikâh kıyılsın diye yalandan söyledim" demesi kazâen kabul edilmez. Çünkü ikrâr, aleyhe olan en kat'î huccettir. Dolayısıyla bu ikrârından rucû eden kimse zâhiren murted kabul edilir. Murted bir kadın ile akid de bekâ da bâtıldır; nikâh derhal fesh olur.

Hanefî Usûlündeki Bazı Fer'î Mutalaalar
Hanefî fıkhındaki bazı tahrîc ehli fakihler, imanın ruknünün 'kalbin tasdiki' olduğu kaidesinden yola çıkarak meseleye yaklaşmışlardır. Kadın baştan beri Hristiyan olduğunu, kalben İslâm'ı asla tasdik etmediğini ve yalnızca nikâh muamelesini tamamlamak maksadıyla lafzı telaffuz ettiğini ikrar ettiğinde; kadının aslî küfrü (Kitâbî vasfı) hakikatte zâil olmamıştır. Aslen İslâm'a kalben girmeyen kimse, hakikatte dinden dönmüş (murted) de olmaz; eski Kitâbî vasfı üzere kalır. Müslüman bir erkeğin Ehl-i Kitâb bir kadınla nikâhlanması nass ile helâl kılındığı için, bu kıyasa göre nikâhın devam edebileceği yönünde fer'î mulahazalar dile getirilmiştir.

Bu İki Görüşten Hangisi Fıkhî Açıdan Daha Racihtir?
Fıkhî açıdan racih, muhakkak ve fetvaya esas olan görüş; kadının zâhiren mürted sayılacağı ve bu evliliğin derhal nihayete erdirilmesi (nikâhın düşmüş/fesh kabul edilmesi) gerektiği yönündeki cumhûr görüşüdür.
Bu tercihin şer'î delilleri ve usûlî kaideleri şunlardır;
Sahabî Usâme b. Zeyd’in (
رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) rivâyet ettiği meşhur nass bu hususun temel esasıdır.
: عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا) قَالَ
قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : أَفَلَا شَقَقْتَ عَنْ قَلْبِهِ حَتَّى تَعْلَمَ أَقَالَهَا أَمْ لَا
؟
​
Usâme b. Zeyd’den (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا) rivâyet edildiğine göre;
(Kılıç korkusuyla Kelime-i Tevhidi söyleyen kimseyi öldürdüğünde) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu: "Onu (bu sözü) kalbten söyleyip söylemediğini bilmek için kalbini mi yarıp baktın?"
(Muslim, es-Sahîh, Kitâbu'l-Îmân, Bâbu Tahrîmi Katli'l-Kâfiri Ba'de En Kâle Lâ İlâhe İllallâh, C. 1, Sf: 96 – 98, Hadis no: 96)

Zâhire Bina Kaidesi; Şeriat hükümleri zâhirî lafız ve ikrârlara bina edilir; niyet ve bâtın ise Allah Teâlâ’ya bırakılır. Dünyevî ahkâmda ikrâr ile İslâm sâbit olmuştur.

İkrârdan Rucû Kapısının Kapatılması;
Şayet bir kimsenin ikrârından sonra "Ben munafıktım, kalben inanmamıştım" sözü şer'an muteber kabul edilecek olursa, her murted dinden çıktığında aynı mazereti ileri sürerek irtidad hükümlerini ve cezalarını ibtal etme yoluna gider. Bu durum, şeriatın sedd-i zerîa kaidesine ve dinin muhafazası esasına zıttır.
Murted olan bir kadının nikâhı hiçbir mezhebde câiz görülmemiştir. Kadın diliyle İslâm'ı reddedip eski dinine döndüğünü ikrar ettiği an, fıkhen 'aslî Kitâbî' değil, İslâm'dan sonra küfrü tercih etmiş bir murted muamelesi görür.

Kocanın Mesuliyeti ve Hanefî Mezhebinde Hükmün Devamı
Kocanın Hâli ve Vebali
Kadın bu niyetini gizlediği ve dışa vurmadığı müddetçe koca için hiçbir günah ve vebal yoktur. Zira koca zâhire göre hareket etmiş ve İslâm'ı ikrâr etmiş bir kadınla meşru sûrette nikâh kıymıştır. Ancak kadın bunu açıkça telaffuz edip İslâm'ı inkâr ettiğini ve inanmadığını bildirdiği andan itibaren koca hakikate vâkıf olmuştur. Ulemanın racih kavline göre nikâh düşmüş sayıldığından, kocanın bunu bildikten sonra evliliği sürdürmesi haramdır ve kişiyi günahkâr kılar.

Hanefî Mezhebindeki İtimad Edilen Hüküm
Hanefî mezhebinde de fetvaya esas olan mutemet kavil; İslâm'ı zâhiren ikrâr etmiş bir kimsenin ardından bunu inkâr etmesi durumunda üzerine irtidad ahkâmının tatbik edileceğidir.
İmam İbn Âbidîn (rahimehullâh) ikrârın bağlayıcılığı ve zâhirin esas alınması bahsinde bu kaideyi şöyle açıklar:

إِذَا أَقَرَّ بِالْإِسْلَامِ ثُمَّ ادَّعَى أَنَّهُ كَانَ فِي بَاطِنِهِ عَلَى دِينِهِ الْأَوَّلِ لَمْ تُقْبَلْ دَعْوَاهُ فِي الْحُكْمِ، وَأُجْرِيَتْ عَلَيْهِ أَحْكَامُ الرِّدَّةِ ظَاهِرًا​
"Bir kimse İslâm'ı ikrâr eder, ardından bâtınında eski dini üzere olduğunu iddia ederse, kazâen ve hükmen bu iddiası kabul edilmez; zâhiren üzerine irtidad hükümleri tatbik olunur." (İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr ale'd-Durri'l-Muhtâr, C. 4, Sf: 225 – 228)

Hulâsatu'l Kavl; Hanefî mezhebinin zayıf tahrîcine dayanılarak bu evliliğin sürdürülmesi meşru değildir. Kadın zâhiren murted hükmündedir; murted kadın ile nikâh akdi nass ile haram olduğundan evlilik düşmüştür. Kadın samimi ve sahih bir kalble yeniden İslâm'a dönmedikçe bu birlikteliğin devam ettirilmesi Allah'ın rıdasına muvafık olmaz.
 
Üst