İbn Teymiyye'nin burada eleştirdiği mesele ilk bakışta oldukça karmaşık görünür. "Mahiyet", "varlık", "zorunluluk", "tümel", "tikel" gibi kavramlar peş peşe geldiği için birçok kişi konuyu takip etmekte zorlanır. Fakat mesele aslında tek bir temel yanlışa dayanır: Aynı ismi taşıyan şeyleri, aynı gerçeklik sanmak.Filozoflar şöyle düşünür: Eğer iki Vacibü'l-Vücud (zorunlu varlık) olsaydı, bunların ortak olduğu bir yön ve ayrıldığı bir yön bulunurdu. Ortak oldukları yön ile ayrıldıkları yön arasında da yalnızca dört ihtimal vardır. Ortak olan ya ayıran şeyin lazımıdır, ya ayıran şey ortak olanın lazımıdır, ya biri diğerinin arazıdır ya da konusudur. Sonra bu dört ihtimalin de imkânsız olduğunu söyleyerek iki Vacibü'l-Vücud'un bulunamayacağını iddia ederler.
İbn Teymiyye ise daha ilk adımda sorar: Bu dört ihtimali kim sınırlandırdı? Neden beşinci, altıncı veya başka ihtimaller mümkün olmasın? Bir taksimin delil olabilmesi için bütün ihtimalleri kapsaması gerekir. Sen bunu ispat etmeden "yalnız bunlar mümkündür" diyemezsin. Daha ilk basamakta delil eksiktir.
Ardından ikinci bir hata gösterilir. Filozoflar "ortak olan" ile "ayıran şeyi" sanki dış dünyada gerçekten duran iki ayrı varlıkmış gibi ele alırlar. Oysa "insanlık", "hayvanlık", "varlık", "mahiyet" gibi ortak isimler zihindeki soyut kavramlardır. Dış dünyada ise yalnızca Ahmet vardır, Mehmet vardır, şu at vardır, bu ağaç vardır. Soyut "insanlık" diye gezen bağımsız bir varlık yoktur.
Bunu anlamanın kolay yolu şudur: Ahmet ile Mehmet insandır. Fakat Ahmet'teki insanlık, Mehmet'teki insanlığın aynısı değildir. İkisi sadece aynı isimle anılır. Nasıl iki ayrı insan aynı kişi olamıyorsa, onların insanlığı da tek bir insanlık değildir. Ortak olan isimdir, dış dünyadaki varlık değildir.
Aynı durum "varlık" kelimesi için de geçerlidir. Allah vardır, insan vardır, melek vardır. Hepsine "var" denmesi, hepsinde dolaşan tek bir varlığın bulunduğu anlamına gelmez. Her biri kendine ait varlığa sahiptir. Ortak olan sadece "varlık" kelimesidir.
İbn Teymiyye'nin temel eleştirisi tam burada başlar. Filozoflar zihindeki ortak kavramı dış dünyada tek bir gerçeklik gibi düşündüler. Sonra da bu hayal ettikleri ortak varlık üzerinden deliller kurdular. Temel yanlış olunca üzerine kurulan bütün bina çöker.
Bir başka hata da "genel" ile "özel" arasındaki ilişkidedir. Filozoflar "hayvan" kavramının "insan" kavramından daha genel olduğunu söyler ve bunu dış dünyaya taşırlar. Oysa dış dünyada sadece belirli insanlar vardır. Ahmet hem insandır hem hayvandır. Onda ayrı duran bir "hayvanlık" ile başka yerde duran bir "insanlık" yoktur. Aynı şahıs hem insandır hem hayvandır.
Mesela siyah bir kedi düşünelim. O kedide ayrı bir "renk" varlığı, ayrı bir "siyahlık" varlığı bulunmaz. Siyahlık o kedinin rengidir. Bunları zihinde ayırabiliriz ama dış dünyada iki ayrı şey hâline getiremeyiz.
İbn Teymiyye bu yüzden mantıkçıların yaptığı birçok ayrımın sadece zihnî olduğunu söyler. Zihin öğretmek ve düşünmek için kavramlar üretir. Fakat zihindeki bu soyutlamalar dış dünyada bağımsız varlıklar değildir. Kavramı gerçek sanmak insanı büyük hatalara götürür.
Filozofların ikinci büyük iddiası, mahiyet ile varlığın farklı şeyler olduğudur. Onlara göre önce bir mahiyet vardır, sonra varlık gelip o mahiyete eklenir.
İbn Teymiyye buna da itiraz eder. Dış dünyada gördüğümüz insanın mahiyeti ayrı, varlığı ayrı iki şey değildir. Gördüğümüz insan zaten hem mahiyeti hem varlığıyla tek bir hakikattir. "Mahiyet" zihnin yaptığı soyut bir incelemedir. Dış dünyada insanın yanına sonradan eklenen ikinci bir varlık bulunmaz.
Mesela bir elmayı ele alalım. Elmanın bir tarafta duran mahiyeti, diğer taraftan gelip içine giren varlığı yoktur. Elma zaten mevcut olan tek hakikattir. Biz aklımızda onun mahiyetini konuşabiliriz, varlığını konuşabiliriz. Ama bunlar zihnî ayırımlardır.
İşte filozoflar bu zihnî ayırımı gerçek ayrılık zannedince "mahiyet varlığın sebebi olabilir mi?" gibi tartışmalara girdiler. İbn Teymiyye ise "Önce mahiyet ile varlığın gerçekten ayrı olduğunu ispat edin." der. Çünkü ispat edilmemiş bir varsayım üzerine kurulan delil geçerli değildir.
Ehl-i Sünnet kelâmcılarının büyük kısmı da aynı noktayı savunmuştur. İbn Küllâb, Eş'arî ve birçok imam, dış dünyada varlığın mahiyetten ayrı ikinci bir hakikat olmadığını söylemiştir. Bir şey vardır; o şeyin varlığı da kendisidir. Varlık sonradan eklenen başka bir nesne değildir.
Filozofların üçüncü yanlışı sebep-sonuç ilişkisini yanlış kurmalarıdır. Onlar "Bir şey başka bir şeye lazımsa mutlaka onun sebebi olmalıdır." diye düşünürler.
İbn Teymiyye buna basit bir örnek verir. İnsan olduğu sürece canlıdır. Canlı olduğu sürece de insandır. Bu iki özellik birbirinden ayrılmaz. Ama bu, insanlığın canlılığın sebebi olduğu veya canlılığın insanlığın sebebi olduğu anlamına gelmez. Birlikte bulunmaları, sebep-sonuç olduklarını göstermez.
Bugün de bunu kolayca anlayabiliriz. Ateş bulunduğunda sıcaklık da vardır. Fakat her beraber bulunan iki şey mutlaka birbirinin sebebi değildir. Birçok özellik aynı anda bulunabilir. Beraberlik ile sebep olmak farklı şeylerdir.
İbn Teymiyye daha sonra filozofların Vacibü'l-Vücud deliline döner. Diyelim ki iki Vacibü'l-Vücud tasavvur ettik. Filozoflar bunların ortak olduğu "varlık" ile ayrıldığı "mahiyet" arasında ilişki kurmaya çalışıyorlar. Oysa hem varlık hem mahiyet her biri için kendine mahsustur. Ortak olan yalnızca isimdir.
Bu Vacib'in kendine ait varlığı vardır. Diğer Vacib'in de kendine ait varlığı vardır. Aynı şekilde her birinin kendine ait mahiyeti ve hakikati vardır. Bunların ortak olması sadece "varlık" ve "mahiyet" kelimelerinin ortak kullanılmasından ibarettir. Böyle olunca filozofların kurduğu bütün ilişki çökmektedir.
İbn Teymiyye'nin en önemli uyarılarından biri şudur: İnsanların büyük kısmı kelimelerin ortaklığını gerçeklerin ortaklığı sanmıştır. Hâlbuki aynı isim farklı fertlere yüklenebilir. Bu, onların dış dünyada tek bir şey olduğunu göstermez.
Bu yüzden "Allah vardır, insan vardır." cümlesinden hareketle Allah'ın varlığı ile insanın varlığının aynı olduğu sonucu çıkmaz. Nasıl "Allah diridir, insan diridir." demek iki hayatın aynı olduğunu göstermiyorsa, "vardır" kelimesi de tek bir ortak varlığa delalet etmez.
İbn Teymiyye'ye göre filozofların tevhid delili sağlam bir burhan değildir. Çünkü delil, ispat edilmemiş taksimlere, zihnî kavramların dış dünyada bağımsız gerçeklikler olduğu varsayımına ve ortak isimlerle ortak hakikatleri birbirine karıştırmaya dayanır. Temel yanlışlar üzerine kurulan bir istidlal ne kadar uzun anlatılırsa anlatılsın kesin bilgi vermez. Gerçek tevhid ise lafız oyunlarından değil, vahyin bildirdiği hakikatlerden ve sağlam aklın açık ilkelerinden öğrenilir.

