Makale Genel Hatlarıyla Hadis Senedi İncelemesi ve Bir Örnek

Kozanî Çevrimdışı

Kozanî

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Hadiste Rical İlmine Genel Bir Bakış

Genel hatlarıyla açıklayacak olursak, bir hadisin senet açısından sahih kabul edilebilmesi için

a) Resulullah'a kadar uzanan kesintisiz bir zincir gerekmektedir.

b) Bütün raviler(hadisi rivayet eden kişiler) tanınmış, kim oldukları bilinen, kimseler olmalı.

c) Güvenilir oldukları ve hafızalarının sağlam olduğu doğrulanmış olmalıdır.

Bu İmam Nevevi'nin tanımına benzerdir:

ما اتصل سنده بالعدول الضابطين من غير شذوذ ولا علة، وإذا قيل صحيح فهذا معناه لا أنه مقطوع به، وإذا قيل غير صحيح فمعناه لم يصح إسناده، والمختار أنه لا يجزم.

''Senedi, adalet ve zabt sahibi râvilerden oluşarak kesintisiz bir şekilde nakledilen, şâzlık ve gizli illetten uzak olan hadistir. Bir hadis hakkında “sahihtir” denildiğinde bu, hadisin kesin olarak sabit olduğu anlamına gelmez. “Sahih değildir” denildiğinde ise isnadının sahih olmadığı kastedilir. Tercih edilen görüş, hadisin Hz. Peygamber'e aidiyeti konusunda kesin hüküm vermemektir.''

Tabii ki adalet(ravilerin güvenilir olmaları) ve hafızalarının sağlam oluşu akla dayanan bir kişilik değerlendirmesidir ve bu nedenle görüş farklılıklarına açıktır ve bu durum bir hadisin değerlendirilmesindeki (sahih, zayıf, uydurma gibi) farklılıkların başlıca nedenlerinden biridir.

Bu durum senetteki her bir ravinin kişiliğini, güvenilirliğini ve zaptını(hadisin metnini değiştirmemesini/koruyabilmesini) eleştirmeyi(kusurlarını ortaya koymayı, cerh etmeyi) ya da onaylamayı(ta'dil) gerektirir. Bu, çağdaşlarının raviler hakkında ne söylediklerine bakılarak titizlikle incelenir.(Bkz. Tabakat ve rical kitapları)

Cerh ve Ta'dil - Ravi Eleştirisi ve Doğrulaması

Ravilerin ilk büyük, kapsamlı biyografisi Abdülgani El-Makdisi tarafından derlenmiştir. O, Kutub-u Sitte'deki(6 büyük hadis kitabındaki) tüm ravileri kimin daha güçlü kimin ise zayıf olduğuna karar verilebilmesi için bir kitapta toplamıştır. Bu kitaba da El-Kemal Fi Esmai'r-Rical yani Raviler hakkında tam, eksiksiz kitap demiştir.
Bu tüm ravileri farklı kaynaklardan toplayan ve toplu şekilde sunan ilk kaynaktır. Sonraki tüm kitaplara az ya da çok kaynak olmuştur. Eser alfabetik bir sıradansa kronolojik olarak gider.

Bundan sonra Hafız el Mizzi ve Hafız Zehebi bu ilme katkılar sunmuş ve nispeten daha geniş ve iyi düzenlenmiş kitaplar yazmıştır.

İbni Hacer el Askalani Mizzi'nin tehzibü'l Kemal fi Esmai'r-Rical adlı eserine geliştirmelerini ekleyerek bunu
Takip etmiş ve çalışmasına Tehzibü't-Tehzib adını vermiştir. Onun daha muhtasar bir versiyonunu ortaya koymuş ve buna Takribü't-Tehzib adını vermiştir. Ancak ben bu son eseri kaynağı kadar güvenilir bulmuyorum.* Bir ravinin durumu hakkındaki görüşlerini daha iyi kavrayabilmek için her zaman Tehzibü't Tehzibü'l başvurmak en iyisidir.

*: Bundan sonraki ben ifadeleri de dahil olmak üzere benim değil müellifin kendi görüşüdür.

Benim Cerh ve Ta'dil'e Yaklaşımım

Bu konu hakkında kitaplar yazılmıştır ve benim bunu birkaç paragrafta özetlemem imkansızdır bu sebeple ben bu ilme yaklaşımımı sadece genel anlamıyla, detaylara girmeden sunacağım.

Benim yaklaşımım, bir ravi hakkındaki genel tabloyu kavramak adına başlangıç noktası olarak İbn Hacer’in Tehzib’ine başvurmak; ardından herhangi bir ihtilaf veya tartışmayı araştırmak üzere Mizzî’nin Tehzibü’l-Kemal’ine ve diğer erken dönem kaynaklara inmektir. Ayrıca, ravinin senet uydurmakla (tedlis yapmakla) tanınıp tanınmadığını Süyûtî’nin Esmâü’l-Mudellisîn adlı eserinden her zaman kontrol ederim.

Mizzi'nin Tehzib’inden sonra yazılmış 4 farklı kaynağı okuyarak kendinizi sahte bir güven duygusuna kaptırma konusunda dikkatli olun; çünkü bunların hepsinin aslında sadece Mizzî’nin görüşünü tekrarlıyor olması muhtemeldir. Benim yaklaşımım, gerçekten farklı bir kaynağa baktığınızdan daha emin olabilmek adına Mizzi'den ve daha da önemlisi Abdülgani el-Makdisî’den önce yazılmış kitaplarda araştırma yapmak olmuştur (elbette Mizzi ve el-Makdisi'nin kendileri de aynı erken dönem literatürden besleniyor olabilir).

Naçizane fikrim (Ben sadece bir ilim talebesiyim ve hadis alimi olduğumu da iddia etmiyorum!) cerh ve tadil bilimle sanat arasındadır. Çünkü basitçe ravinin geçmişini ve kişiliğini görmemizi sağlar ve onun asrında yaşayanların hakkında ne dediklerini toplar, şu iki temel soruya cevap verebilmek için:

1) O güvenilir mi, doğruyu söylüyor mu?

2)Hadisi doğru şekilde hatırlayacak hafızası var mı, onu söylerken karıştırıyor mu?

Bilim kısmı akla uygun, tutarlı sonuçlar veren belirli kurallar koymakta; sanat ise bu bilgileri tartıp hüküm çıkarmaktadır. Bu durum önemli bir işe alımda başvuranın geçmişine bakmaya benzer. Kimileri dopdolu geçmişleriyle hemen işe alınmak üzere çağrılır kimisi ise geçmişindeki kirler ve sorunlar nedeniyle hiç çağrılmaz. Bir de bunlar arasında bulunanlar vardır ki onlar çoğunluktadırlar ve görüşmeler sonucu bazıları onları alır bazıları ise almaz. Ama böyle alınanlar ile direkt alınanlarla tabii ki bir tutulamaz. Hadisler de buna benzerdir ve bazen muhaddisin görüşüne kalır. İşte aynı hadisin sahih, hasen veya zayıf olarak sınıflandırılmasında bazen farklılık olmasının nedeni budur. Bazıları hem raviyi hem de hadisin kendisini (senet ve metin) kabul etmek için son derece katı şartlar koyarken, diğerleri bu konuda nispeten daha gevşektir. Dahası, her insan gibi geçmişin muhaddisleri de hatalar yapmışlardır. Örneğin el-Hâkim, el-Müstedrek adlı eserinde, araştırmalar aksini ortaya koyduğu halde belirli hadisleri Müslim'in şartlarına göre Sahih olarak sınıflandırarak birkaç hata yapmıştır.

Küçük bir parantez olarak; bir araştırmacı, sırf falanca alim —örneğin Darekutni— 'Bu hadis sahihtir' diye hükmettiği için körü körüne kabul etmemelidir. Senedi ve metni analiz etmeli varsa aynı hadisi diğer senetleriyle ve aynı konuda daha güçlü senetlere sahip diğer hadislerle birlikte inceleyerek kapsamlı bir tablo elde etmek için çalışmalıdır. Hadis, hem sened hem de metin perspektifinden mutlaka tetkik edilmelidir. İkinci husus, isnat sahih olduğu sürece hadisin mutlaka sahih olması gerektiği gibi yanlış bir varsayımda bulunmaktır. Bu bir hatadır; çünkü metin şâz (şüpheli/aykırı) olabilir ve daha güçlü senetlerle gelen ve sayıca daha çok olan diğer pek çok hadisle çelişebilir. Böyle bir durumda, hadis sahih bir senede sahip olsa bile, kusurlu metninden ötürü şâz kabul edilir.
Nevevî şöyle der: 'İsnat sahih veya hasen olsa dahi metinde bir tuhaflık veya kusur olabilir'


Neyse, konuyu dağıttım. Yukarıdaki maddelere göre bir ravinin cerh edilmesine hangi eylem veya vasıfların yol açacağı konusunda detaylar pek çoktur ve muhaddisler arasında hatrı sayılır görüş ayrılıkları vardır. İşte bu nedenle herhangi bir gerekçe sunulmadığı takdirde, bir ravinin cerh edilişi yeterli değildir ve öylece kabul etmek doğru olmaz. Örneğin Nesaî, basitçe 'O zayıftır' diyebilir. Bu, tek başına —Nesaî gerekçesini vermediği ve bizim onun gerekçesini bir cerh sebebi olarak geçerli saymayabileceğimiz ihtimaline binaen— yetersiz kalacaktır-Bunun geçerli olup olmadığı hakkında tartışabiliriz-. Ancak eğer aynı raviyi cerh eden hatırı sayılır sayıda kişi varsa ve bunun kendi fikirleri olduğu biliniyorsa(Biri diğeri cerh etti diye aynısını söylemiyorsa), herhangi bir gerekçe gösterilmemiş olmasına rağmen o ravi cerh edilebilir. Bu bir kez daha gösteriyor ki hadis sınıflandırması, ergenlikte hayal ettiğim gibi kesin bir bilimden ziyade, son derece bir sanat ve değer yargısıdır.

Bir Hadisin İncelenme Örneği

Şimdi el-Hâkim’in el-Müstedrek 'alâ’s-Sahîhayn adlı eserinde yer alan yukarıdaki hadisin senedini gözden geçirelim. Resulullah şöyle buyurdu: 'Sâhib-i meks (haksız vergi/gümrük toplayan kimse) cennete giremez.'

Bu şartlar ve kapsam çerçevesinde, bu hadisin senedini analiz edelim.

-Abdullah b. Hüseyin el-Kādî el-Mervazî
-el-Hâris b. Ebî Üsâme
-Yezîd b. Hârûn
-Muhammed b. İshak
-Yezîd b. Ebî Habîb
-Abdurrahman b. Şimâse (tabi'i)
-Ukbe b. Amir (sahabi)
-Resulullah

Öncelikle bu senette meçhul olan(bilinmeyen) bir ravi yoktur. Olsaydı belirli kıstaslarla hasen derecesine yükselmesi dışında derecesi otomatik olarak zayıfa düşecekti.

Dikkat etmemiz gereken ikinci şey ise zincir Resulullah'la bitiyor bu da bize hadisin merfu(senedi peygamberin sözüne veya yaptığına dayanan hadis) olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda ravilerin birbiriyle gerçekten görüşüp birbirlerine hadis rivayet edip etmediklerini de bilmeliyiz. Bu sebeple yaşadıkları tarihler ve mekanlar incelenmeli.

Zincir sahabeyi -ya da sahabeden mi tabiinden mi olduğu ihtilaf edilenleri- atlasaydı ona mürsel derdik.
Eğer hem sahabiyi hem de tabi'i'yi atlasaydı ona maktu derdik ve o reddedilir. Mürsel hadisin ise incelenmesi gerekir ve sözlerin sahabe sözü ve fikri içerip içermediğine bakılır. Nevevi dedi ki:

''Muhaddislerin çok büyük bir çoğunluğu, Şafiî usül ehli ve fukahanın birçoğu mürsel hadisi zayıf kabul etmişlerdir. Mâlik ve bir grup Hanefî ise onun sahih olduğunu söylemiştir''

Şunların da belirtilmesi gerekir ki her mürsel hadis aynı değildir; zira bazen belirli bir tâbiînin belirli bir sahabîden rivayet ettiği çok iyi bilindiğinden, aradaki zincir çıkarımda bulunularak tespit edilebilir. Ben genel olarak mürsel hadisin kabul edilmesi gerektiği görüşünü benimsiyorum; çünkü sahabenin tamamı adildir. Dolayısıyla birini cerh etmek için tek gerekçe zayıf bir hafızası olabilir ki bu da hadisi en fazla hasen derecesine düşürür. Peki neden "genel olarak" diyerek bir kayıt koyuyorum? Çünkü tâbiînin gerçekte bir sahabîden rivayette bulunup bulunmadığını kesin olarak bilemeyiz; nitekim kimin sahabi sayılacağı konusunda âlimler arasında çok büyük görüş ayrılıkları vardır. Dolayısıyla bir senedin irsâl yoluyla gelmiş olması, onun illa ki [sahabî olan] bir ravi tarafından aktarıldığı anlamına gelmez. Benim benimsediğim görüşe göre, Peygamber'i gören veya duyan her Müslüman sahabî değildi.

-Abdullah b. Hüseyin el-Kādî el-Mervazî

Sicistan'da bir kadı olduğu belirtiliyor; hadiste de Merv'de bir kadı olduğunu zikrediyor, dolayısıyla bunun aynı kişi olduğu anlaşılıyor. O, ayrıca Ebu Hureyz el-Ezdî olarak bilinirdi ve Basralıydı

Hakkında söylenenler açısından karşımıza karışık bir tablo çıkmaktadır.
Ebu Davud, "Hadisleri (itibarı olmayan) değersiz şeylerdir" diyor.
Nesâî, zayıftır diyor.
İbn Hibbân, "Güvenilirdir" diyor.
İbn Adî, "Genel olarak kimse onun rivayetlerine uymaz" diyor.
Cüzcânî, "Hadis ilminde övülmemiştir" diyor.
Ancak Dârekutnî, "O kabul edilebilir görülmüştür" diyor.

Şimdi, sırf alimlerin onu cerh etmesi sebebiyle aceleci kararlar vermemeye dikkat etmeliyiz. Onu reddetmelerinin dayanağını anlamalıyız; zira cerh edilme sebebini geçersiz sayabiliriz. Eğer hiçbir gerekçe sunulmamışsa bu itiraz kabul edilmez ve müspet şahitlik (İbn Hibbân’ın onu güvenilir sayması gibi ta'dil hükümleri) tercih edilir. Detayları ortaya çıkarmak için el-Mizzî’nin derlemesini (Tezhîbü'l-Kemâl) inceleyelim:

Abdullah b. Ahmed, babasından onun münkerü'l-hadis olduğunu rivayet etmiş; Harb, Ahmed’den, Yahyâ b. Saîd’in aleyhinde konuştuğunu ve kendisinin de aynı kanaatte olduğunu aktarmıştır; İbn Ebî Hayseme, Yahyâ b. Maîn’in onun Basralı ve sika olduğunu söylediğini, Muâviye b. Sâlih ise Maîn’den onun zayıf olduğunu nakletmiştir. Ebû Zür’e onu sika kabul ederken, Ebû Hâtim hasenü'l-hadis, münkerü'l-hadis olmayan ve hadisi yazılabilen biri olarak değerlendirmiştir. Âcurrî, Ebû Dâvûd’un, Ebû Hureyz’in rec'et inancına dair sözlerini aktardığı meclisini nakletmiş; Ebû Dâvûd onun Sicistan kadısı olduğunu belirtip başka bir yerde hadisinin hiçbir değeri olmadığını söylemiştir. Nesâî onun zayıf ve kavi olmadığını, İbn Hibbân es-Sikāt’ında sadûk olduğunu, İbn Adî genel olarak kimsenin rivayetlerine uymadığını, Cüzcânî hadis ilminde övülmediğini, Dârekutnî onunla itibar edilebileceğini, Saîd b. Ebî Meryem ise onun kıyas ehli olup hadiste bir yerinin bulunmadığını kaydetmiştir.

Burada da zayıflığına dair hiçbir izah yapılmamış. İmam Cürcani'yi de kontrol ettiğimde buna dair bir izahata rastlamadım. Belki yüzeysel, görünüş itibarıyla kötü görülen ancak öyle olmayan bir işten dolayı cerh etmişlerdir, detayları bilemiyoruz. Bu sebeple bu raviyi cerh etmektense kabul etmek evladır. Hıfzına dair bir cerh yapılmadığı için bunu da sağlam kabul ediyoruz.

-el-Hâris b. Ebî Üsâme

Temîmli, "Sahibü'l-Müsned" olarak bilinen Hâris b. Muhammed b. Ebî Üsâmé; Alî b. Âsım ve Yezîd b. Hârûn'u işitmiştir. O; büyük bir hâfız, hadisi çok iyi bilen (arif) ve isnadı son derece yüksek (âlî isnat sahibi) bir kimseydi. Hakkında delilsiz bir şekilde (haksız yere) söz edilmiştir. Dârekutnî şöyle demiştir: "Hakkında ihtilaf edilmiştir; ancak bana göre o sadûktur (doğru sözlü/güvenilirdir)." İbn Hazm ise "Zayıftır" demiş; bazıları ise (bazı âlimler) rivayet karşılığında ücret aldığı için onu zayıf/gevşek (leyyin) saymıştır.


Bize Ahmed b. Selâme, Hammâd el-Harrânî'den aktardı; o, es-Selefî'nin kendilerine haber verdiğini söylemiştir: Bize Ebû Ali b. el-Mehdî, babası Ali'den; o, Abdülazîz et-Tâhirî'den; o, Ebû Ya'lâ Osman b. el-Hasan et-Tûsî'den; o, Muhammed b. Ca'fer'den haber verip şöyle dediğini aktarmıştır: Muhammed b. Halef b. el-Merüzbân'ın şöyle dediğini işittim:

"Hâris b. Ebî Üsâme'nin yanına gittim ve evinin koridorunda (dehlizinde) bir grup mürekkepçi/kâğıtçı (varrak) buldum. Hâris, her birinin adını yazıyor ve karşılığında herbirinden ikişer dirhem alıyordu. Ben de ona 'Benim adımı da yaz' dedim, o da yazdı. Sonra varrak listeyi kendisine sundu. Listeyi okuyunca, 'İbnü'l-Merüzbân da mı bu adamlarla birlikte? Ne bir ikram ne de saygı var!' dedi. Durumu bana haber verdiklerinde bir pusula alıp üzerine şunları yazdım...(Şiir)"

-Yezîd b. Hârûn

beklenileceği üzere senedde resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaştıkça ravilerin sayısı azalır ve tanınırlıkları artar. Yezîd b. Hârûn, farklı âlimler tarafından övülmüştür. Aslen Buharalı olup Basra'da yaşamıştır. Künyesi Ebû Hâlid'dir. Kendisinden hadis öğrendiği kimselerden biri, seneddeki bir sonraki kişi olan Muhammed b. İshâk'tır ki bu iyiye işarettir. Senedleriyle birlikte 20.000 hadis ezberlemiş bir hadis hâfızıdır. Takvasıyla tanınır, uzun süreler namaz kılardı. Kısacası, harika referanslara sahip, son derece güçlü bir ravidir.

Sonuç

Senedin devamı iyi bilinen muhaddislerden oluşmaktadır bu yüzden devam etmeyeceğim.

Peki ben bu hadisin derecesi için ne öneririm? İlk iki ravi kusurdan beri olmaması sebebiyle zayıfa eğilimli de olsa hasen derdim. Daha katı olanlar zayıf, nispeten daha müsamahakar olanlar ise sahih diyebilirdi.

Ancak, hadis analizinin bu kadar basit olduğunu zannedip aldanmayın; çünkü ben burada kısa tutmak adına dahil etmediğim, incelenmesi gereken onlarca başka faktör bulunmaktadır. Aynı şekilde, hadis analizinin gizemli bir bilim olduğunu düşünerek de gözünüz korkmasın; çünkü öyle değildir.

Bu örnekle muhaddislerin hadisleri analiz ederken kullandıkları bazı temel araçları göstermiş olmayı ve bu yazının onun bazı meselelerini tanıtmış olmasını umuyorum. Bu yüce ilimdeki çalışmalarımızda devamlı olmak için hepimiz adına dua ediyorum. Âmin!

Müellif: Len Dutoit
Mütercim: Ben (Arapça kısımları yapay zekadan yardım alarak kontrol ettim, dilerseniz sitenin kendisinden orjinaline bakabilirsiniz.)

 
Üst