Neler yeni
İslami Forum, Dini Forum, islami site, islami sohbet, radyo, islami bilgiler

İslam-tr.org'a hoş geldiniz! Hemen üye olun ve kendi konularınızı, düşüncelerinizi paylaşarak bu platforma katılın. Oturum açtıktan sonra, İslam dini, tarih ve güncel konularla ilgili paylaşımlarda bulunabilirsiniz.

Hakimiyet Allah'ındır

C Çevrimdışı

cendel

Aktif Üye
İslam-TR Üyesi
Her kavrama kendine has bir yorum getiren İslâm dini, hâkimiyet konusunda da İslâmî olan ve olmayan ayrımını gözetir. Kurân-ı Kerim, İslâmî ve câhilî olmak üzere iki tür hâkimiyet olduğunu kaydeder:


"Yoksa onlar (İslâm öncesi) câhiliyye hükmünü (idaresini) mü istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükmü, hükümranlığı Allah'tan daha güzel kim vardır?" (5/Mâide, 50)


Başka âyet-i kerimelerde, Allah'ın hükümleri dışında kalan hükümlerin "hevâ, tâğut, dalâlet, şer vb. hükümleri" diye adlandırılmaları İslâmî olmayan hükümler arasında mâhiyet farkından kaynaklanmamakta; aksine İslâmî olmayan hükümlerin câhilî olmanın yanında, diğer olumsuz nitelikleri de kaçınılmaz olarak taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Bu âyette geçen "hüküm" kelimesi, yalnızca siyasal anlam taşımakla kalmamakta, her türlü "yargı"yı da kapsamaktadır. Böylece, İslâm'a göre yapılanmış ve her türlü değer yargısı İslâm'a göre şekillenmiş olan toplumun hükmü İslâmî; böyle olmayan toplumun hükmü ise câhilî hükümdür.


İslâmî anlamıyla hâkimiyetin dışında kalan her türlü hâkimiyet ve İslâm'ın değer yargıları dışında kalan her çeşit değerlendirmeye ad olan "câhilî hâkimiyet"in mâhiyeti hakkında İbn Kesir, söz konusu âyet ile ilgili olarak şöyle der: "Cenâb-ı Allah, (bu âyette) her türlü hayrı kapsayan ve her çeşit şerden uzak tutan Allah'ın sapasağlam hükmünü bırakıp onun dışında kalan ve şahıslar tarafından Allah'ın şeriatine dayanmaksızın konulmuş görüş, hevâ ve ıstılahlara yönelen kimselerin bu davranışını reddetmektedir. Nitekim câhiliyye dönemi insanları da böyle yapıyor, kendi görüş ve hevâlarından ortaya attıkları dalâlet ve cehâletlerle hüküm veriyorlardı. Moğolların da yaptıkları bu idi. Onlar kendilerine yasak (yasa) koyan kralları Cengiz Han'ın hükümlerine göre yönetiliyorlardı. Bu yasağ(y)ı Cengiz, yahûdi ve hıristiyan şeriatlerinden, İslâm dininden ve başka dinlerden yararlanarak meydana getirmişti. Orada sırf kendi görüşü olan ve hevâsından kaynaklanan hükümler de vardı. İşte onun bu yasağı (yasası), soyundan gelenler arasında uyulan bir şeriat olmuştu. Onlar Allah'ın Kitabı ve Rasûlünün sünneti ile hükmetmeyi bir kenara bırakıp "yasak" ile hükmediyorlardı. Her kim böyle yaparsa o kâfirdir; Allah'ın ve Rasûlünün hükmüne geri dönüş az ya da çok hiçbir konuda onların dışında hiçbir şeyle hükmetmemek çizgisine gelinceye kadar onunla savaşmak farzdır." ( İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l Azîm, II/67)


Görüldüğü gibi, burada İbn Kesîr, İslâmî ve câhilî hükmün mâhiyetini açıklamış; kendi döneminde câhiliyye hâkimiyetine örnek olmak üzere de Cengiz Han yasalarını göstermiş; Allah'ın hükümlerini bırakıp câhilî hükümlere, hevâlara yönelenlere karşı takınılacak tavrı da gayet açık bir şekilde belirlemiştir. Bundan şunu anlıyoruz: Hâkimiyet konusu teorik olup pratik ve hukukî birtakım sonuçları olmayan yorumdan ibaret değildir. Bu konu, doğrudan doğruya Allah'ın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykırı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde uygulama ile, böylesini kabul etmeyenlere karşı hukukî birtakım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır.


İslâm'a Göre Hâkimiyet:


İslâm'a göre hâkimiyet ve sınırlandırılamaz, egemenlik yalnızca Allah'ındır. Bu konuda bütün gerçek müslümanlar arasında tam bir fikir birliği vardır. Hüküm koymak Allah'a has bir yetkidir. Başkalarının bu konuda herhangi bir ortaklığı yoktur. Hiçbir kimsenin Allah ile birlikte hüküm koyması söz konusu değildir. O, hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez. (18/Kehf, 26) İslâm'da gerçeğin ölçüsü ve yegâne hak, Allah'ın Kitabı ve Rasûlü'nün sünneti olduğundan, herkesin bu hükümleri kabul etmesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım sözler ortaya koyar ve kendi anlayışına göre bazı kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı, hatta dini yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, bu söylenenler Rasûlün getirdiklerine arz olununcaya kadar ümmetin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Eğer Rasûlün getirdikleri ile çatışmaz ve uygun düşerse, doğrulukları belgelenirse ancak o zaman kabul edilir; fakat Rasûl'ün getirdiklerine aykırı olursa o zaman bunların reddedilmesi gerekir. (İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu'l-Meâd, 1/38) Çünkü Yüce Rabbimiz mü'minlerin geçerli bir imana sahip olmaları için aralarındaki anlaşmazlıklarda Rasûl'ün hükmüne başvurmayı şart koşmakla kalmamış; içlerinde herhangi bir sıkıntı duymaksızın ve tam bir teslimiyetle, verdiği hükme teslim olmayı öngörmüş bulunuyor. (4/Nisâ, 65)

Kısacası, Allah ve Rasûlü herhangi bir konuda hüküm vermiş ise, hiçbir mü'minin o konuda istediklerini tercih etme yetkisi yoktur. (33/Ahzâb, 36) "Allah'ın, Rasûlü Muhammed'e indirdiğinden başkası ile hüküm vermek helâl değildir; çünkü hak yalnız odur. Onun dışında kalan bütün hükümler ise zulüm ve haksızlıktır. Bu zulüm ve haksızlıkla hükmetmek helâl değildir. Herhangi bir hâkim (yönetici, kadı, yargıç), bu helâl olmayan hükümlerle hükmedecek olursa verdiği bu hüküm ebediyyen geçersiz kılınır, onunla amel edilmez" diyen İbn Hazm (el-Muhallâ, 9/362), buna delil olarak da Kur'ân-ı Kerim'deki: "Ve onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet..." (5/Mâide, 49) âyetini göstermiştir.
 
B Çevrimdışı

benim

Üyeliği İptal Edildi
Banned
bir beldede islamın değilde, beşeri hükümler yürürlükte olsa dahi,Allah ın hakimiyet esması tıpkı diğer esmaları gibi herhangi birşeye bağlı değildir .ve Allah heryerin ve her şeye hakimi mutlaktır.günümüzdeki çağdaş fravunlar ve samiriler nekadar meclislerde veye bugibi yerde gruplara veya halka hakim olduklarını zanetselerde Allah istemese bunlar parmaklarını dahi kımıldatamazlar.yani bunlar aldanmış bunların hakim olduklarını zannedenlerde geçmişte nasıl kaybetmişlerse günümüz dekilerde kaybetmeye mahkumdurlar.
 
ser-a Çevrimdışı

ser-a

Üye
İslam-TR Üyesi
Peygamberlerin yeryüzünde en büyük mücadelesi,Allahın var olduğu konusunda değil,Allaha bir takım güçleri Allahın ortakları yada yardımcıları gibi görenlere karşı olmuştur.Kendilerini bu yardımcıların dostları olarak gören,bu nedenle onlara saygı ve tazimde bulunarak simgeleştiren, kendilerini Allah adına doğru yolda gören bir takım müşrikler peygamberlerin getirdikleri şer-i hükümleri kendi nefislerine aykırı buldukları için,peygamberlere karşı biz Allaha karşı daha iyi ibadet ediyoruz diyerek canlarını batıl yolda vermekten kaçınmamışlardır.Her şeyin hüküm sahibi Allah,yeryüzünde hükümlerini insanlar arasında nasıl uygulayacaklarını öğrenmemiz için,bizim gibi bir beşer olan peygamberlerini örnek bir halife olarak göndermiştir.Kullarının ceza ve mükafata bu hükümlere tabi olup olmamakla verileceği konusunda peygamberler bir uyarıcı,bir rehber,indirilen kitaplar da bir kılavuzdur.İnsanlara verdiği cüz-irade ile de serbest bırakmıştır.Çünkü ceza ve mükafata irade olmasaydı gerek olmazdı.Önemli olan bu iradenin hangi taraf için kullanılmasıdır.
Bu durumda düşünmemiz gereken,kendi hükümlerimizi Kurana ve sünnete dayanmadan Allahın hükümlerine uygun olduğunu zannı ile kabul ederek,kendi beşeri ideolojilerimizi Allahın hükümlerine ortak koşuyor muyuz?Bana göre,sana göre gibi özgür laik kavramlar üzerinde,kendi düşüncelerimizi Allahın hükümlerine ortak ediyor muyuz? Müslümanlar arasında kendi hükümlerini Allahın hükümlerine zanlarıyla ortak edip,bunun dışındaki ibadet şekillerini yerine getirmekle,her yaptığımız zulümleri Allahın ismini söyleyerek,zulümlerimize Allahı ortak ediyor muyuz?Bütün bunlardan Allahı tenzih ederiz.
Sorunumuz,camilerle değil,sorunumuz camilerin nasıl ve ne amaçla kullanılmasıdır.Bilinçli bir müslüman,islamın şekil şartlarına takılı kalmamalıdır.Bugün kimse kimseye namaz kıldığı için değil,başörtüsü taktığı için değil,Allahın bu hükümlerini müslümanlara farz olarak bildirdiği için sorundur.Çünkü namaz kılmakla yada başörtüsü takmakla kendi ideolojilerine verdikleri hükümlere muhalif olunmaktadır.Bütün mesele yeryüzünde kimin hüküm sahibi olması gerektiğidir.Bütün savaşların temel sebebinin hükümde kimin karar merci olacağıdır.
"28(Kasas)/70- O, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Dünyada da ahirette de hamd O’na mahsustur. Hüküm yalnızca O’nundur. Kesinlikle O’na döndürüleceksiniz."
 
Üst Ana Sayfa Alt