Makale Hicri Takvim ve Namaz Vakitleri (Tarık Ebu Abdullah)

Ercüment Akıncı

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Üye
Hicri Takvim ve Namaz Vakitleri

Muhakkak ki her topluluğun din ve dünya işlerini tanzim ettikleri bir takvimleri vardır. İslam topluluğun bu hususta edindiği ve icra ettiği Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Medine’ye hicret etmesiyle başlayan ve ayın döngülerini esas alan hicri takvimdir. İslam ümmeti asırlardır din ve dünya işlerini bu takvim ile tanzim etmiştir. Lakin son asırlarda gâvur batı topluluğun dünyaya galip gelmesiyle günlük, aylık ve yılık işlerini tanzim ettikleri miladi takvimleri dünyaya hâkim olmuştur. Maalesef İslam medeniyeti de buna boyun eğmiş ve miladi takvimi istihdam etmeye başlamıştır. Bu durum bazıların dediği gibi sadece batı topluluğun iyiliklerinden istifade etmek değildir, bilakis semadan nüzul etmiş, hakka mesnet olan İslam medeniyetinin yalana ve çıkara dayalı batı yobazlığına karşı bir yenilgidir. Zira siyaset, ticaret, kiralama, taahhütleşme vs. gibi dünya işlerinde miladi takvimi istihdam etmelerinin sebebi batı dünyasının bu alanlarda İslam dünyasına galip gelmiş olmasındandır. Bu kadar mı? Hayır! Gel gör ki, Müslümanlar sadece dünya işlerini değil, dini işlerini de miladi takvime göre tanzim etmekteler. Ramazan ayın başı, bayram günleri ve namaz vakitlerin tayini, hepsinde bugün itibar edilen feleki veya modern ismiyle astronomik hesaba ve güneşin döngülerine dayanan miladi takvimdir.

Hâlbuki Allah (azze ve celle) ayı zaman ölçüsü kılmıştır ve işlerimizi onun döngülerini müşahede ederek tayin etmemizi emretmiştir. “Sana hilallerden soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için de, hac için de zaman ölçüleridir.” (Bakara, 189), “Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun.” (Bakara, 185)

Buna binaen en azından din işlerimizde feleki hesaba dayanan miladi takvimi değil hicri takvimi istihdam etmenin gerekliliğini hatırlatmak ve bu hususta yardımcı olması için bir Hicri takvim hazırladık.

Bu yazıda hazırladığımız Hicri takvimin kullanımına yönelik bazı tembihlerde ve bazı izahatlarda bulunmak istiyorum.

İlk tembihim şu ki, bu takvim tam manasıyla hicri bir takvim değildir. Olamaz da zaten. Zira hicri takvimin aybaşları müşahede ile sabit olur. Hesap ile değil. Her ay ya 29 veya 30 gün çeker. Ayın 29. gününü takip eden gecede hilal görülürse müteakip gün ayın ilk günü olur. Görülmezse ay 30 güne tamamlanır. İmam Buhari (rahimehullah)’ın İbn-i Ömer ((radıyallahu anhum)a)’dan naklen tahriç ettiği hadiste ettiği Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Ay 29 gecedir. Onu (hilali) görmeden oruca başlamayın. Şayet gözlerinizden gizlenirse süreyi otuza tamamlayın.” (Sahih-i Buhari)

Binaen aleyh hesap ile evvelden tayin edilmiş olan aybaşları müşahede ile sabit olan aybaşlarına uygun düşebilirde uygun düşmeyebilirde. Hesap ile belirlenmiş aybaşı müşahede edilen aybaşından farklı olduğunda itibar edilmesi gereken müşahede ile sabit olan aybaşıdır. Bu sadece Ramazan ayı için değil bütün aylar için geçerlidir. Bunun için Ramazan ayı dışında oruç tutmanın meşru kılındığı muayyen günlerin tayininde veya bayram günlerinin tayininde buna dikkat edilmeli. Mesela Zi’l-Hicce ayının ilk on gününü veya Aşure gününü veya her ayın dolun ay günleri tayin etmek gibi.

İkinci tembihim de namaz vakitleri cetveline yönelik olacaktır. Bizim cetveli başka cetvellerle karşılaştıranlar sabah, akşam ve yatsı vakitlerinin diğer takvimlerden farklı olduklarını göreceklerdir.

Sabah vaktine gelince takriben 30 dakikalık bir gecikmenin olduğunu görecekler. Bunun sebebi namaz vakitleri için hazırlanan cetvellerin hepsi maalesef yanlış bir hesaba dayanmasıdır. Felekçiler sabah namazın vakti için ufuk altı 19 ile 19,5 derece arasını veya bazıları 18 ile 18,5 derece arasını asıl alıyorlar. Yani güneş dünyanın -19 ile -19,5 arası veya -18 ile -18,5 arası derecesine geldiğinde ışığı ufuk üzerinde semaya ulaşır diyorlar ve bu hesaba göre sabah namazı için vaktin girişini belirliyorlar. Hâlbuki göz ile müşahede ile bu vakitte henüz semada herhangi bir aydınlığı görmek mümkün değildir. Bunun sebebi felekçiler fecir vaktini birinci fecre göre, hatta birinci fecirden daha evvel bir vakte göre tayin etmeleridir. Hâlbuki sabah namazın vakti ihtilafsız ikinci fecir ile girer. Birinci fecir ve ikinci fecir arasındaki vakit ise mevsime göre takriben 20 dakikadır. Zamanımızda hem ilimsel ve hem de bilimsel ehil olan heyetler tarafından yapılan yeni araştırmaların sonucunda ikinci fecrin ufuk altı 14,5 derecede doğduğu ispat edilmiştir. Buna göre halk arasında yaygın ve kullanımda olan takvimlerde sabah vakti takriben 30 dakika vakit öncesi verilmiş oluyor. Bunun ne kadar büyük bir fesat olduğu açıktır. Zira vakit ittifak ile namazın sıhhat şartlarındandır. Vakit öncesi kılınan namaz ittifak ile batıldır. Bu Türkiye de özellikle Ramazan ayında büyük bir zarara sebebiyet veriyor. Çünkü Ramazan ayında müezzinler sabah ezanının okunmasında acele ediyorlar ve zanlarınca vakit girer girmez ezanı okuyorlar. Halkta vaktin girdiğini zannederek sabah namazını kılıyor. Özellikle Ramazan ayında buna dikkat edilmeli çünkü Ramazan ayı dışında ezan takriben 30 dakikalık bir gecikmeyle okunuyor. Bunun için özellikle Ramazan ayında okunan sabah ezanına itibar etmek caiz değildir. Takvimde verdiğimiz vakte kadar yiyip içebilirler. Yine de “Ben ihtiyatlı davranmak istiyorum ve ezan okunduğunda ağzımı bağlamak istiyorum” diyenlerin erkenden oruca niyetlenmelerinde elbette bir beis yoktur. Ancak sabah namazını en azından 30 dakika geciktirerek kılmaları gerekir. Aksi takdirde sabah namazını vakti girmeden evvel kılmış olurlar. Ahmed bin Ebu’l-Ayneyn “El-Faiku fi Beyeni’l-Fecri’s-Sadık” adlı kitabında şöyle er: “Hazırda kullanılan takvimlerde sabah ve yatsı ezanının vaktinde hata vardır, özellikle sabah ezanının vaktinde. Buna adalet sahibi âlimler şahitlik etmiştir. Bunun için bundan haberdar olmuş her Müslümana bu güvenilir ve mütehassıs âlimlerin ve ilim talebelerin şahitliklerini almaları vaciptir… Var olan takvimlerin doğruluğuna güvenerek bu âlimlerin sözlerine aykırı fetva verenler fetvalarından dönmeleri gerekir ve Müslümanlara bu hususta nasihat etmeleri gerekir.”

Belki bazıları bu müdahaleyi garipseyecekler ve “Bu kadar mühim bir meseleyi sizden başkası görmedi mi?” diyecek. Buna cevabımız: Hayır! Bilakis, Arap ülkelerinde bu vehim hata uzun zamandan beri malumdur ve birçok âlim ve ilim talebeleri halkı bu mevzuda uyarmaktadır. Buna misal olarak Şeyh Takiyyuddin el-Hilali (rahimehullah)’ın yazdığı “Beyanu Fecri’s-Sadık ve İmtiyazuhu Ani’l-Fecri’l-Kezib” adlı kitabını verebiliriz. Bu kitabı muasır âlimlerden olan Şeyh Ömer bin Mesud el-Hadduşi (hafizahullah) şerh etmiştir ve Allame Şeyh Muhammed Buhabze (hafizahullah) takdim yazmıştır. Ayrıca Abdulmelik bin Ali el-Kuleyb mevzuda “Tashihu Vakti Ezani’l-Fecr” adlı bir kitap yazmıştır ve Yasir el-Burhami’nin takririyle yayınlanmıştır. Bundan evvel Şeyh el-Albani “Silsiletu’l-Ehadisi’s-Sahiha” adlı eserinin birden fazla yerinde mevzudan bahseder ve Ürdün’de sabah namazı için ezanın vaktinden takriben yarım saat önce okunduğunu söyler. Ve Şeyh Salih el-Müneccid’e mevzu hakkında sorulduğunda Suudi Arabistan, Şam, Mısır ve Sudan’dan gelen bazı âlimlerden oluşan bir heyetin sabah namazın vaktini araştırdığını ve takvimlerde gösterilen vaktin yanlış olduğu neticesine vardıklarını söyler ve takvimlerinde sabah namazı için gösterilen vaktin yanlış olduğu anlaşılan her beldenin müslümanlarına sabah namazlarını ezandan sonra 25 ile 30 dakika geciktirmeleri vacip olduğunu söyler. Son olarak da Suudi Arabistan “Heyetu Kibaru’l-Ulema” üyesi Şeyh Sad bin Turki el-Haslen de mevzunun açığa çıkması için ilmi bir heyetin oluşturulduğu ve bu heyetin Ummu’l-Kura’nın tayin ettiği sabah namazı vaktinin takriben 20 dakika vakit öncesi olduğunu ve bu hatanın düzeltilmesi için resmi adımların atılacağını kararlaştırdığını ve hata düzeltilinceye kadar herkesin sabah namazlarını ezandan 30 dakika sonra kılmalarının vacip olduğunu yayınladığı bir ses kaydında söyler.

Maalesef Türkiye’de bu hak meseleyi batıl ehlinden biri olan Abdulaziz Bayındır’dan başkası gündem etmiyor. Onun gibi birisi bu mevzuyu gündem etmesi meseleyi zatında batıl kılmaz. Bilakis Türkiye’de halk arasında yaygın olan takvimlerde sabah namazı vaktinin vakit öncesi, yani ikinci fecirden evvel gösterildiği hem müşahedeyle ve hem de Diyanet İşleri Başkanlığı resmi açıklamasıyla sabittir. Bu açıklamaya göre Diyanet İşleri ikinci fecri, yani sabah namazı vaktini -18 dereceyle hesaplamaktadır. Bu rakam eskiden beri felekçilerin astronomik tanın başlangıcı olarak esas aldıkları bir ölçüdür. Lakin bu hesaplamanın ikinci fecirden çok evvelinde olduğunu hem muasır felekçiler ve hem değişik bölgelerde yaşayan âlimler ispat etmişlerdir. Bu hususta daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Abdulmelik bin Ali el-Kuleyb’in “Tashihu Vakti Ezani’l-Fecr” adlı kitabına veya Muhammed bin Salih en-Necdi’nin “El-Bişru bi Tashihi Vakti Salateyi’l-İşai ve’l-Fecr” adlı kitabına başvurabilirler.

Akşam vaktine gelince hazırladığımız takvimde verilen vaktin yaygın kullanılan takvimlerden takriben 10 dakika önce girdiği görülecektir. Bunun sebebi diğer takvimlerin akşam vaktine 8 ile 10 dakika arası bir ilave yapmalarıdır. Bu ilaveye temkin müddeti derler.

Takvimlerde verilen namaz vakitlerinde ihtiyatlı davranmak elbette doğrudur. Zira hesaba dayanıyor. Ve birçok etken hesabın tam isabetli olmamasına sebep olabilir. Farklı bölgelerin değişik coğrafi yapıları veya farklı meteorolojik şartların sebebiyle güneş ışınlarının farklı kırılmaları veya yerleşim yerlerinin yüzeyde yayılım alanları namaz vaktinin tam olarak hesaplanmasına mani olabilir. Mesela takvimde İstanbul için bir namaz vakti verilmiştir. Ama Büyükçekmece de İstanbul’un ilçesi Tuzla da İstanbul’un ilçesidir. Büyükçekmece ile Tuzla arasında takriben 90 km, arabayla bir saatten fazla yol mesafesi vardır. İki meridyen arası yol mesafesi 111 km ve zaman mesafesi 4 dakika olduğuna göre Büyükçekmece ile Tuzla arasında 3 dakikadan fazla bir zaman farkı vardır. Yani Tuzla’da vakit Büyükçekmece’ye nazaran takriben 3 dakika erken girmektedir.

Bu ve başka etkenler takvimde verilen vakitlerin tam doğru olmamasına sebep oluyor. Bunun için takvimlerde verilen vakitleri dakikasına doğru ölçüler olarak değil takribi ölçüler olarak bakmak gerekir. Yani takvimde verilen zaman +- dakikalarla vaktin girmiş olmasını gösterir.

Bu manada temkinli davranmakta elbette bir beis yoktur, hatta gereklidir. Lakin sabit bir zamanı belirlemek ve hesaplanılmış zamana ilave etmek ve bunu ibadetin sıhhati için şart olan vakit olarak ilzam etmek bu Rasûlallah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den, sahabeden ve onlara tabi olan imamlardan sonra ihdas edilmiş bir bidattir. Bundan ötürü güneşin batmasıyla giren akşam vaktine temkin müddetini ilave etmedik. Biz her sene Ramazan ayında bu aşırılığa şahid oluyoruz. Her sene muhakkak bir yerde bir müezzinin akşam ezanını takvimde belirlenen vakitten 5-6 dakika önce okuduğunu haberlerde duyarız. Bunun için o ezan ile orucunu açmış olanlara oruçlarını kaza ettirirler, hâlbuki ihlal edilen asıl akşam vakti değil, ilave ettikleri 8 ile 10 dakika arası değişen temkin vaktidir. Ama temkin vaktini vakitten saydıkları için insanları Allah (celle ve âlâ)’nın ilzam etmediği bir şeyle ilzam ediyorlar.

Yatsı vaktine gelince, bizim takvime bakan yatsı vaktinin Türkiye’de kullanılan diğer takvimlerden takriben 30 dakika evvel girdiğini görecektir. Bunun sebebi şudur:

Türkiye de kullanılan takvimler yatsı vaktini -17 dereceden hesaplıyorlar. Hâlbuki yatsı vakti, başlangıç vaktine dair muteber ihtilafa göre ya -12 derecede veya -14,5 derecede girmektedir.

İki rakamın varlığı yatsının giriş vakti hakkında varit olan ihtilafa dayanmaktadır. Ulemanın icmasıyla yatsı vakti güneş battıktan sonra şafağın kaybolmasıyla başlar. Ancak şafağın tanımında ihtilaf etmişlerdir. İbni Ömer, ibni Abbas, Ebu Hureyre (radıyallahu anhum) ve eş-Şafii, ibni Ebu Leyla, es-Sevri ve Ebu Hanife’nın talebeleri Ebu Yusuf ve Muhammed (rahimehumullah) şafak kızıllıktır demişlerdir. Ama Ebu Hanife, el-Evzai ve el-Muzeni (rahimahumullah) şafak kızıllıktan sonra çıkan beyazlıktır demişlerdir. Buna göre cumhurun görüşünde yatsı vakti güneş battıktan sonra kızıllığın kaybolmasıyla giriyor ve ikincilerin görüşüne göre kızıllıktan sonra çıkan beyazlığın kaybolmasıyla giriyor. Sahih sünnetin ve sahabe sözlerin şahitlik ettiği cumhurun görüşüdür. Dolayısıyla racih olan muhakkak birinci görüştür.

Bu ihtilafın astronomik hesaba yansıması da şöyle oluyor: Güneş batışından sonra var olan kızıllık ufuk altı 12 derecede kayboluyor ve beyazlık ufuk altı 14,5 derecede kayboluyor. Bu durumda cumhurun görüşünü alanlar yatsı vaktini -12 dereceye göre hesaplayacaklar, ikinci görüşü alanlar -14,5 dereceye göre hesaplayacaklar. Ama -17 derece her halde çok fazla geç ve yanlış olan bir zamandır.

Güneş batımıyla güneş doğuşu mukayese edildiğinde aynı devrelerden geçtikleri anlaşılıyor. Güneş battıktan sonra çıkan beyaz şafak ikinci fecre benzer. Beyaz şafağın kaybolmasından sonra çıkan aydınlıkta ikinci fecir öncesi birinci fecre “yalancı fecre” benzer. Bu beyaz şafağın ikinci fecrin derecesinde doğduğunu gösterir ki, ikinci fecrin doğuşu yukarıda geçtiği gibi -14,5 derecededir. Güneş batımından sonra kızıllık beyazlıktan evvel olduğuna göre -14,5 dereceden evvel ortaya çıkması lazım. Ebu Muhammed el-Marakeşi “İdahu’l-Kavli’l-Hakki fi Mikdari İnhitati’ş-Şemsi ve Vaktu Tului’l-Fecri ve Ğurubu’ş-Şafak” adlı kitabında “Kızıllık beyazlıktan iki derece miktarı sonra çıkar. Kabul edilen ve doğru olan budur” der. Yani fecrin beyazlığı ile kızıllık arasında 2 derece fark vardır. Doğma ve batma aynı devrelerden geçtiğine göre güneş batımı sonrası kızıllık ile beyazlık arasında 2 derece farkı vardır. Beyazlık -14,5 derecede çıktığına göre kızıllıkta -12,5 derecede çıkmalı. Bunun için Pakistanlı âlim Reşit Ahmed Sahip “Beyaz şafak ufuk altı 15 derecede kaybolurken kızıl şafak ufuk altı 12 derecede kaybolur” der.

Birçok muasır âlim ve felekçilerin ispat ettiklerini takriben 970 sene önce ümmetin büyük âlimlerinden biri olan Ebu Muhammed ibni Hazm (rahimehullah) da söylemiştir. “Muhalla”sında şöyle der: “Sabah namazın vakti aynı akşam namazının vakti gibidir. Her zaman ve her yerde. Çünkü ikinci fecrin doğuşu ve güneşin doğuşu arasındaki zaman ile güneşin batışı ve kızıl şafağın batışı arasındaki zaman aynıdır. Her zaman ve her yerde. (Bu zaman) yazın genişler ve kışın daralır.”

Takvimimizden bunun sağlamasını yapalım: Mesela bugün 1436 Muharrem’in beşi, İstanbul için İmsak vakti 5:25 ve Güneş vakti 6:31 veriyor. İmsak ile Güneş arasındaki zaman 1 saat 6 dakika oluyor. Akşam 17:04 ve Yatsı 18:15 de. Akşam ile Yatsı arasındaki zaman 1 saat 11 dakika. Görüldüğü gibi ibni Hazm (rahimehullah)’ın dediği gibi ikinci fecrin doğmasıyla güneşin doğması arasındaki zaman arası güneşin batmasıyla kızıl şafağın batması arasındaki zaman arası aynıdır. Allah’a hamd olsun.

Son olarak mevzunun hakikaten mühim ve tehlikeli bir mevzu olduğunu ve Müslümanların ibadetleri hususunda Allah’tan korkmaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Nitekim burada bahsettiğimiz namaz ve oruç gibi İslam’ın rükünlerinden ikisi olan büyük ibadetlerdir. Belki Akşam ve Yatsı vaktindeki hataların çok büyük bir zarar vermediğini söyleyebiliriz ancak takvimlerde İmsak olarak gösterilen Sabah vaktine her Müslüman dikkat etmesi gerekir. Çünkü gerçek vaktinden takriben yarım saat önce gösterilmektedir. Bu hususta Müslümanları uyarmak her Müslümanın üzerine vaciptir.

Bu basit risaleyle dile getirmeye çalıştığım bu önemli mevzunun ulema arasında maruf olduğunu ve bu hususta Müslümanları ikaz ettiklerini göstermek için bazı tanınmış âlimlerin isimlerini ve bazı söylediklerini aktararak bitirmek istiyorum.

Muhammed Reşid Rıza tefsirinde şöyle der: “Vakit girmeden 20 dakika önce oruç tutmak için yeme içmeyi terk etmeleri ihtiyatta aşırı gitmektir… Akşam vaktine gelince en azından 5 dakika ekliyorlar… Bu bir nevi Allah’ın hudutlarına karşı gelmektir.”

Takiyuddin el-Hilali (rahimehullah) şöyle der: “Daha fazla araştırmaya muhtaç duymayacak surette bana belli oldu ki Sabah ezanı için belirlenen vakit şeri vakte mutabık değildir. Çünkü müezzin sabah ezanını şeriata göre fecir ortaya çıkmadan evvel okumaktadır.”

Nasiruddin el-Albani şöyle der: “Müslümanların ibadetlerini düzeltmeye gayretli olan bazı kişilerin dedikleri gibi bazı Arap ülkelerinde sabah ezanının 20 ile 30 dakika erken okunduğunu, hatta birinci fecirden evvel okunduğunu ben kendim defalarca Hemelan dağındaki evimden gördüm. Ve birçok defa ikinci fecir çıkarken mescitlerde sabah namazı için ikamet getirildiğini duydum. Bu durumda ezanı vakitten takriben yarım saat evvel okumuş oluyorlar ve sabah namazın sünnetini de vaktinden evvel kılmış oluyorlar. Ve belki Ramazan ayında farzını kılmakta da acele ediyorlar (ve böylece farzını da vakitten evvel kılıyorlar). Böylece insanları erkenden sahur yemeğinden men ederek durumlarını zorlaştırıyorlar ve sabah namazlarını da batıl olmaya götürüyorlar. Bunun sebebi şeri vakitlere göre değil de astronomik hesaplara dayanan vakitlere göre amel etmeleridir.”

Şeyh Abdurrahman el-Feryan (rahimehullah) şöyle der: “Şeyhimiz Muhammed bin İbrahim (rahimehullah) takvimde belirtilmiş vakitten takriben 40 dakika sonra Sabah namazına dururdu.” ( O zaman Necid diyarında kullanılan takvim ikinci fecri -19 dereceye göre hesaplayan Ummu’l-Kura takvimiydi.)

Şeyh Muhammed ibni Useymin (rahimehullah) şöyle der: “Sabah namazına gelince, insanların sabah vakti olarak bildikleri vakit doğru değildir. Vakitten en azından 5 dakika erkendir. Hatta bazı kardeşler açık havaya çıkıp insanların elinde (takvimlerde) bulunan vakit ile fecrin doğması arasında takriben çeyrek saat fark olduğunu gördüler. Durum gerçekten çok önemli ve tehlikelidir. Bunun için insan sabah namazını kılmakta acele etmemeli, bilakis vaktin girmiş olduğuna kanaat getirinceye kadar 15 ile 20 dakika arası geciktirmesi lazım gelir.”

Ve son olarak Suudi Arabistan’da “Kral Abdulaziz Bilim Ve Teknoloji Şehri” bünyesindeki astronomi bölümü bu mevzuda bir araştırma yapmıştır. Araştırma Suudi Arabistan baş müftüsü Abdulaziz alu’ş-Şeyh’in ve din işleri bakanlığının tevcihi üzere yapılmıştır. Araştırmaya ilim adamları ve bilim adamları iştirak etmiştir. Araştırma sonuçlarının arasında şunlar geçmektedir:

- İkinci fecir (şeri fecir) ufuk altı 14,6 derecede tayin edilir. Bu astronomik ölçüde 0,3 derece oynama mümkündür.

- İkinci fecrin tayininde doğruya en yakın takvim ikinci fecri -15 dereceden belirleyen Kuzey Amerika İslam Birliği (İSNA) takvimidir.

- Ummu’l-Kura takvimini hazırlayanın şeri ilmi yoktur ve birinci fecir (yalancı fecir) ile ikinci fecri (doğru fecri) ayıramıyor.

- Ummu’l-Kura takvimini hazırlayan fecir vaktini önce -18 dereceden ve on sene sonra ihtiyaten bir derece ekleyerek -19 dereceden hesaplamıştır.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.
 

Abdullah el Hanbeli

İyi Bilinen Üye
Üye
Zamanında bu fecri sadık ve fecri kazib meselesini çok araştırmıştım, bu yazıyı da daha önce okumuştum, ben de namazımı -14.5° göre kılıyorum ama sahuru da diyanetin imsak vaktinden yaklaşık 10-15 dakika önce sonlandırmış oluyorum. Günümüzde fecri sadık vakti -20 ile -18 olarak belirlenmiş, bu vakitlerde fecri sadık'ın şartlar uygun olduğunda gözle görülebileceğini iddia edenler var, ne kadar doğru bilmiyorum ama neredeyse tüm dünya -18°'yi fecri sadık için esas alıyor hatta Osmanlı diyanetin vaktinden önce imsakı belirlemiş, -19° esas kabul etmiş (diyanetin vaktinden yaklaşık 5-10 dakika önce). Diyanet batı astronomların verilerini esas alıp imsakı geciktirmesinden ötürü bazıları tarafından eleştirilir. Bence oruç günlerinde erkenden sahuru yapın, namazı da diyanetin vaktinden 30 dakika sonra kılın, hem orucunuzun hem de namazınızın kabul olduğuna emin olun.

Kızıllığın başladığı/kaybolduğu vakit -15° ile -17.5° arasında diye iddia edilir,

beyazlığın başladığı/kaybolduğu vakit de -18° ile -20° arasında diye iddia edilir.
 
Üst Alt