Hurilerin Aşıkları

Soldier of Allah

Yeni Üye
İslam-TR Üyesi
Hûrilerin Âşıkları

Güneş batıyor, bazı kitapların sonu da hep bu vakte rastlıyor…


-Amacıma odaklanmış yayınevinde hızlıca kestirdiğim rafa doğru ilerliyordum. O lâhza gözlerim şöyle bir alakasız rafa –son beş ayda çıkan kitaplar- doğru kaydı. Şimşekler çaktı, kalbim kasıldı; bir kitabın kapağında Abdullah Azzam’la karşılaşmıştık. Onu gördüğü vakit bir haller olmaz mı zaten malum sevdanın vurgunlarına? Elime aldım kitabı, sıcak sıcak gülümsedim. Ve Hurilerin Âşıklarının aşkına talip oldum. Abdullah Azzam’a ve dostlarına bin selam olsun! Bu kitabı okuyup da yaş dökmeyen gözün mazereti yoktur!-

Şehid Abdullah Azzam… O Allah için kendisini adamış, ümmete sayısız hizmetlerde bulunmuş âlim zaat, nasıl da kitaba esir ediyor bizleri! O nasıl üslub-u âli! O nasıl hissiyat! O nasıl samimi tevâzu! Allah yazdıklarının her harfine karşılık kat be kat ecir versin.

Afganistan’da Kızıl Orduya karşı savaşmış yüz otuz küsur şehidin öyküsü. Yalnızca Allah’tan korkan Afgan dağlarının heybetli kahramanlarının öyküsü… Allah’a canlarına karşılık şehadeti pazarlayan aslanların öyküsü… Hani çektikleri sıkıntıları, ıstırapları hurilere mihir olarak verenler, ruhlarını hurilere armağan edenler var ya, onların öyküsü... Davasını silahında hissedenlerin öyküsü… Anasını, babasını, hocasını, hanımını, çocuklarını, arkadaşlarını geride bırakanların öyküsü… Geride bıraktıkları insanların kalbine hüzün ekenlerin öyküsü… Şehadet tutkunlarının öyküsü… Henüz küçük bir çocukken İslam’ın derdini dert edenlerin öyküsü… Dünya nimetleri içerisinde hevesperestlerden olmuşken, gaflet uykusuna dalmış gidiyorken Allah’ın hidayeti ile müjdelenip şehadete sevdalananların öyküsü…

Sayfalar çok derin, keskin misk kokuyorlar. Her sayfa çevriminde bir tokat sağ yanağa, bir tokat sol yanağa, bir kurşun kalbe, bir bomba beynimize isabet ediyor. Sayfalar âdeta sorguya çekiyor, bizi hesaba çağırıyor, vicdan pusu kurmuş her defasında tuzağa düşürüyor. Bir şehidin kalbine isabet eden kurşun, sızlatıyor içimizi. Birkaç sayfa sancıyor. Tam ağrısı dinecek derken, bir şarapnel parçası kopartıyor elimizi, kolumuzu, bacağımızı… Sayfalar ilerledikçe kaç kez şehid oluyor insan! Kaç kez öylece yığılıp kalıyor kelimelerin üstüne. Sorgu her satırla devam ediyor, başta esir ediyor deyişimiz bundanmış demek. Sanki bu basit hamur kâğıdı demirden parmaklıklar oluveriyor. Her paragrafın sonunda dalıp giden gözler, “uzaklara vekâleten ruhları gönderiyor”… Yaprakları çevirmek mi? parmak hayâ ediyor. Boğaz yutkunmakta zorlanıyor. Kalp vicdan taşısa asla atmayacak durumda! Mücahidlerin hayatları bir bomba gibi düşüyor o âna. Patlatıyor imitasyon yaşantıları… Harap ediyor, herc-ü merc ediyor, yıkıyor, yıkmak için tekrar kuruyor… Yapraklar çevriliyor hızla. Yapraklar, lahana yaprakları... Ağlayan gözlerin eseridir dalga dalga sayfalar. Her sayfanın sonunda bir iç murakabe çevirmeleri… Nöbet tutuyor akıl paragraf sonlarında.

Söyle bakalım, sen hele bir de bakalım, hangisinin yolundasın? Hizbullah mısın? Hizbuşşeytan mısın? Arkadaşım nesin sen? Muamma mısın? Anlat bakalım! Onlar Müslümansa sen hangi dinin kafasındasın? Sen hangi dinin hassasiyetini yaşıyorsun? İtiraf et! Sen neyin samimiyetinden bahsediyorsun?

Sorular ve sorgulamalar böyle hırpalayadururken, insan, gayri ihtiyarî derin bir tefekkür âlemine göçüyor. Eksen değişiyor. Boyutlarda çetin cepheler kuruluyor. Mücahidler, Kur’an kelâmı dillerinde hazırlık yapıyorken silahlar, toplar, roketler beynimizde patlıyor. Bu seçkin kullar durmadan savaşıyor! İslam’ın kurtuluşu için! Müslümanların alnındaki kara lekeyi silmek, zillete düşmüş ümmeti Allah’ın eliyle izzete çıkarmak için. Allah subhanehu ve teala kendisini düşmana hatırlatmak istediğinde bu muhlis kullarını seçiyor. İşte bu seçkin ve faziletli kimseler vasıtasıyla korku salıyor kâfirlerin kalplerine. Kâfirler korkuyor. “Allah-u Ekber” nidaları nasıl da ürkütür onları…

Aslında en çok korkması gereken bu ümmetin asimile krizine girmiş “Müslüman”larıdır. Ümmetin doktorları korksun meselâ; Ebu salim, Muhammed Ebu Hatim gibi Afganistan’ın kısır topraklarında imkânsızlık deryasında kendisini can ve mal ile hizmete adamış bu sahici doktorlar, kıyamet gününde ümmetin doktorlarından şikâyetçi olacaklarını söylüyor haykıra haykıra. “Biz Afganistan’da doktor kıtlığı çekerken, kafir doktorlar burada insanlığa hizmet ederken, bu ümmetin Müslüman doktorları hangi işle meşguldüler de, onlar bu kardeşlerini ihmâl ettiler” diye davacı olacaklarının haberini veriyorlar. Korkunç. Evet, bu aleni bir tehdittir. Allah’ın hesap gününde hesaba çekmeyeceği, cemali ile ödüllendireceği, peygamberlerle, sıddıklarla, salih kimselerle aynı zümrede isimlerinin anılacağı kimselerin tehdididir bu!

Televizyon, bilgisayar, playstation başında saatlerini acımasızca baltalayanlar düşünsün meselâ, sınırda havanların yanı başında Allah için nöbet tutarken zamanı unutan murabitleri!

Avm-perestler çok geç olmadan kulluk yaptıkları kapitalizm ilahından kurtulsunlar meselâ, taptıkları eşyaları o adaletli günde boğazlarına dolamadan o mustazaf çocuklar! -40 derecede üzerlerine örtecek bir örtü bulamayan mücahidlerin hallerini anlasınlar, kahramanların donmuş parmakları, tırnakları koparken bunca sıkıntıyı neden çektiklerini sorgulasın bu insanlar! 80 derece sıcaklıkta mücahidler kavrulurken susuzluktan, hala coca-cola içmekten zevk alan küreselleşmiş Müslümanlar vicdanlarına sorsunlar amellerini! –daha mucahidlerin tatbikat video görüntülerini izlemeye bile dayanamayan kimselerin bu şekilde empati kurmasını beklemenin elbette ütopik bir istek olduğu izahtan varestedir - Dünya yiyeceklerini ağızlarının kenarından zevk salyalarıyla akıtan açgözlüler idrak etsin meselâ… Bir avuç kuru ekmek ve bir bardak acı çayla doymak nedir bilsinler! Acı çay, tomurcuksuz, bergamotsuz… Hani bizim –hâşâ- kutsal suyumuz. Çaya o denli itibarı verenler, hani çaysız bir hayat düşleyemeyenler, o halde onlar şimdi anlamalılar bu kahramanların hallerini (?) Kendilerini kahvehane köşelerinde marjinal olarak addedenler bilsinler ki, onların hayatları alışıla gelmişlikten başka bir şey değildir. Asıl hakiki ve sıra dışı hayatı, mücahidler yaşamaktadır!

Diploma tasasına düşenler kavrasınlar meselâ, hurilerin âşıkları üstün başarıyla elde ettikleri bu diplomaları, belgelerin en büyüğü şehadet ile takas ettiler. “Çünkü onlar, dünyayı üç talakta boşadılar. “

Bu hayatlara şahid oldukça, ürperir Müslüman olan! Nasıl ürpermesin bu aciz cesetler? Nasıl korkmasın bu aklı evvel beyinler? Nasıl hüzne gark olmasın bu kalp?

Allah içimizden onları üstün kıldı, hakîki kıldı, şahid kıldı:

Gevşemeyin. Üzülmeyin. İman etmişseniz üstün olan sizlersiniz. Eğer siz (Uhud’da) bir yara almışsanız, size düşman olan o toplulukta (Bedir’de) yara almıştır. Böylece biz Allah’ın gerçek mü’minleri ortaya çıkarması ve içinizden şahidler edinmesi için bu günleri bazen lehe bazen aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah zulmedenleri sevmez. Birde Allah böyle iman edenleri günahlarından arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister. Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? … Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz ve kim ahiret nimetlerini isterse ona ondan veririz. [Ali-imran:139,145]

Dünya’nın aleyhimize olmaması için elektrik şoku etkisinde bir ikaz (!) – ne vakit elektrik şoku dense içimiz burkulur, esirlerimiz bir an evvel hürriyetine kavuşsun için duada ısrar ederiz- Tam karamsarlık denizine kocaman bir yelkenli açacakken, bu ayetler bir yıldız gibi aydınlatıyor umutlarımızı, ışıl ışıl parlıyor ümitlerimiz. Dualar şiddetle yükseliyor arşın katlarında…
-“Biz ahiret nimetlerini istiyoruz. Bizi de şehidler kervanına kat Allah’ım!”
Israrla devam ediyor dualar, ısrarcı duaların sonu istikametini bulsun diye daha çok, daha çok dua ediyoruz her şehidin ardından! O şehidler ki, cihad etmeye karar verdikleri anda kıldılar dünya ve içindekilerin cenaze namazını. Onlar, zor şartlar altında secdelerini başka alemlerde yaptılar, çileleri onlara hikmet olarak dönüyor-du.

Secde ederken, korna sesleri duymak, geveze insanlar korosunun gürültüsünde kaybolmak, sahte sıkıntılarla meşgul olmak ne kadar da acı! Yığınla para verdiğimiz bu ses geçirmez camlar da işe yaramıyor ki artık. İç sesimiz rahat vermiyor. Kâfirler Müslüman kadınların ırzlarına geçerken, ölüm meleği savaş meydanlarında çocukların kalbine usulca dokunurken, mecusi havanlar ateş kusarken İslam beldelerine, otlaklardaki hayvanat dinamitlerin denekleri olurken… Cümlelerin ögeleri eksiliyor ümmetin acı gerçekleri arttıkça. Aynaya bakmadan yaşanamayan her gün, kibrin iğrenç ahengiyle bedenlerde dans ettiği her geçen gün, biraz daha batıyor doğması beklenen Güneş. Batıyor, enaniyet cumhuriyetlerinde. Bu mücahidlerin, bu izzet sahibi şehidlerin yanında bazı kimseler amip bile olamaz!


Bu sayfalar ibretlik, ibret-i âlemlik... Issız tavırlarının ardına coşkun Allah aşkını saklayanlara selam olsun! Okudukça görüyoruz ki, Şehidler hep aynı hilkat üzere yaratılmış. Onlar boş konuşmuyorlar, geveze çeneler utansın! Daima zikrullah ile meşgul oluyorlar, Kur’an okumasını bilmeyenler-bildiği halde ona küskün olanlar utansın! Ceplerinden Mushaf’ı eksik etmiyorlar, cebinde yığınla para biriktirenler utansın! Hasretle namazların yollarını gözlüyorlar, son dakika golü atanlar utansın! Geceleri Allah için döktükleri ılık gözyaşları ile solmuş çiçekleri suluyorlar, sıcak evlerinde sıcak döşeklerinde gafletin uykusunda her gün her gün ölenler utansın! Kahramanlar daha nice güzel amelleri zor şartlar altında başarıyor, disiplinli bir şekilde hayatlarını kaliteleştiriyorlar. Bizlerin imkânda sınırlarımız yokken hala hatada ısrar etmemiz ne kadar ahmakça! Yazıklar olsun bize, vaveyla olsun! Biz ümmetin zillete düşmüş fanileri, izzetin peşinde koşacağımıza ısrarla dünyalığın derdinde bataklıkta batmak için çırpınıyoruz!

Afganistan’ın o kurak topraklarını kanları ile yeşerten hurilerin âşıklarına Selam olsun! Onlar toprakları kanlarıyla besliyorlar, o kızıl bereketli yağmurlarla. Toprak sevgilisine kavuşuyor. Sıcak ve mütebessim cesetler… Kimi zaman bir tanktan çıkan topun paramparça etmesiyle, vahşi hayvanların midelerinde olan cesetler. Misk saçıyorlar. Rüzgâr her yana serpiştiriyor şehadetin kokusunu, rayihalarla nasiplendiriyor bekleyen âşıkları. Misk-i amber membaı olan ceylanlar, nasıl da kıskanırlar bu kokuyu…



Bunca maharet sayfalar da değil elbet, sayfaların sahibinde. Bir şehid, Şeyh hakkında şöyle diyor: “Abdullah Azzam bize cennetin yolunu gösteriyor.” Abdullah Azzam hakikaten Allah’ın izni ile bunu yaptı, ve yapmaya devam ediyor, edecektir. Bu kitabı okuyan kişi gerçekten nefsini sorgu krizine sokacaktır! Şeksiz şüphesiz her şehid okuyanın hayatında bir yön belirleyecektir. Şeyh Azzam müjdeliyor;

“Nice ölü kalpler vardır ki şehdilerin ilginç hayatlarını dinlemek suretiyle dirilmiştir. Nice yolunu kaybetmiş kimseler şehidlerin hayatını okuduktan sonra doğru yolu bulmuştur. Nice fasık ve günahkârlar şehidlerin hayatından etkilenip, Rabbine dönmüştür.”

Bu yazının amacı da Allah’ın bizleri şehadet kervanına katması umudu ve kervandaki şehidlerimizle haşreylemesi arzusudur. Dünyadaki bu keşmekeşin, kaosun içinde oraya buraya savrulan nesli tefekküre sevketme iştiyakıdır. Allah subhanehu ve teala, samimi olarak şehadeti dileyenlere şehadeti vereceğini müjdeliyor! Ben kulumun zannına göreyim buyuruyor, öyleyse Allah’a doğru şevk ile koşanlardan olmalı, bunun için korkunç çaba göstermeliyiz ki Şehadet ellerimizden tutsun!

Bu kitabı okuduktan sonra, öyle müthiş bir hayalin peşine düştük ki, öte diyarda yeşil kuşların kursaklarında cenneti izleyen, hurilerin ve gılmanların ikramda bulunmaktan hoşnut olduğu kimselerle beraberiz… Bu hayalin muamma oluşu inceden acıtsa da ruhumuzu, daima ümidimiz tazedir…

“Allah’ım, günahlarımızı şehid olmamıza engel kılma.”

Allah, hepimizi affetsin! Öyle veya böyle, bir şekilde şehadeti nasip etsin! Allah, bizleri dinine yardım edenlere maddî-manevî yardım etmekle mükâfatlandırsın! Afganistan’ın ve İslam uğrunda canlar satılan kulli toprakların şehidlerine selam olsun!



-Şehidlerin hayatlarını şehadetlerini layıkıyla aktaramama kaygısı ve korkusundan mütevellit alıntılama yapma kuvvetine eremedim. Ne kadar yazsak, ne kadar söz söylesek kafi gelmez. -

Şehid Ebu Amr El mekki’nin kaleminden,

“Değerli kardeşim; Fırsat varken nefsine bakıp imanlı olup olmadığından emin ol. İslam sadece namazdan, oruçtan ve haccdan ibaret değildir. İman bir bütündür. Söz, iş, akide, pratikte yaşama, ihlâs ve cihad da islamdır, imandır.

Ey kardeşim! Afganistan’daki çatışmalar bu kadar uzak kalmanı ve tereddüt yaşamanı, daha fazla kaldırmaz. Allah’ın mücahid kullarına cennet nimetlerinden neler hazırladığını biliyor musun? Onlara peygamberlere, Salihlere komşu ve arkadaş olma şerefini verecektir. Rabbinizin size vadettiği cennete ihtiyacınız yok mu? Yoksa siz fani ve lanetlik dünya hayatından razı olup ahireti bıraktınız mı? Biliniz ki dünya ve içindekiler Allah’ın zikri ve salih ameller hariç lanetliktir.

Ey kardeşim! … Yarın kıyamet günü sana cihada ne gibi katkılarda bulunduğun sorulacaktır. Söyler misin bu soruya nasıl cevap vereceksin?... Kardeşim, Lütfen… Kendine acı, Rabbinin çağrısına kulak ver. Korkakların bahanesini at bir tarafa, silkin ve kendine gel. İyi düşün yarın veya öbür gün kesinlikle öleceksin!

Kardeşim! Lütfen bu yazımı inanan bir kalple oku. İmanını gözden geçir… Bil ki cennet zorluklarla, cehennem şehvetlerle kuşatılmıştır. Rabbim seni, La ilahe İllallah bayrağını yücelten mücahidlerden kılsın. Seni ahirette peygamberlere, sıddıklara, şehidlere ve salih kullarına arkadaş yapsın. Bunlar ne güzel arkadaştırlar.

Bu çağrım ve çığlığım seni sadece Allah için sevmemden kaynaklanmaktadır.” Abdullah Azzam.

 

Şu an bu konuyu görüntüleyenler (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt